TÜRKİYE’DE ORDU VE SİYASET

TÜRKİYE’DE ORDU VE SİYASET

Osmanlı İmparatorluğunun Batı karşısında sürekli yenilmeye başladığı XVIII. yüzyılda yenilgi nedeni, askeri alanda geri kalmışlıkla açıklanmış, bu yenilgiyi önlemek için Batı’nın üstünlüklerinden ilk kez ordunun yararlanması yoluna gidilmiş, dolayısıyla ordu, Batılı tipe yakın ilk aydın ve yenilikçi kurum durumuna gelme olanağına kavuşmuştur. Toplumda aydın ve yenilikçi bir konuma gelmek orduya askeri alan dışında, siyasal ve yönetsel alanlarda da Batılılaşma yönünde bir yandan öncülük etme görevini yüklerken, öte yandan da sultanın ve sarayın ilk dayanağı ve danışma yeri olma yetki ve sorumluluğunu vermiştir.

Ne var ki, XIX. yüzyıla gelindiğinde ordunun toplumu Batılılaştırmada öncülük etme yetkileri, gerçek işlevi olan ülkeyi savunma sorumluluğunu aşmış, bu aşkın yetkiyle Batılılaşmada öncülük etme aracının yerini, siyasayı belirleme amacı almıştır. Nitekim bu yüzyılda imparatorluk, hâlâ Batı karşısında yenilmekte, ülke toprakları gittikçe küçülmekte, tüm bunlara karşın askerler yoğun bir biçimde siyasetle ilgilenmektedirler. Artık, ordunun önde gelenleri, Batı karşısında yenilginin nedenini, Osmanlı Devleti’nin siyasal geri kalmışlığıyla açıklamış ve “memleketi kurtarmak” amacıyla bu kez de, Batı’nın siyasal üstünlüğünü yakalamaya çalışmışlardır.

Bahri Savcı bu konuda şunları söylüyor: “… önceleri kendini padişahın hukuk hükümranisinin desteği ve savunucusu sayarken, sonraları Batı ile ilişki kuran ilk siyasal ve yönetsel seçkin kesim olarak ordu, özgürlüğü ve halife sultan iktidarının sınırlandırılması görüşünü savunmuştur”.[1] Halife sultanın yetkilerini sınırlandırmada gerekli olan ve kısmen Batılı örneklerine benzeyen anayasa, 1876’da bürokratik darbe denebilecek bir girişimle yürürlüğe konmuş ve I. Meşrutiyet ilan edilmiştir.

Ancak 1876 darbesinin kısa süreli bir yarı parlamenter rejim sağlamasından olmalı ki, 1908’de yapılan ikinci darbe, askeri kesimden daha çok güç almaya yönelmiş, böylece asker sivil bürokratlardan daha çok, askerlerin ağırlığı bu darbede duyumsanmıştır. Yani 1876’da askerlerin yalnızca aydın, yenilikçi bir bürokrat kesim olarak darbeyi desteklemelerine karşın, 1908’de silah tekelini elinde bulunduran bir kurum olarak ordu, darbenin içinde yer almıştır. Sonunda anayasa yeniden yürürlüğe konmuş, parlamento açılmış, II. Meşrutiyet ilan edilmiş ve ilk kez çok partili siyasal yaşama geçilmiştir. Ne var ki, Sultan Abdülhamit’in “istibdadına” karşı “özgürlükler” vaadiyle darbeyi yapan İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Fırkası, sırtını orduya dayayıp ilk icraat olarak muhaliflerini sindirmeye başlamıştır. İşte, 1908 darbesi, ordunun ve onunla bağlaşanların gücünü ilk kez somut bir biçimde ortaya koymaktadır.

Askerlerin siyasetle bu denli ilgilenmesinin sakıncalı bulunması düşüncesiyle 8 Ekim 1912’de ordunun siyasetle uğraşmasını yasaklayan bir yasa çıkarılmış ama bu, askerlerin siyasetle ilgilenmelerini engelleyememiştir.

Bence, burada vurgulanarak belirtilmesi gereken şey, askerlerin siyasetle ilgilenmesinde temel kaygının, siyasal ararların oluşumunda askerlerin etkin bir rol oynayarak sivil sistemin askerileşmesi tehlikesi değil, ordunun bir kurum olarak yıpranıp ülke savunmasında zayıf düşmesi olduğudur. Ancak, sırtını orduya dayayan İttihat ve Terakki Fırkası’nın sadrazama dahi danışmadan ve parlamentonun onayından bile geçmeden I. Dünya Savaşı’na girme kararını alması; parti önde gelenlerinden Enver Paşa’nın merkezi yönetimin başına geçmesi, Cemal Paşa’nın Irak, Suriye, Lübnan ve Mısır bölgesinde yargısal gücü egemenliği altında tutması, yalnızca orduyu yıpratmamış, nüveleri yeni oluşan rejime askeri ögeler de katarak, bu rejimin sivillik özelliğini olumsuz yönde etkilemiştir.

Kurtuluş Savaşı içinde verilen askeri mücadeleyi ise, hem nitelik, hem örgütlenme, hem de ordunun kullanılış amacı bakımından öncekilerden farkı bir bakış açısıyla değerlendirmek gerektiği kanısındayım:

  1. Nitelik bakımdan farklıdır çünkü, ilk ikisi sultanın yetkilerini yalnızca kısıtlamaya yöneliktir; ancak tümüyle kaldırmayı hedeflememektedir. Saltanata ortaklık söz konusudur. Oysa egemenliğin kaynağı değiştirilmiş, Tanrı’dan gücünü alan kişisel egemenlikten, akıldan gücünü alan ulusal egemenliğe dayalı bir sisteme geçmek amaçlanmıştır.
  2. Örgütlenme bakımından farklıdır çünkü, özellikle 1908 hareketi, gücünü ordudan aldığından, siyasal karar alma mekanizmalarını askerler işgal etmiş, böylelikle sivilin askere bağımlılığı sağlanmıştır. Oysa Kurtuluş Savaşı’nda başta M. Kemal Paşa olmak üzere, askerlerin rolü, “sivile bağımlılık” çerçevesinde kendini göstermiştir.
  3. Kurtuluş Savaşı’nda verilen askeri mücadeleyi öbürlerinden ayıran bir başka özellik ise, ordunun ulusallaşmasıdır. Bu savaşla Türkler, ilk kez kendi öz yazgıları buyrultusunda ordusunu kullanmıştır. Bu doğrultuda örgütlenen iki ordu tipinden söz edilebilir.
    1. Kemalist ordu; halka uygarlık kılavuzluğunda, doğru yol göstericiliğinde, seçkinci ve çağdaşlaştırıcı düşüncedeki düzenli ordu,
    2. Sivillerin örgütledikleri gerilla tipi, milis gücüne dayanan çete ya da düzensiz ordu.[2]

Bu iki tip ordunun iktidar çatışmasında, birinci ikinciyi yenilgiye uğratmış, toplum ve devleti yeniden örgütlemiştir. Böylece I. TBMM’de milletvekillerinin 1/6’nı oluşturan asker kökenlilerin daha sonraki yasama dönemlerindeki temsilcilik oranı, bir hayli yüksek olmuştur: 1920-23’te %15, 1923- 27’de 520, 1927-35’te %19, 1935-39’da %19, 1939-43’te %18, 1943-46’da %16’dır.[3] Ayrıca II. yasama döneminde ordu ve kolordu komutanlarının hemen hemen tümü milletvekilidir. Bunun dışında Savunma, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlarının asker olması bir gelenek halini almış, Genelkurmay Başkanlığı da Mart 1924’e değin hükümette bir bakanlık gibi yer almıştır.[4] Kurtuluş Savaşı sırasında bir aralık Meclis Başkanlığı-Başkomutanlık özdeşleşmesi ortaya çıkmış ve Başkomutan, meclis yetkilerine de sahip olmuştur.

1926 yılından sonra, parlamentodaki asker temsilci sayısında bir azalma olmamasına karşın, siyasal iktidarın ne kökeninde, ne örgütünde, ne de yürütülmesinde askeri renk ve içerik kalmıştır. Hatta askeri bürokrasi, bu genel sivil yönetimin içinde sivil siyasal otoritelere bağlı duruma getirilmiştir. Bir kişinin eş zamanlı olarak askerlik ve parlamenterlik görevini taşıması yasaklanmış, 1926 yılında Erkanı Harbiye-i Umumiye Vekaleti kaldırılmıştır. Genelkurmay Başkanlığı 1944’te Başbakanlığa, 1949’da da Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanmıştır.

Görülüyor ki, 1919-1922 hareketi, Rustow’un iddia ettiği gibi askeri bir ihtilal değildir. Bilindiği üzere, ihtilal, mevcut yönetime karşı memnuniyetsiz halk yığınlarının ayaklanmasıdır. Bu ayaklanmaya eğer askerler öncülük eder, ihtilal başarıyla sonuçlandığında yönetim kadrolarını askerler ellerinde tutarlarsa ancak bu, bir askeri ihtilal olabilir. Oysa, ne Osmanlı insanı saraya karşı ayaklanmış, ne de böyle bir ayaklanmada askerler onlara öncülük etmişlerdir. Anadolu halkının ayaklanması, seferberlik çerçevesinde, büyük çapta düşmana karşıdır. Bu ölüm-kalım savaşında cephelerde Anadolu halkına öncülük eden doğal olarak askerlerdir ama, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurma yolundaki dayanaklarını da Anadolu ve Müdafaa-i Hukuk adındaki sivil cemiyetten almaktadırlar. Bu cemiyetin asker kökenli üyeleri ve yandaşları vardı kuşkusuz, ama bu askerler, sivil yönetime bağlıydılar.

Bu hareketin ister sivil, ister askeri olsun bir ihtilal olmadığına ilişkin ikinci önemli bulgu ise şudur: 1919-1922 Milli Mücadele hareketini, asker-sivil-aydın üçlüsü yönlendirmiş, halkın isteklerini de bu üçlü saptamıştır. Örneğin, İran ya da Fransız ihtilalinde olduğu gibi, mevcut yönetime karşı memnuniyetsizlik tepkileri halktan gelmemiş, tepeden inme, seçkinci politikayı bu üçlü belirlemiştir. Böylece, Rustow askerlerin öncülüğü tanımını ve ardından gelen devrimin dayanaklarını yanlış saptadığından 1919-1922 hareketine bir askeri ihtilal sıfatını yakıştırıyor. Bence, bu hareket, ne bir askeri ihtilal, ne de bir asker, sivil koalisyonudur. Antimonarşik, Batı’ya karşın Batıcı, laik, ulusal, halka karşın halkçı bir siyasal rejimi simgeler.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ