TÜRKLER, SLAVLAR VE BULGARLARIN KÖKENİ

TÜRKLER, SLAVLAR VE BULGARLARIN KÖKENİ

Çoğu bilim adamı, M.S. I.’den 10. yy.’a kadarki Çin, Bizans, Arap ve Batı Avrupa kaynaklarında adı geçen Bulgarların veya Bulgaristanlıların, bugün Balkan veya Tuna Bulgaristan’ındaki nüfusun çoğunluğunu oluşturan Bulgarlarla çok az ortak şeyinin olduğunu kesin bir doğru olarak kabul eder. “Random House Webster’s College Dictionary” gibi yaygın sözlüklerde bile, Bulgarlar (Bulgars) “M.S. 7. yy. sonunda Güney Balkanlar’da bir devlet kuran” ve “900 yılına kadar yerli Slav nüfus tarafından büyük ölçüde asimile edilen bir Türk halkı” olarak tanımlanır. Aynı sözlüğe göre Bulgaristanlılar (Bulgarians) ise, Bulgaristan’ın bir Güney Slav dili konuşan yerel ya da yerleşik halkıdır.”[1]

Bununla birlikte herşey, Bulgarların Slav kökeni hakkındaki derin köklere dayanan efsanenin, tamamen değilse bile büyük ölçüde, siyasi değerlendirmelerden güdülendiğini göstermektedir. Mauro Orbini’nin ‘Slavların Krallığı’nı yayınladığı 1601 yılına kadar, hemen herkes Bulgarlarla Slavlar arasında açık bir ayrım yapıyordu. Büyük ve birleşik bir Slav imparatorluğunun ortaya çıkışını görme arzusundaki Mauro Orbini, Gotlar, Hazarlar ve hatta Etrüskler gibi kesinlikle Slav olmayan pekçok halka bir Slav köken izafe etti. Doğal olarak Bulgarlar da Slav ailesine dahil edildiler. Bu bağlamda Mauro Orbini’nin ayrı Slav milliyetlerinin varlığını inkar ettiğini ve Rus, Leh, Çek, Slovak, Sloven, Hırvat ve Sırpları bir ve aynı milletin kabileleri kabul ettiği belirtilmelidir.[2]

Bir sonraki aşamada, Romen ve Bulgarların Slav kökeni hakkındaki iddia Rusya tarafından, bu iki millet Rusya’nın İstanbul ve Boğazlar’a doğru genişlemesinde yol üzerinde bulunması gibi basit bir sebeple güçlü bir şekilde desteklendi. 1769’daki bir bildirgesinde Rus Çariçesi 2. Katerina (1762-1796) Moldova, Romanya (Wallachia), Karadağ, Bulgaristan, Bosna, Hersek ve Arnavutluk ‘Slavlarının’ Balkanlar’a Rusya’dan geldiklerini iddia ediyordu. Bu yüzden onlar, Osmanlı Devleti’ne saldırmak üzere olan Rus ordularına yardım için Türklere isyan etmeliydiler.[3]

Osmanlı yönetimine karşı dış destek arayan pekçok Bulgar milli önderleri, Rusya’nın Panslavizm propagandasından gayet çabuk etkilenir hale geldiler. Rusları ve Sırpları hiç sevmeyen, Bulgar ulusal hareketinin babası Hilandarlı Paissi bile Orbini’nin Bulgarların Slav aslı hakkındaki savını hemen kabul etti. Gerçekte o, eski Bulgar Çarlığı’nın yeniden kurulmasını düşlüyordu ve Türklerle muhtemel bir akrabalık üzerine bir ipucu bile sözkonusu değildi. Bu sebeple, Bulgarların hem Slavlarla, Ruslarla, hem de Türklerle akraba olduğunu söyleyen zamanının yaygın efsanesini kasten çarpıttı. Kendi ‘Slav-Bulgar Tarihi’nde, Türklerle ilişkiyi tamamen görmezden geldi.[4]

Yukarda da dile getirildiği gibi, 1601’e kadarki tüm yazılı kaynaklar, birbirine tamamen yabancı ve sık sık da düşman olarak görülen Bulgarlar ile Slavlar arasında kesin bir ayrım yaparlar.[5] Örneğin, 11. yy. sonlarında bir Bulgar yazar, açıkça Bulgarların sadece ‘Kumanların üçüncü kısmı’ olduğu kanısındadır. Onun gözünde Bulgarlar ile Kumanlar arasındaki tek fark, Bulgarların Hıristiyan, Kumanların ise hala pagan oluşudur.[6]

Değişik Slav halklar arasında kaydadeğer farkların olduğu 13-14. yy.’larda da, yabancı gözlemciler Slavların Bulgarlar veya Ulahlar ile doğrudan bir ilişkisi olmadığını tam olarak dile getirmişilerdir. Bu yüzden, Venedikli Andrea Dandolo, bu dönemde tek bir tane bile Güney Slav, Bulgar veya Ulah devletinin olmadığı halde, Dalmaçya hakkında Güney Slavlarının ülkesi diye yazarken, Bulgaristan’a Bulgarların, Romanya’ya da Ulahların ülkesi der. Hırvatlar Macarların hakimiyetinde bulunurken, Sırplar pekçok knezlik arasında bölünmüştü. Bulgarlar ise en azından on farklı krallık ve knezlik halinde yaşıyorlardı ve en az iki adet Romen veya Ulah devleti vardı.[7]

Bilim adamları sık sık, Bulgarların Slav özelliklerine bir delil olarak, çok sayıda birincil kaynakta geçen “Slavlar veya Bulgarlar”, “Bulgaristanlı Slavlar” veya “Bulgar denilen Slavlar” gibi ifadelere gönderme yaparlar. Ancak anlam açıktır: Bu kaynaklarda belirtilen halk, Bulgarlar değil, ya bir zaman Bulgar yönetiminde kaldıkları, ya da Bulgaristan’dan göçtükleri için Bulgar diye adlandırılan Slavlardır. Imre Boba’nın işaret ettiği gibi, Panonya, Yukarı Mezya (Moesia) ve Karpat Slavları, buralar 9 ve 10. yy.’larda Bulgar devleti sınırları içinde bulunduğu için, “Sclavi ex Bulgariae” (Slavlar ve Bulgarlar) olarak tanımlanıyordu.[8]

Şimdiki Bulgarların Slav kökeni hakkındaki savı arkeolojik veriler de doğruluyor görünmemektedir. Üç tarihi bölge Mezya, Trakya ve Makedonya’da Slav çömlekçiliği, Slav yerleşimleri, hatta mücerret Slav meskenleri bulmak için çok çaba gösterildi ancak sonuçlar büyük ölçüde kuşkulandırıcıdır. Bazı bilginler, Balkanlar’daki pek çok yerde bulunan ilkel ve kaba çömlekleri Slavların ürünü olarak ilan etmekte acele ettiler. Ancak bu çömlekçilik eski Trakyalılara özgüdür ve Romen arkeologlar bunların yerel ‘Dridu’ kültürüne ait olduğu inancında haklı görünmektedirler.[9]

Zaten acemice çömleklere dayanarak belli bir milliyet hakkında hüküm vermek mümkün değildir, çünkü bunlar nihayet oldukça ilkel teknolojideki yerel ev ürününden başka bir şey değildir. Aynısı profesyonel çömlekçilik değildir ve bu bağlamda, bugünkü Bulgaristan ve Makedonya topraklarında bulunan ustaca çömlekler, İdil Bulgaristan’ındaki ustaca çömleklerle aynı değilse bile oldukça benzerdir.[10]

Hatta Pliska ve Preslav gibi Ortaçağ şehirlerinin mimarisinin Slavlarla hiçbir ilgisi yoktur, aksine harabeleri başlıca, Asya’dan Avrupa’ya uzun yollarında bir zamanlar Bulgarların yaşadığı topraklarda bulunan şehirlerin mimarisi ile akrabadır.[11]

Bulgaristan veya Makedonya’da bulunan hemen tüm kafatası ve iskeletlerde öyle bir Slav özelliği yoktur. Aynısı, pek çok uzmana göre diğer güney Avrupalılardan ayrılan ama Ortaçağ Bulgarlarının ırk özellikleri ile aynı olan bir mahalli Akdeniz ırkına mensup olan günümüz Bulgarları için de geçerlidir. Öte yandan, Güney Avrupa ırk tipi doğu ve batı Slavlarından tamamen farklıdır. Ortaçağ Slav mezarlarında bulunan kafataslarında güney Avrupa unsurları bulunmamaktadır. Bu Güney Slavları, yani Sırp ve Hırvatlar, güney Avrupa altırkının ‘Dinar’ denilen tipine aittirler. Sırbistan ve Hırvatistan’daki Ortaçağ Slav mezarlarındaki kafatasları, Bulgaristan ve Makedonya’dan tamamen ayrı olan gerçek Slav altırkının tüm özelliklerine sahip iken, bu Dinar tipi ovalarda daha az belirgindir. Başka bir diyişle, Sırp ve Hırvat olaylarında Slav ve önemli miktarda yerli unsurların karışımından bahsedilebilirken, Bulgar altırkı, Slav ırk tipinden tamamen farklıdır. Burada tabii ki, Bulgarların şimdi ve eskiden ‘saf bir ırk’ olduğunu söylenmemekte, fakat herşey Bulgar altırkının kesinlikle Slavlarla Slav olmayan unsurların bir karışımı olmadığına işaret ediyor görünmektedir. Bulgarlar, İraniler, Balkan yerlileri ve belli miktarda Moğolsuların (Mongoloid) bir karışımı idi.[12]

Bulgarların kökeni hakkındaki Slavcı sav, esas olarak bugünkü Bulgarların bir Slav dili konuştuğu deliline dayandırılır. Gerçekten de, pekçok dilbilimci Bulgarca kelimelerin yaklaşık yüzde 80’inin diğer Slav dillerinde az çok benzerlerinin olduğunu iddia eder. Ancak bu kelimelere yakından bir bakış, Slav deyişler şüphesiz Hint-Avrupa ailesine ait olsa da, hem Bulgarca’da hem de bütün Slav dillerinde bulunan çok fazla kelimenin Hint-Avrupa’dan ziyade Ural-Altay kökenine sahip olduğunu keşfetmeye yol açar. Örneğin, ‘tovar’ (mal), ‘kniga’ (kitap), ‘jupan’ (yönetici, çoban) ve ‘otets’ (baba, ata) gibi kelimelerin muhtemelen Slav dillerindeki erken Altay alıntıları olduğu uzun süredir söylenir. Aynı şekilde Bulgarca ‘dyado’ ve Slavca ‘ded’, Türkçe ‘dede’ ile ilgili olabilir. Bulgarca ‘vruh’ ve Slavca ‘verh’ (doruk) kelimeleri Çuvaşça ‘vur’, Moğolca ‘oroi’ ve Macarca ‘orr’ ile açıkça aynı köktendir. ‘Su’ için Bulgarca ve Slavca kelime ‘voda’ açıkça Almanca ‘wasser’ ile ilgilidir, ama Mordvaca ‘ved’e daha yakındır. Aynısı ‘olovo’ (Bulgarca ve Slavcada ‘kurşun’; Macarcası ‘olom’), ‘med’ (Bulgarca ve Slavcada ‘bal’; Mordvaca ‘med’ ve Macarca ‘mez’), ‘beg’ veya ‘byag’ (Bulgarca ve Slavca’da ‘kaçmak’; Kırgızca’da ‘beige’, Doğu Türkçesi’nde ‘paige’ ve değişik Fin-Oğur dillerinde ‘poktem, ‘potta’ and ‘fut’), ‘pol’ veya ‘polovina’ (Bulgarca ve Slavcada ‘yarım’; Mordvacası ‘pele’), ‘slovo’ (Bulgarca ve Slavca ‘söz’; Macarcası ‘szo’, Türkçesi ‘söz’), ‘tsvet’ veya ‘tsvyat’ (Bulgarca ve kısmen Slavca ‘renk’ veya ‘çiçek’; Çuvaşçası ‘çeçek’, Türkçesi ‘çiçek’); ‘sveti’ (Bulgarca ve Slavca ‘ışımak’; Macarcası ‘süt’), ‘tegne’ veya ‘teji’ (Bulgarca ve Slavca ‘ağır gelmek’; Türkçe ‘takmak’ ve Ön-Bulgarca ‘tagrogi’ ile özdeşleştirilebilir), ‘koza’ (Bulgarca ve Slavca ‘keçi’; Çuvaşçası ‘kaçaga’ ve Türkçesi ‘keçi’), ‘vodi’ (Bulgarca ve Slavca ‘ (klavuzca) götürmek’; Mordvacası ‘ved’), ‘dee’ veya ‘dyava’ (Bulgarca ve Slavca ‘yapmak’, Mordvacası ‘tej’), ‘pişe’ (Bulgarca ve Slavca ‘yazmak’, Doğu Türkçesinde ‘pit’ ve Moğolca’da ‘biçi’), ‘meri’ (Bulgarca ve Slavca ‘ölçmek’; Macarcası ‘mer’), ‘pali’ (Bulgarca ve Slavca ‘ışıtmak’; Mordvacası ‘pal’) kelimelerine de uygulanabilir. Hatta ‘edin’ gibi bir sayı (Bulgarca ve Slavca ‘bir’) Macarca ‘egy’ kelimesiyle ilişkilendirilirken, ‘devet’ (Bulgarca ve Slavca ‘dokuz’) rakamının paraleli yoktur, lakin muhtemelen ön-Bulgarca ‘dokuz’ olan ‘tovir’ ile aynı kökenden gelebilir.

Bütün bu kelimeler ve diğer birçoğu, eğer çağdaş Bulgarcadaki Slavca kelimelerden ziyade Slav dillerindeki Bulgarca kelimeler değilse, erken Ural-Altayca görülmeli. Slav ve Hint-Avrupa dillerinde hiç olmayan ve buna karşılık Altayca veya Fin-Oğurca karşılıkları olan ‘biser’ (inci), ‘beleg’ (iz, belge), ‘belçug’ (bilezik), ‘bubrek’ (böbrek), ‘paşenog’ (bacanak), ‘toyaga’ (baston, dayak), ‘kapişte’ (tapınak), ‘kumir’ (put), ‘kuşta’ (ev), ‘kani (çağırmak), vb. çok fazla sayıda Bulgarca kelimenin varlığı bu varsayımı doğruluyor gözükmektedir.

Öte yandan hem çağdaş Bulgarca hem de Ön-Bulgarca çok sayıda Hint-İran kelimeleriyle birbirinden ayrılır. Bu yüzden, örneğin, ‘Bog’ (Tanrı) kelimesi bütün Slav dillerinde vardır ama bir Hint- İran kelimesiyle ilgili gözükmektedir. ‘Bogatur’ veya ‘bagain’ (Ortaçağ Bulgaristanı’nda seçkinlerin sanları) gibi Ön-Bulgarca kelimeler açıkça ‘Bog’dan türetilmiştir. Öte yandan ‘san’ (san, unvan), ‘delva’ (çanak), ‘stopan’ (sahip, usta, koca, ağa), ‘Asparukh’ (Esperik, Tuna Bulgaristanı’nın ilk hanı) ve diğer birçok kelime Hint-İran kökenlidir, fakat diğer Slav dillerinde yoktur.

Kelimeler bir dilden diğerine kolayca geçer ama aynı şey ses yapısı (phonetics) ve biçim (morphology) için geçerli değildir. Bu bağlamda, çağdaş Bulgarca Slav dillerinden açık şekilde farklıdır ve aynı zamanda çağdaş Bulgarcanın hem Ural-Altay dilleri, hem de Ön-Bulgarca ile bariz akrabalığı vardır. Öte yandan, hem çağdaş, hem de eski Bulgarca Ural-Altay ve Hint-İran özelliklerin özel bir karışımı olarak görünür.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al