TÜRKLERİN GÖÇLERİ VE YAYILMALARI

TÜRKLERİN GÖÇLERİ VE YAYILMALARI

Dünyanın en eski kıtası olan Asya, tarihî ve coğrafî bakımdan beş büyük kısma ayrılmıştır: 1. Kuzey Asya, 2. Doğu Asya, 3. Güney Asya, 4. Ön Asya, 5. Orta Asya.[1] Bunlardan Orta Asya; kuzeyde Sibirya, doğuda Büyük Kingan (Kadırgan) dağları, güneyde Himalaya ve Hindukuş sıradağları, batıda da Hazar denizi ve Yayık (Ural) nehri ile çevrili büyük bir ülkedir. Türklerin ilk ana yurdunun Orta Asya’da bulunduğu ve dünyanın öteki yerlerine buradan yayılmış oldukları eskiden beri bilinmektedir. Ancak araştırmaların eksikliği ve yetersizliği yüzünden ilk ana yurdun yeri uzun süre kesin olarak tespit edilememiştir. XX. yüzyıl içinde arkeolojik buluntular, yazılı belgeler, destanlar, diller ve kültürler üzerinde yapılan yeni araştırmalarla ilk ana yurdun yeri hakkında birçok delil ortaya konmuştur. Fakat, bu yer için arkeologlar, tarihçiler, antropologlar, dilciler ve kültür tarihçileri hep ayrı ayrı yerler göstermişlerdir. Bunlardan hangisinin daha isabetli ve doğru bir görüş olduğu meselesine gelince, yazılı belgelerin bilgilerini diğer belgelerin bilgileriyle destekleyen tarihçilerin görüşünün bilim dünyasında daha ağır bastığı görülmektedir. Buna göre, Türklerin ilk ana yurdu, Altay[2] ve Sayan (Kögmen) dağları çevresi ile bu dağların kuzey batı bölgeleridir. Fakat, diller üzerinde yapılan mukayeseli çalışmalarla Türk anayurdunun bu bölgelerle sınırlı kalmadığı, Türklerin buradan doğuya, batıya ve güneye doğru gittikçe yayıldıkları anlaşılmaktadır. Meselâ Türkler, M.Ö. 2 bin yıllarının ortalarından itibaren Altay dağlarından Ural dağlarına ve Yayık nehrine kadar olan geniş bozkır sahaya tamamen yayılmışlardır.[3]

Türklerin batıya doğru yayılmalarında Orta Asya’nın coğrafyası âdeta yön ve yol gösterici bir rol oynamıştır: Türk anayurdundan batıya doğru yayılan Türkler, Altay ve Tanrı dağlarının birbirine en çok yaklaştığı yerde batıya açılan bir düzlükle karşılaşmışlardır. Coğrafyacıların Cungarya, Türklerin ise Yarış Ovası adını verdikleri bu düzlük, tabiatın kavimlere açtığı âdeta bir kapı durumundadır. Bundan sonra Cungarya’nın hemen batısında ortaya çıkan Tarbagatay dağlık arazi ise, Türklerin önünde önemli bir engel teşkil etmemiştir. Tarbagatay’ı kolayca aşan Türkler, Kırgız bozkırı veya Turan ovası adı verilen bugünkü Kazak bozkırlarını tamamen kaplamışlardır. Bu duruma göre, Cungarya ile Hazar denizi arasındaki bozkır saha Türklerin ikinci anayurdu olmuştur.[4]

Kavimler, göç ve yayılmalarında genellikle aşılması güç dağ, nehir, orman ve deniz gibi tabiî (doğal) engellerden daima kaçınarak, kendilerine daima düz ve engeli az zeminler aramışlardır. Zira, büyük tabiî engeller hareketi ve ilerlemeyi zorlaştırdığı gibi, bazen de imkânsız hale getirmekteydi.

İpek Yolu, kavimlerin göç ve yayılmalarına tabiatın açtığı âdeta tabiî yol durumundaydı. Türk ana yurdundan çıkan Türk topluluklarının bir kısmı kuzey İpek Yolu’nu izleyerek, batıya doğru göç etmişler ve yayılmışlardır. Hun, Ogur (Oğuz), Dokuz Oğuz, Avar ve Ak-Hun gibi Türk toplulukları bunlardan bazılarıdır.[5]

A. Orta Asya’nın En Eski Kültürleri ve Türklerin Yayılma Sahaları

Orta Asya’da tarih öncesi dönemlere dair yapılan arkeolojik araştırmalar sonucunda, Türklerin atalarının nerelere kadar yayılmış olduklarını görmek mümkün olabilmektedir: Orta Asya’nın tarih öncesi, “Yontma Taş” (Mezolitik) Devri’ne kadar geriye gitmektedir. Bu devir M.Ö. 5000 yılları olarak tarihlendirilmektedir. Yontma Taş Devri’nin insanı, genellikle ormanlık sahalarda yaşıyor, taşları yontarak basit silâhlar yapıyor; avcılık ve balıkçılıkla geçiniyordu. Hatta bu insan, bazı küçükbaş hayvanları evcilleştirdiği gibi, tabiattaki bitkilerden de yararlanmasını öğrenmiş bulunuyordu. Özellikle Türklerin ilk atalarının (proto-Türk), tarihin bu döneminde, yani Yontma Taş Devri’nde avcılık ve balıkçılık yaparak geçindikleri anlaşılmaktadır. Zira av kuşlarından bazıları, onlar için, birer “ongun” (töz= ata kabul edilen kuş veya hayvan) haline gelmiştir. Meselâ Oğuz Türklerinde, “şahin, kartal, tavşancıl, sungur, uc-kuş ve çakır” gibi kuşlar birer ongun (töz) idi.[6] Bu durum, hiç şüphesiz onların, çok erken çağlarda yaşadıkları avcılık hayatının bir hatırasından başka bir şey değildi.

Aynı dönemlerde, Orta Asya’daki ormanlık sahanın insanına göre bozkır sahaların insanı biraz daha ileri durumda bulunuyordu. Daha doğrusu, ormanlık sahanın insanı Yontma Taş Devri’ni yaşarken bozkır sahanın insanı Cilâlı Taş (Neolitik) Devri’ne geçmiş durumdaydı. Zira, Mançurya’dan Hazar denizine kadar uzanan bozkır sahalarda genellikle cilâlı taş âletler bulunmuştur. Daha da önemlisi, bozkır insanı, M.Ö. II. binyılın sonlarından itibaren Maden Devri’ne girmiş bulunuyorlardı. Öyle anlaşılıyor ki, Türklerin ataları, ormanlık sahadan çıkarak, yavaş yavaş Orta Asya’nın bozkır sahalarına yayılmışlardır.

Orta Asya’nın en eski kültür merkezlerinden biri, Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat yakınlarında Anav (Anau) adını taşıyan yerden ortaya çıkarılmıştır. Burada yapılan kazılarda M.Ö. 4000-1000 yılları arasında tarihlendirilebilen oldukça gelişmiş yerleşik bir kültüre rastgelinmiştir. Güneşte kurutulan tuğlalardan yapılmış evlerde oturan Anav insanı, at, koyun, sığır besliyor ve çiftçilik yapıyordu. Aynı yerleşik kültürün bir benzeri de Aral gölü çevresinde (Kelteminar kültürü: M.Ö. 3000) ve Anav yakınlarındaki Namazgâhtepe’de bulunmuştur. Namazgâhtepe’de yapılan kazılarda, M.Ö. 2500 yıllarına ait dibekler ve bakırdan çeşitli süs eşyaları ele geçirilmiştir. Öyle anlaşılıyor ki, bu kültürün insanı, tarihin oldukça erken sayılabilecek bu döneminde, arpayı ve buğdayı dibeklerde öğütüp, un ve ekmek yapmayı, daha önemlisi maden işlemesini öğrenmiş bulunuyordu.

Anav kültürünü yaratan topluluğun milliyeti, kesin olarak tespit edilememiştir. Bazı Batılı araştırıcılar, bu kültürü, ciddî bir delil göstermeksizin Arî topluluklarına mâl etmeye çalışmışlardır. II. Dünya Savaşı’nda sonra Arî toplulukları üzerinde yapılan yeni araştırmalara göre, bu toplulukların Hazar denizinin kuzeyinden Orta Asya’ya yayılışları ve Hindistan’a inişleri, M.Ö. 1500 yıllarından sonra meydana gelmiştir. Halbuki, Anav kültürünün ortaya çıkışı, M.Ö. 4000 yıllarına, başka bir iddiaya göre 9000-10.000 gibi çok eski tarihlere kadar geriye gitmektedir.[7] Bu duruma göre, Anav kültürü, Türklerin atalarına veya onlarla akraba olan bir kavme mâl edilebilir. Zira, Türk kültürünün temel unsuru olan at, ilk defa Anav kültüründe görülmüştür.[8]

Orta Asya’nın en eski kültürlerinden biri de, M.Ö. 3000-1700 tarihleri arasında, Abakan bozkırlarında görülmüştür. Abakan veya en önemli buluntu yeri olan Afanasevo adıyla tanıtılan bu kültür, sadece Abakan bölgesi ile sınırlı kalmamış, Altay dağlarından Etil (Volga) nehrine kadar uzanan geniş bozkır sahaya yayılmıştır. çakmaktaşından ok uçları, kemik iğneler, bakır bizler, bıçaklar, küpeler, kırmızı veya beyaz bantlı basit çömlekler ve çeşitli maden işlemeli âletler, bu kültürün en önemli malzemesini oluşturmaktadır.[9] Bu malzemeler, Afanasevo insanının Maden Devri’ne girdiğini, avcılık ve hayvancılık yaptığını göstermektedir. Zira, eski Türk hayatının temel unsurları olan at ve koyuna ait kemikler, ilk defa Afanasevo kültürünün kurganlarında yanyana görülmüştür.[10] Afanasevo insanın kültürel bakımdan elde ettiği en önemli başarı, hayvan yetiştirmenin dışında, ilkel biçimde de olsa ziraat yapmaya başlamasıdır.[11]

Orta Asya’da Afanasevo kültürünü, Andronovo Kültürü devam ettirir. Afanasevo kültürünün gelişmiş bir şekli olan bu kültür, M.Ö. 1700-1200 yılları arasında, Altay dağlarının güneyinden Yenisey’e, Tanrı (Tien-shan) dağlarından Yayık (Ural) nehrine kadar olan bütün bozkır sahayı tamamen kaplamıştır. En önemli buluntu yerlerinden biri Minusinsk havzasıdır.[12] Andronovo kültürünü, “beyaz, brakisefal (yuvarlak kafalı) tipte, atlı-savaşçı bir kavim olan Türklerin atalarının yaratmış olduğu” tahmin edilmektedir.[13] Geniş ağızlı, düz tabanlı, kulpsuz ve süslü çömlekler, taş kaşıklar, kemikten ok uçları ve iğneler, kazalı hançerler, saplı baltalar ile inci ve küpe gibi süs eşyaları, bu kültürün en önemli eşyalarıdır.[14]

Andronovo kültüründe en önemli gelişme, metal işlemede (metalurji) gerçekleştirilmiştir. En çok kullanılan maden, toprağın üzerinde birikmiş olan metal oksit cevheridir. Metal cevheri, genellikle Altay ve Kuzey Kazakistan’daki Kalbin sıradağlarında bulunan sığ ve açık maden ocaklarından sağlanmıştır. Andronovo insanı, madenî silâhlarının dökümünde hem balçıktan hem de taştan kalıplar kullanmıştır.[15] Ayrıca, tunç (bronz) ve altından yapılmış süs eşyaları da ilk defa Andronovo kültüründe görülmüştür. Çinliler, tunç yapmayı Andronovo insanından, yani Türklerin atalarından öğrenmişlerdir.[16] Diğer taraftan, bu kültürün insanı, at ve koyunun yanında deve ve sığır gibi hayvanları da beslemeye başlamıştır.

Yenisey nehrine katılan Karasuk ırmağı çevresinde M.Ö. 1200-700 tarihleri arasına ait yeni bir kültür ortaya çıkarılmıştır. Karasuk adıyla tanıtılan bu kültürde Andronovo geleneği devam ettirilmekle beraber, yenilik olarak demir madeni bulunmuş ve işlenmesine başlanmıştır. Hatta bu kültürde, bakıra arsenik ve kalay karıştırmak suretiyle metalin kalitesi ve değeri son derece yükseltilmiştir. Bundan başka, eski Türk hayatının en önemli unsurlarından olan dört tekerlekli arabalar ve keçeden derme çadırlar (kurulup sökülebilen) ile mezara yiyecek, içecek koyma gibi dinî âdetler, ilk defa bu kültürde görülmüştür.[17] Daha önemlisi, Karasuk kültürünün insanı, koyun yapağısı dokuyarak, elbise yapmasını öğrenmiştir.[18]

Karasuk kültürünü, M.Ö. 700-100 yılları arasında, Abakan ve Minusinsk bölgesinde Tagar Kültürü takip eder. Tagar kurganlarında, tunçtan yapılmış iki yanı keskin (kingırak) bıçaklar, hançerler, çok sayıda ok uçları, saplı aynalar, süslü altın ve tunçtan tokalar, iğneler, taçlar, bilezikler, küpeler, taraklar ve üç ayaklı süslü tunç kazanlar bulunmuştur.[19] Bu eşyalardan bazılarının üzerine işlenmiş olan hayvan tasvirleri, eski Türk sanatının özünü oluşturan hayvan üslubunun bütün özelliklerini göstermektedir. Öte yandan, gem yapmak üzere yontulmuş kemik ve boynuz parçaları ile el değirmenleri, ilk defa Karasuk kültüründe görülmüştür.[20]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al