UYGURLAR

UYGURLAR

Türk Tarihinde Uygurlar

Orta Asya Türk tarihinin eski devrinde bozkır coğrafyasında bozkır kültürüyle kurulan üçüncü devlet Uygur Kağanlığı’dır. Uygurlar VIII. asrın ortasında Gök-Türklerden (Göktürk) sonra bağımsızlıklarını kazanıp kendi devletlerini kurdular. Bu kağanlık yaklaşık yüz yıl devam ettiken sonra Kırgızlar tarafından yıkılınca ikiye ayrılan Uygurların bir kısmı Kansu-Ordos bölgesine, diğer bir kısmı ise Beşbalık bölgesine geldiler. Takip eden asırlar içinde her iki grup da hayat tarzını değiştirerek yerleşik kültüre geçtiler. Maniheizm, Budizm ve İslam dinlerinin de etkisi buna katılınca eski Türklerin farklı bir yönleri ortaya çıktı. Neticede yerleşik hayat tarzı onlara günümüze kadar gelen eşsiz sanat eserleri meydana getirme fırsatı tanıdı. Dolayısıyla Uygurlar, Türk tarihinin çok farklı bir cephesini oluşturdular.

Uygur adı Çin kaynaklarında Huei-ho, Wei-ho, Huei-hu, Wei-wu-er gibi şekillerde transkribe edilmiştir. Uygur adına 974 yılında yazılan Chiou Wu Tai Shih adlı Çin kaynağında şahin gibi dolaşan hücum eden anlamı verilmektedir.[1] Yine uy (akraba, müttefik) ten geldiği ve On Uygur adının 10 müttefik manasında olduğu da bildirilmiştir.[2] Daha başka anlamlar da verilmiştir.

Uygurların kökenleri konusu kaynaklar tarafında aslında açıkça bildirilmesine rağmen günümüzde tam anlaşılamamıştır.[3] Bunun sebebi İslam öncesi devrede boylar ve onların tarihi gelişimlerinin bilinmemesidir. Orta Asya tarihinin bilinen devirlerinden özellikle X. asra kadar boy analizleri yapılamazsa diğer hanedanların tarihlerini de anlamak mümkün değildir.

Kökenlerinden Bağımsızlıklarına Kadar-Uygurlar

Diğer taraftan Uygurların meydana getirdiği zengin tarih onların, Çinli tarihçiler tarafından kökenlerinin eskide aranmasına sebep olmuştur. Aslında Hun, Gök-Türk, Juan-juan vb. büyük devletlerin hepsinin mazisinin derinlere bağlanmış olması Orta Asya tarihinde yaptıkları etkiden dolayı normal karşılanmalıdır.

Uygurların kökeni konusunda kilit konumunda olan Kao-ch’e (Kanglı) boylarıdır. Aslında boylarla ilgili yazımızda da belirttiğimiz gibi Kao-ch’elar tek bir boydan müteşekkil değildiler. Ancak, Töles konusundan da anlaşılacağı üzere içlerinde Uygur adının ilk transkripsiyonuna benzer bir boy isminin bulunması meseleyi aydınlatmaktadır. Ama Kao-ch’eların hepsi Uygur değildir. Sadece Yüan-ho adlı kabile Uygurların adının ilk şekli olarak görünmektedir. 605 yılından sonra aynı isim Wei- ho şekliyle yeniden Töles boylarının içinde yerini almıştır. Bu sırada Tola Irmağı’nın kuzeyinde bulunan Uygurlar, Bugu, Tongra, Bayırku, Fu-lo gibi diğer Töles boyları ile birlikte yaşıyorlardı ve adları geçen bu boylarla beraber bir erkin tarafından idare ediliyorlardı. Dolayısıyla 605 yılı dolaylarında onların küçük bir kabile olduğu sonucuna varıyoruz. Çünkü sayılarının on bin ve bunun yarısının asker olduğu vurgulanmıştır. Tola ırmağının kuzeyinde yaşayan Töles boylarının içlerinde gösterilmesi ve kökenlerinde açıkça bunun belirtilmesi konuyu netliğe kavuşturmaktadır. Zaten söz konusu Töles boyları Dokuz Oğuz kavramıyla Uygur kağanlığının ana unsurunu oluşturacaktır.[4]

627 yılını takiben Doğu Gök-Türk devleti hızla zayıflayınca Sir Tarduşlar, doğudaki Töles boylarının içindeki en kuvvetli boy olarak ön plana çıktı. Çin tarafından da tanınan Sir Tarduş birliği 646 yılına kadar Ötüken bölgesi ve Tola Irmağı civarına hakim oldu. Onlara bağlanan Uygurların unvanı Huo İlteber idi. Bu tarihte Sir Tarduşlar zayıflayıp askeri güçleri dağılınca, çok sayıda boy Çin’deki T’ang hanedanıyla ilişki kurup onlardan askeri unvanlar alırken, Uygurlar da boş durmamışlardı. Onlar da irtibata geçip Çin’den generallik unvanları aldılar. Zaten Uygurların adı, 627 yılında vergilerin artırılması üzerine Gök-Türklere isyan eden boylar arasında da geçmektedir. O zaman reisleri P’u-sa idi. Hatta üzerlerine gönderilen yüz bin kişilik Gök-Türk ordularını yenmeleri şöhretlerinin artmasına sebep olmuştu. Doğu Gök-Türk Kağanı İl (Hsie-li) onların üzerine yeğeni T’u- li’yi göndermiş, o da yenilmişti. Fakat, yine de 646 yılına kadar Uygurların adından söz edilmez. 646’da Sir Tarduşların mağlup edilmesi sırasında Uygurlar Çinlilere yardımcı olmuşlardı. Bu arada P’u-sa’nın yerine oğlu Tu-mi-tu Uygurların başındadır. 648 yılında Altay Dağlarında bağımsızlığını ilan eden Ch’e-pi Kağan liderliğindeki Gök-Türkleri de Çinliler, Karluk, Uygur ve Buguları kullanmak suretiyle mağlup etmişlerdi. Daha sonra Çin hakimiyetini tanımayan Batı Gök-Türk beylerinden A- shih-na Ho-lu’nun bozguna uğratılması için hazırlanan Çin ordusuna Uygurlardan yaklaşık elli bin kişilik bir ordu reisleri Po-jun liderliğinde katılmış, Taşkent’e kadar ilerlemişlerdi. Po-jun, 661-664 yılları arasında ölünce yerine, önce kızkardeşi Pi-li-tu geçti. 680 yılında ise Uygurların başında Tu-chie-chih adlı reis görülmektedir.[5]

717 yılında Uygur İlteberi ile Kargan’da savaşan Bilge Kağan onu mağlup edip doğuya kaçmasına sebep omuştur.[6] Bu bilgiler ışığında Uygurların 740’lı yıllara kadar fazla bir varlık gösteremediklerini anlıyoruz. Ancak, dahil oldukları Dokuz Oğuz birliği isyanlarda daima ön planda bulunmuştur.

Bağımsızlıklarının Kazanılması ve Devletlerinin Gelişmesi

742 yılına gelindiğinde Uygurların çok kuvvetli bir şekilde tarih sahnesinde belirdiğini müşahede ediyoruz. II. Gök-Türk Devleti, Bilge’nin ölümünden sonra hızla zayıfladığında Karluk, Basmıl ve Uygurlar ön plana çıktılar. Aslında onların iç karışıklığa düştüğü sırada Çin imparatoru devreye girmiş ve Sun Lao-nu adlı elçiyi Uygur, Karluk ve Basmıllara göndererek onları Gök-Türklere karşı tahrik etmişti. Neticede ayaklanan bu üç boy 742 yılında Gök-Türk Kağanı Kutlug’u öldürdüler. Basmılların reisi kağan seçilirken Uygurlar doğu (sol), Karluklar batı (sağ) kanat yabguluklarını aldılar ve hep beraber Çin’e elçi göndererek resmen tanındılar. Mağlup Gök-Türklerin arta kalanları kendi aralarında Ozmış’ı (Wu-su-mi-shih) kağan seçtilerse de yine Çinlilerin teşvikiyle adı geçen üç boy Ozmış’a saldırıp onu da öldürdü.

Uğradıkları felaketlerden yılmayan Gök-Türkler, en nihayet Ozmış’ın oğlu Pai-mei’i kağanlığa getirdilerse de (744 yılı) başarılı olamadılar.[7] 745 yılında bu kağan da Uygurlar tarafından öldürülerek ortadan kalktı. Böylece Gök-Türk Devleti tarihe karışırken Uygurlar, Orta Asya sahnesinde bağımsız devletleri ile yerlerini alıyorlardı. Zaten Uygurlar ile Basmılların arası açılmış, Karluklar da Uygurların tarafını tutunca Basmıllar yenilmişlerdi. Gök-Türk siyasi gücü de tamamen ortadan kalkınca Uygurlar bağımsızlıklarını ilan ettiler (745).[8]

Uygurların, Karluk ve Basmıllara göre daha kuvvetli olmasının sebebi hiç şüphesiz kalabalık Dokuz Oğuz boylarının kendi yanlarında yer almalarıdır. Bu Dokuz Oğuz kabilesi Bugu, Bayırku, Hun (Qun), Bayırku, Tongra, Sse-chie (İzgil), Ch’i-pi, A-pu-sse, Ku-lun-wu-ku, A-tielerdi (Ediz). Bunlara Uygurlar da katılınca On Uygur olarak anılmaya başladılar. Yani Uygur Devleti’nin başlangıçta halkını bu boylar meydana getirmişlerdir. Bu sebepten dolayı Uygurlar bazı İslam kaynaklarında Dokuz Oğuz olarak kaydedilmişlerdir.[9]

Uygurlar kendi içlerinde de dokuz uruga (küçük kabile) bölünmüşlerdi: Bunlar Yağlakar, Uturgar, Kürebir, Baga Sıgır, Ebirçeg (Abırçak), Hazar, Hu-wu-su, Yagmurgar ve Ayabire adlarını taşıyorlardı.[10]

Bağımsızlıklarını kazandıktan sonra Uygur Kağanlığı’nın ilk hükümdarı Kutlug Bilge Kül oldu. Yeni bir imparatorluk doğarken doğuda ve batıda Uygurların toprakları genişlemeye başlamıştı. İlk etapta Uygurlara bağlanan topraklar batıda Altay dağları ile doğuda Ssu-wei arasında uzanıyordu. Doğu Gök-Türk Devleti’nin eski topraklarını kaplamışlardı. Karluklar ise daha üst seviyede olan sol yabguluğu aldılar. Adı geçen Uygur Kağanı 747 yılına kadar yaşadı. Bu tarihte ölünce devleti her bakımdan geliştirecek olan oğlu Bayan Çor (Mo-yen Çor), tahta geçti.[11]

Bayan Çor Kağan’ın devri her bakımdan Uygur Devleti’nin geliştiği sağlam temellere oturduğu bir dönem sayılır. Çünkü sekiz yıllık süre içerisinde devlet her bakımdan büyümüş, etrafındaki boy ve devletlere üstünlüğünü kabul ettirdiği gibi teşkilatlanmasını tamamlamıştır. Öncelikle Hun ve Gök-Türk Dönemlerinde olduğu gibi Orta Asya’daki boyları kendine bağlamaya çalışmıştır. İlk zamanlarda Bayan Çor’un kağanlığı halkın bir kesimi tarafından tanınmak istenmemiş olmalıdır. Onlar Bayan Çor’un babası vaktinde yabgu ilan edilmiş olan, Tay Bilge Tutuk’u kağan ilan ettiler. Kıtanlar ve Tatarlar da onlara katılınca Bayan Çor için tehlike büyüdü. Bükekük civarında iki gün yapılan çarpışmalarda Kıtan ve Tatarları mağlup etmeyi başarınca kendi soyundan gelen bütün kabileler dönüp ona bağlandı. Beyleri ve diğer ileri gelenleri cezalandırıldı. Buna rağmen kağan geri dönünce halk yeniden ayaklanıp Kıtan ve Tatarlardan bir daha yardım istedi. Ancak, istedikleri yardım gecikince, Bayan Çor onları çok ağır bir bozguna uğrattığı gibi sürülerini ve kadınlarını alıp döndü. Arkasından Selenga’nın kuzeybatısında Kıtan ve Tatarları ağır bir bozguna uğrattı. Kaçmaya çalışan Kıtanlar kendiliğinden teslim olurken, Tatarlar Keyra kaynağında ve Üç Birkü suyunda sıkıştırılıp, askerlerinin yarısı öldürüldükten sonra teslim alındılar. Diğer isyancılar Tuzlu Altır Gölü civarında mağlup edildikten sonra devletin doğu tarafındaki huzursuzluklar sona erdi (750’den önce).

750 sonbaharında Kem boyunda yaşayan Çikler itaat altına alındı. Aynı yılın ilk baharında Uygurlar kuzey batı Mançurya’daki Tatarları mağlup etti. 751’de bir kez daha Çikler yenildiği gibi Kırgızlar da baskına uğratıldı. Bu seferleri yapan Bayan Çor’un bir kumandanı idi. Kendisi aynı sıralarda Bolçu (Urangu) nehri üzerinde Karlukları yendi. 752 yılında çatışmalarda ise Basmıllar, Türgişler, Karluklar mağlup edildiler. Şine Usu Yazıt’ından anlaşıldığına göre Bayan Çor kağan’ın iç savaşları en azından 755 yılına kadar devam etmiştir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ