TÜRKMENLER

TÜRKMENLER

Onuncu yüzyılın ilk çeyreğinde Süt-Kent’te müslümanlığı kabul etmiş mühim bir Türk topluluğunun yaşadığı görülüyor. Bunların Oğuzlardan olduğuna şüphe yoktur. Süt-Kent’in XI. yüzyılın sonlarında bir Oğuz şehri olduğunu biliyoruz. Yine X. yüzyılın ilk çeyreğinde Farab-Kence ve Şaş (Taş Kend) arasında Oğuzlardan ve Karluklardan İslâmiyeti kabul etmiş, 1000 çadıra yakın bir küme yaşamakta idi. Bunlar gayrımüslim Türklerin akınlarına karşı yapılan müdafaa hareketlerinde önemli hizmetler görüyorlardı. İbn Fadlan, 922 yılında Bulgar’a giderken görüştüğü Oğuz ileri gelenlerinden Yınal’ın, bir defa Müslüman olduğunu, fakat halkın itirazı üzerine eski dinine dönmek zorunda kaldığını ifadelerinden çıkarmaktayız.

Bununla beraber, Oğuzların İslâmlaşmasında esas rol Türkistan (Maveraünnehir)’da hüküm süren Samaniler devrine (874-999) aittir. Samaniler ordusunu ve halklarının da büyük bir kısmını Türkler teşkil ediyordu. Askerlerin bir kısmı, Abbasiler’deki gibi, Türk kölelerden, diğeri yerli halklardan ve Türklerden oluşuyordu. Samanilerin, Şamani Oğuzlarla giriştikleri mücadelelerde kendi askerleri arasında karşı tarafta akrabaları bulunanlar vardı. İslâm’ın sınırı Samanlıların gayretleri ile Talas’ın ilerisine kadar gitmişti. İsmail b. Ahmed’in Talas seferi ve İsficab beylerinin faaliyetleri neticesinde, Balasagun’un batısındaki ordu şehrinde oturan Türkmen meliki İslâmiyeti kabul etmiş ve İsficab beğlerine vergi vermeye başlamıştı. Yine daha önce belirtildiği gibi, Türk kavimleri arasında ilk önce İslâmiyet’i kabul edenler arasında başlıca, Balasağun ile Talas’ın doğusundaki Mirki kasabası arasındaki bölgede oturan Türkmenler olmuştur. Bu Türkmenlerin İslâmiyeti kabullerinin X. yüzyılın birinci yarısında olduğu kesindir. Ancak Balasagun, 942 yılında gayri müslim Türkler’in eline geçmiştir. Bu gayri müslim Türklerin başlarında Karahanlı hanedanının bulunduğu Yağmalar vardı. Bu olay asıl yurdu Kaşgar bölgesi olan Karahanlı hanedanının Taraz (Talas) vadisine hakim olduğu tarihi göstermektedir.

Müverrihler 960 yılında 200.000 çadırlık bir Türk topluluğunun müslüman olduğunu bildirirler. Karahanlı hanedanının hakim bulunduğu yerlerdeki Türk kavimleri (Yağma, Karluk, Çiğil, Tuhsi) idiler. Oğuzlar arasında da X. yüzyılın ikinci yarısında, İslâmiyetin büyük oranda yayılmaya başladığı söylenebilir. Son Samani emiri İsmail, 893’te Türk ellerine sefer yapıp Karluklara ait Talas (Taraz) şehrini aldı ve oradaki büyük kiliseyi camiye dönüştürdü. Şehir hâkimi ve halkı da İslâmiyeti kabul etti. X. yüzyılda coğrafyacı Mukaddesi, bu büyük şehrin çarşılarında camiler bulunduğunu yazmaktadır. Bununla beraber Şamani Oğuzlar mukabelede bulunarak 903’de büyük bir ordu ile, Maveraünnehir’i istila ettiler. Sadece reislerine mahsus “otağ” (kubbe Türkiyye)’ların sayısının 700 miktarında olduğu rivayet edilmektedir. Fakat Samani hükümdarı, ordusu ve Türk gönüllüleri ile birlikte onları çekilmeye mecbur etti. Yakubi, İslâm ve Şamani Oğuzlar arasında, 920 senesinde, hududun Talas şehrinin 20 kilometre şarkında bulunduğunu ifade etmektedir. Bu da fetihlerin ve İslâmiyet’in, Türkistan ve Uzak-Şark arasında işleyen büyük kervan yolunu takip ettiğini gösterir. Samaniler, 905’de, Türklerden birtakım yeni fetihlerde bulundular; İslâmiyet Şarkta Balasagun’a kadar ilerledi.

Samani şehzadesi İlyas’ın 922’de isyanı Türklerden yardım gördü. Fakat mağlup olunca Talas’a, daha sonra tekrar isyan edince Kaşgar Hükümdarı Toğan Tekin’e sığındı. Türkler 942’de Balasagun’u kurtardılar. Samani hapishanesinde bulunan Türk hükümdarının oğlu da iade edildi. Böylece Maveraünnehir’de çok kuvvetlenmiş olan İslâm dini ve medeniyeti, hem Müslüman Türklerin fetihleri hem de ticaret kafilelerine katılan alim ve şeyhlerin seyahatleri sayesinde sınırlarını genişletiyor ve Şamani Oğuzlar arasına nüfuz ediyordu. Maveraünnehir’de yükselen kültürel ve ekonomik hayat yavaş yavaş Türkleri İslâm dininin cazibesi içine çekiyordu. Kendi ırkdaşlarının Müslüman olması da bu faaliyetleri kolaylaştırıyordu. Büyük Türkistan şehirlerinde gelişen sanayi mahsulleri, yünlü ve pamuklu çeşitli kumaşlar, madeni eşya ve silahlar Oğuzlar arasında rağbet görüyordu. Tüccarlar onların memleketlerine götürdükleri ticari malları satıyor; karşılığında hayvan mahsullerini ve Uzak- Şark ticari mallarını alıyorlardı. Bu ticaret, İslâm kültür ve dininin Maveraünnehir dışında, Türkler arasında etkilerini arttırıyordu. Böylece orduların yapamadığını, dini neşriyat, ticari kervanlar ve onlara karışan din adamları sayesinde vuku buluyordu. Bu devirde Türkistan’da her ilim sahasında büyük Arapça eserler te’lif edilirken Türkler Farsça şiirler de yazıyorlardı. Filhakika, İslâmi Fars edebiyatı İran’da değil, Samaniler idaresindeki Maveraünnehir’de ve Gazne devleti hudutlarında doğmuş ve gelişmiş; Ağacı ve Türkeşi unvan ve nispetlerini taşıyan bir takım Türk şairleri Farsça şiirler yazmıştır.

Dr. Cem TÜYSÜZ

Atatürk Üniversitesi Atatürk İlke ve İnkılap Tarihi Enstitüsü / Türkiye

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ