TUVA’NIN XX. ASIR SİYASÎ TARİHİ

TUVA’NIN XX. ASIR SİYASÎ TARİHİ

Tuva Cumhuriyeti

Güneyinde Moğolistan, kuzeyinde Krasnoyarsk ve Hakas Cumhuriyeti, doğusunda Buryat Özerk Cumhuriyeti, batısında Altay Özerk Cumhuriyeti bulunan Tuva Cumhuriyeti 310 bin nüfusa (bunun %70’e yakını Tuvalar), 170 bin kilometrekarelik alana sahiptir. Güneyi Tannu-Uula sıradağları, kuzeyi Sayan sıradağlarıyla çevrilidir. Ülke toprakları Yenisey’in üç ana kolu; Kaa-Hem, Bii-Hem, Hemçik nehirlerinin çıkıp birleştiği nokta üzerindedir. Ülkede irili ufaklı dört yüze yakın göl vardır. Ülke %85 dağlık ve ormanlık alanlarla kaplıdır. Bu ormanlık alanlarda, nesli azalmış olan pek çok yabanî hayvan türü bulunur. Başkenti Kızıl şehri olan Tuva, 16 bölgeye ayrılmıştır. Kışları soğuk, yazları nispeten sıcak bir iklime sahiptir. 20. asrın ilk yarısına kadar çoğunluğu konar göçer olan, yazları yaylaklarda, kışları kışlaklarda hayvanlarını besleyerek geçimlerini sağlayan Tuvalılar, yoğunlukla Stalin devrinde olmak üzere, günümüzde yerleşik hayata geçmişlerdir. Ancak yine de hayvancılığı devlet üretme çiftliklerinde devam ettirmişlerdir ve hayatlarını büyük ölçüde hayvancılık yaparak kazanmaktadırlar.

Sovyetler Birliği zamanında hemen her bölgeye demir yolu ulaşımı sağlanırken, Tuva’ya yüksek sıradağlardan dolayı demir yolu ulaşımı sağlanamamıştır. Ülkede bolca bulunan yer altı kaynakları ulaşım güçlüğü nedeniyle yeterince işlenememektedir. Ülke kara yoluyla kuzeyinde bulunan Hakas Cumhuriyeti’yle, güneyinde Moğolistan Cumhuriyeti’yle bağlantıya sahiptir. Ülkenin uzak bölgelerine ulaşım yazları nehirlerden, kışları ise bu nehirlerin donması sonucu kara yolu olarak kullanılmasıyla yapılmaktadır.

Yontulmaya müsait taşlardan küçük heykelciklerin yapım sanatı ülkede çok gelişmiştir. Gırtlaktan türkü söyleme geleneği Tuvalıların Batılılarca en çok ilgi gören yönleridir. Tuva Türkçesi, Köktürk abidelerindeki Eski Türkçeye en çok benzeyen dildir. Tuvalar, hem Budist (Lamaist) hem de Türklerin eski inançları olan Kamlığı (Şamanlık) koruyan yeryüzündeki tek Türk topluluğudur. Türkiye Cumhuriyeti’nden sonra, 20. yüzyılda en fazla bağımsızlığını koruyabilmiş Türk topluluğu Tuvalardır.

Tuva Kelimesi

Tuva kelimesinin kökeninin, kaynaklar kesin bir bilgi vermemekle beraber, 4. asırda Çin’in kuzeyinde hâkimiyet kuran Toba Devleti’nden geldiğine dair görüşler vardır. Çin tarihi konusunda uzman olan W. Eberhard Toba Devleti’ni kuranlardan 119 boyun çoğunun Türk soylu olduğunu yazar.[1] Günümüzde Tuva (kendilerince Tıva), Tofa (Karagas), Tuba (Altay Türklerinin bir kolu) şekillerinde karşılaştığımız kelimeler muhtemelen aynı kökene dayanmaktadır. N. F. Katanov: “Ben Karagaslar (Bugünkü Tofa) ve Uranhayları (Bugünkü Tuva) aynı boy veya hiç olmazsa aynı boyun kalıntıları olarak kabul ediyorum… Çünkü, her şeyden evvel, iki boy da Tıva adını taşıyor. Üstelik her iki lehçe birbirine çok yakın. Uranhaylar ile Karagaslar, birbirlerini kolayca anlarlar. Şunu açıklıkla ifade etmek istiyorum ki, Uranhay lehçesini iyi bilmem sayesinde, iki gün içinde Karagas lehçesini de öğrendim ve üçüncü gün artık, notlarımı tercüman olmadan tutacak duruma geldim”.[2] şeklinde düşüncelerini açıklar. Esasen 1920’li yıllara kadar yapılan çalışmalarda “Tuva” adı kullanılmamış, bunun yerine çoğunlukla Uryanhay (Uranhay) kelimesi tercih edilmiştir. Soyon, Sayan, Soyot kelimelere de günümüz Tuvaları için kullanılmıştır. Günümüz Tuvaları kendilerinin hangi boydan (Kırgız, Uygur vb.) geldiklerini iyi bilmekle beraber “Tıva” herkesin kabul ettiği ortak bir üst kimlik kelimesi olmuştur. 1990’lı yıllarda kelimenin “Tuva” mı “Tıva” mı olduğu yolunda tartışmalar olmuştur. Bu tartışmalar, Tuvalıların kendilerine “Tıva” demesi, Rusların onlara “Tuva” demesinden kaynaklanmaktadır.

Tuva’nın 20. Yüzyıla Kadar Tarihi

Günümüzde Rusya Federasyonu içerisinde bir cumhuriyet olarak yer alan Tuva toprakları tarih boyunca çeşitli milletlerin egemenliğinde kalmıştır. Önce Hunların, 6-8. yüzyıllarda Göktürklerin, 8-9. yüzyıllarda Uygurların, 9-12. yüzyıllarda Kırgızların, 1207’den itibaren de Tuva toprakları Moğol Hanlığı’nın eline geçmiştir. 1758’den itibaren Mançur-Çin hükümranlığına geçen bölge toprakları, Mançur-Çin İmparatorluğu’nun çökmesiyle (1911-12) Rusların idaresine geçer. 1914 yılında yapılan bir antlaşmayla bölge Rusların idaresine bırakılır.

Tuvalar 17. yüzyıldan itibaren, eski inançları kamlıkla beraber, Budizmi de kabul etmişlerdir. 1883-85 yıllarında Çin-Mançur hükümranlığına başkaldıran 300 kadar Tuvalıdan altmışı, liderleri Sambajık idaresinde, dağlarda aylarca direnmişler, sonunda Çin’in ordu güçleri tarafından yakalanarak başları kesilmiş ve Tuvalarca kutsal sayılan aşıtlara dikilmiştir. Tuva tarihinde bu olaya “Aldan Maadırlar” veya “Aldan Durgunnar” adı verilmiştir. Tuvaların en önemli tarihî olaylarından biri olan bu başkaldırma tarih sayfalarında yerini almıştır. 1911-12 yıllarında “Homdu Dayını” adı verilen Çinlilerle Moğollar arasındaki savaşa bine yakın Tuvalı da katılmıştır.[3] Homdu savaşı da Tuvaların bağımsızlıkları yolunda önemli mücadelelerinden biridir.

20. Yüzyılda Tuva’nın Siyasî Tarihi

Çin-Mançur İmparatorluğu’nun çöküşüyle Tuva topraklarında hâkimiyet boşluğu doğmuş, ülke bir müddet yerel beylerin idaresinde kalmıştır. 20. asrın başından itibaren Rusya’da görülen iç mücadeleler Tuva’ya da yansımıştır. 1914 yılında Ruslar tarafından Yenisey’in iki kolunun (Kaa-Hem, Bii-Hem) birleştiği noktada kurulan Kızıl şehrinin adı bu mücadelenin aynası gibidir. Kralcıların hâkim olduğu dönemlerde Belotsarsk olan şehrin adı, Tuvalılarca bir müddet Hem-Beldiri (iki nehrin birleştiği yer) olarak adlandırılmıştır. Komunistler iktidara hâkim olunca Krasnıy Gorod (Kızıl Şehri) adını almıştır.[4] Daha sonra bu ad “Kızıl” olarak yerleşmiştir. 1914-1921 yıllarında bölgeye Ruslar hâkim olmuşlardır. Bu hâkimiyet sırasında, bütün Rusya’da olduğu gibi, Tuva’da da Beyazlarla (Kralcılar), Kızılların (Bolşevikler) mücadelesi görülür. 1921-1944 yılları arasında bağımsız Tuva içerisinde Tuva milliyetçileriyle komünistlerin mücadelesi devam eder. Bu yazıda esas olarak bu yıllardaki mücadele ve sonuçları belgelere dayalı olarak işlenecektir.

1921 yılının Ağustos 13-16 tarihlerinde Tuva’nın bütün bölgelerinden önderlerin katılımıyla Oyun (Tandı) ilçesinin, Sug-Bajı adlı köyünde büyük bir toplantı yapılmıştır. Toplantıya Tuvalarla birlikte, 18 Rus, Komünist Enternasyonalin Uzak Doğu temsilcisi ve Moğolistan’dan üyeler katılmıştır.[5] Toplantıda Tuva’nın bağımsızlığı, anayasanın yapılması, Tuva’nın Sovyet Rusya ve Moğolistan’la ilişkilerinin düzenlenmesi konuları tartışılmıştır. Tartışmalar sırasında Tuva’nın “Tahdı-Tıva Ulus” (Tandı Tıva Devleti) olması yolundaki görüşlere karşı çıkanlar olmuş, Toju’dan Lopsan: “Biz kendimizi idare edemeyiz, Moğolistan’a bağlanmalıyız.” görüşünü savunmuştur. Üyelerden Buyan Badırgı: “Bundan sonraki toplantıları Tuvalar kendi aralarında yapmalıdır. Biz kendi meselelerimizi, geleneklerimizi Ruslardan daha iyi biliyoruz.”[6] şeklinde görüş bildirmiştir.

Toplantıda Tahnu-Tıva Cumhuriyetinin kurulması kararı alınmıştır. Hükûmet başkanı olarak Buyan Badırgı seçilmiş, yardımcılığına da Darımaa getirilmiştir. Tahdı-Tıva Halk Cumhuriyeti’nin anayasası 15 Ağustos 1921 yılında meclis üyelerinin oy birliğiyle kabul edilmiştir. 22 maddelik anayasanın belli başlı maddeleri şöyledir:

Madde 1. Tannu-Tıva Cumhuriyeti, kendi iç meselelerinde bağımsız, kimseye bağımlı olmayan, bütün Tuva halkının cumhuriyetidir. Tuva dış işlerini Sovyet Rusya’nın himayesiyle düzenler.

Madde 2. Bütün halkın yardımıyla yapılan yasa karşısında bütün vatandaşlar eşittir.

Madde 3. Cumhuriyet halkın aydınlanmasını ve kültürel gelişimini sağlar.

Madde 4. Tannu-Tuva vatandaşları istedikleri dini seçme özgürlüğüne sahiptir. Din görevlileri kendi işlerini yaparlar…

Madde 5. Cumhuriyet bütün vatandaşlarının sağlığından sorumludur.[7]

Bu arada Tuva hükûmet üyeleri olarak yedi kişi (Buyan Badırgı, Çımba Beezi, Sodnam Balçır, Lopsan-Osur Çagırıkçı, Tonmit Hün, Damdın Hün, Enzak Çagırıkçı) seçilmiştir. Toplantıya katılmadığı halde Sodnam Balçır ve Tonmit Hün hükûmet üyeliğine getirlimiş, bunlardan Sodnam Balçır 1923 yılında Moğolistan’dan dönerken Tes-Hem ırmağına düşerek ölmüştür.[8]

Lenin yönetimindeki Sovyet hükümeti, Tuva hükümetine 14 Eylül 1921 tarihli bir kutlama mesajı gönderir. Mesajda ekonomik, politik ve kültürel alanlarda gereken yardımların Tuva hükümetine verileceği bildirilmektedir.

Böylece 1921 yılında, dış işlerinde Sovyetlere bağımlı da olsa, iç işlerinde bağımsız olan Tannu- Tıva Cumhuriyeti kurulmuş oldu. Tannu-Tıva adı daha sonra Tıva Arat Respublika (Tuva Halk Cumhuriyeti) olarak değiştirildi. Tuva Halk Cumhuriyeti’nin (THC) kuruluşundan itibaren Tuva’daki gelişmeler devamlı Rusya yanlıları lehine oldu. Ruslar başlattıkları eğitim kampanyasıyla binlerce insanı yetiştirdiler. 1920’lerin sonunda bu kişiler THC yönetiminde etkili olmaya başladılar. Ama Tuva milliyetçilerinin tam anlamıyla yok edilmesi için daha epeyce uğraş vermeleri gerekiyordu.

1930’lu yıllara kadar Tuva’da okuma yazma bilenlerin oranı çok düşüktü. Belgeler ya Moğolca ya da Rusça olarak yazılıyordu. 28 Haziran 1930’da Lâtin harfli Tuva alfabesi kabul edildi. Bu karar “Ünen” adıyla Moğolca çıkan gazetede yayınlandı. Ünen gazetesi Ocak 1931’den itibaren Şın (Gerçek) adıyla ve Tuva Türkçesiyle yayımlanmaya başlandı. Bu gazete günümüzde yayın hayatını sürdürmektedir. Tuva alfabesi birkaç harfi dışında Türkiye Türkçesinin alfabesine benziyordu. 8 Temmuz 1941 tarihinde Tuvalılar: “Devrimci kültürü geliştirmek ve SSCB’nin halklarının sosyalist kültürüne yakınlaştırmak, millî Tuva alfabesini ve edebî dilini yeni yüksek seviyeye çıkarmak ve işçi kitlelerini Markisizm Leninizm bilgileriyle iyi şekilde donatmak.”[9] amacıyla bugün de kullandıkları, Kiril harfli Tuva alfabesini kabul ettiler. 1990’lı yıllarda Tuva’nın eski Lâtin kökenli alfabesini dönüp dönmemesi konusunda ciddî tartışmalar olmuştur.

1931-41 yılları arasında Tuva’daki okul sayısı 7’den yetmişe, öğrenci sayısı 450’den 4087’e, okullaşma oranı %7’den, %55’e ulaştı.[10]

1988-89-90 yıllarında SSCB’de Stalin zamanında yapılan yargılamalara yeniden bakılmış, iki milyon davanın hatılı olduğuna karar verilmiş, ancak 20 bin kadar dosyada suçlamalar haklı görülerek aklama yapılmamıştır.[11] Bu demektir ki SSCB kaynaklarına göre, Stalin döneminde Rusya’da görülen davalarda ancak %1 oranında gerçek anlamda suçlular cezalandırılmıştır. Esasen SSCB’de Stalin’den sonra nispî bir yumuşama görülür. Altmışlı yılların başında bazı davalara, sonuçları kamuoyuna açıklanmasa da, yeniden bakılmış ve suçlanıp öldürülenlerin çoğu beraat ettirilmiştir.

1930’lu yılların sonuna gelindiğinde Tuva komünistleri “ağabeylerinin” yardımlarıyla iktidarda iyice güçlenmişlerdir. Ancak hâlâ aykırı sesler yüksek mevkilerde bazı yerleri işgal etmektedirler.

13 Ekim 1938 tarihinde Tuva Yüksek Mahkemesi aşağıda isimleri ve meslekleri yazılı dokuz kişi hakkında yetmiş iki saat içinde ateşli silâhla öldürülme kararı verir. Bu karar Bölge Meclisi’nde Seren ve Sonam’ın cezaları 8’er yıl mahkumiyete çevrilerek onaylanır ve ölüm cezaları uygulanır. Ölüm cezası verilen kişiler: Sat Çürmit-Dajı (Bakanlar Kurulu Başkanı), Adış-Tuluş Hemçik-ool (Halk Meclisi Başkanı), Oyun Tançay Çaranday (Tuva Bankası Başkanı), Kara-sal Birihley Oruma (Yüksek Mahkeme Üyesi), Küjüget S. Arapay (Tuva Devrimci Askerler Başkanı), Sat Lopsan Bazır-ool (Tuva Ticaret Bakanı), Hovalıg Totkan Sonam (Devlet Basım Merkezi Başkanı), Oyun Sengijik (İç işleri bakanı ve Baş savcı), Kuular Sungar-ool (Tuva’nın Moğolistan elçisi), Küjüget Seren (Askerî Komiser).[12]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al