UYGUR KÜLTÜRÜNDE TUFAN’IN KUŞLARI: KIRLANGIÇ VE GÜVERCİN

UYGUR KÜLTÜRÜNDE TUFAN’IN KUŞLARI: KIRLANGIÇ VE GÜVERCİN

İnsanoğlu, doğayı ve evreni anlamlandırma aşamasında iken hangi bitkinin veya hayvanın yararlı-zararlı olduğunu deneme-yanılma yöntemiyle bilgi dağarcığına eklemiştir. Daha sonraları kendisinin güçsüz olduğunu düşünüp yaşamını gerek korkudan gerekse hayatın zorluklarından kurtulmanın psikolojik bir etkisi olarak doğadaki nesneleri kutsallaştırmaya başlayarak devam ettirmiştir. Bu noktada anlamlandırılan nesnelerin kutsallığı ilkel insanın inanç sistemini meydana getirmiştir. Hayvanların ata olarak kutsal sayılması, hatta tanrısallaştırılması ilk insanın doğa karşısında savunmasız ve aciz kalmasının bir göstergesi olabilir. Bu bağlamda kuşların önemli bir işlevi vardır. Kuşlar kimi zaman tanrı ile insan arasında bir iletişim vasıtası olarak kimi zaman ise ruhun biçimsel tasavvuru şeklinde birçok konumda anlamlandırılmıştır. Türk kültürü çerçevesinde “kuş” halk anlatılarından inançlara kadar birçok folklor ürünü içinde farklı işlevlerle yer almıştır.

Türk mitolojik inanç ve düşünce sisteminde, kuşlar farklı işlevlerle karşımıza çıkmaktadır. Türk boylarının yaratılış mitlerinde çeşitli kuşlar yer almaktadır. Örneğin; Yakutların, Yenisey veya Altayların yaratılış mitlerinde kaz, kuğu ve kırlangıç gibi kuşlar yer almaktadır.

Şamanların davullarında kaz, kartal gibi kuşlar yer alır. Şamanizm inanışında, ölen kişilerin ruhunun kuş suretine dönüştüğü bilinmektedir. Ölen kişilerin ruhlarının bir kuş olarak göğe uçmaları, Türklerde oldukça yaygın bir düşüncedir.[1]

Camiü’t-Tevarih’te 24 oğuz boyunun her biri için bir kuşun “ongon” olarak yer aldığı bilinmektedir. Her boyun kendisinin tanınmasını sağlayacak bir arma/simge olarak bayrağında bulundurduğu kuşu vardır.[2]

İslam inancıyla birlikte kuşları yüceltme devam etmiş ve onlar daha çok dinî olay ve şahıslara bağlı olarak değerlendirilmiştir. Uygur Türkleri arasında özellikle güvercin, kırlangıç, bülbül, tumuçuk, kakkuk, siyah serçe ve kumru gibi kuşlara kutsallık atfedilmektedir. Bu nedenle 164 de bunlardan bazıları için evlere özel yuvalar yapmaktadırlar. Kırlangıç ve güvercin ise en sevilen kuşlardandır ve bunlara özel ilgi gösterilir. Uygur Türkleri arasında da kırlangıç ve güvercin çeşitli mitik ve dinî olaylara bağlı olarak kutsal kabul edilen kuşlardandır.

Eski kaynaklarda, “kırlangıç” kelimesi “karlağuç” ve “karlaguç” olarak geçer. Türkmenlerde “karlıgaş”, Balkan Türklerinde “karılgaç”, Kırgızlarda “çabilekey” veya “çabiyekey”, Kazaklarda “karlıgaş”, Özbeklerde “kaldirgâç”, Altay, Teleüt Türklerinde “karılıgaş”, Şorlarda “karılıgaş” veya “karlâş”, Sagaylarda “karlagas” şeklinde ifade bulur.[3] Hasan Eren “Türkçenin Etimolojik Sözlüğü” adlı eserinde, kırlangıcın < karılık+-(a)ç küçültme ekinden oluştuğunu ifade eder.[4] Kırlangıç, Uygur Türkleri arasında ise “karliğaç” şeklinde adlandırılmaktadır.

Kırlangıç, Uygur Türkleri arasında kutsanan ve değer verilen kuştur. Dostluğun ve şefkatin simgesi olan kırlangıç, “insanları kazadan ve beladan kurtaran kuş” olarak bilinir. Bu nedenle Uygur Türkleri arasında evlerin çatılarına, kapıların üzerine onlar için özel yuvalar yapılır. Çünkü “kırlangıcın yuva yaptığı eve talih konar” inancı vardır. Hatta sonbaharda kırlangıçlar yuvalarına dönmediğinde, onların yuvalarına tütsü yapılmakta ve dönmeleri için dua edilmektedir. Ayrıca kırlangıç öldürülmez ve yakalanmaz. Onu yakalayan kimsenin ellerinin tutulacağına inanılır.[5] Kırlangıç ile ilgili bu inanış ve ritüelleri incelediğimizde, kırlangıç hakkında anlatılan efsanelerin bu inanış ve ritüellerin hem ortaya çıkmasında hem de süreklilik kazanmasında büyük etkiye sahip olduğunu görmekteyiz.

Uygur Türkleri arasında kırlangıç ve güvercin ile ilgili anlatmalar, çoğunlukla “Nuh Tufanı” etrafında şekillenmektedir. “Tanrı’nın dünyayı kötülüklerden arındırma ve kötüleri cezalandırma amacıyla yeryüzünü sularla kaplamasını ve elçisi ya da bir kutsal kişi vasıtasıyla bir gemi yaptırarak insan, hayvan ve bitki nesillerini kurtararak yeniden türeyişi sağlamasını hikâye eden tufanla ilgili metinlere yeryüzündeki topluluklarda ve bazı kutsal kitaplarda rastlamak mümkündür.[6] En eski örneğine Sümerler ve oradan da Babilliler arasında rastlanan tufan efsanesi, Altay Türkleri arasında da anlatılmaktadır. Ayrıca Tevrat ve Kur’an-ı Kerim’de de tufanla ilgili bölümler bulunmaktadır.[7] Nuh peygamber, Uygur efsanelerinde de tufanla birlikte geçmektedir.

Hayatın ikinci kez başlamasını ifade eden Nuh Tufanı, efsanelerde çeşitli hayvanların belirli özellikleri kazandıkları bir olay olarak yer almaktadır. Keçinin kuyruğunun dik olması, kedinin sırtının yere gelmemesi, güvercinin insanlar arasında “kutsal kuş” kabul edilmesi, kırlangıcın kuyruğunun çatal olması Uygur efsanelerinde “Nuh Tufanı”nda meydana gelen olaylar olarak anlatılmaktadır. Bunun yanı sıra efsanelerde, Doğu Türkistan’ın önemli şehirlerinden biri olan “Turfan” adının ortaya çıkışı da “Nuh Tufanı”na bağlanmaktadır.[8]

Uygur Türkleri arasında kırlangıç ile ilgili yer alan anlatma ve inanışların Türk boylarının büyük bir kısmında ortaklık teşkil ettiğini görmekteyiz. Çalışmada yer verdiğimiz 1 ve 2 nolu efsane metinlerinde, kırlangıç Nuh Tufanı’nda yer alan kuşlardan biridir ve tufan sonrası insanoğlunu yılanlardan kurtaran kuş olarak yer almaktadır. Efsanede onun insanoğlunu kurtarmasından dolayı kutsandığı da vurgulanan hususlardan biridir. Buna benzer anlatmalar Türk boyları arasında oldukça yaygındır. Örneğin; Hz. Nuh, tufan suyunda gemiyle ilerlerken, dünyada hangi varlığın kanının tatlı olduğunu öğrenip gelmesi için, karaya önce kargayı gönderir; ancak karga geri dönmez. Sonra sineği gönderir, o da dönmez. Sonunda kırlangıcı gönderir ve kırlangıç geri döner. Efsanede, Nuh peygamberin takdirini kazanan kırlangıcın, Uygur Türkleri tarafından kutsal kabul edilen ve onlar için ayrı bir değere sahip olan kuş olduğunu görüyoruz. Uygur Türkleri arasındaki bu anlatmanın diğer Türk boyları arasında da çeşitli varyantları yer almaktadır. Örneğin; Anadolu’da anlatılan bir efsaneye göre, Nuh’un gemisi delinmiş, deliği yılan tıkamış, ödül olarak da istendiği canlının etini yemeğe izin istemiş. Arı bütün etleri tatmış, en tatlısı insan eti demiş.

Kırlangıç da insanları kurtarayım derken arının dilini ısırmış. Yılan buna kızmış, kırlangıç da kuyruğunu yırtmış.[9]

Buryatların bir efsanesinde kırlangıcın kuyruğunun bir yılan sokması sonucunda oluşması söz konusudur. Efsanede, bu durum kırlangıç ateşi çalmaya cesaret ettiği için Gök Tanrı tarafından bir ok atışıyla kuyruğunun parçalanması şeklinde geçer.[10] Azerbaycan Türklerinden derlenen bir efsanenin özeti şu şekildedir: “Padişahın kızı ile çoban arasında geçen aşka, padişahın karşı gelmesi söz konusudur. Padişah kızına layık görmediği çobanı bir kış günü uçurumdan aşağı atar. Tam o sırada padişahın kızı olan Bahar, çobana seslenir. Çoban o anda Allahtan bir kuşa çevrilmeyi diler. Sonuç olarak çoban kırlangıca dönüşür. Bundan sonra kırlangıç ile kışın mücadelesi başlar. Kış tam yenilecekken son kuvvetini toplar ve elini kırlangıcın kuyruğuna atarak iki tüyünü koparır. O günden itibaren göğsü ak, kuyruğu çatal olan karakuşun adı kırlangıç olarak kalır.”[11]

Sibirya’nın Hıristiyanlaşmış Yakutları tarafından anlatılan bir masal (?) şöyledir: “Şeytan, İsa’nın ağabeyiydi fakat İsa iyiyken o kötüydü. Tanrı dünyayı yaratmak istediği zaman şeytana ‘her şeyi yapabileceğinle övünüyorsun ve benden büyük olduğunu söylüyorsun; öyleyse okyanusun dibinden kum getir’ dedi. Şeytan dibe daldı fakat suyun yüzüne çıktığında elindeki kumun yıkanıp gitmiş olduğunu gördü. İki kez daha daldı ama başarılı olmadı, dördüncü kez kendisini kırlangıca çevirdi ve gagasında biraz çamur getirmeyi başardı. İsa bu çamur parçasını kutsadı ve o da dünya oldu. Dünya başlangıçta düz ve pürüzsüzdü. Fakat şeytan kendi dünyasını yaratmayı düşünerek bir parça çamuru boğazında saklamıştı. İsa bu kurnazlığı anladı ve ensesine vurdu. Çamur parçası şeytanın ağzından fırladı ve yeryüzündeki dağları oluşturdu, yoksa eskiden her yer dümdüzdü”.[12] Bu anlatı, Altay Türklerinin dünyanın yaratılışı ile ilgili anlatılan mitik metne benzerlik göstermektedir. Potanin bazı Altay yaratılış destanlarında insanın yerini kırlangıcın aldığını ifade eder.[13]

Yukarıdaki örneklerden de anlaşılacağı üzere, Türk boylarının büyük bir kısmında kırlangıç ve onun özelliklerine ilişkin unsurlar “Nuh Tufanı” olayına bağlı olarak 166 temellendirilmektedir. Uygur Türkleri arasında da kırlangıcın kutsanması ve ona özel ilgi gösterilmesinin nedeni bu durum olmalıdır.

Uygur Türkleri arasında kırlangıcın çeşitli hastalıkları tedavi etmede de ayrı bir işlevi söz konusudur. Örneğin; hamile kalmak isteyen kadınlar, kırlangıcın yavrusunu otla pişirerek yer. Yine hamile kalmak isteyen kadın, harabelerdeki kuşların yuvalarına (genellikle serçelerin yuvası) elini uzatır ve eline ne gelirse gözünü yumup onu ağzına atıp yer. Kuş yavrusunu yeme âdeti, ikiz çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar arasında da vardır. Hamile kadınlar, ikiz doğurmayı isterlerse, kırlangıcın yavrusunu bulup, onu başka bir yiyecekle karıştırmadan canlı olarak yutarlar.[14] Ayrıca Uygur şamanları arasında kuş tüyü ile hastaları tedavi etme vardır ve bu tedavide kırlangıç tüyü de kullanılmaktadır. Hastanın belli bir yeri ağrır veya vücudu ağırlaşırsa şamanın huzuruna gider. Şaman, hastanın hastalık alametlerini tespit ettikten sonra, hastaya belli bir yalnız ağaç, eski dam veya pis yerin yanından geçip geçmediğini sorar. Hasta, bu durumun nasıl olduğunu anlattıktan sonra, şaman bu hastalığın o yerdeki belli devlerin-perilerin veya kötü ruhların zarar vermesinden kaynaklandığını söyler. Bunun üzerine şaman, “hançer” ya da “doğan”, “şahin” veya “kırlangıç” tüyünü hastanın vücuduna sürerek okumanın gerekli olduğunu söyler. Şaman, kuş tüyünü hastanın vücuduna sürerek “Azâim Duası”nı okur.[15] Duayı okurken kuş tüyünü hastaya baştan ayağa sürer. Tedavinin son aşamasında, kuş tüyü ile hastanın vücuduna vurulur.”[16] Ayrıca şamanlar da uygun gördükleri bir vakitte kendilerinin tapındığı “Koruyucu Tanrı” olan yalnız ağaç veya kuşa (doğan, şahin veya kırlangıç), şamanlığı öğrendikleri yer için “kan” akıtır veya tütsü yaparlar. Şamanların anlattığına göre; şamanlar kendi mezar-meşayihlerine güçleri yettiği ölçüde “kan akıtıp” tütsü yakmazlarsa, bu mezar ve meşayihler şamana öfkelenir, ondan uzaklaşırlarmış. Böylece şamanın sihirsel gücü zayıflarmış.[17]

Kırlangıcın halk hekimliğinde tedavi amaçlı kullanımı Anadolu’da da söz konusudur. Örneğin; halk hekimliğinde, “göze misafir gelmesi”[18] halinde bal ile karıştırılmış kırlangıç beyni, gülüncek çiçeğinin dövülmesi ile ortaya çıkan sıvı sürülür.[19] Bununla birlikte Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da kırlangıç uşakları adı ile anılan, tek işleri katarakt ameliyatları yapmak olan insanlar vardır.[20] Kadiri tarikatına mensup olan kırlangıç uşakları, pirlerinin İran hükümdarının hastalık sonucu görmeyen gözlerinden birini açması üzerine, hükümdarın diğer gözünü de iyileştirmesini istemesine karşılık “pirimiz bu kadarına izin verdi” diyerek tedaviye yanaşmaması ve hükümdarın ise tehditleri sonucu kırlangıç olup uçup kaçtığına inanılır.[21] Örnek uygulamalarda da görüldüğü üzere, Anadolu folklorunda, kırlangıcın özellikle göz hastalıklarını tedavi edici bir özelliği olduğu söylenebilir.

Uygur sözlü kültür ürünleri ile inanış ve ritüellerinde sıkça yer alan kuşlardan ikincisi ise güvercindir. Orta Türkçe’de güvercin “kögürçgün” olarak geçer. Eski Kıpçaklarda “kögercin” ve “ögercin” olarak kullanılır. Altay Türkçesinde “köğörçün”, Kırgızlarda “kögüçkön, kögürçkön”, Çuvaş Türkçesinde güvercin “kâvakarçân” şeklinde geçmektedir. Hasan Eren “kâvâk” kelimesinin kök-gök ile ilişkili olduğunu belirtir.[22] Uygur Türkleri ise güvercin için “kepter” ve “demder” ifadelerini kullanmaktadır.[23]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al