TÜRKLERDE ÇEYİZ SANDIĞININ KULLANIMI VE GELENEKSEL SÜSLEMELERİ

TÜRKLERDE ÇEYİZ SANDIĞININ KULLANIMI VE GELENEKSEL SÜSLEMELERİ

1. Giriş

Sandık, eski Mısır’dan günümüze kadar kullanılan bir mobilya türüdür. Taşınabilir depolama ünitesi olan sandık, Avrupa’da özellikle Ortaçağ’da ve Rönesans’ta (12. yüzyıl -16. yüzyıl) değerli dokumaların, örme eşyaların, takıların ve çeyizin saklanması amacıyla kullanılmıştır. Türk evlerinde de Avrupa ile ilişkilerin arttığı 19. yüzyıldan itibaren sandık kullanımı yaygınlaşmıştır. Öyle ki, Celal Esat Arseven (1975), sandığın evin en önemli eşyalarından biri olduğunu belirtmektedir. Bahaeddin Ögel de (1985), sandık odasının evin önemli bir odası olduğundan bahseder.

Türk toplumunun düğün geleneğinde çeyiz; gelinin ev ve mutfak eşyası, işlemeli ve dantel örtüleri, havluları, takı ve giysileridir; damadın düğün masrafları karşısında sunduğu eşyalardır. Bu eşyalar, evlenene kadar sandık içinde saklanır ve gelinin evine de sandıkta taşınır. Sandığın malzemesi, üzerindeki süslemeler gelinin varlığını ifade etmesi açısından çok önemlidir. Varlıklı ailelerin gelin sandıkları masif ağaçtan sedef kakmalı, telkâri süslemeli ve/veya oymalı mobilyalardır.

Günümüzde sandıklar, depolama işlevinin yanında dekoratif amaçlarla yaşama mekânlarında sehpa, yatak odalarında oturma elemanı gibi amaçlarla kullanılmaktadır. Çeyiz sandığı geleneği, artık kentlerde uygulanmamaktadır. Ancak geleneksel olarak sandık üreten atölyeler hâlâ mevcuttur. Ayrıca Türk evinin temel donatıları olan sini, sedir ve dolap gibi, sandık da çağdaş mobilya tasarımcılarına ilham vermektedir.

Geçmiş dönemlerde içerisine konulan çeyiz kadar önem verilen ve statü unsuru niteliği taşıyan sandıkların titiz el işçilikleri ve süslemeleriyle Türk mobilya tarihinde önemli bir yeri vardır. Çalışmanın amacı, Türk çeyiz geleneğinde sandığın kullanım şekli ile mobilyanın üretimine yönelik bilgilerin aktarılması ve unutulmaya yüz tutan geleneksel biçimlerin çağdaş tasarımcılara ilham vermesini sağlamaktır.

Ceyiz_Sandigi-001

2. Avrupa ve Anadolu’da Sandık Kullanımı

Sandık Ortaçağ Avrupa’sında sıklıkla kullanılan çok işlevli bir mobilyaydı. Baskın ve yağmaya karşı sıklıkla kaçmak zorunda kalan halkın, eşyalarını saklayıp taşımasına yaramaktaydı. Bu eşya aynı zamanda yemeğini üzerinde yiyebileceği veya üzerine oturabileceği bir ölçüdeydi. Hatta üst yüzeyi düz olanlar, yatmak için bile kullanılırdı. Mücevherat gibi değerli ve küçük ebatlı eşyalar için de kutular (Fransızca ‘coffret’) hazırlanırdı. Bu kutular ahşaptan yapılır ve üzeri hırsızların kolayca parçalayıp açamaması için metal levha veya şeritlerle kaplanırdı. Güvenlik için sandık ve değerli eşya kutuları kilitli yapılırdı. Sandık, bazen de güvenlik için odaya sabitlenirdi. Dönemin teknolojisi ile ya ağaç kütüğünü oyarak ya da kalın kesitli parçaları birleştirerek sandık yapılıyordu. Sandığın eklemlerini güçlendirmek için de metal kenetler kullanılıyordu.

Ortaçağ sonunda ve Rönesans’ta elbise dolapları, büfe, komodin, sergi dolapları da yapılabilmekteydi. Ancak Rönesans’ta da sandık yaygın bir depolama mobilyasıydı ve genellikle çeyiz için hazırlanırdı. Çeyiz sandığı özellikle İtalya’da çok kullanılıyordu. Varlıklı Italyan aileler, ‘cassone’ denilen bu sandıkların süslemelerini dönemin önemli sanatçılarına – Apollonio di Giovanni atölyesi gibi- sipariş ediyorlardı (Cloves, 1997a). Gelin ve damadın ailelerinin armaları da sandıkların üzerinde bulunabiliyordu. Ancak ‘cassone’ler sadece çeyiz için hazırlanmazdı, zaten sandık hem depolama için, hem de estetik özellikleriyle zengin İtalyan evlerinde önemli bir eşyaydı ve çok ince işçilikle yapılırdı (resim:2). Sandık üst üste konulabilen bir eşya olduğu için, kapak üstten değil ön yüzden açılabilecek şekilde de yapılabiliyordu. Sadece sandık değil, sergileme amaçlı bazı dolaplar da sandık üzerine konulabiliyordu. 17. yüzyıldan (Barok Dönem) itibaren daha kullanışlı mobilyaların üretilmesiyle Avrupa’da varlıklı ailelerin sandık kullanımı azalmıştır.

Sandık, değerli eşyaların saklandığı bir öğedir. Ögel (1985), Türklerde sandık kelimesinin kökeninin ‘kiz’ olduğunu, bu kelimenin de kizlemek, yani gizlemek kelimesinin kökü olduğunu vurgular.

Eşyalarını kolay taşınabilir kılma, toplama ve saklama pratiği Türklerin göçerevlilikten getirdikleri alışkanlıklarındandır. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerine kadar göçerevli yaşam tarzını sürdüren Türkmenler, eşyalarını çadır kenarlarına dizer, yatak ve yorganı katlayıp kaldırır, yatma vaktinde tekrar açarlardı. Bu düzende göçerevliler eşyalarını hafif, kolay toplanır ve taşınır bohçalarda, hurçlarda, sandıklarda saklamışlardır. Önder Küçükerman (1996), depolama ünitelerinin çadırların girişinin tam karşısına gelecek şekilde yerleştirildiğini belirtir.

Yerleşik düzendeki Türkler değerli eşya, giysi, örtü, havlu gibi dokuma ürünlerini ve çeyizlerini bohçaya sararlardı. Sabiha Tansuğ, bohçada kadının yaşam öyküsünün yattığını belirterek önemine dikkat çeker. Çeyizin saklanması için işlemeli bohçalar hazırlanır, zarf gibi katlanarak sarılır, eski Türk evlerindeki gömme dolapların içinde saklanırdı. Dokuma, örme eşyalar işlevlerine göre farklı bohçalara konulurdu; mendil bohçası, çamaşır bohçası, çorap bohçası, elbise bohçası, nişan bohçası, gelin bohçası gibi. Sandık kullanımının yaygınlaşmasıyla bu bohçalar sandık içlerine yerleştirilmişti. Sandıkların düzenli olması, aralıklarla havalandırılması kadınlar için çok önemliydi. Sandıkların ve içindeki bohçaların, özellikle de çeyiz sandığının düzeninin korunması için büyük özen gösterilirdi.

Sandığın Türklerde yaygın kullanımı Osmanlı’nın Avrupa ile ilişkilerinin arttığı, Batı yaşam tarzına özenildiği 1800’lere denk gelmektedir (Ana Britannica, 2004). Sandık, 1851 Uluslararası Londra Sergisi’nde Osmanlı İmparatorluğu tarafında sergilenen ürünler arasında yer almaktadır (Küçükerman 2001). Sandık kolayca benimsenmiş ve hatta Türk evinde gömme dolap geleneğine rağmen zengin evlerde ayrıca sandık odaları tasarlanmıştır. Arseven (1975) sandıkların, sandık odalarında sıra ile dizildiğini belirtir. Ayrıca Avrupai tarzda yapılan evlerde, geleneksel Türk evindeki yüklük ve gömme dolapların yerini sandık odalarının aldığını da ifade eder. Ancak saraylarda durum farklıdır. Küçükerman (1998), Topkapı Sarayı’ndaki geleneksel ‘halı-kilim-sandık-paravan’ dörtlüsünün Osmanlı’nın kimlik değişiminin simgesi olan, Batı biçimlerinin hakim olduğu Dolmabahçe Sarayı’na giremediğini, bu eşyaların yerini ‘masa- iskemle-dolap’ üçlüsünün aldığını belirtir.

Ceyiz_Sandigi-002

3. Türklerde Çeyiz Geleneği ve Çeyiz Eşyası

Türk toplumunun/milletinin düğün geleneğinde çeyiz; gelinin ev ve mutfak eşyası, işlemeli ve dantel örtüleri, havluları, takı ve giysileridir; damadın düğün masrafları, başlık parası karşısında sunduğu hediye/eşyalardır. Bu eşyalar evlenene kadar sandık içinde saklanır ve gelinin evine de sandıkta taşınır. Sandığın kullanım amacı, her gün kullanılamayacak kadar değerli eşyaların saklanmasıdır. Günlük kullanılan eşyalar ise dolap içlerine kolayca erişilebilecek şekilde bohçalarla yerleştirilirdi.

Çeyiz eşyasının muhafaza edilmesinde bohçalar da çok önemliydi. Genç kızın ve ailesinin varlığı, sandık üzerindeki süslemeler kadar bohça sayısının fazlalığı ile de anlaşılırdı. Nişan için hazırlanan telli, süslü çeyiz bohçaları oğlan evine gönderilir ve burada sergilenirdi. Çeyiz kız ailesi için övünç kaynağı olurdu. Oğlan tarafının hazırlattığı gelinlik ile kız tarafının yaptırdığı damatlık da iki tarafın evlerine düğün öncesinde süslü bohçalarla ulaştırılırdı.

Çeyiz eşyası, uzun sürede biriktirilir, el emeğiyle hazırlanırdı. Bu sebeple hem içindeki eşyanın, hem de taşınırken sandığın bozulmaması önemliydi. Çeyiz malzemesinin miktarı ve maddi değeri ne kadar fazlaysa kız tarafının saygınlığı da o derece artardı.

Recep Çiğdem (2007), 19. yüzyıl sonlarında alınan Osmanlı mahkemesine ait kararda gelinin maddi durumuna göre çeyiz eşyasının ve sandık sayısının ne olacağının belirlendiğini ifade eder. Buna göre, zengin bir aileden gelen kadının üç, orta derecenin bir üst sınıfına giren kadın iki, orta derecede bulunan bir kadın ise çeyizinde bir sandık getirecektir. Çeyiz eşyası ise her üç kademede de benzerdir, ancak değerleri ve miktarları farklıdır. Örneğin, zengin ve orta derecenin bir üst sınıfına giren kadın yatak takımı getirirken, orta derecedeki kadın adi bir şilte, bir yastık ve bir yorgandan sorumlu tutulmuştur. Zengin kadından gümüş bir kahve takımı, orta derecenin bir üst sınıfına giren kadından ise bir kahve takımı istenmiş, ancak orta sınıfa mensup kadın kahve takımından muaf tutulmuştur. Fakir aileye mensup bir kadının çeyizi ise, maddi durumu iyi olanların yardımlarıyla hazırlanacaktır.

Ceyiz_Sandigi-003

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ