TÜRKMENİSTAN DEVLETİ’NİN DIŞ SİYASETİ VE DAİMÎ TARAFSIZLIK STATÜSÜ

TÜRKMENİSTAN DEVLETİ’NİN DIŞ SİYASETİ VE DAİMÎ TARAFSIZLIK STATÜSÜ

Orta Asya’nın güneyinde, Hazar Denizi’nin doğusunda, yüzölçümü Belçika, Hollanda, Danimarka, Portekiz, İsviçre, Avusturya ve Yunanistan’ın toplam yüzölçümlerinden daha fazla (488.100 km2) olan bağımsız ve daimi tarafsız Türkmenistan Devleti, izlediği iç ve dış siyasetle bölgede istikrar ve güven unsuru olmayı başarabilmiş bir Orta Asya Cumhuriyeti’dir. Bugün de son derece muhafazakar bir sosyal ve siyasal yapıyı halen devam ettiren Türkmenistan’ın bu yapısı, onun Orta Asya’daki son derece farklı karakterinden kaynaklanmaktadır.[1]

Türkmenbaşı, belli başlı bazı değişikliklerin yapıldığı iç politikanın tersine, dış politikada daha aktif, bağımsız ve tarafsız bir politika izlemiş ve bugün Türkmenistan dış politikasına uluslararası bir saygınlık kazandıran bir sürece imzasını atmıştır.[2] Türkmenbaşı’nın dış politikada ülkesinin milli çıkarlarını her şeyden önde tutan tavrı ve bu konudaki kararlılığı da, ülkesinin iç istikrarının sağlanmasında, kuşkusuz, en büyük temel faktörlerden biri olmuştur.

22 Ağustos 1990’da egemenliğini ilan eden Türkmenistan, 26 Ekim’de yapılan halk oylaması sonucunda halkın büyük çoğunluğunun bağımsızlıktan yana oy kullanmasıyla 27 Ekim 1991’de bağımsızlığını ilan etmiştir.

27 Ekim’de 10. toplantısını gerçekleştiren Yüksek Şura, “Türkmenistan’ın Bağımsızlığı ve Devlet Kuruluşunun Esasları Hakkında”ki kanunu kabul ederek bu kanunla, Türkmenistan Devleti’nin millî ve bağımsız bir devlet olduğunu hukuken tescil etmiştir. Türkmenistan’ın bağımsızlığını ilk tanıyan ülkeler Türkiye ve arkasından da İran olmuştur.

I. Türkmenistan’ın Dış Politikasındaki Temel Öncelikler

Türkmenistan’ın Dış Politika Öncelikleri; dünyaya açılma çabaları, güvenlik kaygıları, komşularıyla iyi ilişkiler olmak üzere üç ana başlık altında ele alınmaktadır. Türkmenistan’ın dış politikasının en belirgin özelliği, ülkenin dış politikasını da biçimlendiren Devlet Başkanı Türkmenbaşı’nın çok taraflı ya da bölgesel girişimlere karşı mesafeli, hatta dikkatleri çeken soğukkanlı tavrıdır. Türkmenistan hangi alanda olursa olsun, ister güvenlik isterse de ekonomik işbirliği ve kimden gelirse gelsin, Rusya, ya da diğer Orta Asya cumhuriyetleri, Orta Asya’da bölgesel ölçekli girişimlere çok ihtiyatla yaklaşan devlettir. Bunun başlıca nedenleri arasında küçük devlet olmasının getirdiği zorlukların yanı sıra doğal kaynaklarının zenginliğinden duyduğu endişedir.[3]

Gerek Rusya Federasyonu ve gerekse de diğer Orta Asya cumhuriyetlerinden gelen bölgesel girişimlere karşı mesafeli tutum sergileyen Türkmenbaşı’nın bu davranışının temelinde, Türkmenistan’ın jeopolitik konumuyla birlikte Batı’nın yeterince ilgisini çekebilecek potansiyelde zengin doğal kaynaklarına sahip olmasının da etkisi olduğu söylenebilir.

Nitekim, Türkmenbaşı ve diğer Türkmen yetkililerin sıkça dile getirdikleri sözlerinde Türkmenistan’ın sahip olduğu zengin doğalgaz ve petrol yataklarının varlığının rol oynadığı açıktır.[4] 12 Aralık 1995 tarihinde, Birleşmiş Milletlerin (BM) kuruluşunun 50. yıldönümü ve Türkmenistan’ın tarafsızlık statüsü adaylığına yönelik konuşmasında Türkmenistan Devlet Başkanı Saparmurat Niyazov “daimi tarafsızlık” başvurularıyla ilgili olarak şu önemli gerekçenin altını çizmiştir: “…Bizim bu adımımız Türkmenistan’da ve bölgede barışın sağlanmasına büyük bir katkıda bulunacaktır. Bu mesele bizim için çok önemlidir. Çünkü Türkmenistan, dünyanın çok önemli bir noktasında; doğal kaynakların en zengin bulunduğu bölgelerden birinde yer almaktadır. Bu durum bizim açımızdan “daimi tarafsızlık” siyasetini kaçınılmaz olarak gerektirmektedir. Türkmenistan, coğrafi olarak önemli ve hassas bir konumda bulunduğunu göz önünde bulundurduğu için, uluslararası işbirliklerinde daha dikkatli hareket etmektedir. Bundan dolayı Türkmenistan bugüne kadar tarafsız bir dış politika izlemeye çalışmıştır. Türkmenistan bundan sonra “Daimi Tarafsız” bir ülke olarak dış ve iç politikasını yürütmek istemektedir. Bu hususta teşkilatın, teşkilat başkanının ve devlet başkanlarının onayını rica ediyoruz.”[5]

Yalnız, Türkmenistan’ın tarafsızlık statüsünü elde etme çabalarını sadece küresel ölçekteki güç mücadelesinde taraf olmaktan kaçınma ve güvenliğini koruma politikasının bir sonucu olarak yorumlamak eksik olur. Aynı zamanda Türkmenistan, tarafsızlık siyasetiyle bölge güçleriyle olan ilişkilerinde de ekonomik ve siyasi ilişkilerini taraf gözetmeyerek izlemek niyetini ortaya koymuştur. Özellikle de Türkiye ve İran arasındaki hassas ilişki ve rekabetin Türkmenistan açısından ortaya koyduğu sıkıntıdan kurtulma için tarafsız bir tutum en ideal bir politika olacaktı.[6]

Diğer taraftan, SSCB’nin en sıkıntılı cumhuriyetlerinden biri olan Türkmenistan, Batı’ya açılma potansiyelinin etkisiyle, BDT içinde bir ekonomik entegrasyon ya da sıkı bir ekonomik işbirliğine pek yanaşmak istememiş fakat, Batı’ya açılma hedefleri doğrultusunda aralarında Türkiye, İran ve Pakistan’ın kurucu üyesi olarak bulunduğu ve daha çok “gevşek bir işbirliğine” dayalı, Ekonomik İşbirliği Örgütü’ne Şubat 1992’de, Tahran zirvesinde, diğer yeni bağımsız Orta Asya cumhuriyetleri ile birlikte üye olmuştur. Dolayısıyla, en başından beri Türkmenistan’ın ekonomik kalkınmasına katkı sağlayacak olan yabancı yatırım ve finansman, Türkiye üzerinden de olmak üzere doğal kaynaklarını pazarlamak istediği Batı ile ilişkileri, Türkmenistan’ın başlıca dış politika öncelikleri arasında yer almıştır.

Diyebiliriz ki, Türkmenistan bağımsızlık sonrası geçiş sürecinde dış politikasında dini, etnik ve kültürel değerlerin etkisini azaltan ve Batı’yla daha çok ekonomik çıkarlara dayanan bir ilişkiyi hedefleyen realpolitik izlemeyi tercih etmiştir. Aynı zamanda Türkmenistan bu politikasıyla, geçiş sürecinde gerek ülke içerisinde ve gerekse de bölgede güvenlik ve istikrarı korumayı hedeflemiştir.[7] İç politikasındaki istikrarı “10 Yıl Abadancılık” politikası ile sağlamaya çalışan Türkmenistan, dış politikasındaki güvenlik ve istikrarı da ”Daimi Tarafsızlık” statüsüyle elde etmek istemiştir.

II. Bir Dış Politika Stratejisi Olarak “Daimi Tarafsızlık” Statüsü

Her şeyden önce şunu belirtmek gerekir ki, devletler, ister oldukça belirgin bazı dış politika amaçlarını gerçekleştirmeye yönelik faaliyet gösteriyor olsunlar, isterse daha çok dışarıdan gelen etkilere tepki niteliğinde bir dış politika izliyor olsunlar, bu tutum ve davranışlarını belirli dış politika stratejileri çerçevesinde gerçekleştirmeye çalışırlar. Bunlar tarafsızlık, izolasyonizm ve bağlantısızlık stratejileri ile ittifak oluşturma stratejileridir. Bu noktada konumuz itibariyle, uluslararası ilişkilerde ve uluslararası hukukta eski bir kavram ve eski bir kurum olan tarafsızlığın esas itibariyle hukuki bir nitelik taşıdığını ve “bir devletin iki veya daha çok devlet arasında çıkmış olan bir savaşta, kendisini fiili ve hukuki bakımlardan harp hali dışında tutması ve muharip devletlerin de onu böyle saymaları”[8] anlamına geldiğini ve bu anlamıyla, bağlantısızlığın diğer bir adlandırılışı olan tarafsızcılıktan farklı olduğunu belirtmek gereklidir. Diğer bir ifadeyle, tarafsızlık bir uluslararası hukuk kurumudur ve sadece savaş durumunda söz konusudur.[9]

Bu haliyle tarafsızlık savaş hukuku içerisinde yer alan, gerek savaşan gerekse de tarafsız devletler açısından çeşitli hak ve yükümlülükler getiren tarafsızlık hukukunu oluşturmaktadır. Bununla beraber, savaş sırasında devletlerin bu hukuk kuralını uygulamaları çeşitli siyasi endişelerden kaynaklanabileceği gibi, çeşitli siyasal sonuçlar da doğurabilmektedir.[10]

Diğer taraftan, devletlerin dış politika stratejilerinden birisi olarak tarafsızlık, bazı durumlarda savaş dışı dönemleri de kapsayan bir nitelik kazanmaktadır. Bu durumda tarafsızlık, “Bir devletin, diğer devletlerce siyasi bağımsızlığının ve ülke bütünlüğünün teminat altına alınmasına karşılık, meşru müdafaa hali hariç, harp ve ittifaklara girme haklarından vazgeçmesi, bu devletin daimi tarafsızlık statüsü altına konulması”[11] anlamına gelmektedir. Diğer bir ifadeyle daimi tarafsız devlet (permanently neutral State), bağımsız bir devlet olup, olağan olarak bir devletin sahip olduğu bütün yetkilere sahip bulunmasına karşılık, bir konuda bunun sınırlandığı devlet türüdür.[12] Fakat burada bir noktaya dikkat etmek gerekir. Tarafsızlık tamamen devletin egemen iradesiyle seçtiği ve yine egemen iradesiyle değiştirebileceği bir durum iken; daimi tarafsızlık statüsü, bu statüye giren devlet ile, bu durumu tanıyan diğer ilgili devletler

arasında varılan bir antlaşma ile oluşmaktadır. Dolayısıyla bu statünün değiştirilmesinde de bu devletlerin onayı gerekmektedir. Bu sebeple, daimi tarafsızlık statüsü altına konan devletlere tarafsızlaştırılmış devletler de denmektedir. Örneğin, 19. yüzyıl Avrupası’nın güçlü devletlerinin, 1815’te İsviçre’yi, 1831’de Belçika’yı, 1867’de de Lüksemburg’u çok taraflı antlaşmalarla daimi tarafsız devlet statüsüne sokmaları buna verilebilecek örneklerdendir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avusturya, ABD, SSCB, İngiltere ve Fransa tarafından daimi tarafsız devlet statüsüne sokulmuş, bu durum Avusturya’nın 1955 yılındaki Anayasası’nda da yer almıştır. Burada işaret edilmesi gereken bir nokta, devletlerin bu türden bir statü altına konma konusundaki isteklilik (veya isteksizlik) dereceleri arasındaki farklılıklardır.[13]

Tarafsızlık sadece savaş zamanı kavramı, bağlantısızlık ise daha çok barış zamanı kavramları olup, daimi tarafsızlık hem barış hem de savaş durumu statüsü ve kavramıdır.[14] Yani, daimi tarafsız devlet ile herhangi bir savaşta ya da barış zamanında taraf tutmayan devletleri karıştırmamak gerekmektedir. Sürekli tarafsız devletin bu tarafsızlığı hukuksal bir yükümlülük olmasına karşılık, herhangi bir durumda taraf tutmayan bir devletin bu tarafsızlığı siyasal niteliktedir ve hiçbir hukuksal zorunluluktan doğmamaktadır. Başka bir deyişle, bu sonuncu tür devlet, istediği zaman tutumunu değiştirebilecektir. Bu nedenle, örneğin 1915’ten bu yana İsveç’in ya da 1944’ten bu yana Finlandiya’nın uyguladığı fiilî (de facto) tarafsızlık (factual neutrality) ile, örneğin 1815’ten bu yana İsviçre’nin uyguladığı hukuksal tarafsızlığı karıştırmamak gerekmektedir.[15]

Öte yandan, daimi tarafsız devlet rejimi bir antlaşmayla kurulacağı gibi, ilgili devletin tek taraflı bildirisi ya da herhangi bir hukuksal işlemi sonucu bunu öteki devletlerin kabulü ile de doğabilmektedir. Bir devlet daimi tarafsız devlet statüsü kazandıktan sonra üçüncü devletlerin buna saygı göstermesi yükümlülüğü vardır. Eğer bu sürekli tarafsızlık bir antlaşma ile başka devletlerce güvence altına alınmışsa, güvenceyi sağlayan devletlerin herhangi bir saldırıya kuvvet yoluyla karşılık verme yükümlülükleri vardır.[16]

Küçük ülkeler bağımsızlıklarını ya güç dengesine (Soğuk Savaş döneminde Belçika ve Balkan ülkeleri), ya himayeci bir gücün koruyuculuğuna (Orta ve Güney Amerika’daki küçük ülkeler ve Portekiz), ya da emperyalist arzular için ilgi çekici olmayışlarına borçludurlar (İsviçre ve İspanya). Küçük ülkelerin tarafsızlıklarını koruma yetenekleri bu faktörlerden birine veya hepsine bağlı bulunmaktadır (örneğin, Hollanda, Danimarka ve Norveç’in Birinci Dünya Savaşı’ndaki, İkinci Dünya Savaşı’ndakinin tersi durumları ile, İsviçre ve İsveç’in her iki savaştaki durumları).[17]

Diğer taraftan, bir devletin, bazı devletlerce tarafsızlık statüsüne sokulması yani tarafsızlaştırılması, genellikle bu devlet üzerinde belirli bir rekabet ve nüfuz çatışmasının var olduğu, başka bir deyişle, söz konusu devletlerin ilgilendikleri bu devletin kaderi konusunda başka bir şekilde anlaşamadıkları bir durumu göstermektedir. Sonuçta, bu devletin daimi tarafsızlık statüsüne sokulması hiçbirisine özel bir avantaj sağlamamakta veya hepsine benzer ölçülerde bir yarar sağlamaktadır.[18] Örneğin, İsviçre’nin durumu böyledir. İsviçre hükümeti, çoğu kez aralarında hiç ilişki kurmamış ya da ilişkilerini kesmiş bulunan devletler arasında yararlı bir aracı olmuştur. İsviçre’nin bu statüsünü sürdürmesi tüm devletlerin işine yaramaktadır. Avusturya’nın sürekli tarafsızlık statüsü ise, bu devletin büyük devletlerin askeri işgalinden kurtularak, yeniden bağımsızlığını kazanmasının bir koşulu olmuştur. Bugün bir çok uluslararası konferansın bu iki ülkede toplanmasının nedenlerinin başında, sürekli tarafsızlık statülerinin bulunduğu söylenebilir.[19]

Bugün uluslararası düzeyde sürekli tarafsız devlet statüsü altında bulunduğu genellikle kabul edilen devletler şunlardır: İsviçre (1815’ten bu yana), Avusturya (1955’ten bu yana) ve Laos (1962’den bu yana). Ancak, Laos’un tarafsızlığı Vietnam Savaşı sırasında 1964 yılından başlayarak uzun süre çiğnenmiştir.[20]

Fakat, şunu da ifade etmek gerekir ki; “daimi tarafsızlık” statüsü bugüne kadar hiçbir devletin politikasını bu kadar etkileyebilecek kadar detaylı bir şekilde ele alınmamıştır. Bu devletlerin anlayışıyla Türkmenistan’ın tarafsızlık anlayışında radikal farklılıklar vardır. Bu devletler tarafsızlık statüsünü sadece askeri yönüyle ele alırken, Türkmenistan Uluslararası Hukuk Kurallarına ve BM sözleşmesinin temel prensiplerine bağlılığını ilan ederek, “daimi tarafsızlık” kavramını askeri anlamıyla birlikte yöresel ve küresel oluşum karakteri, süreci ve Türkmenistan’ın kendi iktisadi kalkınmasıyla birleştirerek milli çıkarları ile günümüzün objektif ihtiyaçlarını göz önünde tutmuştur. Ayrıca Türkmenistan jeopolitik, tarihi, etnik ve kültürel gerçekleri göz önünde bulundurarak kurduğu iyi komşuluk ilişkilerini karşılıklı saygı, hoşgörü ve anlayışa dayandırmaktadır.[21]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al