TÜRKMENLERDE SAVAŞ SANATI VE SİLAHLAR (VI-XVI. YÜZYILLAR)

TÜRKMENLERDE SAVAŞ SANATI VE SİLAHLAR (VI-XVI. YÜZYILLAR)

Türkmenler binlerce yıl vatanlarını onurla savunmuşlardı. Onlar, çok üstün silahları ve savaş sanatı sayesinde geçmiş yüzyılların büyük savaşlarından zaferle çıkmışlardı.

Savaş sanatına, muhtemelen öncelikle aşağıdakiler aittir: taktik tatbikat, hücum, stratejik geri çekilme, savunma, keşif vs. Türkmenler barış döneminde her zaman savaş hazırlıkları yapmaktadırlar. Burada savaş eğitimi, spor yarışmaları ve av aracılığıyla geliştiriliyordu. Av zamanı gençler ok ve mızrak atmada kendi becerilerini sergileyerek, güçlü hayvanlarla güreşte cesurluklarını sergileyerek öne çıkma imkanına sahiptiler.

Toplu şekilde yapılan avlar yaklaşık 15 gün sürmekte ve taktik tatbikat niteliği taşımaktaydı. Burada kuşatma, saldırı ve geri çekilme yöntemleri öğretiliyordu. Sefere hazırlanırken avlanmış kuşları tuzlayarak kurutuyorlardı.[1]

Sefer öncesi bir ziyafet düzenleniyor, burada ok atma, mızrak atma, güreş ve yiğitlik yarışmaları yapılıyordu. Ordu bayrak açarak harekete başlıyor, ileriye keşif birlikleri gönderiliyordu. Bu birlikler Türkmenlerin askeri hareketlerinde önemli bir yere sahiptirler.

Örneğin, “Oğuz-name”de destan kahramanı Oğuz Han’ın keşif için gönderdiği süvari birliklerinden bahsedilmektedir. O, nizamlı ordu birliklerinden çekinerek, Irak’a saldırmadan önce 200 süvari toplayarak, onlara özellikle kaleler ve istihkamlara dikkat edip, bilgi toplamalarını emretmiş ve eklemişti: “Mümkün olursa, bunların içinde küçük olanlarını ele geçirin, fakat büyük ve iyi savunulan kalelere saldırmayın.”[2]

Oğuzların keşif birlikleri, yerli halkta korku uyandırmak için kendi ordularında sayısız asker bulunduğuna ve yenilmezliklerine ilişkin haberler yayıyorlardı. Ordu komutanları kendi casuslarından bilgi alarak esirleri titizlikle sorguya çekiyorlardı. Örneğin, Oğuz Han kendi vassalı olan hükümdarlardan birine: “…Rumların ve Frenklerin ülkelerinin konumu, onların orduları ve bu orduların bulundukları yerleri (öğrendiğinde) bu topraklara ordu gönderip oraları ele geçirebileceğini” söylüyordu.[3]

Türkmen ordusu, olağanüstü manevra kabiliyeti sayesinde büyük mesafeleri kısa sürede hızlı bir şekilde kat edebiliyordu. Büyük nehirler bile bu orduyu durduramıyordu. Oğuzlar büyük nehirleri hava doldurulmuş tulumların üzerinde geçiyorlardı. Oğuzların atlarına tutunarak nehri geçtikleri de söylenmektedir. Düşman topraklarına gönderilen öncü birlikleri burada kargaşa yaratıyorlardı. Hızlı ve ansızın yapılan saldırılar sayesinde küçük birlikler bile büyük şehirleri ele geçirebiliyordu. Savaş öncesi keşif yapan öncü birlikleri gönüllü olarak teslim olan yerleri yağmalamazdı. Bu kurala ciddi bir şekilde uyuluyordu ve bu da fetihlerdeki başarının bir nedeniydi. Kalenin veya şehrin gönüllü teslim olmasından sonra ordu, kale duvarları dışına çıkarılıyor ve yalnız isyan çıktığı durumlarda tekrar içeri sokuluyordu.[4]

Düşman ordusuna, buradaki etkili kişileri ele geçirmek veya terör eylemleri düzenlemek amacıyla gizli ajanlar gönderiliyordu. Önemli savaşlardan önce ordudakilerin maaşları ödeniyor ve iki defa fazla yiyecek veriliyordu. Hükümdar bizzat kendisi askerleri önünde ateşleyici bir nutuk söylüyor ve gençlerin yeminini kabul ediyordu. Genelde, keşif bilgilerini alan ordu hemen savaşa başlıyordu. Her bir birliğin kendi soy nişanı vardı. Daha büyük askeri birlikler ise büyük bayrak taşıyorlardı. Tanımlayıcı nişanlar olarak bazen sargılar ve dikmeler kullanılıyordu. Bunun dışında her birliğin savaşta kullanılan takma bir adı (uran) vardı. Bunun için atalardan veya akrabalardan en saygın birisinin ismi seçiliyordu. Uranlar ayrıca kuş ve hayvan adlarından da seçiliyordu. Tüm kabileler için genel bir uran da mevcuttu.[5]

Savaşa hazırlığa büyük önem veriliyordu. Mehter takımı davullara vurmaya ve borulara üflemeye başlıyor, ordu ise yüksek sesle takma adları bağırıyordu. Tüm bunlar düşmanda aşırı bir korku yaratıyordu.

Savaşa çevik süvari birlikleri başlıyordu. Onlar düşmanı yarı halka şeklinde kuşatmaya çalışıyor ve yayılarak uzaktan ok yağmuruna tutuyorlardı. Düşman üzerine yağdırılan oklar onların sıralarında bozukluk yaratıyordu. Arkadan gelen süvariler mızrak ve kement atıyorlardı. Bundan sonra kendi sıralarına geri dönüyorlardı. Çevik süvari birlikleri birkaç takıma ayrılıyorlardı. Birinci takım oklarını düşman üzerine yağdırarak ikinciye yer açıyordu. Bu, akşam olana dek böyle devam ediyordu. Böylece, sonu olmayan bir akım görünümü oluşturuluyordu. Sanki, Türkmenler ordu nizamını ve disiplinini bilmiyormuş gibi bir görüntü ortaya çıkıyordu. Fakat gerçekte çevik süvari birliğindeki askerler dağınık düzeni çok iyi biliyorlardı. Herkes kendi yerini biliyor ve komutanın emirlerini itirazsız yerine getiriyordu. Bu şekilde dağılarak kendi kayıplarını en aza indiriyorlardı. Bu ünlü saldırı taktiği tüm Türk halklarında görülmektedir.

Hafif silahlanmış süvariler, aralıksız saldırılarla düşmanı yorgun düşürerek aniden geri çekiliyor ve ağır silahlarla silahlanmış süvariler için yer açıyorlardı. Bunlar birbirine çok yakın şekilde dizilerek düşman sıralarını güçlü bir kama şeklinde yarıyor ve savaşın kaderini belirliyorlardı. Çevik süvari birlikleri tekrar dizilerek yanlardan düşmana saldırıyor ve kaçmasını engelliyordu. Savaşlarda düşmanı tuzağa düşürmek için aldatıcı geri çekilme taktiği kullanıyorlardı. Bu taktik Parfiyalılarda, Skitlerde, Sarmatlarda, Hunlarda, Oğuzlarda, yani Türkmenlerin tüm seleflerinde mevcut olmuştur. Bazen düşmanın sıraları önünde hendek kazarak geri çekilmek suretiyle düşmanı buraya çekiyorlardı. N. İ. Grodekov 1883 yılında şöyle yazıyordu: “Türkmenler düşmanın taktiğine veya savunma özelliklerine uygun olarak kendi saldırı taktiklerini değiştiriyorlardı. Hive veya Buhara’ya saldırı zamanı süvari Tekinler muhafızlarla (nükerler) önce ok savaşına başlıyor, sayısal üstünlüğe sahip olduklarında ise kılıç dövüşüne giriyorlardı. Özbeklerin sayısının çok olması durumunda ise onlar önce biraz geri çekiliyor, daha sonra ise düşmanı çalılıklara ve kum tepelerinin arkasına saklanmış piyadelere doğru çekerek kaçmaya başlıyorlardı. Piyadeler ani ok yağmuruyla muhafızları büyük kayba uğratıyorlardı. Türkmen süvarileri tekrar kılıç dövüşüne giriyor ve kaçanları takip ederek öldürüyor veya esir alıyorlardı”[6]

Kanımızca, bu taktik “Goroğlu” (Köroğlu-A.A.) destanında da “it dalaşı” adıyla geçmektedir. Burada kahraman, düşmanı dar bir dağ çığırına çekerek aniden geri dönüp arkasından gelen düşmanı eziyor. Sonra ise tekrar geri dönerek kaçıyor. Onun yiğitleri ise bu sırada düşmana arkadan saldırıyor. Muhtemelen Goroğlu’nun “vellem-şah” ve “aylan-tabak” adlı askeri oyunları da taktik içerikliydi. Kahraman burada karşı tarafın ordusunu ikiye ayırarak kuşatmaya almıştı.[7]

Savaşta Türkmenler öncelikle düşman ordusunun komutanını öldürmeye ve bayrağını indirmeye çalışıyorlardı. Zira, bayrağın indirilmesi yenilgi anlamına geliyordu: “O, (Goroğlu-O.G.) yiğitlerini topladı. Sabah namazı vakti onlar naralar ve ‘Allah’ nidalarıyla atlarını (düşman üzerine) sektirdiler. Goroğlu direk sancak üzerine saldırdı. Kılıç darbesiyle sancağı düşürdü. Sancak düştü ve (savaşın kaderi) belirlenmiş oldu.”[8]

Şehirlerin alınması sırasında Türkmenler kuşatma makineleri, saldırı merdivenleri, alevli oklar kullanıyor, sıcak sıvı atıyor, duvarları ve kale kapılarını yakıyor ve hendek açıyorlardı. Kalenin güçlü istihkamlarının ve büyük askeri birliğinin bulunması durumunda onu dört taraftan kuşatmaya alıyor ve yerli halkın direncini kırarak kaleyi ele geçiriyorlardı. Bazen açık savaştaki taktikle düşmanı aldatarak kalenin dışına çekiyorlardı. Bu durumda ordunun büyük bölümünü saklayarak küçük bir birlikle kaleye saldırıyorlardı. Düşman onların sayıca az olduğunu görüp kapıları açarak kendi birliklerini onların üzerine gönderiyordu. Türkmenler kaçarak düşmanı tuzağa düşürüyorlardı.[9]

Türkmenlerde iki tür savunma bilinmektedir. Kamp savunması ve kalede savunma.

Kamp savunmasında arabalar daire şeklinde diziliyor, bunların önüne ise hendekler kazılıyordu. Çemberin içinde ise savaşçılar, kadınlar ve çocuklar saklanıyordu. Genelde bu savunma türü tüm kabilenin göç ettiği veya çölde kamp kurduğu zamanlarda ani saldırılara karşı kullanılıyordu.

Kaynaklarda Oğuz kabilelerin kamp savunmasına ilişkin çok sayıda bilgi bulunmaktadır. Örneğin, “Oğuzname”de bu konuda şöyle denilmektedir: “…develeri ve katırları bir sıra halinde birbirine bağlayarak savaşçıların önüne dizdiler. Çadırlardan, yurtlardan ve diğer eşyalardan barikatlar kurarak onun arkasından onlara (düşmana-O.G.) ok atıyorlardı.”[10]

Bizans Prensesi Anna Komnena (XI-XII. yy.) da bu konuda şöyle yazıyordu: “Skitler (Peçenekler kastedilmektedir-O.G.) de savaş nizamı aldılar (zira onlar savaş ve sıra nizamı sanatına doğuştan vakıftırlar), çember oluşturdular, tüm taktik kurallarına uyarak kendi sıralarını ‘bağladılar’, kendi ordularını kuleler gibi kapalı arabalarla çevrelediler, daha sonra ise bölük bölük hükümdarın üzerine yürüdüler ve uzaktan askerlerimizin üzerine ok yağdırmaya başladılar.”[11]

Bu tür istihkamları ele geçirmek için düşmanın büyük kayıplar vermesi gerekiyordu. Zaman zaman arabaların arkasından düşman üzerine ok yağdıran hızlı süvari birlikleri çıkıyordu. Bu birlikler çıktıkları gibi hızlı bir şekilde de tekrar barikatın arkasına saklanıyorlardı. Bu savunma taktiğinden Orta Çağ tarihçisi Sibd ibni el-Cauzi de bahsetmektedir. O, Oğuzların kamp savunmasından hızlı saldırıya geçerek düşmanı yendiklerini yazmaktadır.[12]

XVI-XVII. yüzyıllarda Türkmenler kendi topraklarında küçük gözetim kuleleri (ding) ve küçük kaleler (gala) inşa etmişlerdi. XIX. yüzyılın başlarından itibaren Türkmenler faal savunma yöntemleri benimsemeye başlamış ve tüm Türkmenistan’da saklanabilecek on binlerce büyük kale yapmışlardı.

Bu savunma yöntemini, ilk kez 1827 yılında Sarıkların, Hive Hükümdarı Allahkulu Han’a karşı isyanda kullandığı düşünülmektedir. Han’ın Abdullahan (Merv) Kalesi’ni ele geçirme çabaları başarısızlıkla sonuçlanmış ve Sarıklar başarılı bir karşı saldırı düzenlemişlerdi. İolotani Kalesi’nin savunmasında (1844) Salırlar ve Serahsa Kalesi’nin savunmasında (1850) Tekinler aynı taktiği uygulamışlardır.

Tekinler, 1879 yılında Ahal’de 45 bin kişi alabilen Gökdepe Kalesi’ni inşa ederek faal savunma taktiğini uygulamış ve 1879 yılında General Lomakin’in birliğini yenilgiye uğratmışlardır. Kale, yalnız 1881 yılında güçlü ağır top ateşleriyle alınabilmiştir.[13]

Türkmenler ve ataları kendi vatanlarını cesurca savunmuşlardır. Onlar döneminin en gelişmiş silahlarına sahip olmaları sayesinde geçen yüzyıllarda birçok büyük savaşlardan zaferle çıkmışlardır.

Orta Çağda Türkmenlerin en önemli silahı yay ve ok olmuştur. Ok atmanın öğrenilmesi için çocuk yaşlardan itibaren uzun süreli bir eğitim gerekiyordu. Skitlerin kullandıkları yaylar konusunda Antik Çağ tarihçisi Ammian Martsellin şöyle yazıyor: “O dönemde tüm hakların kullandıkları yaylar kavisli dallardan eğilerek yapıldığı gibi, Skitlerin her iki uçtan büyük boynuzlarla içeriye doğru eğilmiş yayları hilal şeklindedir. Ortadan ise düz ve silindir şekilli çubukla ikiye ayrılıyorlardı.”[14]

Skit yayları karmaşık bir mekanizmaya sahiptirler. Onların uzunluğu 60-100 cm arasında değişmektedir. Bu, Eski Çağ halklarının da hemen kullanmaya başladıkları güçlü ve uzun menzilli bir silahtı. M.Ö. 600 yılı civarında Yunanistan’da Skit yaylarına rastlanılmaktadır. Sanatta bunlar genelde Yunan tanrılarının sembolleri olarak tasvir edilmektedir. Midyalılar, Yunanlar ve Persler Skit yayına ve onun delme özelliğine büyük önem vererek gençlerin eğitim için Skit yay ustalarını özel olarak davet ediyorlardı.

Süvari savaşçılar devamlı olarak kendi silahlarını geliştirmenin yöntem ve usullerini arıyorlardı. Yaklaşık M.Ö. III. yüzyılda Skit-Hunların halefleri yayın uzunluğunu artırdılar (1, 5-2 metreye dek). Bu da onun menzilini artırmış oldu. Bu yay Hunlar sayesinde milattan sonraki ilk yüzyıllarda Doğu ve Merkezi Avrupa’da yaygınlaşmıştır. Bu yay tipi artık “Hun” veya “Türk” tipi olarak adlandırılıyordu. Bu tip yay Oğuzlarda X. yüzyıla dek mevcut olmuştur. Fakat sık sık baş gösteren uzun süreli savaşlar, ayrıca süvari savaşının öneminin artması yayın mekanizmasında bazı değişiklikler yapılmasını gerektirmişti. Onun ebatları biraz küçültülmüş, yakın mesafelere hızlı atışlara daha uygun hale getirilmiş, daha dayanıklı yapılmış ve ender hallerde kırılmıştır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al