TÜRKLER VE SOĞDLULAR

TÜRKLER VE SOĞDLULAR

Soğd, Amuderya ve Sırderya nehirleri arasındaki toprakların merkezi bölgesidir. Bu bölgede Hint-Avrupa grubuna dahil olan Doğu İran dillerinden birini, Sağdcayı konuşan Soğdlular yaşamışlardır. Soğdluların halefleri VIII. yüzyılın sonundan başlayarak XI. yüzyıla kadar giderek Soğdca konuşmayı ve yazmayı terk etmiş ve Soğd’un kendi topraklarında Fars-Tacik, Tiyanşan’dan kuzeydeki kolonilerde ise Türk diline geçilmiştir. Soğd’un en önemli kenti Semerkand idi. Ancak ülkede çok sayıda prenslik ve kent devletler mevcuttu.

Bozkırlarla çevrelenmiş Soğd zaman zaman aşırı nüfus yoğunluğu yaşanan zengin bir tarım ülkesi ve Asya ticaretinin merkezi idi. Henüz milattan sonra ilk yüzyıllarda Çin’de Soğd kolonileri mevcuttu, Soğdlu tüccarlar da Çin’e ve Hindistan’a giden Orta Asya ticaret yollarına hakimdiler. Bozkırlara hakim olanlar ile barış ve işbirliği ister ülkede yaşayan, ister seyahat eden, isterse de yabancı ülkelerde yaşayan tüm Soğdlular için hayati önem taşıyordu (Marshak, Raspopova 1990: 179-185).

Aynı zamanda Soğdlular tarım ve zanaat ürünleri üreticileri, eski kent kültürünün taşıyıcıları ve uluslararası ilişkiler alanında büyük bir deneyime sahip olmaları nedeniyle bozkırlarda yaşayanlar için faydalıydılar. Bununla birlikte onlarla işbirliği yapmak tehlikeli değildi. Çünkü onlar Çinlilerden ve Farslardan farklı olarak bozkır halklarıyla düşman olan büyük bir devletin tebaaları değildiler.

Soğdluların Türk halkalarıyla ilk kez ne zaman karşılaştıklarını söylemek zordur. Göktürklerin VI. yüzyılda kendi kağanlıklarını kurmalarından bir kaç yüzyıl önce gerçekleşmiş olması mümkündür. Ancak sadece bu dönemden itibaren Göktürk-Soğd ilişkileri konusunda kesin bir şey söylemek mümkündür. Altay Türklerinin Çin’le olan ilişkilerinin, muhtemelen Buhara Soğdlularının soyundan olan ve daha sonra Gansu’ya yerleşmiş An Nopanto tarafından kurulmuş olması özellikle dikkat çekicidir. O, 545 yılında Kuzey Wei hanedanının hükümdarı tarafından elçi olarak Türklere gönderilmiştir (Liu Mau-tsai 1958,1: 6-7). Muhtemelen elçi bu halkın, Türklerin o dönemde tebaasında bulundukları güçlü Juan-juanlara karşı Kuzey Çin’in potansiyel müttefiki olduklarını biliyordu. Zaten elçiler tanımadıkları ülkelere gönderilmezdi. Muhtemelen o, soydaşlarının yaşamış oldukları bir yere gönderilmiş oluyordu.

Soğdluların Altay Türkleriyle erken çağlardan itibaren tanışmış olması, o dönemde Altay demirinin çok önemli ürün olmasından kaynaklanmış olabilir. Çünkü Türkler Juan-juanlar için demir ürünler hazırlıyor, Soğdlular ise uluslararası ticareti kendi denetimlerinde tutuyorlardı.

555-563 yıllarında Juan-juanların yenilgiye uğratılmasından sonra Soğd’dan kuzeydoğuya uzayan bozkırlar artık Türklerin elindeydi. Bu dönemde Soğd ve civar topraklar Eftalitlerin yönetimi altındaydı. Bu dönemde Soğd tüccarları her iki tarafın desteğini almadan ticaret yapamıyorlardı. Soğdluların Eftalitler ve Türkler konusundaki tutumlarına ilişkin çok az şey biliyoruz. Semerkand’dan Çin’e sık sık heyetlerin geldiklerine ilişkin bilgilere 510 yılından sonraki kaynaklarda pek rastlanılmamaktadır. Bunun yerine Eftalitlerin ülkesinden gelen heyetlerden bahsedilmektedir. Enoki’nin belirttiği gibi, bu “heyetler” aslında Soğdluların diplomatik misyon kılığına bürünmüş ticaret kervanlarıydı (Enoki 1959: 1-58). Ancak 564 yılındaki “heyet” Eftalitlerden değil, Soğd adlı ülkeden gelmiştir. Muhtemelen, Göktürk-Eftalit savaşı da bu dönemde başlamış ve Soğdlular Göktürk topraklarından Eftalitlerin adıyla geçmek istememişler. Bu savaşla ilgili Firdevsi’nin (X. yy.) ünlü “Şehname” eserindeki hikayede Soğd’un ve Kuşan’ın (Semerkand Soğdu’nun batı kısmı) yerli halkının savaşlara katılmadığı, sadece seyirci kaldıkları tasvir edilmiştir (Ptitsın 1947: 95-306). İki göçebe imparatorluğun mevcut olduğu kısa barış döneminde Çin’de yaşayan Soğdlu göçmenlerin Göktürklerle ilişkileri konusunda elimizde yazılı kaynaklar bulunmamaktadır. Ancak kısa bir süre önce çok önemli bir bulguya ulaştık. Bu, Japonya’daki Miho Müzesi’nin elde ettiği, muhtemelen Kuzey Çin’de yaşamış ve gömülmüş bir Soğuldlunun, üzerinde Soğdluların, Eftalitlerin ve Göktürklerin kabartma usulüyle tasvir edildiği mermerden yapılmış sandukasıdır. (Juliano 1992; Watt 1996; Lerner 1995; Luliano-Lerner 1997a; 1997b; 2001). Göktürkler kendilerine özgü uzun saçlarıyla hemen fark ediliyorlar. Mezar taşı üç taraftan kabartmalı taş levhalardan yapılmış duvarlarla kaplanmıştır.[1] Bunların üzerinde, ölü Soğdlu cennette Çinli eşiyle birlikte ziyafetteyken; sadece Soğdluların katıldığı anma töreni; definden dönen kadınların bulunduğu araba; Nanayya tanrıçasının Soğd’daki mabedi; Soğdlu Zerdüşt kahini tasvir edilmiştir. Bizim açımızdan önemli olan ise rölyefleri yapanın, Soğdlunun ilgili olduğu daha iki ülkenin-Eftalitlerin ve Göktürklerin yaşamından kesitleri verme gerekliliğini duymasıdır. Eftalitler Göktürklerin kullandığı oklukları olan at üstündeki avcılar, ükümdarları ise fil üstünde tasvir edilmiştir. Zira Eftalitlerin Hindistan’da da toprakları vardır. Nihayet Eftalitlerin işgal ettikleri Toharistan’daki Tiştriya mabedindeki ünlü kutsal atın tasviri yer almaktadır. Göktürklerin ülkesinin tasviri de buna benzemektedir. Yurtun içinde ve önünde Göktürklerin, at üstünde av sahnelerinin tasvir olunduğu rölyefli levha ve hükümdar şemsiyesi ile gölgelenmiş at üstündeki Göktürk kağanının törensel geçişi tasvir edilen levhalar vardır. Aradaki fark sadece Göktürklerin Eftalitlerden farklı olarak Soğdlularla birlikte defin törenine katılması ve develerle mabede hediyeler getirmesidir. Farklı ülkelerin hükümdarlarının bir resimde tasvir olunması muhtemelen Soğda özgü bir şey olmuştur. “Tang Hanedanın Tarihi”nde (Sin Tanşu, Bölüm 2216) Soğd prensliği olan Kuşan’da kuzey duvarında Çin İmparatorlarının, doğu duvarında Göktürk ve Hint, batı duvarında ise İran ve Bizans hükümdarlarının resimleri bulunan bir binanın olduğu belirtilmektedir (Biçurin, II: 315).

579 yılında ölmüş ve Siani’de (Xian) defnedilmiş An Tszya’nın (An Jia) mezarında bulunmuş VI. asra ait bir diğer sanduka üzerindeki kabartmada artık Eftalitler yer almamaktsadır; fakat daha çok sayıda Göktürk bulunmaktadır (Yin Shenping 2000; Wenwu 2001, No 1; Kaogu yu wenwu 2000, No 6; Han Wei 2001). An Jia Buhara kökenli bir Soğd ailesine mensuptur; fakat onun dedesi ve babası ise Kuzey Çin’de hizmet etmişlerdir. Onun kendisi sabao görevinde, yani kervancıların ve batılı yabancıların, özellikle Soğdluların işlerinden sorumlu memur görevinde çalışmıştır. Birçok panolar Miho Müzesi’ndeki kabartmalara benzemektedir.

Sandukanın uzun arka duvarının ortasında eşiyle ziyafet çeken sabao’nun resmi tasvir edilmiştir. Yanında ise Soğdlularla Göktürklerin görüşmesinin ve biraradaki ziyafetlerinin tasvir edildiği pano bulunmaktadır. Buradaki ziyafet sahnesi Miho Müzesi’ndeki kabartmadaki ziyafet sahnesine çok benzemektedir. Sağ tarafta sabao’nun Göktürk kağanı tarafından kabulü sahnesi bulunmaktadır. Onlar, kağanın karşısındaki halının üzerinde, aralarında kendine özgü tacıyla seçilen Soğd hükümdarının da bulunduğu daha az önemli konukların oturduğu bir yurtun içinde otururlarken tasvir edilmişler. Biraz daha sağda ise sabao’nun kendi Çin çadırında karşısında diz çökmüş şekilde bir Göktürk’ü kabul ettiğini görüyoruz. Daha kenarda yan duvarda Göktürklerin ve Soğdluların katıldığı at üstünde av sahnesi tasvir edilmiştir. Bundan sonra ise bir Soğdlunun An Tszya’ya misafir olduğu sahne ve nihayet hanımların erkek ve kadın hizmetçilerin eşliğinde gidişi sahnesi yer almaktadır. Merkezi fragmanın sağında, büyük duvarda iki levha yer almaktadır. Bunların birinde An Tszya’nın üzüm bağında Soğdlular arasında ziyafeti ve aslan avına çıkmış bir Soğdlu; diğerinde ise Soğd çadırında aralarında Göktürklerin de bulunduğu misafirlerin kabul töreni tasvir edilmiştir. Sağ taraftaki yan duvarda çok sayıda vahşi hayvanların bulunduğu bir ülkede yer alan kaplan derilerinden yapılmış yurtta kabul töreni sahnesi ve at üstünde av sahnesi yer almaktadır. Her iki sahnede ölünün tasviri yer almakta, fakat Göktürkler bulunmamaktadır. Sıranın sonunda yine de giden kadınların tasviri olan pano yer almaktadır. Nadide iki abide de, VI. yüzyılın ikinci yarısında Çin’e yerleşmiş ve Kuzey Çjou Hanedanı’na hizmet etmiş Göktürklerle Soğdluların ilişkilerinin nasıl pekiştiğini gösteriyor.

Kendi ülkelerinde kalan Soğdlulara gelince Göktürk hükümdarlarının Soğd prenslikleri konusundaki politikasının sadece genel hatlarını biliyoruz. Açıktır ki, Göktürk yönetiminin himayesi olmadan Yedisu’nun ve Kazakistan’ın güney batısının Soğdlular tarafından büyük çapta kolonileştirilmesi imkansız olurdu. Göktürklerin gelişinden bir kaç yıl sonra, 568 yılı civarında Bizans elçileri Soğdluların artık Yedisu’nun batı kısmındaki Taraz kentinde ve onun civarında yaşadıklarını belirtmişler (Mokrınin 1984: 230). Ancak bu topraklardaki kentlerin arkeolojik araştırılmalarında Göktürklere kadarki döneme ait bulgulara rastlanılmamaktadır. Bununla birlikte, ünlü Çin seyyahı Syuan Tszyan yaklaşık 630 yılında Soğdluların yaşadığı toprakların Çu nehri vadisindeki Suyab kentinden Merkezi Soğd’a kadar uzandığını ve bu yol boyunca her yerde Soğdca konuşulduğunu belirtmiştir (Beal 1884: 27).

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ