TÜRKİYE’NİN İŞSİZLİK ORANI GERÇEĞİ GÖSTERMİYOR

Cihan DURA

Yazarın şu ana kadar yazılmış 119 makalesi bulunuyor.

Cihan_Dura010

Ülkelerin can alıcı sorunlarından biri de işsizliktir. Bir ekonominin, bir hükümetin başarısını ölçmek mi istiyorsunuz, her şeyden önce ülke insanlarına iş alanı açma derecesine, bunun için de örneğin “işsizlik oranı”na bakmanız gerekir. İşsizlik basit bir tanımla “çalışabilecek durumda olan ve çalışmak isteyen insanların, iş bulamaması olgusu”dur. İşsizlik oranı “işsiz olanların sayısı, toplam işgücü sayısına bölünerek” elde edilir. Eğer işsizlik oranı yüksekse, artıyorsa o ekonomi, o hükümet başarısız demektir. Çünkü modern toplumda, işsizlik; insanın hayatını idame için gerekli araçlardan yoksun olması demektir. İşsizlik muhtaçlık, yoksulluk kaynağıdır. Yoksulluk da cehaletin, mutsuzluğun, sosyal çatışmanın, dışa bağımlılığın kaynağıdır. Bu sebeple dünyada Millî İrade’ye saygılı her hükümetin ilk hedeflerinden biri ülkedeki işsizliği azaltmak, kabul edilebilir bir düzeye çekmek olmalıdır.

I) Türkiye’de (2011) resmî işsizlik oranı yüzde 10, (AKP’nin iktidara geldiği 2002’de de yüzde 10’du), işsiz sayısı 2.6 milyondur. Oran 2009’da yüzde 14’e kadar çıkmıştı. Krizle boğuşan Avrupa’da ortalama işsizlik yüzde 10… İspanya yüzde 23’le ilk sırada. Yunanistan’ınki yüzde 20, İrlanda ve Portekiz’inki yüzde 14…

Bu veriler aslında AKP iktidarının işine geliyor, kendine pay çıkarabiliyor çünkü. Ekonomist Mustafa Sönmez’in ifadesiyle “İkide bir, AB’deki işsizliğe, hele ki İspanya’da yüzde 23’ü bulan işsizliğe gönderme yaparak sahte bir başarı öyküsü yazıyor hükümet. Oysa işin aslı çok farklı…”

Gerçekte, işsizlik derecesi bakımından, işsizlik oranı çok yüksek, yüzde 23 olan İspanya’dan farklı değil durumumuz. O zaman sormak gerekiyor: Madem öyle, Türkiye’de işsizlik oranı İspanya’ya kıyasla neden bu kadar düşük? Ne yazık ki farklılık Türkiye’nin başarılı olmasından, yurttaşlarına iş bulmakta büyük beceri göstermesinden değil, hesaplama ile ilgili bir kavramın oluşumundaki farklılıktan ileri geliyor.

Ne demek bu? Aşağıda açıklıyorum:

Bir ülkenin işgücü (L) yurttaşların üç niteliğine bakılarak belirleniyor: y, s, p.

y: 15 yaşın üzerinde olmak.

s: eli ayağı sağlam, iş tutabilir olmak.

p: iş gücü piyasasına çıkmış, iş arar durumda olmak.

Bu üç niteliğe göre hesaplanan işgücü (L) ise, ikiye ayrılıyor:

-İş bulmuş olup fiilen çalışanlar, yani istihdam edilenler,

-İş bulamamış olup çalışmayanlar, yani işsizler (İ)

Yukarda belirttiğim gibi, işsizlik oranı ekonomideki işsiz sayısı işgücü sayısına bölünerek hesaplanıyor:

i = İ / L

(i: işsizlik oranı, İ: işsiz sayısı, L: işgücü sayısı)

Şimdi, açıktır ki İ’yi oluşturan ögelerdeki değişmeler farklı işsizlik oranları elde edilmesine yol açacaktır. Örneğin 15 yaş yerine -14 veya 16 gibi- farklı bir yaş esas alınabilir. “Eli ayağı sağlam, iş tutabilir olma” özelliği de sübjektif uygulamalara imkân verebilir. Fakat asıl önemli olan üçüncü özellik (p): “İş gücü piyasasına çıkmış, iş arar durumda olmak.” Bu niteliğe sahip olmayanlar diğer iki özelliğe sahipse, iş piyasasına çıkmamış, iş arar durumda olmadıkları için, işsiz sayılmayacak, “istihdam edilenler” gibi işlem görecektir. Bunların miktarı ne kadar fazla ise, işsizlik oranı o kadar düşük çıkacaktır, bunun tersi de doğrudur. İş arar oldukları ölçüde, işsiz sayısını artıracaklardır. Türkiye’nin işsiz sayısı, işte bu yüzden İspanya’nınkinden düşük çıkıyor. Başka bir deyişle Türkiye’de işsizlik oranı yüzde 10 değil, gerçekte yüzde 20’ler civarındadır.

II) Olay somut veriler kullanılarak belki daha iyi açıklanabilir. İktisatçı Mustafa Sönmez’in bir makalesinde[1] bu mahiyette bir açıklamayı bulabiliyoruz, özetliyorum:

Çalışabilir, eli ayağı sağlam nüfusun (s) işgücü piyasasına çıkma derecesi (p), işsizlik oranını da belirliyor. Bizde, eli iş tutabilecek 15 yaş üstü nüfusun ancak yüzde 50’si işgücü piyasasına çıkıyor. İşsizlik oranı 2011’de Türkiye için yüzde 10’dur. Ancak burada önemli olan, 15 yaş üstü nüfusun yarısının işgücü piyasasına çıkmaması… İşsiz sayısının düşük görünmesinin sebebi işte budur. İş aramaktan yorulanlar, ümidi kırılanlar, ev kadınları…, bunlar “işgücü” piyasasına çıkmayan, dolayısıyla resmen “işsiz” de sayılmayan insanlar… Oysa, mesela İspanya’daki kadar çıkmış olsalardı, “işgücü” sayılacaklar, bundan dolayı da “işsiz” sayısı çok yüksek görünecekti.

İspanya’nın yüzde 23’lük rekor işsizliği, ekonomisindeki daralmadan olduğu kadar çalışmak için işgücü piyasasına çıkan nüfusun yüksekliğinden kaynaklanıyor. İspanya’da 15 yaş üstü nüfusun yüzde 60’ı işgücü piyasasına çıkıyor, yani bizden 10 puan fazlası. Bizde de, 15 yaş üstü nüfusun yüzde 60’ı piyasaya çıksaydı, yani iş arar konumda olsalardı, ne olurdu? İşte bu durumda “iş aradıkları” için işsiz sayılacaklar; sayıları da bugün olduğu gibi 2.6 milyon değil 8 milyonu bulacak, işsizlik oranı da bugünkü gibi yüzde 10 değil, yüzde 25 görünecekti!

Daha da önemlisi şu ki İspanya ile Türkiye’nin işgücüne katılım oranları arasında 10 puan farkı daha ziyade kadınlar yaratıyor. İspanya’da kadınlar, evlerinden iş aramaya daha fazla çıkıp işgücüne katılıyorlar. Bu ülkede kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 53’ü buluyor, Türkiye’de ise sadece yüzde 30… Eğer, Türkiye’de de kadınların yüzde 30’u yerine, İspanya’daki gibi yüzde 53’ü işgücü piyasasına çıkıp “iş arıyor” görünselerdi, bugün 1 milyonu bulmayan resmî işsiz kadın sayımız 7.5 milyonu, bugün yüzde 11.3 görünen kadın işsiz oranımız da yüzde 51’i geçecekti. Kadını eve kapatmakla işsizliğin nasıl gizlendiğini bu rakamlardan anlayabiliriz.

M. Sönmez yazısının sonunda İspanya’ya şu ilginç tavsiyede bulunuyor: Avrupa’nın en işsiz ülkesi olarak görünmek istemiyorsanız, siz de Recep Tayyip Erdoğan’ın AKP’si gibi kadınları evde tutan muhafazakâr politikalar izleyin, hatta eğitim sisteminizi değiştirip kız çocuklarınızı erkenden eve çekin. Sizin de işsizlik oranınız birden aşağılara iner, imajınız ise tavan yapar!

III) Bir ülkenin gerçek sorunları vardır, tabii Türkiye’nin de. Bunlar toplumu bilime dayandırma, gelişmedir, akıllı kaynak kullanımıdır, insan yetiştirmedir, sosyal ahlaktır. Biri de yurttaşlara iş alanları açmaktır. Bir hükümet önce bunları sağlamak için çalışmalıdır. Bilinçli bir millete önce bu alanda yaptıklarının hesabını vermelidir.

Doğrusu, AKP iktidarı halktan gerçek sorunları gizlemeyi, onu “demokrasi, özgürlük” masalları ile avutmayı çok iyi biliyor. Bu marifetinin en parlak örneklerinden biri işsizliktir. İşsizliğe çözümler bulma bakımından AKP iktidarına not vermek gerekse, alacağı not kocaman bir sıfırdır.


[1] M. Sönmez, “Gerçek İşsizlikte İspanya’yı Sollarız”, Cumhuriyet, 19.3.2012.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ