TÜRKMEN EDEBİYATINDAN ÇAĞDAŞ TÜRK DÜNYASI EDEBİYATINA DOĞRU

TÜRKMEN EDEBİYATINDAN ÇAĞDAŞ TÜRK DÜNYASI EDEBİYATINA DOĞRU

Çağdaş Türk Dünyası Edebiyatı, Türk soylu toplulukların bağımsızlığını kazanmasıyla ortaya çıkan bir kavramdır. Türk Dünyasının Edebiyatı denildiğinde her şey apaçık ortadadır. Bu, bizim geçmiş edebiyatımızı da bugünkü edebiyatımızı da kendi bünyesine alan büyük bir mirastır. Artık edebiyatta yeni bir dönem başlamıştır. Ortak kültür zenginliğinin çağdaşlık yönü doğrultusunda çeşitli fikirler ortaya konulmaktadır.[1] Bu fikirlere dikkat edildiğinde bir gerçeği açık seçik görmek mümkündür. O da Çağdaş Türk Dünyası Edebiyatı’nın tanımıdır. Acaba bu edebiyat nasıl bir edebiyattır? Bu konuda büyük yazarların kendileri nasıl düşünmektedir. Cengiz Aytmatov, Türk dünyasının, müzikten felsefeye, edebiyattan sinemaya kadar ortak bir kültürel düzlem oluşturması gerektiğini söyleyerek, gençleri çağdaş edebiyata yönlendirebilecek ortak bir edebiyat akademisi kurulmasını teklif etmektedir.[2] ‘Ortak gönül ortak yaşamdan doğar’ diyen Cengiz Bektaş ise Türk Dilleri Yazarlar Birliği gibi bir gönüllü kuruluşun çok daha verimli olacağı[3] düşüncesini savunmaktadır. Azerî romancı Anar da, ortak bir kültürel konseptin oluşturulmasında nazarî çalışmaların önemi üzerinde durmaktadır.[4] Türkmen yazar Annaguli Nurmemmet de, her bir Türk soylu edebiyatın, -kendi bünyesinde millî kültürüyle beraber- Anadolu’nun zengin kültürüyle bütünleşip, Batı veya Rus edebiyatını da -üstatlık yönünden elde ettiği inceliklerden vazgeçmeden- benimseyebildiği taktirde, ortaya dünya edebiyatının parlak yıldızı olabilecek Çağdaş Türk Dünyası Edebiyatı’nın çıkacağından bahsetmektedir.[5] Bu meseleye çağdaş yazarların ifade ettikleri gibi geniş ve zengin açıdan bakmak gerekmektedir. Biz de aynı yolu takip etmek durumundayız, çünkü Türkmen edebiyatının üzerinden çağdaş Türk dünyasının edebiyatına geçiş yolunu değerlendirmek lazımdır. Bunun için ilk önce Türkmen edebiyatını kökünden irdeleyerek bugüne kadar takip etmek, sonra, Türk-Türkmen edebî münasebetlerine göz gezdirmek, en son olarak da çağdaş Türk Dünyası edebiyatına geçiş yolları aramak bize bu kat edilen mesafelerde ne tür eserlerin gün ışığına çıktığını gösterecektir.

Türkmen Edebiyatına Genel Bir Bakış

Türk dünyası dediğimiz büyük coğrafyanın çok zengin bir halk kültürü ve edebiyat geleneği bulunmaktadır. Ortaya konulan edebî eserlerde zaten bunu ispatlamaktadır. Bunun yanı sıra sözlü edebiyat ürünlerinin fazlalığı hem onun çok eski dönemlere kadar uzandığını hem de edebiyat ve kültür zenginliğine/derinliğine sahip olduğunu göstermektedir. Zaman içerisinde sahip olunan bu zenginlik farklı coğrafyalara taşınmış ve bu coğrafyalarda da kendi içerisinde gelişimini sürdürmüştür. Her ne kadar bu farklı coğrafyalarda farklı kültürlerle münasebet; sosyal hayat, dil ve edebiyatta birtakım farklılıklara yol açmış olsa da bu farklılık çok da önemli değildir:

“Bugün Sovyetler Birliği’nin çökmesi ile “Bağımsız Türk Devletleri” olarak tarih sahnesine çıkan Azeri, Türkmen, Kazak, Kırgız ve Özbek Türkleri ve diğer Türk soylu topluluklar da aynı kökten doğmuş, aynı tarihi paylaşmış ve aynı kaynaktan beslenmişlerdir. Ortaya koydukları eserlere baktığımızda gerek Anadolu’da ve gerekse dünyanın bir başka yöresinde yaşayan Türk soylu toplulukların ortaya koyduğu ürünlerde, bugün dahi aynı ortaklığı veya ortaklığın izlerini bulmak mümkündür.”[6]

Türk boylarının bir kısmı çeşitli nedenlerle farklı coğrafyalara göç ederken, bir kısmı da ata topraklarında kalmıştır. Bu boylardan en çok dikkati çeken de XI. Asırda Oğuzların batıya giderken geride bıraktıkları Türkmenlerdir. Anadolu’ya geçen Türklerin yerleşik hayata geçişle birlikte yazılı edebiyatlarını oluşturmalarına karşın, ata yurtta kalan Türkmenler, sürekli göç etmekten kaynaklanan şartların sonucunda sözlü edebiyat geleneğinin daha fazla tesirinde kalmışlardır. Bu sebeple böylesine köklü bir geçmişe ve zengin bir kültür birikimine sahip Türkmenlerin zengin sözlü kaynaklara dayanan bir edebiyat geçmişinin olması doğaldır:

“XI. Asırda Oğuzların batıya doğru giderken geride bıraktıkları boylardan oluşan Türkmenler, yazılı edebiyatlarının ortaya çıkışı (XVIII. yüzyıl) dan önce zengin halk edebiyatı mahsullerine sahiptirler. Bunlar destanlar, masallar, atasözleri, bilmeceler ve türkülerdir. Hepsinde halkın hayat tarzı, işleri, örf ve adetleri gibi konular işlenmiştir.”[7]

Böylesine köklü bir edebiyat geleneğine/geçmişine sahip olan Türkmenlerin dil ve edebiyatına yönelik ilk çalışmalar XIX. yüzyıldaki şarkiyatçıların çalışmalarıyla başlamıştır. Bunun öncesinde sistemli çalışmaların olmayışı, bu konuyla ilgili çalışmaları olumsuz etkilemektedir. Türkmen Edebiyatı Tarihi ile ilgili yayınlanmış olan tek kaynak 1975-1984 yılları arasında Türkmenistan İlimler Akademisi’nce yayınlanan Türkmen Edebiyatının Tarihi adlı altı ciltlik eserdir. Ancak eserde de, edebî eserler ve şahıslar Marksist ideolojinin çizdiği çerçeve içerisinde değerlendirilmiştir.[8]

Türkmen Edebiyatı’nın tarihî gelişimi yakın dönemlere kadar birkaç ana başlık altında incelenegelmiştir. Burada özellikle “birkaç” denilmesinin önemli bir sebebi vardır. Geçmişte yani Sovyetler Birliği döneminde diğer halklarda olduğu gibi Türkmenlerin de zengin edebiyat tarihlerinin derinliklerine gidilmemiş ya da gidilmek istenmemiştir. Bu yüzden Sovyet döneminde Türkmen edebiyatının ana başlıklara bölünmesi daha da fazlalaşmıştır. Hatta her on senelik dönem edebiyatın büyük bölümünü oluşturmuştur. Ama ne yazık ki geçmişin bin senesi hatıralardan silinmeye çalışılmıştır. Türkmen edebiyatının bölümlere ayrılışı ile ilgili doğru bilgiler ancak yeni yeni ortaya çıkmaktadır. Geçen yüzyılla vedalaşırken Türkmenistan’da yapılan, Yaşlıların Büyük Kurultayı’nda Türkmen tarihinin dönemleri, birinci dönem, Oğuz Han’ın zamanından Korkut Ata’ya kadar; ikinci dönem Korkut Ata’nın dönemi, yani İslâm’a geçiş devri; üçüncü dönem Selçuklular ve Türkmen beyliklerinin dönemi; dördüncü dönem XVIII. yüzyılı da kendi bünyesine kalarak, Sovyetler Birliği’ndeki yılları da içine alan parçalanma dönemi; beşinci dönem ise bağımsızlık dönemi olarak belirlenmiştir. Edebiyat da bu genel çerçevede değerlendirilmeye başlanmıştır.[9]

Böylece sadece Türkmen tarihinin değil, Türkmen edebiyatının da beş bölüme bölünmesi doğaldır. O halde biz Türkmen edebiyatının dönemlerini şöyle sıralayabiliriz:

1. Oğuz Han’dan Başlayan En Eski Oğuznameler, Destanlar

Bu dönem, Türkmen Edebiyatı için yeni keşfedilmiş olarak algılansa da, halk arasında eski destancılık geleneklerinin ozanlar tarafından yaşatılması sözlü edebiyatın zengin kaynağı olarak gösterilebilir. Bu bakımdan Türkmen Edebiyatı oldukça zengindir. Ergenekon, Oğuz Kağan, Türeyiş, Gılgamış gibi eski destanların -çeşitli şekillerde- Türkmen halkının arasında yapılacak araştırmalar sonucu gün ışığına çıkabileceği gerçeği kaçınılmazdır.

Türkmen bilim adamları da eski dönemlerde yazılı edebiyatın olduğuna dair özellikle Sümerlerin Güney Türkmenistan’dan Mezopotamya’ya gitmeden önce Sümer yazısının ilk örneklerinin kullanıldığı, ve yine Abulgazi’nin, Andalıp ve fieydayı’nın verdiği bilgilere göre ise, 4700-4800 yıl evvel Oğuz Han zamanında oluşan 25 harften ibaret alfabeden de, edebiyatta geniş ölçüde yararlanıldığı düşüncesindeler.[10]

Türkmenlerin yazılı edebiyatının çok eskilere dayanmasına/çok çeşitli olmasına rağmen maalesef Türk boylarının en eskilerinden biri sayılan, sanat kültürü çok yaygın Oğuzların günümüz Türkmenlerinin ecdatlarının tarihî ve edebî mirası hakkında bilinen sebeplerle, bugüne kadar doğru bir ilmî fikir, görüş belirtilmemiştir.[11] Ancak diğer Türk soylu halklarda olduğu gibi, Türkmenlerde de kuvvetli bir şekilde eski edebî mirasına sahip çıkmak onların bağımsızlıklarına kavuşmasıyla başlamıştır. Bu alanda bizzat Türkmenistan Cumhurbaşkanı Sayın Türkmenbaşı’nın millî politikalarının temeli olarak Ruhnâme kitabını kaleme alması ve halkına ulaştırması, Türkmenlerin edebî miraslarına, kültürlerine derinden bağlı kalmalarına yol açmıştır. Ruhnâme’de Oğuz Kağan destanından ve halk dilinin vasıtasıyla günümüze ulaşan Oğuz Han’ın deyimleri ve sözlerinden pek çok yerde örnekler verilmektedir.[12]

2600-2700 yıl önce oluştuğu tahmin edilen Avesta yazısı ile 2200 yıl evvel ki Parfiya yazısının ve daha sonra da Orhun yazılarının kullanıldığı yine Gullayev tarafından ifade edilmektedir. Bu alanda Türkmen edebiyatının tarihinde milattan önceki 7-6. yüzyıllara ait 12 sığırın derisine yazılmış toplam 21 kitaptan ibaret olan Avesta kitabının önemi büyüktür. Bu kitabın yurdu Marguş ülkesi, yani eski Merv olarak bilinmektedir ve Türkmen edebiyatının tarihi incelenirken bu kitabın 2 nüshasının olduğundan bahsedilmektedir. Birinci bölüm çeşitli kitaplardan alınmış dua ve dilek parçalarının toplamıdır. İkincisi ise beş ayrı bölümden oluşan, ateşperestliğin kutsal kahramanlarına adanmış marş ve dualardan ibaret ‘küçük’ Avestadır.[13] Bu eseri takiben “Tumar” destanı, “Odatida ve Zeriadr’ destanı (milattan önce 5. yüzyıl), “Rüstem” destanı (milattan önce 5-4. yüzyıllar), “Zerinay ve Striangey” destanı (milattan önce 4. yüzyıl) gibi eserlerin de Türkmen edebiyatının tarihinde önemli yerinin olduğunu belirtmeliyiz. Hatta eski “Rüstem” destanının Mervli şair Mesgudi Mervezi’nin 963 senesinde tamamladığı “fiahname” adlı eserine zemin hazırladığı ve daha sonra da büyük Fars şairi Firdevsi’nin “fiehname” eserini teşkil etmesinde etkili olduğu hakkında görüşler de ortaya koyulmaktadır.[14]

2. Türkmen Edebiyatının Korkut Ata Dönemi ve İslâma Geçiş

Bu dönem Türkmen edebiyatının eserleri olarak Göroğlu destanını, Korkut Ata destanını göstermek mümkündür. Göroğlu Türkmen Halk destanında geçen olaylar Sovyetler dönemindeki edebiyatçıların çoğu tarafından 16. yüzyıl olarak gösterilse de, oradaki olayların Oğuz Beylerinin Sasanilerle olan savaşlarından kaynaklandığını, yani 5. yüzyıla doğru gittiğini,[15] destandaki adet ve törelerin de çok eskilere dayandığını görmekteyiz. Göroğlu Türkmen Halk Destanı eskiliği ve bölümlerinin çokluğu ile, zengin halk diliyle, değer biçilmez, abide bir eserdir. Destanın 30 bölümünün her biri ayrı bir eser görünümü sergilemekle birlikte, hepsi bir bütünlük halindedir. 30 destanın hepsi tüm elyazma ayrıntıları ve araştırma metinleriyle ilk defa 1996’da yayınlanmıştır.[16] Göroğlu Türkmen Halk Destanı aşağıdaki bölümleri içermektedir:

1. Göroğlu’nun Türeyişi; 2. Göroğlu’nun Evlenişi; 3. Arap’tan İntikam; 4. Övez’in Getirilişi; 5. Övez’in Dara Çekilişi; 6. Hoşgeldi; 7. Övez Evlenen; 8. Ayçemen; 9. Servican; 10. Övez ve Kırat; 11. Arap Bağlayan; 12. Kırk Binler; 13. Övez Küsen; 14.Moruk Kadın; 15. Göroğlu ve Balı Bey; 16. Telli Hanım; 17. Erhasan; 18. Peri Küsen; 19. Merdivenli; 20. Harmandeli; 21. Sapar Mehrem; 22. Handan Bahatır; 23. Bezirgan; 24. Göroğlu Bey ve Davut Serdar; 25. Tebli Bahadır; 26. Belagerdan; 27. Gencim Bey ve Hıdrali Zengin; 28. Övez’in Oğlu Nurali; 29. Ahmet Bey’in Evlenişi; 30. Göroğlu’nun Ölümü.

Korkut Ata Destanı’nın Türkmen Halk nüshasının da Türk Dünyası edebiyatında ayrı bir yeri vardır. Bu, önceden var olan yazılı destanı, halk arasındaki tamamen farklı bölümleriyle zenginleştirmektedir. Bu destanı 1950’li yıllarda yayınlamaya kalkışan Türkmen alimleri Prof. Dr. Meti Köseyev’in, Prof. Dr. Baymuhammet Garrıyev’in ve yayıncı Orazmehmed Abdalov’un başına gelenler artık sadece Sovyetlerin dehşet ideolojisi olarak hatırlanmaktadır.[17]

Edebiyatçı Ata Rahmanov’un 1940’lı yıllarda topladığı Gorkut Ata destanının Türkmen Halk Nüshası’nın günümüzde ilk defa kitap halinde yayınlanma imkânını bulması da çok şeyi ifade etmektedir.[18] Destanın Türkmen halk nüshasında şu bölümler bulunmaktadır:

1. Giriş; 2. Iza Berlediren Nesilsiz; 3. Töreli Beg; 4. Bamsım Birek; 5. İmre İgdir; 6. Dışoğuzların Gaver Hanlıkına Karşı Köreşi; 7. Oğuzların Melallamakı; 8. Gorkut’un Gabrı Kazılgı 1; 9. Gorkut’un Gabrı Kazılgı 2.

3. Türkmen Edebiyatında Selçuklular ve Türkmen Beylikleri Dönemi

Bu dönem Büyük Selçuklu Devleti “saray” şairlerinden başlayarak Türkmen beylikleri dönemindeki eserleri, Mahmut Kaşgari’nin eserlerini, şairler Mevlana’yı, Yunus Emre’yi, Karacaoğlan’ı, Hindistan’daki komutan şair Bayram Han Türkmen’i de kapsayarak XVIII. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Aslında Türkmen Edebiyatı’nın tarihinde Selçuklu döneminin edebiyatına çok geniş bir yelpazede dikkat çekildiğini vurgulamamız yerinde olacaktır. Bunun önemli nedenlerinin biri tarihten de belli oluşuna göre, Selçuklu liderleri Tuğrul Bey’le Çağrı Bey’in 1040 senesinde Gaznelilere karşı Dandanakan savaşında zafer kazanmaları ile ilgilidir. Bu tarihten itibaren büyük devlete erişen Selçuklu Türkmenleri geniş bir coğrafyaya kültürlerini yaymışlardır. Bu dönemde veya ondan biraz önce yaşamış ve eser bırakmış Gazneli şairlerinin de Türkmen edebiyatının içinde Selçuklularla aynı terazide değerlendirildiğini, onların arasında da Türki Kişi Ilaki (veya Türki Kişi Aylaki-10. yüzyıl), zamanının ‘fiairlerin fiahı’ unvanını alan Abulkasım Hasan ibn Ahmet Unsurı Belhi (960-70-1039) gibi şairlerin olduğunu öğrenmekteyiz. Abulkasım Hasan İbn Ahmet Unsurı Belhi’nin bugüne kadar sadece sekiz satır şiirinin Türkmen edebiyatında bilindiği yazılmaktadır.[19]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ