TÜRKMENİSTAN’DA DESTAN DÜNYASI

TÜRKMENİSTAN’DA DESTAN DÜNYASI

Türkmenistan doğuyla batıyı birleştiren yollar üzerinde bulunması sebebiyle tarihî ve coğrafî yönden olduğu kadar, kültürel yönden de Türk dünyasının merkezî ve önemli bölgelerinden biridir. Nüfusunun büyük çoğunluğunu “yerleşik hayata geçmiş Türkler”, başka bir söyleyişle “Müslümanlığı kabul etmiş Oğuzlar’ anlamına gelen “Türkmenler’ oluşturmaktadır. Geçmişte büyük istilalara maruz kalmış olmalarına rağmen Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla 26 Ekim 1991 yılında yeniden bağımsızlığını kazanan Türkmenistan Türkmenleri, Oğuz grubunun özellikle Teke, Yamud, Göklen, Çavdur, Sarıg, Salur ve Ersarı boylarından müteşekkildir.[1]

Türkmenlerin yazılı kültür ortamına 18. yüzyıla doğru geçtikleri kabul edilmektedir. 15. yüzyılda Vefaî’nin “Revnak’ül İslâm” adlı kitabı yazılmış olsa da, bu eser daha çok Türk dünyasının klâsik ve dinî mahiyetteki eserleri arasında değerlendirilmektedir.[2] Günümüzde bile hâlâ sözlü kültür ortamının hakim olduğu Türkmenler, tabii olarak zengin bir folklor hazinesine sahiptirler. Türkmen halkının yüzyıllar boyunca meydana getirdiği ve onların hayat tarzlarını, örf, âdet ve geleneklerini, dünya görüşlerini içinde saklayan destan, türkü, masal şeklindeki kıymetli eserler, bilhassa “Toy-tomaşa” denilen düğün, ziyafet merasimlerinde veya sohbet toplantılarında sözlü gelenek yoluyla nesilden nesile aktarılagelmiştir.

Türkmen anlatı geleneğinde destanların çok daha farklı bir yeri ve önemi vardır. Tarihî kayıtlarda zikredilen ve Türklerin ya da Oğuzların menşeine ilişkin Han-nâme, Oğuznâme gibi arkaik destanlarla, Oğuzların hayat tarzlarını konu alan Dede Korkut Kitabı’ndaki anlatmalar Türkmenler için tarihî ve kültürel yönden büyük önem taşımaktadır. Öte yandan, günümüzde anlatıcılar tarafından halk diliyle söylenen “Göroglı”, “Yusuf Bey-Ahmet Bey” destanları ve Anadolu’da “halk hikâyesi” olarak adlandırılan “Huyrlukla Hemra, Şasenem Garip, Zöhre-Tahır” gibi “dâstan”lar da, bütün Türkmenler tarafından bilinmekte ve zevkle dinlenmektedir. Bu anlatmalarda “Oğuznâme”lerin ve özellikle “Dede Korkut Hikayeleri”nin önemli derecede tesiri olduğunu ifade etmek gerekir. Biz bu yazımızda, Türkmenistan’da “epos”, “kahramançılık eposı” veya “halk dâstanı” adıyla anılan ve hâlâ sözlü kültür ortamında yaşatılan anlatmaları tanıtarak, onları icra eden anlatıcılar ve icra ortamları hakkında bilgi vermeye çalışacağız.

Yüzyıllar boyunca Türkmen halkı üzerinde derin tesirler uyandırmış, onların insaniyet, kahramanlık, vatanperverlik ve bağımsızlık hislerini takviye etmiş anlatmaların başında “Göroğlu Destanı” gelmektedir. Malum olduğu üzere, Köroğlu ve onun etrafında teşekkül eden anlatmalar, sadece Türkmenler arasında değil, Orta Asya’dan Balkanlar’a kadar bütün Türk boyları, hatta Gürcü, Ermeni, Tacik gibi Türklere komşu olan kavimler arasında da yayılmış ve sevilmiştir. Tabiî olarak anlatıldığı coğrafyanın genişliği, bazı sosyal, tarihî ve kültürel olayların tesiri, destanda bazen küçük olaylar, yeni şahıslar vb. gibi önemsiz, bazen da yeni bir hikâyenin oluşması veya temel pek çok olayın farklılaşması şeklinde kendini gösteren değişikliklerin meydana gelmesine sebep olmuştur. Bu durumu gözönüne alan araştırıcılar da, Köroğlu anlatmalarını başlıca “Doğu” ve “Batı” olmak üzere iki temel versiyon silsilesi etrafında toplamışlar; başta Anadolu olmak üzere Azerbaycan ve Balkanlar’daki Türk yerleşim sahalarıyla, Gürcü, Ermeni ve diğer Kafkasya kavimleri arasında mevcut olan anlatmaları Batı versiyonları; Türkmen, Özbek, Karakalpak, Tatar, Kazak, Kırgız, Uygur Türkleri ile Tacik ve Buhara Arapları arasındaki anlatmaları da Doğu versiyonları içine dahil etmişlerdir.[3]

Destan, Türkmenler arasında “Gör-oglı” (mezarın oğlu), “Ger-oglı” (sağırın oğlu), “Kör-oglı” (körün oğlu) adlarıyla bilinir.[4] Türkmen Köroğlu anlatmaları hakkında 17-18. yüzyıllarda yaşayan şair ve yazarların eserleriyle, o yıllarda Türkmenistan bölgesinde bulunmuş seyyahların yazılarında bilgiler bulunmakla birlikte, asıl derleme, metin neşri ve incelemeler Sovyetler Birliği kurulduktan sonraki yıllarda ağırlık kazanmaya başlamıştır.[5] Bu çalışmalarda destanın oluşumu ve gelişmesi hakkında genel olarak iki görüş ağırlık kazanmaktadır: İlki Köroğlu destanının, XVI. yüzyıllarda Anadolu, Azerbaycan ve Kafkasya bölgesinde, Celâlî isyanları zamanında, bir Celâlî reisi etrafında teşekkül ettiği ve sözlü gelenek temsilcileri vasıtasıyla değişerek geniş bir sahaya yayıldığıdır. İkincisi ise, destanın, XVI. yüzyıldan çok daha önce, İran-Turan mücadeleleri zamanında Orta Asya’da oluştuğu, sözlü gelenek temsilcileri ve göçler vasıtasıyla yayılarak yeni epizodlar, yeni kahramanlarla değişip zenginleştiğidir. Esasen bu görüşler kanaatimizce birbirinden farklı değil, bir bütünün parçalarından ibarettir. Çünkü, Köroğlu anlatmalarının çok eski zamanlarda Orta Asya’da meydana geldiği ve daha sonraki devirlerde farklı coğrafyalarda, farklı sosyo-kültürel şartlarla değişip zenginleştiği fikri, hem kültürel yapıların tarihî gelişimine uygun düşmekte hem de son yıllarda elde edilen verilerle doğrulanmaktadır. Öte yandan, hangi bakış açısıyla ele alınırsa alınsın, değişmeyen bir şey vardır ki, o da, Türkmenlerin diğer kültürel unsurlarda olduğu gibi Köroğlu Destanı’nın gelişmesinde ve yayılmasında önemli, aynı zamanda merkezî bir rol oynadığıdır. Destanın bütün versiyonlarında, Türkmen boylarının hayatıyla ilgili olayların büyük tesiri vardır ve anlatmalarda baş kahramanın Teke (Yomud) boylarından olduğu dile getirilir.

Destanın Türkmen versiyonundaki olaylar, yiğit, akıllı ve usta bir bahşı (âşık) olan Türkmen serdarı “Göroglı”nın, özellikle İran şahlarına karşı verdiği mücadeleleri konu edinir. Fakat, destanın Sovyetler Birliği zamanında yayınlanan nüshalarında, zaman zaman hakim ideolojiye uygun ifadelerin yer aldığı ve kahramanın Türk (Osmanlı) sultanlarına ya da üst sınıf temsilcilerine karşı mücadele ettiği fikrinin işlendiği de görülür. Bu durum, bilimsel tavra uymayan müdahelelerden kaynaklanmanın yanında, destan kahramanın, destana yeni ilaveler yapılmasına müsait bir yapısının olmasından, yeri geldiğinde bir lider ya da hilekar, düzenbaz bir tip özelliği göstermesinden de kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte destan, Türkmenler arasında yüce ideallerin dile getirildiği ve her devirde örnek oluşturacak modellerin sergilendiği abidevî bir eser olarak kabul edilmektedir. Destanın Türkmenler üzerinde önemli derecede sosyo-psikolojik izlerinin olduğu, kahramanlık ve mücadele hislerini kuvvetlendirdiği, çağdaş Türkmen edebiyatındaki tesirlerinden de anlaşılmaktadır. Mahmutkulu’nun şiirlerinde veya bahşıların tasnif ettikleri halk destanlarında (hikayelerinde) bu tesir açık bir şekilde görülür.

“Göroglı” destanı Türkmenler arasında “şah” (kol-dal) adı verilen bölümlerden müteşekkildir. Yapılan çalışmalarda ellinin üzerinde “şah” tespit edilmiş olmakla birlikte, bunların çoğu aynı anlatmaların farklı ya da bölünmüş şekillerinden ibarettir. Kaynaklarda, ilk ciddi derlemenin 1937 yılında Ata Çepov tarafından meşhur Pelvan Bahşı’dan 12 kol/şah halinde yapıldığını belirtilmektedir. Bu kol/şahlar, “Göroğlu’nun Türeyişi, Göroğlu’nun Evlenişi, Ar Alış, Ayvaz (Övez), Ayvaz’ın Kurtarılması, Ayvaz’ın Evlenişi, Arapreyhan, Kırk Binler, Ayvaz’ın Öfkelenmesi, Kempir (Kocakarı), Harmandeli, Göroğlu İle Bezirgan” şeklinde adlandırılmaktadır.[6] Daha sonraki yıllarda da Türkmen bahşılarından derlenen diğer anlatmalar da “Türkmen Medeniyet Enstitüsü”ne bağlı olan “Dil ve Edebiyat Enstitüsü”nde saklanmaktadır.[7] Türkmenistan sahasında derlenen ve olay örgüsü bakımından bir bütünlük arzeden kol/şahları yapısal olarak şöyle tasnif etmek mümkündür:

I. Hazırlık Bölümü: Olayların zaman ve mekanın belirtildiği, kahramanın ailesinin tanıtıldığı, kahramanın doğumu ve gençliğine ait olayların anlatıldığı epizotları ihtiva eden bölümdür. “Göroglu’nun Ortaya Çıkışı” kol/şahından ibarettir.

II. Kahramanın Maceraları: Bütün tahkiyeli eserlerde olduğu gibi, kahramanın herhangi bir hedef uğruna karşılaştığı problemlerin veya başından geçen olayların anlatıldığı epizotlardan müteşekkil bölümdür. Türkmen Göroglu destanında bu bölüm, gerek merkezî kahraman gerekse onun etrafında yer alan yiğitlerin başlarından geçen maceraları içermektedir.

Bunlar; Göroglu’nun Evlenmesi, Göroglu’nun Reyhanarap’tan Öç Alması, Göroglu’nun Ayvaz’ı Çandıbil’e Getirmesi, Göroglu’nun Ayvaz’ı Kurtarması, Ayvaz’ın Evlenmesi, Göroglu’nun Reyhanarap ile Mücadelesi, Göroglu’nun Kırk Binler ile Mücadelesi, Ayvaz’ın Öfkelenmesi, Servican ile Göroglu’nun Ayvaz’ı Kurtarması, Ayvaz ile Kırat, Kırat’ın Çalınması, Göroglu ile Harmandeli, Gülayım ile Erhasan, Göroglu’nun Bezirgan’ı Öldürmesi, Göroglu ile Davut Serdar, Tebli Batır’ın İhanet Etmesi, Ayvaz’ın oğlu Nurali kol/şahlarıdır.

III. Sonuç Bölümü: Kahramanın hayatının son zamanlarında yaşadığı olayların ve ölümünün anlatıldığı “Göroglu’nun Ölümü” kol/şahından ibarettir.

Bütün bu bölümlerde nazım-nesir karışık bir anlatım tarzı hakimdir. Duygu ve heyecanın yoğun olduğu kollarda manzum kısımların artması, sosyal çevrenin hassasiyet duyduğu olayların belirlenmesi bakımından önem taşımaktadır.

Türkmenistan’la birlikte Orta Asya sahasında anlatılan ve Oğuz dairesine dahil edilen müşterek Türk destanlarından biri de Yusuf Bey-Ahmet Bey (Bozoğlan) Destanı’dır. Destanın oluşmasında Oğuznâmelerin ve Köroğlu Destanı’nın önemli derecede tesiri vardır. Özellikle Dede Korkut Hikayeleri ile Köroğlu anlatmalarının bazı epizotlarındaki olaylar destanın bünyesinde yer almıştır. Araştırıcılar, Yusuf-Ahmet Bey destanını, Dede Korkut ve Köroğlu’nun buluşma noktasında gösterirler ve destandaki benzerlikleri yüzyıllar boyunca süregelen anlatı geleneğinin bir sonucu olarak ifade ederler.[8]

Destanda, Yemreli boyundan iki amca çocuğu Yusuf Bey ve Ahmet Bey’in dayıları Isfahan padişahı Bozoğlan Han ile aralarının açılması, on bin çadırlık boylarıyla birlikte Harezm diyarına gelmeleri, burada Hive Han’ı Eralı Han ve kardeşi Nedir Soltan’ın kızlarıyla evlenmeleri, Müsür şehrinin putperest hükümdarı tarafından hile ile esir edilmeleri, yedi yıl zindanda yattıktan sonra kendi gayretleriyle esaretten kurtulmaları ve Gözel Şah’la savaşıp intikam almaları anlatılmaktadır.[9]

Yusuf Bey-Ahmet Bey Destanı, edebî ve estetik yönden de seviye kazanmış ve Türkmen bahşıları başta olmak üzere diğer Orta Asya Türk kavimlerindeki anlatıcılar tarafından söylenegelmiştir. Manzum ve mensur karışık bir yapı arz eden destan, asırlarca Orta Asya Türklüğünün millî şuurunun güçlenmesinde ve millî birliğin ihyasında önemli bir rol oynamıştır.[10]

Türkmenistan’da Göroğlu ve Yusuf Bey-Ahmet Bey destanları dışında, herkes tarafından sevilen halk destanları (hikayeleri) da mevcuttur. Bunlar Türkmenler arasında olduğu kadar, genellikle bütün Türk dünyasında ve komşu kavimler içinde de anlatılmaktadırlar. Kahramanlık unsurlarından daha çok aşk unsurlarıyla ön plana çıkan bu anlatmaların Türkmenistan’da en yaygın olanlarından biri “Şasenem Garip”tir.

Âşık Garip adıyla bilinen halk hikayesinin Türkmen versiyonu olarak tanımlanan “Şasenem Garip”, aşk konusu üzerine kurulmuş, realist çizgileri diğer hikayelere nazaran daha da artmış bir halk hikayesidir. Hikayede bazı destan ve masal unsurlarının olduğu, fakat bunların anlatı geleneğinden kaynaklandığı ifade edilir.[11] Bugün “Türkmenistan İlimler Akademisi Edebiyat ve Dil Enstitüsü El Yazmaları Bölümü”nde 14 yazma ve 6 litoğraf usulü ile basılmış Âşık Garip nüshası ile sözlü gelenekten derlenen pek çok metnin bulunduğunu biliyoruz.[12] Kanaatimizce bahşıların anlattığı “Helalay Garıp” hikayesi de Âşık Garip’in sosyal çevre bağlamında yeniden üretilen eş-metinlerinden biridir.

Türkmenistan anlatılan halk destanlarından biri de “Neceb Oğlan”dır. Bahşıların hayatıyla ilgili olayları konu alan anlatma, ustanın yanında eğitim gören bahşı adayı gençlerin âdab-erkanı yanında müşterek Türk kültürünün sıkı bağlarını göstermesi bakımından da önemlidir. Anlatmanın olay örgüsü kısaca şöyledir: “Harezm’de Elbend adında bir bahşı yaşar. Birgün bir kervanla birlikte Ganj’a gider. Orada Elbend’in sevdiği Sona adlı bir kız yaşamaktadır. Harezmli bahşının türküleri ve müziği Sona’yı büyüler ve evlenirler. Sonan’ın ilk evliliğinden olan Neceb ile birlikte Harezm’e dönerler. Üvey babasıyla aralarında ihtilaf çıkan Neceb, bahşı olmaya karar verir, Âşık Aydın’a gider. Denemeleri başarıp ve geriye usta bir bahşı olarak dönen Neceb, karşılaştığı herkesi alteder. Fakat düşmanlarının onu karalaması sebebiyle idama mahkum edilir. Harezm halkının ve sevgilisi Milayım’ın yardımıyla idamdan kurtulur. Fakat Harezm’i terketmek zorunda kalırlar.”

Araştırıcılar bu anlatmanın genellikle Türkmenistan’da bulunan bahşı okullarıyla ilgili olduğunu, Türk anlatı geleneğinin ustalıklarına dair pek çok unsuru ihtiva ettiğini ifade etmektedirler.[13]

Bahşı tipine ilişkin bir başka anlatma da “Sayat ve Hemra”dır. XVIII. yüzyılda tasnif edildiği ifade edilen hikayenin kahramanı Hemra ve babası bahşıdır. Hemra, yiğit Sayat’ı deyişleriyle büyüler.

Babası Ahmet bahşılığı sayesinde idam sehpasından kurtulur, deyişleriyle turna sürülerini bile etkilemektedir.[14]

“Zöhre-Tahir” hikayesi de Türkmenler arasında yaygın olan aşk ve bahşı konulu anlatmalardandır. Olay örgüsü bakımından diğer sahalardaki anlatmalardan[15] pek farklı olmamakla birlikte Karrıev, Türkmen anlatmalarında hikayenin musannifi Molla Nepes’in de âşık çiftin eğitmeni ve onlara çeşitli problemlerinde yardımcı olan bir kahraman olarak olaylara dahil edildiğini belirtir.[16] Oysa son yıllarda yapılan araştırmalar hikayenin ilk defa Molla Nepes değil, Seyyidmuhammet Sayyadı tarafından tasnif edildiğini, Sayyadı’nın da hikayeyi babası “Baba (Hudayberdi) Bahşı” ve dedesi “Annamırat Bahşı”dan dinlediğini ortaya koymaktadır.[17] Mesnevî tarzında neşredilen anlatmada güzel türküler söylemenin fazileti ön plana çıkarılmaktadır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ