TÜRKLERİN DEMOGRAFİSİ (1950-2025)

TÜRKLERİN DEMOGRAFİSİ (1950-2025)

Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte, uzun yıllar boyunca Rus egemenliğinde kalan Türk ülkeleri birer birer bağımsızlıklarını ilan ederek, uluslararası platformda yerlerini almışlardır. Böylece hem Türkler hem de dünyanın Türkler dışında kalan kısmı “Türk”e ilişkin konularda muazzam bir bilgi açığıyla karşı karşıya kalmıştır. Bilgiye sahip olanlar, onu, bir yandan belki de haklı sayılabilecek bir kıskançlıkla korurken; diğer yandan (muhtemeldir ki) içinde “doğru” bilgilerin de yer aldığı bir enformasyon bombardımanı başlatarak, bu ihtiyacı karşılama yollarını aramışlardır. Ancak, bu bilgilerin sunumundaki sorunlar yalnızca “doğruluk” boyutuyla ortaya çıkmamış ek olarak, çeşitli amaç ve hedeflerle “manipulasyon” kuşkularını da yoğun olarak gündeme taşımıştır. Bu durum, etnik konulardaki hassasiyetlerden kaynaklanıyor olabileceği gibi, bilgiye sahip olmanın maliyetinin yüksekliği ve sonuçta, bilginin bir yatırım gibi düşünülmesi veya silah gibi kullanılıyor olmasından da kaynaklanabilir. Dolayısıyla bu açılardan bakıldığında, çalışma, yukarıda ifade edilen sorunun ortadan kaldırılmasına yönelik bir girişim olarak değerlendirilmelidir. Zira kullanılan veriler eksikleriyle birlikte vardır ve ortadadır. Yapılması gereken, eldeki verilerin belirli bir disiplin çerçevesinde analiz edilerek siyaset üretenlerin ve okuyucunun hizmetine sunulmasıdır.

Uzun ve hareketli bir tarihsel geçmişe sahip olan Türkler; bunun doğal bir sonucu olarak yeryüzünde oldukça geniş bir coğrafyaya dağılmış olarak yaşamaktadırlar. Türk adını taşıyan ve belgelenmiş ilk halk M.Ö. 6. yüzyılın ortalarında bugünkü Moğolistan’ın kuzey-doğusunda Orhon ve Selenga nehirleri kıyısında ortaya çıkmıştır.

Bugün Türkler, bağımsız olarak Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Özbekistan, Türkiye ve Türkmenistan topraklarında yaşamaktadırlar. Türk devletlerinin sınırları dışındaki Türk nüfusun önemli bir kısmını eski Sovyetler Birliği toprakları üzerinde yaşayan Türkler oluşturmaktadır. Bu coğrafyada bulunan Türk toplulukları Orta Asya ve Kafkasya’nın yanı sıra, Orta Volga ve Güney Urallar arasındaki bölgelere de dağılmışlardır. Yoğun biçimde yaşadıkları diğer bir bölge ise Sibirya bölgesidir. Aynı zamanda eski Sovyetler Birliği’nin batı bölgesi olarak adlandırılan ve Moldova, Batı Ukrayna ve Litvanya Cumhuriyetlerini kapsayan coğrafyada da Türk toplulukları bulunmaktadır. Günümüzde Türk nüfusun azınlık olarak yaşadığı bölgelerin dağılımına bakıldığında, Avrupa ve Balkan ülkelerinden, Orta Doğu ve Orta Asya’ya, Avustralya kıtasından Amerika Birleşik Devletleri’ne kadar uzanan geniş coğrafyaya yayıldıkları görülmektedir. Türkler, İran, Irak, Suriye, Ürdün ve Afganistan gibi Orta Doğu ülkelerinde ve Çin ve Moğolistan gibi Orta Asya ülkelerinde de yaşamaktadırlar.

Azerbaycan, 19. yüzyılın sonunda en büyük petrol üreticisi ülkedir. Sovyetler Birliği’ne bağlandıktan sonra geri teknoloji, verimsiz ve yetersiz petrol üretiminden ve ayrıca bunu tam olarak doğrudan ülke ekonomisine aktaramamaktan dolayı az gelişmiş ülkeler sınıfına düşmüştür. Bağımsızlığını kazandıktan sonra ise, Ermenistan ile silahlı çatışmalarda ülke topraklarının yüzde 20’sini kaybetmiştir.

Azerbaycan, Türkiye, İran ve Rusya ile ilişkilerini geliştirmektedir. Kafkaslar’ın en fazla nüfusa sahip olan ülkesidir. Sovyetler Birliği döneminde olduğu gibi günümüzde de Azerbaycan nüfusu ağır ekonomik koşullarla karşı karşıya bulunmaktadır. Yaklaşık bir milyon Azerbaycan Türkü çalışmak amacıyla Rusya Federesrasyonu’na göç etmiştir. Yine yaklaşık bir milyon Azerbaycan Türkü, Karabağ’daki savaş nedeniyle kaçkın durumuna düşmüş ve yıllardan beri tarifsiz sıkıntı ve eziyetlere göğüs germektedir. Ermenistan ile toprak anlaşmazlığı ülkenin pamuk, üzüm ve tahıl üretilen en verimli topraklarının elinden çıkmasına yol açmıştır.

Kazakistan, eski Sovyetler Birliği’nin ikinci büyük ülkesidir. Batıdan doğuya, Hazar denizinden Çin sınırına kadar 3000 kilometre genişliğindedir. Kuzeyde Rus steplerine, güneyde Orta Asya’ya uzanmaktadır. Bu iki bölge çok az nüfusun yaşadığı geniş çölleşmiş bir arazi ile ayrılmaktadır. Kazakistan 2,7 milyon metrekare olan yüzölçümü ile Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti’nden sonra Asya’da en geniş topraklara sahip üçüncü ülkedir. Kazakistan Ulusal İstatistik Enstitüsü’nün verilerine göre 1993 yılında ülke nüfusu 16.901.075 kişiden oluşmaktadır. 1954 yılında Kazakistan’daki işlenmemiş toprakları işlemek üzere Rusya’dan, Ukrayna’dan, Beyaz Rusya’dan ve Moldova’dan bu ülkeye 150.000 kişi gelmiştir. Sovyet yönetiminin Ruslaştırma politikası sonucu Kazak Türklerinin ancak yüzde 45’i kendi ana dilini konuşabilmektedir. Rus varlığı orduda olduğu kadar hükümette de kendini hissettirmektedir. 150.000 kişilik orduyu yöneten subayların yüzde 60’ı Rustur. Diğer yandan kabinedeki otuz altı bakandan onu Rus olduğu gibi, Başbakan Sergeyi Tereçenko da Rus kökenlidir. En yaygın din, İslam dinidir. Bunu Hıristiyanlık takip etmektedir (Trutanow, 1995). Sovyet döneminde Kazakistan’ın yurtdışından satın aldığı sanayi ürünlerinin yüzde 85’i Sovyet Cumhuriyetlerinden gelmiştir. İşletmelerin yüzde 70’i Rusya’da bulunan diğer işletmelerle ticari ilişkide bulunmuştur. Sovyetlerin dağılması ülkede çok ağır ekonomik koşulların oluşmasına yol açmıştır. Sovyetlerin dağılmasından sonra 70.000 nüfuslu Türatam şehri tamamen Rus vatandaşlığına geçmiştir.

Ekonomik ve sosyal reformların başarısızlıkla sona ermesi durumunda, ülkenin etnik olarak istikrarsız hale gelebileceği ihtimali, üzerinde ciddi olarak durulması gereken bir konudur. Kazak Türklerinin kaderlerini kendilerinin çizmesi gerektiğini savunan Kazak milliyetçiliği ancak kırsal kesimde taraftar bulabilmiştir. Özellikle, ülkenin ortasında yer alan bölgelerde halen boy geleneğinin ve İslam dininin etkisi hissedilmektedir. İslam dini Kazakistan’da derin köklere sahip değildir. Ancak, göçerlerin liderleri 8. yüzyılda sadece yüzeysel olarak İslam dinini kabul etmişlerdir. Böylece göçerler arasında İslam dininin şekilsel kuralları ile çok tanrılı bir dinin karışımı olan bir inanç sistemi doğmuştur.

Ruslar çoğunlukla ülkenin kuzeyinde ve eski başkent Almatı’da yaşamaktadır. Bağımsızlık sonrası Alman azınlığın büyük bir kısmının ülkeyi terk etmesinden sonra Rus azınlıktan da Kazakistan’ı çeşitli nedenlerle terk edenler olmuştur. Bu nedenlerin arasında ekonomik güçlükler, eğitimin Kazakistan Türklüğüne bağımlı kalması, Rusların dışlanma eğiliminin artması, resmi dil olan Kazakçayı öğrenme zorunluluğu önemli yer tutmaktadır.

Kazakistan’da yoğun bir sanayileşme görülmemektedir. Üretim daha çok zirai ürünlerde yoğunlaşmaktadır. Çalışma çağındaki nüfusun yüzde 23’ü tarım sektöründedir. Tarım ürünleri milli üretimin üçte birini oluşturmaktadır. Sulanabilir 35 milyon hektar arazinin 23 milyonu başta buğday olmak üzere tahıl ürünlerine ayrılmıştır.

Kırgızistan, 198.500 kilometrekarelik toprak büyüklüğü ile Kazakistan, Özbekistan, Tacikistan ve Çin Halk Cumhuriyeti ile ortak sınırlara sahiptir. Ülke 7500 metreye varan yüksek dağları dolayısıyla Orta Asya’nın su kulelerinden birisi olarak adlandırılmaktadır. Kırgızistan, bölgedeki beş devlet arasında köklü yapısal değişikliklere girişen tek devlet olma özelliğine sahiptir. Ülke nüfusu 4.5 milyon kişiden oluşmaktadır. Rusların bir kısmı komşu ülke Tacikistan’daki iç savaştan sonra, kitleler halinde ülkeyi terk etmişlerdir. Ruslar çoğunlukla başkent Bişkek’te ve kuzeydeki dağlık bölgelerde yaşamaktadırlar. Oş bölgesinde Özbek nüfusunun yoğunlaştığı görülmektedir. 1924 yılında Kırgızistan Cumhuriyeti’ne bağlanan Oş şehri, 1990 yılında Özbekler ile Kırgızlar arasında çatışmalara sahne olmuştur.

Yıllık petrol üretimi 140 bin tondur. Temel ihtiyaç maddelerinde Bağımsız Devletler Topluluğu’na bağımlıdır. Kömür üretiminin yarısı kendi ihtiyacını karşılamakta ve orta vadede yıllık üretimin 3 milyon tona çıkarılması hedeflenmektedir. Yıllık 12 ile 14 milyar kilovat saat elektrik üretmekte ve bu üretimi Özbekistan, Çin ve Kazakistan’a satmaktadır. En büyük sanayi işletmeleri Bişkek’te yoğunlaşmıştır. Eski Sovyetler Birliği’ne hammadde bağımlılığından dolayı bazı sektörlerde üretim tamamen durmuştur (Giroux, 1995).

Özbekistan’ın yüzölçümü 447.000 kilometrekareye ulaşmaktadır. Kazakistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Afganistan ile sınır komşusudur. Ancak, Hazar denizine çıkışı yoktur. Eski Sovyetler Birliği’nin 1924 yılındaki milli sınırların belirlenmesi politikası uyarınca Tacikistan ve Kırgızistan ile olan Fergana bölgesindeki sınırları iç içe girmiştir. Yoğun bir nüfusa sahip bu bölge toprak ve su mülkiyetinden kaynaklanan etnik çatışmalara sahne olmuştur. Rusların önemli bir bölümü 1989 yılından itibaren Özbekistan’ı terk etmişlerdir. Kalanlar, çoğunlukla başkent Taşkent’te yaşamaktadır.

Özbekistan, sanayi ve üretim sektörlerinde Sovyetler Birliğini’nin dağılmasının sonuçlarından en az etkilenen ülkeler arasındadır. Üç yıl boyunca üretiminin yüzde 2’sinden fazlasını kaybetmemiştir. Ancak siyasi bağımsızlık, özellikle de Rusya Federasyonu’na olan sanayi bağımlılığını gözler önüne sermiştir. Bu bağımlılık başta pamuk ipliği olmak üzere yiyecek maddeleri, sanayi ürünleri gibi önemli sektörlerde kendisini hissettirmiştir. Bununla birlikte Özbekistan’ın birçok doğal kaynaklarının işletmeye açılması durumunda kısa bir sürede bu güçlüğü aşması beklenmektedir. Ülkede doğalgaz üretimi 1994 yılında 47,2 milyar metreküpe çıkmıştır. 1994 yılında Kazakistan’a 2.9 milyar metreküp doğalgaz satmıştır. Özbekistan’ın yakın bir gelecekte dünyadaki ilk 10 doğal gaz üreticisi arasına girmesi beklenmektedir.

Pamuk ihracatı ülkenin en büyük döviz kaynağıdır. Özbekistan Cumhuriyeti’nde kapasite yetersizliği nedeniyle ancak ipliğin yüzde 12’si işlenebilmekteydi ve son zamanlara kadar yerel ihtiyaçlar için Rusya Federasyonu’na işlenmek üzere pamuk gönderilmiştir. Nüfusun yarısından çoğu kırsal kesimde yaşamakta, işlenen 4.2 milyon hektar arazinin tamamı sulanmaktadır. Sulanabilir arazinin yüzde 40’ı pamuk üretimine ayrılmıştır. Ülke, yılda 4 milyon tonluk pamuk üretimi ile dünyada üçüncü sırada yer almaktadır (Giroux, 1995).

Hazar denizine açılan kıyıları ile Türkmenistan, İran, Afganistan, Özbekistan ve Kazakistan ile de ortak sınırları sahiptir. Diğer Orta Asya ülkelerinin tersine, sınırları çok aşırı derecede belirlidir. Türkmenistan toprakları içinde komşu ülkelerden kaynaklanan demografik ve etnik baskı hissedilmemektedir. 350.000 kilometrekaresi çöl olan 488.100 kilometrekare büyüklüğünde bir ülkedir. Türkmenistan Cumhuriyeti Orta Asya’da çok özel bir konuma sahiptir. Sosyal, demografik, ekonomik özellikleri ve doğal kaynaklarıyla 1960’lı yılların başındaki Kuveyt’i andırmaktadır. İki yıllık durgunluğun ardından, ekonomisi canlanmaya başlamıştır. Cumhurbaşkanı Saparmurat Türkmenbaşı (Niyazov) reform hareketlerinde dengede kalmayı tercih etmiş ve bu tercih ülkeyi belli bir süre uluslararası kredilerden alıkoymuştur. Türkmenistan doğalgaz, petrol, kimya sanayi ve pamuk gibi zengin kaynaklarını en iyi şekilde değerlendirmek için daha güvenilir piyasalara açılmak ve yabancı yatırımı çekmek ihtiyacı hissetmektedir.

Ruslar başkent Aşkabat nüfusunun yarısını teşkil etmekte ayrıca, Hazar denizi kıyısındaki Türkmenbaşı şehrinde ve Özbekistan sınırına yakın bölümde yoğun bir şekilde yaşamaktadırlar. Ülkenin tek tip etnik yapısı ve Ruslara sağlanan çifte vatandaşlık hakkı gibi nedenlerle ülke dışına çok az göç verilmiş, bu sayede de nüfusun kalifiye kısmı muhafaza edilebilmiştir. Bu denge durumu Türkmenbaşı’nın yürüttüğü politikalar sayesinde korunabilmiştir. Halkın refah seviyesini korumak amacıyla devlet büyük yardımlar yapmaktadır. Özbekistan ile Ceyhun nehrinin sularının kullanılması konusunda anlaşmazlık bulunmaktadır. Bu konudaki anlaşmazlıklar 1991 yılında gündeme gelmiştir. Türkmenistan’ın geleceği her şeyden önce potansiyel gücünün değerlendirmesine bağlıdır. Yeraltı kaynaklarının işletilmesi, rafinerilerin kapasitesinin geliştirilmesi ve ihracatın artırılması büyük yatırımlara bağlıdır. Enerji sektörünün tamamı devlet tarafından işletilse de Türkmenistan’ın bunları tek başına gerçekleştirmesi mümkün değildir. Ülkenin Bağımsız Devletler Topluluğu’na ihracatı mal mübadelesi şeklinde gerçekleşmektedir. Dolayısıyla, döviz karşılığı ihracat büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, yabancı sermaye yatırımlarının ülkeye çekilmesi üzerindeki çalışmalara hız verilmiştir.

Türkmenistan’da ziraat ürünleri gayrisafi milli hasılanın yüzde 46’sını oluşturmaktadır. Ancak, bu üretim miktarı ülke nüfusunun ihtiyacının yarısını karşılamaktadır. Toplam ülke topraklarının sadece yüzde 2.5’unu oluşturan işlenebilir arazilerin tamamı Ceyhun ile Karakum nehirleri ile sulanmaktadır. En büyük zirai üretim pamuktur. Keza, işlenebilir toprakların yarısı pamuk üretimine ayrılmıştır. Koyun yetiştiriciliği ancak ülkenin iç et tüketimini karşılayabilmektedir. Fakat, süt üretiminde açık vermektedir. Ülke tahıl ihtiyacının üçte ikisini, süt ihtiyacının yarısını, şeker ihtiyacının ise tamamını ithal etmektedir. Meyve sebze üretimini geliştirerek bu oranı yüzde 50’ye çıkarma çalışmaları sürmektedir.

Türkmenbaşı limanından yapılan deniz ürünleri ihracatı azalmaktadır. Hazar denizinin kirlenmesi bunun en büyük nedenlerinden birisi olarak görülmektedir. Karaboğaz körfezinin kuruması, özellikle Karakum kanalındaki sulama sistemindeki su kayıpları, bütün sahil ülkeleri etkileyen Hazar denizinin sularının yükselmesi ülkenin karşı karşıya bulunduğu çevre sorunlarıdır atmıştır (Giroux, 1995).

Doç. Dr. Zakir B. Avşar – Ferruh Solak – Selma Tosun


ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al