TÜRKİYE’NİN TÜRK DÜNYASINDAKİ EĞİTİM-ÖĞRETİM FAALİYETLERİ

TÜRKİYE’NİN TÜRK DÜNYASINDAKİ EĞİTİM-ÖĞRETİM FAALİYETLERİ

Bir devletin veya vatandaşı olan gerçek ve tüzel kişilerinin, kendi sınırları dışında eğitim faaliyetlerine girişmesi, belli maksatlarla başvurulan ve tarihi geçmişi olan bir husustur. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun gücünün doruğa ulaştığı dönemde, kontrol edemediği bölgelerde başlayan Batı sömürgeciliği beraberinde bu tarz eğitimi de başlatmıştır. Bu eğitimin başlangıçtaki bariz vasfı “misyonerlik” kavramı içinde yer alan Hıristiyanlaştırma, dil değiştirtme ve kültür ihracı gayeleri güdüyordu ve netice itibariyle siyasi ve iktisadi sömürgeciliğin kökleşmesi ve yerleşmesine yol açıyordu. OsmanlıDevleti’nin zayıflamasından ve kendisine siyasi yollarla çeşitli iktisadi ve sosyal dayatmaların kolaylıkla başarılabilir hale gelmesinden sonra, özellikle A.B.D.’nin kendi topraklarımızda pek çok okul açtığını görüyoruz. Bu okullaşmada uzun vadeli olarak aynı gayenin güdüldüğünü ve bu sayede pek çok yerde olduğu gibi Türkiye’de de belirli ölçüde başarılar elde edildiğini söyleyebiliriz. Tartışmaya açık olarak bu okullara misyonerlik okulları, ajan okulları adları takılırken kendi kültürlerinden koparılmış köle aydınlar yetiştirdikleri, bizim içimizde de böyle “Batı’nın yeniçeri ordusu”, denilebilecek bir aydınlar grubunun oluşturulduğu iddia edilmektedir. Bunun yanında bu okulların örnek teşkil ederek Türk eğitim sisteminin yenilenmesine, çağa uygun hale gelmesine yol açıldığı iddiası da mevcuttur.

Bizim Türk dünyasında açtığımız okulların dışarıda yapılan değerlendirmelerinde de şüphesiz benzeri iddialar ortaya atılabilmektedir. Ancak Türklerle sınırlı kalmak şartıyla bizim Türk dünyasındaki eğitimin, Batı’nın sömürgecilik eğitiminden elbette farkı vardır.

  1. Türk dünyasında halkın dili Türkçedir. Türkçenin, bazı Türk bölgelerinde XVI. asır ortasından, bazı bölgelerinde özellikle XIX. asırdan itibaren kaybedilen istiklâle bağlı olarak, birbirinden suni şekilde uzaklaştırılan lehçe ve şiveler teşekkül etmiş ve siyasi maksatlarla ayrı milliyetlere bağlı ayrı diller oluşturulmaya çalışılmış olsa bile, Yakutistan’dan Makedonya’ya kadar 250 milyonluk Türk halklarının diline Türkçe demeyen yoktur. Böyle olunca bizim eğitimimize sömürgeleştirme eğitimi denemez.
  2. Türk halklarının çok küçük istisnalar dışında hepsi zaten Müslümandır. Bu sebeple bizim eğitimimize, Müslümanlaştırma-misyonerlik, eğitimi de denemez.
  3. Siyasi ve iktisadi gayelerin gerçekleşmesinin vasıtası olarak değerlendirilmeleri de pek mümkün değildir. Çünkü bu bakımlardan bariz bir üstünlüğe sahip değiliz.

Eğitim genel olarak kamu hizmeti olmakla birlikte üretimi kimin yaptığına bakmaksızın bu mahiyetinin devam etmesi gereken bir hizmettir. Bu bakımdan bu sahadaki incelemelerde önce bu hizmeti kimin yaptığına bakılır. İkinci olarak eğitimin modeli veya seviyesi ele alınır. Bu bakımdan ana okullarıyla doktora eğitimi arasındaki bölünüşe bakmak gerekir. Bu bakış açısı beraberinde genel eğitimle mesleki ve teknik eğitimi de ayırmamızı icap ettirir. Şüphesiz seviyesi ve dalı ne olursa olsun, bu eğitimin yaygın-örgün eğitim olarak da ele alınması esastır. Üçüncü olarak eğitimin gayesi ve metodu önem taşır.

Bu genel bakıştan sonra, özel olarak, en teferruatlı şekilde bildiğimiz Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’nın Türk dünyasındaki eğitim hizmetleri tanıtılmaya ve değerlendirilmeye çalışılacaktır.

Bu genel ve özel bakıştan sonra günümüzde artık ders konusu haline gelmiş bulunan eğitim ekonomisi açısından da değerlendirme yapmak mecburiyeti vardır. Biz bu dördüncü hususa eğitimin maliyeti açısından, bilindiği kadarıyla, değineceğiz.

Prof. Dr. Turan YAZGAN

Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Başkanı / Türkiye

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ