BİR GÖKTÜRK SARAYI – VARAHŞA SARAYI DUVAR RESİMLERİ

BİR GÖKTÜRK SARAYI – VARAHŞA SARAYI DUVAR RESİMLERİ

Giriş

Varahşa, bugünkü Özbekistan’ın Buhara Şehrine bağlı bir arkeolojik yerleşim bölgesidir. 1937 yılında Rus arkeolog V. A. Şişkin tarafından arkeolojik kazıları yapılan Varahşa bölgesi Harita 1’de aynı arkeolog tarafından belirlenmiştir[1]. Varahşa Sarayı’nın bulunduğu bölge (Harita 2) Arap kaynaklarında Maveraünnehir olarak geçen Amuderya (Ceyhan) ve Sırderya (Seyhan) nehirleri arasında, Zerefşan Nehri’nin suladığı bereketli Zerefşan Vadisi’nde yer almaktadır. Zerefşan Vadisi; güneyinde yer alan Kaşkaderya Nehri ve Bakteria bölgesi, kuzey-batısında Aral Gölü’nün hemen altında Harezm bölgesi, doğusunda en eski Türk şehirlerinin bulunduğu Fergana bölgesi (Şaş, Ustruşana) ile çevrilmiştir. Semerkand ve Buhara gibi Batı Türkistan coğrafyası ve İpek Yolu’nun en önemli iki şehrinin bulunduğu Zerefşan Vadisi; batılı birçok kaynakta[2] “Sogdiana”, Gök-Türk Abidelerinde[3] “Sogdak, Kengeres” ili olarak geçmektedir. Zerefşan Nehri (Masaf[4]), suladığı ve taşıdığı çeşitli minerallerle Buhara’nın içinde olduğu vadiyi bereketli, yeşil ve cazip hale getirmiştir. Bu sebeple Zerefşan Vadisi’ne Türkistan’dan su ve bereketli topraklar için gelenler bölgenin etnik yapısını çok eski zamanlardan belirlemişlerdir.

Varahsa-001

Varahsa-002Varahşa Sarayı’nın duvar resimlerini incelemeden önce bölgenin tarihine kısaca değinmek resimleri daha iyi değerlendirmek açısından son derece önemlidir. Narşahi’nin Buhara Tarihi adlı kitabında anlattığı gibi Buhara’yı kuran ve 22 nesil boyunca yöneten Buharhudah ailesinin ataları, bu bölgeye Türkistan (Doğu Türkistan’dan yani vahayı çevreleyen bozkırlardan)’dan gelmiş ve Zerefşan Nehri’nin suladığı vadiye çeşitli otağlar ve şehirler kurarak yerleşmişlerdir[5]. Buhara’yı ilk imar eden bu ailenin menşei hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür[6]. Makalemizin konusu olan Varahşa Sarayı’nın bulunduğu Varahşa yerleşim bölgesinin kuruluşu, Buhara Şehrinin kuruluşun­dan daha eskidir[7] ve birçok kaynakta bu sarayın Buharhudah ailesinin mülkü olduğu yazmaktadır[8]. Bu ailenin atalarının menşei Z. V. Togan ve diğer birçok tarihçi[9]tarafından şu şekilde açıklanmaktadır. Çinlilerce Gök-Türklerin Du-Lu olarak adlandırılan zümresinin çekirdeğini oluşturan Comuk (Cömük, Çömük, Camuk) adlı Türk kabilesidir. Comuk kabilesi Harezm’den, Hindistan, Çin, Doğu Avrupa’ya özellikle Gök-Türk döneminde ticaret ağı kurarak yayılmış tüccar bir kavimdir. Hatta bu kavmin adı Ukrayna dilinde “dükkanlarını arabalarına yerleştirerek ticaret yapan zümre” anlamına gelen Çumak kelimesiyle hâlâ korunarak zikredilmektedir.[10] İslâm kaynaklarında adı geçen ve Taberî’nin de “onlar Türk boylarındandır” diye bahsettiği Camuklar, çoğu araştırmacıya göre Pei-shih ve Sui Shu gibi Çin yıllıklarında M.Ö. II. yüzyıldan itibaren zikredilen, VI. yüzyıl sonralarında Batı Türkistan’ın ve dolayısıyla Buhara Şehrinin halkını meydana getiren Tchao-wu (Cao-Wu, Çao-Wu) adlı kabile ile aynıdır. Chiu T’ang-shu Çin yıllığında II. Gök-Türk döneminde Kapgan Kagan’ın küçük oğlu Bökey Kağan’ın Sağ (batı) Şad oluşunu “Ayrıca oğlu P ’o-chü yü kagan yaptı; onun mevkii diğer iki şadın üstünde idi…onu Ch-mu-k’un ve diğer On Okların 40.000’den fazla olan süvarilerinin başına geçirdi ve ona “Uç Kagan” unvanını verdi…” olarak açıklamaktadır.[11] Bütün bu bilgilere dayanarak Buharhudah ailesinin Gök-Türk sülalesinden gelen Türk asıllı bir aile olduğu söylenebilir.

Akhunlar 375-557 yıllarında Buhara’ya hakim olmuşlardır. 545 yılında Çin tarafından Buhara’ya Gök-Türklere gönderilen Sogdlu elçi An Nopanto, Gök-Türklerin demirle olan ticaret ve yeteneklerini keşfederek Türklerin bu özelliklerini değerlendirmiş ve ilişkileri demir ile kenetlenmiştir. Bu devirde gelişen Türk-Sogd ilişkileri zaman zaman yer değiştiren siyasi ve ekonomik hâkimiyetleri ile İslâmiyet’e kadar devam etmiştir[12]. Bu ilişki (yapılan evliliklerle) kimi zaman o kadar iç içe geçmiştir ki Sogdlular idarî unvanları ve isimlerini dahi Türklerden almışlardır. Bu nedenden dolayı iki milletin farkını ayırt etmek bu coğrafyada zordur. Ancak duvar resimlerindeki semboller o dönem ki kağanın kim olduğunu bize anlatmakta ve Sogd mu Türk mü olduğunu kısmen ayırt etmemize imkân vermektedir. 564 yılında Kuzey Çin’deki Sogd bölgesinden Buhara’ya gelen Sogdlu elçi sadece Gök-Türklerle görüşmüştür. Bu bilgiden bahsedilen yıldan itibaren Maveraünnehir bölgesinde Akhunların hâkimiyetinin bittiği anlaşılmaktadır.[13]

Gök-Türk Devleti’nin, Türk ikili devlet yönetim şekline göre batı kanadını yöneten İstemi Kağan (552-576), 557 yılında Buhara’daki Akhunlar hâkimiyetine son verir. Sogdlularla ticaret sebebiyle yüzyıllardır tanışan ve İpek Yolu boyunca birçok bölgede birlikte yaşayan Türkler, VI-VIII. yüzyıllar arasında Türkistan’ı tamamen fethedip tam bir hâkimiyet kurmuşlardır. İstemi Kağan’ın Sogdlu Maniakh’ın tavsiyesiyle İpek Yolu güzergâhını İran topraklarından geçirmeden Hazar ve Kafkaslardan Bizans topraklarına ulaştırması; Buhara’nın ve tüm ticaret yolunun 300 yıl boyunca İran’a vergi vermeden özgürce ticaret yapmasını sağlamıştır.[14]

630 yıllarında, Budist bir rahip olan Hsüen-Tsang aracılığıyla Türk Kağanı Tong Yagbu’ya gönderilmek üzere kağana bağlı bir başka (Gaoçang) hükümdar tarafından yazılan mektupta, hükümdarın kendisinden “Kağan ’ın kölesi’ olarak bahsetmesi Türk Kağanlığı’nın Türkistan coğrafyasında nasıl bir hakimiyet sahibi olduğunu açıkça anlatmaktadır. Ayrıca VI-VIII. yüzyıllarda Batı Türkistan yöneticileri arasında pek çok Türk isim ve unvanı olması, Maveraünnehir bölgesindeki ve diğer (Şaş, Fergana, Toharistan) şehir devletlerinin yöneticilerinin Türk soyundan olduğunu göstermektedir.[15]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al