TÜRKLERDE DEMİRCİLER VE ŞAMANLAR

TÜRKLERDE DEMİRCİLER VE ŞAMANLAR

Mitoloji, semboller ilmidir. Mitolojideki semboller hangi millete aitse, o milletin kültür evrenine işaret eder. Mitolojideki semboller daha çok kelimelerden müteşekkildir. Bu nedenle kelimelere sadece dil kodları olarak değil, inanç kodları olarak da bakmak lazım.

İnsanlık, ortak sembollere mânâ yüklerken de aynı şekilde davranmıştır; fakat mânâya bağlı pratiklerde farklılıklar tezahür etmiştir. Bu farklılıkların oluşumunda toplulukların birbirini etkilemesi bir neden olabileceği gibi; o topluluğun üretim biçimi, yaşadığı coğrafya da nedenler arasında sayılabilir. Ağaç, dağ, taş, su gibi iyeler farklı topluluk ve gruplarda daima görülürken; bu iyelere bağlı uygulamalar, topluluktan topluluğa değişmiştir. Mesela, Ağaca bağlı inanç ve uygulamalar her toplulukta görülürken ağacın cinsi ya da uygulama biçimi değişmiştir. Hıristiyan Avrupa için çam ağacı ön plan çıkarken, Türkler için kayın ağacı, Araplar için hurma ağacı çeşitli kültlerle takdis edilmiştir.

Bütün kültürlerde, etrafında kültlerin oluştuğu mitolojik sembollerden biri de demirdir. Demir, tüm kültürlerde, tanrısal bir kaynağa bağlanmış ve çoğunlukla göksel nitelikli kavramlarla ifade edilmiştir. Demir anlamına gelen Sümerce “Anbar” sözcüğünün, gök ile ateş piktogramlarından oluşması (Eliade, 2003: 22) ve sözcüğün hem Sümercede hem de Hititçede “gök metali” ya da “yıldız metal” (Eliade, 2003: 23) anlamına gelmesi, Yunanca’da “parlak” anlamına gelen sözcüklerle ilişkisi (Eliade, 2003: 24); tanrısal kaynakla ilintisini gösteren önemli ibarelerdir.

Eliade’ye göre (2003: 23) demir sözcüğünün Sümercedeki şekli ile Orta Asya’daki şeklinin ortak olması, oldukça mümkündür. Hatta ona göre Orta ve Güney Amerika’ya demircilik, büyük olasılıkla Asya’dan gelmiştir (Eliade, 2003: 22).

Demir, insanoğlunun askerî ve siyasi tarihine dahil olmadan evvel, tinsel yaratmalara yol açmış; tıpkı atlı savaş arabalarının, ulaşım aracı olmadan önce ritüel geçiş törenlerinde kullanılması gibi, demir de savaş aracı olmadan birçok ayini, miti ve simgeyi doğurmuş (Eliade, 2003: 25)tur. Böylece demirci de mitolojileri, metalurji sırlarını ve ayinleri yaşayan kişi konumuna yükselmiştir (Eliade, 2003: 25).

Demirin Orta Asya’daki keşfi, demiri işleyen kişiye de yeni bir toplumsal mevki kazandırmış ve demirci, bu katmanların en üstünde kendine yer edinmiştir. Nitekim Moğolların demirciye “darhan” unvanını vermesi ve dokuz atası demirci olan kişiyi Şaman sayması, Şaman büyüklerine de “tarhan” demesi (Ziya Gökalp, 1995: 10), Moğolların Gizli Tarihi’nde “darhan” sözünün, “memur, usta, demirci” anlamlarıyla kaydedilmesi ve bu sözün Uygurcada da “memur” anlamına gelmesi; yine darhanın, “serbest, vergiden kurtulan” anlamlarının yanında (Temir, 1995: 15), demircinin karısına da saygı göstermek için söylenmesi (İnan, 1998: 231), demircinin ne kadar saygıdeğer olduğunu göstermektedir.

Zengin maden yataklarına sahip Orta Asya sahası, erken dönemlerde demiri keşfetmiş ve kullanıma sokmuştur. Demiri erken dönemlerde keşfeden Türkler, üretimde ve demiri kullanım biçiminde ustalaşmışlar; bunun sonucu olarak demir işlemeciliği bir sanat kolu hâline gelmiştir. Nitekim Türkler arasında sanat dalı hâline gelen demircilik, aynı zamanda en “kutsal sanat” olarak da tarihe geçmiştir. Bu kutsallığa uygun olarak Proto-Türklerden sayılan Hunlarda demir, dinî törenlerde, kurbanda da hayvanı takdim etmek için kullanılmış; bundan dolayı Hunlar demire büyük saygı göstermişler, bu kurbana da Çing-lu: kılıç şen: ruh (kılıç ruhuna kurban) demişlerdir (Ünal, 2000:158). Bu ayinlerin yanında demir, birçok mitolojik sembolün de adı olmuştur.

Dünyanın en eski topluluklarında anasır-ı erbaa; su, hava, toprak ve ateşten oluşmuştur. Türklerin kozmogonik anlayışlarında ateş ve su bulunmasına rağmen, hava unsuruna rastlanılmaz. Toprak unsurunun da Çinlerden geçtiğine inanılır. Bu unsurların yerine, Türklerce kutsal sayılan ağaç ve demir unsurlarını görmekteyiz. Demir, hem anasır-ı erbaa içinde yer alan dört maddeden hem de yönleri göstermek için kullanılan önemli sembollerden biridir. Demir, Türk kozmogonik sistemine göre “Batı”nın sembolüdür. Batı bu mânâda mevsim olarak sonbaharı, günün saati olarak akşamı, renk olarak “ak”ı, yıldız olarak da Akpars denilen yıldız takımını simgelemektedir (Esin, 2001: 26). Yine Altay Türklerinde göğün on yedi katı vardır ve en üste tanrı yaşamaktadır. Bu tanrının da iki oğlu vardır; birisi Demirhan, diğeri de Su Han’dır (Ziya Gökalp, 2005: 28). Yine Çin’de ve Türklerde göğün kutbu sayılan Kutup Yıldızı’na Türkler, Altun ya da Demirkazık Yıldızı adını vermişlerdir. Türkler göğün Demirkazık Yıldızı etrafında döndüğünü düşünürler (Esin, 2001: 41). Ural-Altay halklarının inancına göre Altın Dağ (Semaru), dünyanın merkezindedir. Abakan Tatarları bu dağa “Demir Dağ” demektedirler. Göktürk Yazıtları’nda bu tanrısal özelliğinden dolayı demir, ebedî (mengü) olarak nitelen(?) imparatorluğun simgesi olarak yaşamakta ve bugün bile ölümsüz varlık anlamına gelen “demirbaş” sözcüğünün temelini teşkil etmektedir (Roux, 2001: 64).

Yukarıda söylendiği üzere demirin birçok mitsel anlam taşıması ve ayinlere konu olması, demirciye kutsallık atfedilmesine neden olmuş; bu yönüyle demirci, zamanla birçok ayinin esas yöneticisi sayılan Şaman’la aynı mevkiye gelmiştir. Bu şekilde Şaman ile Demirci arasında -benzerler benzerleri doğurur ilkesine uygun olarak- birçok paralellik ortaya çıkmıştır. Bu paralellik birçok kavimde görülmesine rağmen, Türklerde çok daha karakteristik bir özellik arz etmektedir. Bu paralellikler şu şekillerde izah edilebilir:

a) Türklerde, demircilerle din adamı sayılan Ozanlar (Şaman, Kam, Oyun, Bahşi, Büyücü, Hekim, Atasagun), aynı ocaktan (yuvadan) (Roux, 1994: 64; Uraz, 1994: 168) sayılmıştır. Yakutlar bu ilişkiyi anlatmak için “us da oyun da bir uyalah” derler (İnan, 1998: 231; Bayat, 2004: 41; Beydili, 2005: 155). Demir sözcüğünün hem göksel motiflerde hem de yeraltına bağlı motiflerde geçmesi, demirin tanrısal olduğunu gösterdiği gibi; her iki kaynaktan beslendiğine de işaret etmektedir. Gök Tanrı’nın (Kayrakan) arabasının Demirkazık Yıldızı etrafında dönmesi ile Erlik’in sarayının siyah demirden olması, bu tanrısal ilişkiyi net olarak bizlere ifade etmektedir. Ayrıca Erlik ile Gök Tanrı’nın en başta, yani başlangıçta beraber olması ve her ikisinin de “han” sıfatı taşıması, bu iki yüce varlığın gücüne işaret etmektedir. Şaman’ın yeraltına ve gökyüzüne seyahati, yeraltında demirci ile ilişkisi ve yine “darhan” sözcüğünün demirci, asilzade, vergiden muaf anlamları yanında Şamanların atası anlamında da kullanılması, bu ortak ata teorisine ayna tutmaktadır.

b) Demirci ile Şaman arasındaki benzerliği sağlayan bir diğer ortak nokta da ateşte gizlidir. Ateş ve demir, yaratılışın sebepleri olarak göze çarpmaktadır; çünkü hem Şaman hem de demirci, meslekleri gereği, ateşe hükmetmek zorundadır. Şaman ateşi daha çok kötü ruhları korkutmak, fala bakmak ya da iç arınmayı gerçekleştirmek için kullanırken; demirci, çeliğe ya da demire yeni bir şekil vermek için kullanıyordu. Ateş sayesinde yeni bir araç geliştirmeyi beceren demirci, geçmiş dönemler içinde harikulâde bir iş yapıyor kabul edilmiş; bir zanaatkâr olarak böyle bir işi becermesi ve Şamancıl öğeler (ateş) taşımasından dolayı da Şaman katına yükselmiştir. Zira Ergenekon Destanı’nda dağı delen kişinin demirci olarak karşımıza çıkması basit bir tesadüf sayılamaz. Dikkat edilecek olursa bu destanda bahsi geçen Demirciyle birlikte Demir Dağ, Demir Dağ’ı eritmek için ateş ve motif olarak da kurt geçer. Destanda kurt bir hayvan olarak kaşımıza çıksa da biliyoruz ki; Türk destanlarında geçen bu nevîden kurtlar aslında, ölmüş büyük Kam’ların ruhlarının tezahür ettiği yüce varlıklardır; yani, adı geçen kurt bir Kam’ı temsil etmektedir. Bu da gösteriyor ki destan, Türklerce kutsallık atfedilen atalar kültünü, demiri, ateşi, Kam ve demirciyi hep bir arada yansıtmaktadır. Altayların Yaratılış Efsanesi’nde de demir, Erlik Han’ın yaratma kudretini gösterdiği varlık olarak göze çarpmakta; Erlik Han, çekici, örsü, körüğü eline alıp her vuruşta bir hayvanın (kurbağa, yılan, ayı, domuz, deve) ve kötü ruhlar sayılan Albıs, Şulmus’un çıkmasını sağlamaktadır. Tanrı, Erlik Han’ın elinden yaratma gücünü almak için; körük, çekiç ve örsü alır, ateşe atar ve körük bir kadın, çekiç de bir erkek olur. Bu kadın ve erkek de daha sonra eti yenmez birer kuş olur. Yine Yaratılış Efsanesi’nde görüleceği üzere demir (örs, çekiç) ve ateş, ister Erlik Han’dan (yerden) isterse tanrıdan (gökten) gelsin, yaratmanın en önemli araçlarındandır. Erlik Han, demirden, yaratma kudretini ortaya çıkarmak için örs ve çekici birbirine vuruyor ve ateşi (demiri birbirine sürekli vurmak, ateş parçaları çıkmasına sebep olur) kullanıyorsa tanrı da çekiç, körük ve örsü ateşe atarak yaratılışa sebep oluyor; yani demir tanrısaldır. Dolayısıyla demirci de tanrısal olmalıdır. Görünen odur ki demirciler, yaptıkları işin niteliği ve toplumsal işlevleri dolayısıyla zamanla kutsiyet kazanarak din adamı ve büyücü seviyesine çıktılar; çünkü bir kavim bir şeye yüksek derecede ehemmiyet yüklerse bunun zamanla dinî mahiyet alma ihtimali artmaya başlar. Hatta bu konuda ortaya çıkan efsane ve destan türünden eserler, tarihî süreçlerde mahiyet değiştirerek din vazifesi görmeye başlar.

c) Türklerde demirci ile Şamancıl öğelerin benzerliğini gösteren bir diğer delil de Anadolu’da evliya ve eren yatırlarının demirle ilgili olmasıdır. Kamlarla aynı kümeden insanlar olarak kabul ettiğimiz demirciler Anadolu’da da unutulmamış, birçok evliya yatırına ismini vermeyi becermiştir. Çorum Sungurlu’da Demirşeyh Türbesi, Bursa Osmangazi’de Demirtaş, Denizli Serinhisar’da Yatağan Baba, Samsun’da Kılıç Dede, Karaman’da Demir Gömlek Emnüddin (Sezgin, 1998: 481507), Adana’da Demirtaş Dede (Okuşluk, 1998: 361), Afyon’da Demiryalayan Baba, Kamanlar yakınındaki Demir Baba (Birdoğan, 1998: 97), Sivas-Divriği’de Kılıç Baba (Ergun, 2004: 542) isimleri; Orta Asya ve Anadolu bağlantısını en iyi gösteren işaretler olmasının yanında, demir ve demircilerin, Türk toplumunda ne kadar önemsendiğinin de belgesidir. Üstelik bu tip türbelere çoğunlukla tedavi için gidilmesi, özellikle demir ismi taşıyan türbelerde, gelen hastalara demir yalatılması, bazı hastaların ağrısının benzeme büyüsüne uygun olarak bıçak vb. nesnelerle kesilmesi; bütün bunların tesadüf pratikler olmadıklarını gösterir. Ayrıca Anadolu’ya gelen ve keramet ehli olan bu evliya ve erenlerin, Orta Asya’da, Şamanlık yapan kişiler olduğu da dikkatten uzak tutulmamalıdır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Cetin Er dedi ki:

    Turk Tarihi arastirmalari Mogollar’da Demirciye “Darhan” denirdi ile basliyor!!!
    Mogollar Darhan sozcugunu Turkler’deki Tarkan-Tarxan-sozcugunu degistirerek almistir.
    Mogollardaki darhan dan cok onceleri Turkler de Tarkan unvani var.

    Cin Kaynaklarina gore 達干 Tarkan

    Tarkan Gokturkler, de bir unvandir, Orhun abidelerinde (Bilge Kagan) yazitinda gecer. Bu yazitta Devlet in Dogu Kesiminin yoneticileri icin kullanilmistir. Onde Tolis beyler apa tarkan…

    Tarkan kelimesi Turkler’den cok farkli dillere yayildi; Altaik dillerde; Pancapi tarkhan, Kurd, terxan, Armen, T’arxan, Yunanca, tapxavac, Tibet, T’ar-k’an Rus, tarchan.

    Tarqan unvani ayni zamanda demirciler/zenatkarlar icin de kullanildi. Demirci, zanaatkarlar icin kullanilan darxan, demirci demektir. Mogolistanda Tarqan demirci yaninda “oncelikli/onemli” kisi anlamina da gelir ve vergiden muaftir.

    Bu kelime Cagatay Turkcesi’nde tarxan olarak gecer ve vergiden muaf kisi demektir. Bazi kaynaklara gore Tarxan 9 defa suc islemeden ceza sorusturmasi yapilmaz. Tarkanlar yargidan da muftirar; dokunulmazliklari vardir.
    Clauson (1972) belirtir ki Tarqan Antik Turk lerde Tegin, Shad gibi soylu aileye mensuplarla es tutulan bir unvandi.

    KIrgizlarin Manas Destaninda yine Tarqan demirci anlaminda kullanilir.
    Bazi kaynaklarda Tarkxan sifat olarak da kullanilir; kutsal, kutsanmis, kut’lanmis anlamina gelir. Bu da kelimenin Shamanizm ile alakali oldugunu ortaya koyar.

    Tarqan vergiden muaf oldugu gibi dokuz suc islemeden (mukerrer suc olmadan) yargidan da muafti.

    Tarqan vergiden muafti cunku, demirci olarak devlete hizmet ederdi, cezadan muafti cunku dini gorevi vardi; devletin resmi gorevli shamani idi.

    Bunu destekleyen bir Yakut atasozu vardir “(Us da oyun bir uyalah)/ Demirci ile Shaman-ayni yuvadandir”.

    Yakutlarda bir baska atasozu der ki; akilli kiz ya shaman verir, ya da demirciye, shamanin karsi saygi gorur, demircinin karisi hurmet gorur.

    Bazilari kaynaklar ise demirci ile shamanin cekisme icerisinde olduklarini gostertir. Mesela Shaman demircinin ruhuna ulasamaz, cunku demirci ruhunu atesin icinde saklar.

    Yakut Mitolojisine gore demirci sanatini yeraltinda yasayan demircilerin piri seytan “K’daai Maqsin” den ogrendi. Kadaai Maqsin yrlatinda atesle cevrili demirden bir evde yasar. Kadaai Maqsin Altay Shamanlarinda Yeralti Dunyasinin yoneticisi Erlik Khan dir ve insanlara ates yakmayi ve demir dovmeyi ogretmistir…
    ***
    Darhan-Tarkan in kokeni Turklere aittir. Bu unvan Turklerde Tigin yani sehzadeye denk bir unvandir.
    Turkler Tarih sahnesine bir sanat ile, demircilik ile cikmislardir…
    Turkleri “ergenekondan” cikaran-demirin islenmesidir.
    Tarkan aslinda demiri eritip isleyen, Turkleri Ergenekondan cikaran liderdir;
    O liderin aile totemi Bozkurttur.

    Demiri eritip, isleyip, Turkleri rakiplerine ustun kilan kisi-kutsaldir, liderdir-bozkurttur, saygi degerdir,—Tarkan bu basariyi Tanri-Goktanri-Kayra –Ulgen in izniyle yapmisitr. Tanri ile manevi bagi vardir-Shamandir/ Kam’dir—
    Sonuc olrak bu gelenegi devam ettiren –demirci- Turkler icin saygidegerdir.

BİR YORUM YAZ