URUMÇİ HAVA ALANI’NDA ONURU ÇİĞNENEN SADECE 15 TÜRK VATANDAŞI DEĞİLDİR

URUMÇİ HAVA ALANI’NDA ONURU ÇİĞNENEN SADECE 15 TÜRK VATANDAŞI DEĞİLDİR

Ata yurdumuz, Doğu Türkistan’a turistik seyahat amacı ile 21 Mayıs 2016 tarihinde Çin hava yolları uçağı ile Urumçi’ye inen 15 Türk vatandaşının pasaportuna el konularak 10 saat polis gözetiminde tutulduktan sonra, Kazakistan uçağı ile Almataya sınır dışı ettiğini basından öğrenmiş bulunuyorum. Olay  çok üzücü. Washington merkezli “Hür Asya” radyosu Uygurca yayından turist kafilesi içindeki Kadir tosunun sesinden,Türk turistlere Çin polislerince “terörist” muamelesi yapıldığını,tuvalette bile başında jandarma bulunduğu, kontrol edilirken mehrem yerlerine kadar arama yaptığını anlatıyor. Hatta, onları karşılamaya gelen Uygur rehber genci bile Çin polisleri tartaklayarak  tutuklayıp götürdüğünü görmüşler.

Çin’in Türk turistleri ülkeye sokmama gerekçesi, onların “Türk Ocakları” üyesi olmaları imiş. Kadir Tosunun aktardıklarına göre aralarında tek bir kişi Türk ocakları üyesi imiş. 15  kişinin hepsi yeşil pasportlu, devletin çeşitli kademelerinde çalışan veya emekli devlet üst düzey devlet memuru olan saygın Anadolu insanlarıdır. Sadece atalırın yurduna olan merakları ve Doğu Türkistanlı Kardeşlerine olan sevgilerinden dolayı Uygur kardeşlerini ve onların yaşadığı toprakları görmek istemişler.

Yeşil pasaportun vizesiz olması konusunda Türkiye-Çin arasında anlaşma bulunmaktadır. Yeşil pasaportlu Çin vatandaşlarının Türkiye’ye vizesiz girebildikleri gibi, yeşil pasaportlu Türk vatandaşlarının da Çin’e vizeden muaf olarak girebileceğini zanneden kural bilir ve ahlak sahibi Anadolu insanları, Çin’in ahlak ve kural tanımaz yüzünü Urumçi hava alanında açık ve net olarak görmüşlerdir.

Çin komünist parti 67 senedir Çin’i ve işgalı altıında tuttuğu Doğu Türkistan,Tibet ve Güney Moğolistan başta diğer sömürdüğü ülkeleri hak-hukuk ve adalete, yasalara göre değil, ÇKP.’nin gücüne dayanarak yönetmektedir. İşgalcı Çin, Doğu Türkistan Türklerine karşı hiçbir zaman iyi niyet beslememiştir. Çin yönetiminin, Uygur topraklarını Uygur toplumundan kıskanması gibi  müzmin ve genetik  hastalığı  gün geçtikçe bastırılamayacak derecede etnik nefret, Han şövenizmi temelli etnik öfkeye dönüşmüştür. Türk turistlere bu nefret, öfkenin sadece hafif bir rüzgarı olarak yansıtılmıştır.

İnsan onuru her şeyden önce gelir. İnsan onuru saygıdan beslenir. Aşağılanmış insan, onuru zedelenmiş insandır. Urumçi Hava alanında sadece 15 Türk turistin onuru aşağılanmamış, Türkiye Cumhuriyeti devletinin onuru de zedelenmiştir. Ve Çin bun aşağılık  tavrı sergilerken, bunun bilerek ve bilinçli olarak  yapmıştır. Türk turist kafilesi mensuplarına reva görülen bu olay bile Doğu Türkistan Türklerinin onurunun 67 seneden beri Pekin’in Cung nanhaey sarayının karanlık odalarında oturan ÇKP.’nin mültimilyarder Kodaman-Diktatörleri tarafından çiğnendiğini ve ayaklar altına alınarak nasıl  aşağılanmakta olduğununa  küçük bir örnektir.

Ben Lisans üstü eğitimimi Çinin başkenti Pekin’de yapmış bir insanım. Urumçi’deki çalışma imkanım ve aile hayatım iyi konumda idi. Ancak, aziz halkımın Çinlilerin gözünde insan olarak görülmediğinin farkındaydım. Hatta Urumçi’deki Uygur Türklerinin kanından  beslenmeye alışmış Çin  işgal ve sömürü yönetimi, Uygur toplumunu “iki ayaklı, ancak, konuşabilen hayvan sürüsü” olarak görüyordu ve ona göre davranıyorlardı. Bir avuç Uygur “eliti”ni iyi besleyerek yanında tutarak onları Uygur Türklerini ezmek ve aşağılamak için maşa olarak kullanıyorlardı. Bütün  aklı fikri,zihni ve derdi günlük geçim ve hayatta kalabilme mücadelesi  çemberi için sokulan Uygur toplumunun mutlak çoğunluğu kendilerinin, Çinlilerin gözündeki yerini ve karanlık geleceğini anlayabilecek olgunlukta değildi. “Uygur elitleri” olarak sayılan bu maşalar,baskı,zulüm ve sömürü aracı olarak seçilme şansından memnundu. Kuzu’yu, kurdun saldırısından korumak koyunun elinde  olmadığı  gibi, mazlum, çaresiz ve aciz öz halkımı güçlü düşmandan koruyabilmem imkansızdı. Ben halkımın  onurunu korumaya çalışan bir ferdi, bir vicdan sahibi, bir şair-yazarı olarak,Uygur toplumunun  çekmekte olan acıları dış dünyaya anlatmak amacı ile 1989 da  kökünden koparılmış fidan gibi eşim ve yavrularımı alıp Türkiye’ye sığındım. 28 Senedir elimden geldiği kadar, İşgalcı Çin’in bu dünya’da cehenneme çevirdiği güzelim yurdum Doğu Türkistan’ı ve Çin’in bu cehenneminde yanarak kavrulmakta olan sevgili halkımın dadu-feryatlarını duyurmaya çalışıyorum.

Türkiye’deki bazı muhafazakar ve Milliyetçi aydın dostlarımız Çin’in Doğu Türkistan’da yaptıklarını anlattığımızda bize anlattıklarımızın mübalağalı olduğunu söyleyerek bize  şüphe ile bakıyorlar .İyi niyetli bazı dostlarımız  bize hep şöyle tavsiyelerde bulunuyorlar; “Çin çok büyük ve çok güçlü ülke. Bugünkü esaret durumundan kurtulmanız mümkün gözükmüyor. Çinlilerle anlaşarak haklarınızı ve kendi milli değerlerinizi koruyarak, onlarla beraber yaşamanız daha akılcıdır.”

Ben de bu değerli dostlarıma verdiğim cevabı siz değerli okuyucularım ile paylaşmak istiyorum; Çinliler ile beraber yaşamak istemeyen aslında biz değiliz. Pekin’in bir gizli ajandası vardır. Doğu Türkistan topraklarında yaşayan Türkleri ve hatta onlara ait  bütün canlı cansız tüm varlıkları; insanları, onların yaşadıkları evlerini, tarihi camilerini,şehir ve köylerini ve onların adlarını dikili ağaçlarını, dağlarını taşlarını ve Türkleri hatırlatacak ne varsa canlı cansız her şeylerini tamamen dönüştürerek, adlarını değiştirerek, yakarak, yıkarak ve toptan imha ve soykırım yaparak  yok etmek sureti ile bu toprakların yer üstü ve yer altı kaynaklarını ebediyen sahiplenmek. Bu topraklarda sadece etnik Çinlilerin sorunsuzca yaşayacakları bir yaşam alanı yanı ÇİN VATANI yaratmak istemektedir. ÇKP. yönetimindeki Çin devleti, bu nihai planını gerçekleştirmek isterken, başta sözde Çin Halk Kurtuluş Ordusu(!)’nun bebek, çocuk. kadın ve masum sivilleri acımasızca katletmekten çekinmeyen “kahraman” Cenkçileri(!) başta bütün devlet gücü ve imkanlarını bu yönde kullanmaktadır. Bu projesini değiştirmeden, şaşırmadan, azimle ve binbir türlü Nazi usulü Çin faşizmi disiplini ve yöntemi  içinde gerçekleştirmeyi sürdürmektedir.

Bizler; Müslüman Uygur Türkleri olarak; ÇKP.nin hak–hukuk tanımaz kibirli faşist ruhlu yönetimine ”Siz Çinliler ile beraber yaşamak istiyoruz. Lütfen bu isteğimizi kabul ediniz.” diye yalvarsak bile, Çinliler bu talebimizi kesinkes ret edecekler ve etmektedirler de. Bu topraklarda sadece kendileri; Yanı etnik han Çinililerinin ancak, yaşaması gerektiğine çoktan karar vermişlerdir. Bu ve benzer hakikattan yoksun bu fikrin savunucuları; Ayakta uyuyan Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz ve bu derin uykunun mahmurluğu ve sahte huzuru sayesinde bu bilgisiz ve cahilce yanılgı içinde olan Türkiye’li Soydaşlarımız bu son hadiseden sonra tekrar bir kez daha düşünmelidirler.

Türk Kardeşlerimiz, Çinlilerin uzun vadeli hedeflerini gerçekleştirmek için kullandığı “Kurbağa Pişirme” yöntemine özellikle dikkat etmelidirler.

Bugün Doğu Türkistanda 200 binden fazla Uygur siyasi tutuklu ceza evlerinde işkence görmekte ve ölümlerini beklemektedirler. Onların içinde Urumçi 2.nolu ceza evinde  Uygurların vicdanı Uygur bilim insanı Doç. Dr. İlham Tohti de bulunmaktadır. Pekin Merkezi Milletler Üniversitesi öğretim görevlisi olan Doç. Dr. İlham Tohti 20 yıl süre ile Doğu Türkistan’da Çin anayasası ve Çin’in Bölgesel Özerklik yasasının uygulanması için mücadele etmiştir. Ancak, ÇKP.yönetimi Dr.Tohti’nin bu tamamen yasalar içinde kalarak verdiği barışçıl talep ve isteklerine hiç bir tepki vermemiş ve sürekli olarak Uygurların bu cesur sesine   kulaklarını tıkamıştır.

Bunun sonucunda Dr.Tohtı  ÇKP. Diktatörlerine; “Anayasa, bir devletin namusudur. Kendi anayasasını çiğneyen devlet, kendi kızının ırzına geçen babadan farksızdır.” Diye haykırmıştır. Bu tarihi çıkışa karşı çıldıran ÇKP.diktatörleri, onun üzerine asker ve polislerini salarak onu Pekin’deki evinin içinde eşi ve küçük yavrularının korkulu ve dehşet bakışları arasında 70 yaşındaki Annesi Nasiphan Ana ile birlikte,insanlık dışı davranarak, tartaklayarak, yere yatırarak ellerini arkadan kelepçeleyerek 15 Ocak 2014’te tutuklamıştır. Daha sonra hukuksuz ve ÇKP.emrindeki sözde Çin Mahkemesinde 23 Eylul 2014’te Urumçi’de yargılayarak ömür boyu hapis cezasına çarptırmıştır. İşgalcı Çin yönetiminin insanı haklarını ve anayasal  hukuklarını  arayanlara reva gördüğü ceza  işte budur.

Uygur Kardeşlerimize manevi olarak destek vermek için büyük fedakarlıklara katlanarak Doğu Türkistan’a giden ve Urumçi hava alanında Çinlilerin kabalık, baskı ve işkencelerine maruz kalan, onurları çiğnenen Türk kardeşlerime teşekkür ediyor ve geçmiş olsun dileklerimi  sunuyorum.

Doğu Türkistan’da özellikle başkent Urumçi’de PKK.lıların kök salmasını sağlayan , iş adamı ve tüccar görünümlü bu bozguncuları maddi olarak besleyen,destekleyen ve koruyan ve Doğu Türkistan topraklarında  ticari ağ kurmasına gönüllü olan  İşgalcı  Çin asker ve polisinin, Türk turist Kafilesine kaba, gaddar, kin ve nefret dolu davranması, diplomatik kural ve nezakete tamamen aykırı bir şekilde sınır dışı etmesi gerçekten üzücüdür ve onur kırıcıdır.

İnancımıza göre, her işte bir hayır vardır. Bu olayın, Anadolu’muzun yüreği şefkat ve merhamet dolu Ensar ruhlu insanlarının, Uygur Türkü kardeşlerinin acılarını bir kez daha yakından görmelerine ve hissetmelerine yardımcı olmuştur, diye düşünüyorum.

Mehmet Emin HAZRET

Alıntı Kaynak: http://www.uyghurnet.org

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ