TÜRKMENİSTAN’IN BAĞIMSIZLIK GİRİŞİMLERİ VE RUSYA

TÜRKMENİSTAN’IN BAĞIMSIZLIK GİRİŞİMLERİ VE RUSYA

SSCB’nin dağılma sürecinde, çoğu cumhuriyetten farklı olarak Türkmenistan, SSCB’nin dağılmaması gerektiğine inanmakta ve son ana kadar bu kurumun bir şekilde korunmasını savunmaktaydı. Saparmurad Niyazov’un (Türkmenbaşı), Gorbaçov’un ortaya attığı yeni birlik anlaşmasını destekleyen az sayıda devlet liderlerinden biri olması ve ülke içinde ciddî bir muhalefetle karşılaşmaması bu açıdan dikkat çekmektedir.[1] Beş temel aşiretten oluşan ve başta Niyazov olmak üzere, dönemin yöneticileri açısından, ulus devlet yapısına geçerken ciddî sorunlarla karşılaşan Türkmenistan’ın desteksiz kalması hiçbir şekilde arzulanmamaktaydı. Ekonomik açıdan, hammadde (pamuk ve doğalgaz) üreticisi olarak Rusya’ya ilişiği bulunan ve yaşam standartları SSCB genelinde nispeten düşük durumunda bulunan Türkmenistan, seyrek nüfusu ve muazzam coğrafyasıyla kendisini çevreleyen güçlü ve istikrarsız devletler ortamında güvenlik sorunları karşısında müteredditti. Devlet geleneğinin zayıflığı, tüm bu söylenenler açısından, durumu daha da ciddileştirmekteydi.

SSCB’nin dağılma süreciyle acil ve etkili reformlar peşinde olan Rusya Federasyonu ise, eski birlik cumhuriyetleriyle ilişkilerini ikinci plâna itmişti.[2] Rusya’ya kurumsal ve yapısal olarak bağımlı bulunan devletlerin, isteseler de Moskova ile bu bağları koparamayacakları düşünülmekteydi. Bu durum, özellikle, Orta Asya cumhuriyetleri için geçerliydi. Rusya bütçesi üzerinde en büyük yük olan (sübvansiyonlar nedeniyle) ve böylece bu ülkeyi bırakma ihtimalleri en zayıf olarak görülen Orta Asya cumhuriyetleri, pahalı reformlar döneminde elden çıkarılması gereken ilk bölge özelliği taşımaktaydı. Hatta daha sonraları, eski SSCB cumhuriyetleriyle ilgili genel kanı değiştikten sonra bile, bazı önemli Rus analizcileri Türkmenistan’ı, kendileri istemeseler bile, Rusya’nın bırakması gereken dört cumhuriyetten biri olarak nitelendirmekteydiler.[3]

Ama çok geçmeden her iki tarafın da algılamalarında önemli değişimler baş göstermeye başladı. 1993’ten itibaren, Batı’yla olan hızlı entegrasyon çabalarının bir sonuca ulaşmadığını ve bu yüzden eski SSCB alanına gösterilen ilgisizliğin sadece kendilerine zarar verdiğini düşünmeye başlayan Rus siyasî eliti, ortaya attığı “yakın çevre” politikasıyla ve BDT’nin yapısını güçlendirme girişimiyle yeni bir dönem başlatıyordu. Putin’in iktidara gelişiyle eski SSCB alanında hâkimiyetini yeniden canlandırmak için özel çaba sarf etmeye başlayan Rusya, dış politikasında ve ekonomik hayatında enerji unsurunun da önem kazanmasıyla,[4] Türkmenistan’la yakınlaşma zorunluluğunu daha çok hissetmiştir. Özellikle, Gazprom’un Batı Avrupa devletleri ve Türkiye ile önemli gaz anlaşmaları ve Rusya’nın kendi gaz yataklarının bu talebi karşılayamaz duruma düşmesi, Rusya’yı kısa ve orta vadede Türkmenistan’a doğru iten en önemli neden olarak değerlendirilebilir.

Önemli bir muhalefetle karşılaşmayan Niyazov ise, ilk anı geçtikten sonra, bağımsızlığın kendisine yarar sağlayabileceğini ve bunun Rusyasız da gerçekleşebileceğini görüyordu. Türkiye ve İran ile ilişkilerini geliştiren ve bu ülkelerden önemli yardımlar (ve çok daha fazla vaat) alan Türkmenistan, elindeki çok zengin enerji kaynaklarıyla[5] daha zengin ve bağımsız olabileceğini anlamaya başlıyordu. Ama daha sonra, (Türkmenistan’ın geleceği ile ilgili tüm hesaplamaların temelinde yatan) doğalgazın dünya pazarına çıkarılması sorununun, ilk başlarda yapılan tahminlerden çok daha ciddî engellerle karşı karşıya olduğu anlaşılmıştır. Saparmurad Niyazov, dış ve iç güvenlik meselelerini kendi gücüyle çözmeyi (veya ertelemeyi) başarsa da, geriye kalan ama en önemli sorununu (gazın dünya pazarına çıkarılması), en azından şimdilik, Rusyasız çözemediğini görmüş ve bu ülkeye geri dönmeye zorlanmıştır. Hatta, iki ülke arasında doğalgazdan sonra en önemli ilişki unsuru olan Türkmenistan’daki Rus azınlık sorunu bile, Aşkabat açısından, daha çok, bu insanların Türkmen GSMH’nın temelini oluşturan enerji sanayiindeki uzman grubun esasını oluşturmasından kaynaklanmaktadır.

Böylece, her iki devlet, tereddütlü geçen birkaç yıldan sonra, birbirlerinin önemini ve bunun temelindeki faktörün doğalgaz olduğunu anlamış bulunmaktadırlar. Ama geleneksel olarak Rus siyasî elitî tarafından fazla jeopolitik ve jeokültürel önemi anlaşılmayan Türkmenistan, Rusya’nın ciddî ve direk müdahalelerinin hedefi olmayacağa benziyor. Diğer taraftan, Aşkabat yönetiminin daha çok eski Sovyet alanından uzaklaşma anlamına gelen tarafsızlık politikası ve Türkmen toplumsal yapısının Rus etkisine fazla açık olmayışı, yukarıdaki faktörlerle de birleşince, bu ülkeyi Rusya’nın politikalarına daha kayıtsız bir duruma sokmaktadır. doğalgaz, işbirliğini geliştirme açısından önemli bir faktör olsa da, özellikle geleneksel anlamda “yakın” Türkmen-Rus ilişkilerine temel oluşturmak için yeterli değil. Türkmenistan’ın Rusya tarafından “ikincil” olarak algılanan önemi, iki ülkenin birbiri üzerinde doğalgaz dışında fazla baskı aracına sahip olmayışı ve son durumda da bazı çıkar çatışmalarının ihtimâlini haber vermemektedir. Rusya’nın, Türkmenistan üzerindeki etkinliğini isteksiz bir şekilde koruma çabaları, Rus ulaşım hatlarından memnun olmayan Türkmenistan’ı dış pazara alternatif yollar arayışını sürdürmekten ve Rusya’yı hem bu yollar hem de çevredeki diğer ülkelerle uzun vadede dengelemeye çalışmaktan alıkoyamayacaktır.

Türkmenistan’ın dış politikası temelde, ülkenin önemli petrol ve çok zengin doğalgaz kaynaklarının varlığı düşüncesiyle şekillenmektedir. Aşkabat’ın tarafsızlık politikası, iç muhalefetin ve genel olarak halkın siyasî özgürlüklerinin kısıtlanması, enerji kaynaklarına dayanılarak oluşturulmaktadır. Batı yatırımının bölgenin diğer enerji zengini ülkelerindeki miktara kıyasla kısıtlılığı da Türkmenbaşı’nın ülke ekonomisinin kontrolünü tekelinde tutma plânlarından kaynaklanmaktadır.[6] Özellikle stratejik doğalgaz ve petrol işletmelerinin hemen hemen %100’ünü elinde bulundurmakla övünen Türkmen iktidar, bu şekilde ülkeye onarılamaz zararlar vermektedir. Ama, yapısal engellerin zaten Türkmenistan’a yapılacak yatırımları baştan kısıtladığı dikkate alındığında, Türkmenistan’ın bu adımları her ne kadar mevcut iktidarı korumaya yönelikse de, ülkenin bağımsızlığı açısından en büyük engel olma özelliği taşıyan Rusya’yla ilişkileri zayıflatarak, uzun vadede, Türkmenistan’ın bağımsızlığı açısından olumlu sonuçlara götürebilir.

BDT ve Orta Asya Çerçevesinde İlişkiler

Bağımsız Devletler Topluluğu’na karşı çıkan ve buradaki kurumsallaşmanın işlemeyeceğini savunan Türkmenistan’ın tutumu, aslında, bu kurumu Moskova’nın eski hegemonyasını yeniden oluşturma çabası olarak görmesinden kaynaklanmaktadır. BDT’yi, eski SSCB’yi uygar bir şekilde “parçalama” forumu olarak görme arzusunu dile getiren Türkmenistan (veya Türkmenbaşı), 22 Ocak 1993’teki Minsk zirvesinde, ortak politika oluşturmayı öngören anlaşmayı imzalamayan tek Orta Asya cumhuriyeti olmuştur.[7]

En büyük ticarî ortaklarını barındıran bu kuruma karşı kayıtsız kalan Aşkabat’ın en büyük korkusu, potansiyel zenginliğini bu fakir ülkelerle bölüşmeye zorlanmak ve Türkmenbaşı iktidarını zayıflatacak kadar “dışarıya açık” duruma getirilmektir. Türkmenbaşı, “BDT’nin entegrasyon sürecinde yer almanın Türkmenistan’ın amaçlarına uygun olmadığı” ve ülkesinin “finans varlıklarını uluslarüstü bir kuruma bırakarak, karşılıksız enerji vericisi durumuna düşmek istemediği” yolundaki açıklamaları sık sık dile getirmektedir.[8] BDT toplantılarına hep daha düşük sayılı delegasyonlarla katılmasıyla tanınan Türkmenistan, son dönemlerde, bu kuruma olan isteksizliğini en yüksek düzeyde “ima etmektedir”. 1-3 Ağustos 2001 tarihleri arasında BDT ülkeleri liderleri arasında yapılacak zirveye katılmayan tek devlet başkanı olan Türkmenbaşı, bu tutumunu ikinci kez sergilemekteydi.[9]

Bu davranışın nedeni, zirvede tartışılacak en önemli iki konunun, Türkmenistan’ın katılmada en isteksiz göründüğü, “serbest ticaret bölgesi ve anti-terör merkezi oluşturulmasıyla” ilgili oluşundan kaynaklanmaktaydı. Zira bu konuların, daha önce de belirttiğimiz gibi, Türkmenistan’ın tüm geleceğini üzerine kurmayı plânladığı doğalgaz unsuruyla doğrudan bağlantısı bulunmaktadır. BDT kapsamındaki serbest ticaret anlaşmasına[10] Türkmenistan’ın neden karşı olduğunu ortaya koyan açıklama, bu ülkenin güvenlik konularındaki isteksizliğine de açıklık getirmektedir; enerji ihracından gelecek zenginliği engelleyecek her şeye karşı çıkılmaktadır.

“Türkmenistansız güvenlik kurumları”na, 15 Mayıs 1992’de imzalanan BDT Kolektif Güvenlik Anlaşması, ulusal yasaların terörle mücadele etme açısından koordinesini sağlayacak 21 Haziran 2000 anlaşması ve Nisan 1996’da oluşturulan Şangay Formu[11] örnek olarak verilebilir. Türkmenistan dışındaki dört Orta Asya devletini bir araya getiren Orta Asya Ekonomik Formu’nun 21 Nisan 2000’de oluşturduğu anti-terörist “Dörtler Grubu” da bu tür güvenlik anlaşmalarındandır.

Günümüzde, Afganistan’ın istikrara kavuşması konusunda, Aşkabat Moskova’yla beraber diğer devletlerin yanında yer alacaksa da, eskiden olduğu gibi, bu politika da dışarıda kalınarak yürütülecektir. Çünkü, belirtileceği gibi, Türkmenistan’ın tarafsızlık politikası, ülkenin toplumsal yapısının, doğal zenginliklerinin ve Türkmenbaşı’nın amaçlarının beslediği karmaşık bir dinamik üzerine bina edilmiştir. Kültürel ve jeopolitik açılardan bazı bölgesel sorunlardan ve Rusya’nın baskılarından bir ölçüde yapısal olarak uzak duran Türkmenistan, tarafsızlık politikasıyla bu durumu pekiştirmekte ve tüm enerjisini ekonomik gelişmeye yönlendirmektedir. Mevcut bölgesel güvenlik kurumlarının, Orta Asya’daki sorunları kendi açısından yeteri ölçüde çözeceğine inanan Türkmenbaşı, fazladan malî yük altına girmek istememektedir.

İlginç olan başka bir nokta, Rusya’nın, Türkmen “uzaklaşmasına” diğer cumhuriyetlerdeki gibi tepki vermemesidir. İran, Türkiye ve Pakistan’ın, Türkmenistan üzerinde henüz Rusya’yı korkutacak kadar önemli bir etki oluşturmasının söz konusu olmadığı ve Türkmenistan’ın 1995’ten itibaren uyguladığı resmî tarafsızlık politikası bu durumu açıklığa kavuşturmada yardımcı olabilir. Rusya’nın, Türkmenistan’ın kendisine alternatif bulamayacağını düşünmesinin ve tarihsel olarak da bu ülkenin jeopolitik değerini düşük görmesinin yanında, Aşkabat’ın “izolasyon politikası” da Moskova’nın fazla olmayan endişelerini hafifletmektedir. Ama Rusya’nın endişelerini hafifletici bu nedenlerin, bazen, Moskova’nın Aşkabat üzerindeki etkilerini zayıflatan aynı faktörler olduğu da unutulmamalıdır.

BDT kurumlarına hep şüpheyle yaklaşan ve bu şüphesinde haksız olmadığı anlaşılan Türkmenistan, hep ikili ve eşit çerçevedeki ilişkileri savunmaktadır. 1995’ten itibaren ilân ettiği ve BM’de kabul gören “pozitif tarafsızlık” tutumlarına dikkat çeken Türkmenbaşı, taraf olacak iki ülke çıkarlarının öncelik verildiği dolaysız ilişkilerin değerini yorulmadan vurgulamaktadır.[12] Son dönemlerde, Moskova üst düzey yetkililerinin de aynı ifadeleri kullanması, Moskova’nın sonunda Aşkabat’ın daha önce kavradığı “gerçekliği anlamasından” ziyade, Rusya’nın gücünün ve bölgedeki mevcut jeopolitik durumun ortaya koyduğu bazı sınırların belirginleşmesine işaret etmektedir.

Rusya ile İkili İlişkiler

BDT çerçevesindeki ilişkilere karşı olsa da, Türkmenistan’ın, Rusya ile ikili çerçevede önemli anlaşmalar imzaladığı bir gerçektir. Ağustos 1992’de imzalanan dostluk ve işbirliği anlaşması ve ülkelerin politik, ekonomik ve askerî ilişkilerini düzenleyen ek maddeler ileriye yönelik ciddi bir adımdı. Bu anlaşmanın ikili ilişkiler açısından konumu, Batılı analizciler tarafından, “Rusya’nın bir BDT devletiyle imzaladığı en önemli anlaşma” olarak nitelendirilmişti.[13] 1993’te çifte vatandaşlık, göç ve göçmen haklarının korunması konusundaki anlaşma şimdiye kadar Rusya’nın başka hiçbir BDT devletiyle imzalamayı başaramadığı niteliktedir ve türünün tek örneğidir. Ama daha sonra da değineceğimiz gibi, bu anlaşmaların uygulanması, kâğıt üzerindeki maddeler kadar çarpıcı olmamıştır. Bir anlamda, Türkmenistan’ın çok akıllıca davranıp, Rusya’yı kızdırmamak için bu ülkenin çıkarlarını daha çok gözeten anlaşmalar imzalayarak, bunların zaten işleyemez olacağını düşündüğünü ve haklı çıktığını söyleyebiliriz.

1991’den günümüze iki ülke arasındaki en önemli sorun, Türkmen gazının Rusya üzerinden dünya pazarına çıkarılması konusundaki anlaşmazlıklar olmuştur. SSCB dağıldığında doğalgaz için dünya pazarına tek çıkış yolu Rusya’dan geçen (Orta Asya-Merkez Boru Hattı) Türkmenistan, sırf Rusya’nın kotayı azaltması sonucu doğalgaz satışlarında ve dolayısıyla da bütçesinde ciddî düşüşlerle karşılaşmıştır. 1989 yılında üretilen 85 milyar m3’e karşılık bu rakam 1993 yılında 64,7 milyar m3’e, 1998’de ise Rusya’yla fiyat konusundaki bir anlaşmazlık sonucu 13,2 milyar m3’e kadar inmiştir. Ön yargılarımız, Rusya’nın bu şekilde davranmasının nedenlerini jeopolitik faktörlerde aramaya meyilli olsa da, asıl ve en önemli neden ekonomiktir. Bunun, Rusya’nın bilinçli Türkmenistan politikasının sonucu olmayıp, tamamen farklı girişimlerinin yan ürünü olarak ortaya çıktığı söylenebilir.

Moskova’nın Aşkabat’a yönelik tutumundan ziyade, ülkedeki iç politik ve ekonomik sorunların Türkmenistan’ı unutturacak türden oluşundan kaynaklanmaktadır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al