TÜRKİYE’DE KIRSAL KALKINMA POLİTİKALARI (1923-1950)

TÜRKİYE’DE KIRSAL KALKINMA POLİTİKALARI (1923-1950)

Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı İmparatorluğu’ndan enkaz haline gelmiş bir tarım ülkesi devraldı. Uzun savaş yılları sonucunda üretim düşmüş, genç nüfus savaşlarda ölmüş, iş hayvanları başta olmak üzere geri durumdaki tarım araçlarının önemli bir bölümü yitirilmişti. Köylü nüfusa dayanan ülkede tarımsal ürünlerin bile önemli bir kısmı ithal ediliyordu. Ulaşım ağının gelişmemiş olması nedeniyle içe dönük üretim yaygındı. Ülkenin bir bölgesinde kıtlık yaşanırken bir başka bölgede üretici ürününü yollarla pazara ulaştıramadığı için yakmak zorunda kalıyordu. Babadan kalma yöntemlerle yapılan tarımda verimin düşüklüğünde önemli bir faktördü.[1]

Kurtuluş Savaşı’nın ardından kurulan yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin amacı laik, çağdaş, özgür düşünceye sahip, modern bir toplum yaratmaktı. Bunu gerçekleştirmenin en önemli unsuru ise, nüfusun büyük bir çoğunluğunu oluşturan köylüye devrim hareketlerini ulaştırmakla mümkündü. Türk devrimi köye ulaştığı ölçüde başarıya ulaşacaktı. Bu nedenle Atatürk, daha Kurtuluş Savaşı sürerken TBMM’nin üçüncü toplantı yılını açış konuşmasında Türkiye’nin sahib-i hakikisi ve efendisi, hakiki müstahsil olan köylüdür. Binaenaleyh, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin siyaset-i iktisadiyesi bu gaye-i asliyeyi istihsale matuftur.”[2] sözleriyle gündeme getirdiği köylü sorununu, cumhuriyetle birlikte ele alarak çok boyutlu olarak köye yönelik çalışmaları başlatmıştır.

1. 1923-1930 Yılları Arasında Kırsal Kalkınma

Kurtuluş Savaşı sonrasında yeni kurulacak devletin içinde bulunduğu şartlarda göz önünde tutularak 1923’ten sonra izlenecek ekonomi politikasının kapsamı belirleniyordu. Cumhuriyet yönetiminin devraldığı toplum yapısı geleneklere bağlı, feodal, içine kapalı ekonomik sisteme dayalı bir yapıya sahipti ve Osmanlı mirası üzerine oturuyordu. Osmanlı Devleti, 19. yüzyıl sonlarından itibaren kapitalizmin boyunduruğu altına girmişti. Pazara yönelik üretim, yalnızca Batı Anadolu ve Çukurova’da gelişmişti.

A. İzmir İktisat Kongresi’nde Köylüyü İlgilendiren Kararlar

Kurtuluş Savaşı’nın ardından devletin uygulayacağı politikaları belirlemek amacıyla İzmir’de bir kongre toplanmasına karar verildi. İzmir İktisat Kongresi’nde alınan kararlar Cumhuriyet’in ilk yıllarının ekonomik politikalarının belirlenmesinde etkili oldu.

Kongrede temsil edilecek delegeler kazalardan seçilerek geldi. Talimatnameye göre kongreye her kazadan biri tüccar, biri sanatkar, biri amele, biri şirket, biri banka, üçü çiftçi temsilcisi olmak üzere 8 kişinin gönderilmesi kararlaştırıldı.

Kongre toplanmadan önce basın, kongrede hangi konuların ele alınacağını yayınlıyordu. Kongrede, ziraatın geri kalmasının sebepleri ve o döneme kadar uygulanan yöntemlerin eksiklikleri tartışılacaktı. Çekirge kanununda yapılabilecek değişiklikler, eksik olan el emeği yerine hangi makinaların, hangi koşullarla getirileceği konusu gündeme geliyordu. Hukuk sisteminde arazi edinilmesi ile ilgili eksiklikler, aşar usulünde yapılacak değişiklikler, Ziraat Bankası’nın kredi verirken ne zorluklar çıkardığı ve kredi sorunlarının tartışılacağını basın yazıyordu.[3]

İktisat Vekaleti, kongre toplanmadan önce hazırladığı raporla ülkenin başlıca sorunlarını inceleyip kongrenin gündemini belirlemeye çalıştı. Rapora göre Türkiye’de kredi meselesi, istihsalin ve ticaretin tanzimi, gümrük meselesi, vergiler, vesait-i nakliye konuları tartışılacaktı. Katılan gruplar kendi sorunlarını dile getirerek kongrenin gündemini genişletti.[4]

İzmir İktisat Kongresi’nde oluşan genel çizgi birkaç istisna dışında 1920’li yılların sonuna kadar devletin ekonomi politikasını etkiledi. Mustafa Kemal Atatürk’ün 1923 Nisanı’nda Halk Fırkası’nın ilkeleri ile ilgili yaptığı konuşmanın ekonomi ile ilgili bölümleri kongre karalarına dayanıyordu. Alınan önlemlerden en önemlileri Sanayi ve Maadin Bankası’nın kurulması (1925) ve Teşviki Sanayi (1927) yasasının çıkarılmasıdır. Ayrıca dışsatıma yönelik sanayi ürünlerinin dışalım giderlerinin vergiden bağışlanması, esnaf ve sanatkarların örgütlenmesi ile ilgili yeni düzenlemeler sayılabilir.

B. Köy Kanunu’nun Çıkarılması

Cumhuriyet döneminde, devlet teşkilatı ve bu arada mahalli idarelerin yönetiminde, dönemin ihtiyaçlarını karşılayacak yeni düzenlemeler getirilmesi kaçınılmazdı. Halk egemenliğine dayanan Türk Devleti, halkın ihtiyaçlarını karşılayacak olanakları sağlamak amacıyla daha Cumhuriyet’in ilanının ardından beş ay gibi kısa bir süre sonra, halkın yüzde 80’ini oluşturan köylerin yüzyıllarca devlet tarafından unutulmuşluğuna son vererek, Köy Kanunu’nu çıkardı.[5] Köy Kanunu ile köyler ilk kez tüzel kişilik olarak tanınıyor ve köylere geniş yetkiler veriliyordu. Devletin Belediye Kanunu’nu 3.4.1930 ve 1580 sayılı kanunla çıkardığını göz önünde bulundurursak köye verilen öncelik dikkati çekmektedir.

Köy Kanunu, 97 maddeden ve on bölümden oluşan bir kanundur. Kanunun maddeleri incelendiğinde, yıllarca devlet tarafından unutulan köylüleri cumhuriyet rejiminin, çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkarma isteği dikkati çekmektedir.[6] Kanun uygulandığında cumhuriyetin örnek köy modeli de ortaya çıkmaktadır. Devlet, Köy Kanunu’nda tasvir ettiği ideal köy tipini, yeniden imar edilen bu köylerde uygulayabilirdi. Bu amaçla Batı Anadolu’da özellikle Eskişehir-Ankara hattı üzerinde “Numune Köyler” kurulmasına karar verilmiştir.[7] Yahşiyan’dan Eskişehir’e kadar olan bu bölgedeki boş arazilere kurulan örnek köylere muhacirler yerleştirildi.[8] Devlet 1.480.684 lira bütçe ayırarak Antalya, Samsun İzmir, Bilecik, Cebelibereket, Mersin, Manisa ve Ankara’da 69 tane numune köy yaptı.[9]

Atatürk’ün köylüye örnek olmasını amaçladığı bir başka kurumda Atatürk Orman Çiftliği’dir. Çok kıraç bir alanda kurulan çiftlik çok çalışma ve bilimsel tarım yöntemlerinin kullanılmasıyla kısa sürede verimli bir alan haline geldi. Böylece Atatürk, Türk köylüsüne bilimsel yöntemle yapılan tarımın verimi arttırmada ne kadar önemli olduğunu gösterdi.

C. Tarım Kesiminin Vergilendirilmesi Sorunu

Yeni devletin izleyeceği vergi politikası İzmir İktisat Kongresi’nde belirlenir. İzmir İktisat Kongresi’nin etkileri 1925 yılında görülmeğe başlar ve aşar vergisi kaldırılarak tarım kesiminin vergi yükü şehirli nüfusa kaydırılır. Aşarın kaldırılmasından sonra vergi açığını kapatmak amacıyla Kazanç Vergisi, Umumi İstihlak Vergisi ve Sayım Vergisi uygulanır.[10] Bu dönemde tarım kesiminden aşar vergisi dışında arazi vergisi, ağnam vergisi yol vergisi, maarif vergisi de alındı.

Cumhuriyet dönemi uygulanan vergi politikalarında köylü üzerindeki vergi yükünün azaldığını görmekteyiz. Çağdışı kalmış aşarın kaldırılması gerçekten son derece önemli bir dönüm noktasıydı. Aşarın kaldırılmasından sonra getirilen vergi değişiklerinde arazi, hayvan vergilerinin oranı arttırılsa da tarım üzerinden alınan vergilerin oranı düşmüştü. Bunda yeni devletin politikalarının da izlerini görmekteyiz. Kurtuluş Savaşı sırasında büyük köylü yığınlarının desteği olmasaydı savaşın askeri gücü çok sınırlı kalacaktı. Kurtuluş Savaşı’nda kurulan bu ittifakın bir sonucu olarak yüzyıllarca devlet tarafından ezilmiş, unutulmuş yalnızca asker ve vergi toplanırken hatırlanan geniş halk yığınlarına yeni devlet uygulayacağı vergi politikalarıyla üzerindeki bu yükü hafifletirken bir yandan da yeni devletin uygulayacağı devrimleri destekleyen bir kitle olmasını da sağlamaya çalışıyordu ve bu son derece önemli bir siyasal başarıydı. Yeni devletin tarım üzerinden alınan vergileri azaltması sonucu, yeni yönetici kadronun ekonomik alanda kalkınmak ve sanayileşmek için gerçekleştirmeyi planladığı bir çok girişimin de sınırlı kalması sonucunu doğurdu.[11] Kırsal alandan kentsel alana kayan vergi yükü iki kanalı zorladı ve bunun sonucu olarak dolaylı vergiler, emek geliri üzerine eklendi. Aşarın kaldırılmasından sonra 1926’da Umumi İstihlak Vergisi uygulanmaya başladı. Bir yıl uygulanan bu vergi 1927’de Muamele Vergisi ile ikame edildi.

D. Ulaştırma Ağının Geliştirilmesi

Tarımdaki gelişmeyi etkileyen en önemli faktörlerden birisi de köylüyü pazara bağlayan yollardır. Cumhuriyet ilan edildiği dönemde Türkiye hudutları içinde yaklaşık 4000 km. uzunluğunda demiryolu bulunuyordu. Bu yollarda kısmen yıpranmış 300 lokomotif, 570 yolcu ve 5570 yük vagonu bulunuyordu.[12]

Cumhuriyet döneminde demiryolları ücretlerinin ucuzlatılması için birtakım önlemler alındı. “Anadolu Şimendiferler Müdüriyeti Umumiyesi” bazı mahsullerin naklinde indirim yaptı. Bu tarifelere göre Adapazarı’ndan patates nakliyatı %25, çeşitli Anadolu istasyonlarından Haydarpaşa’ya hububat naklinde %20-45 oranında indirim yapıldı.[13] Yine tarımsal üretimin artması ve köylünün geleneksel ilkel yöntemlerle tarım yapmaktan kurtarılarak, tarımda makinalaşmanın teşviki amacıyla devlet ziraat alet ve makinalarının ucuz nakledilmelerini sağladı.[14]

Cumhuriyet hükümetleri, ülkenin her bölgesine demiryolu ağını ulaştırmayı amaçladı ve bu alanda bütün sınırlı olanaklara rağmen çok başarılı oldu. Cumhuriyet döneminde, devlet demiryolu yapımı yanında karayolu yapımına da önem verdi. 1923 yılında Türkiye’de 4450 km. toprak yol ve 13.885 km.’si kırma taştan yapılmış ve çoğunluğu çok harap durumda olan şoşe olmak üzere 18.335 km. uzunluğunda yol bulunuyordu. Yine eski dönemlerden kalanlarda dahil olmak üzere 161 köprü bulunuyordu. Bunların uzunluğu 14.250 m.’yi buluyordu.[15] Bu yolların büyük çoğunluğu da şehirleri birbirine bağlıyordu. Köylerin durumu oldukça kötüydü.

E. Köyde Eğitim

Kurtuluş Savaşı sırasında Mustafa Kemal, yeni kurulacak devletin yeni bir eğitim politikası izleyerek ayakta kalacağının ve çağdaşlaşacağının bilincindeydi. Bu nedenle Sakarya Savaşı’nın en buhranlı günlerinde 16 Temmuz 1921’de Osmanlı İmparatorluğu döneminde hiç benzeri görülmeyen bir olayı gerçekleştirip Ankara’da bir Maarif Kongresi topladı. Yine daha savaş devam ederken, Meclis’in üçüncü toplanma yılının açış konuşmasında Mustafa Kemal eğitim politikasında izlenecek yolun genel hatlarını çizdikten sonra halkın %80’inden fazlasını oluşturan köylerin nasıl eğitilmesi gerektiğini şöyle dile getiriyordu:

“Asırlardan    beri milletimizi idare eden hükümetler tamim-i maarif arzusunu izhar edegelmişlerdir. Ancak bu arzularına vüsul için şarkı ve garpı taklitten kurtulamadıklarından netice milletin cehilden kurtulamamasına müncer olmuşdur. Bu hazin hakikat karşısında, bizim takibe mecbur olduğumuz maarif siyasetimizin hudutu esasiyesi şöyle olmalıdır: Demiştim ki, bu memleketin sahibi aslisi ve heyeti içtimaiyemizin unsur-u esasisi köylüdür. İşte bu köylüdür ki bu güne kadar nur-u maariften mahrum bırakılmıştır.

Binaenaleyh bizim takip edeceğimiz maarif siyasetinin temeli evvela mevcut cehli izale etmektir. Teferruata girmekten içtinaben, bu fikrimi bir kaç kelime ile tavzih etmek içim diyebilirim kialelitlak umum köylüye okumak, yazmak ve vatanını, milletini, dinini, dünyasını tanıtacak kadar coğrafi, tarihi, dini ve ahlaki malumat vermek ve amal-i erkaayı öğretmek maarif programımızın ilk hedefidir.”[16]

Devletin eğitim politikalarında ilk köklü reformu 3 Mart 1924’de Tevhid-i Tedrisat Kanunu’dur. Cumhuriyet döneminde eğitim işlerine de her alanda olduğu gibi, uzun savaş yıllarının sonucunda çok sınırlı olanaklarla başlanıyordu.

Cumhuriyet kurulduğu yıllarda Türkiye’de 40 bin iskan mıntıkası ve köy bulunuyordu. Ancak çalışan 13 bin mektep mualliminden 7 bini şehir ve kasabalardan idi. Bu orana göre 40 bin köye 6 bin muallim düşüyordu. Böylece geriye kalan 34 bin köy, Cumhuriyet dönemi eğitim olanaklarından yoksundu. Köylerin ancak 1/7’si yeni devletin eğitim sisteminden yararlanıyordu. Nüfusun 11 milyona yakını köylü olduğu bir ülkede, okuma çağındaki şehir çocuklarının 1/14’ü okula giderken köylerde ancak otuz dokuz çocuktan biri bu olanaktan yararlanıyordu.[17]

Cumhuriyet döneminde köye yönelik öğretmen yetiştirmek amacıyla okullar açılmasına karar verildi. 30.4.1926 yılında ve 789 sayı ile çıkarılan Maarif Teşkilatı Kanunu’nda “Köy Muallim Mektepleri” açılması kabul edildi. 1927-28 öğretim yılında Kayseri-Zencidere’de Köy Muallim Mektebi kurulurken, Denizli Erkek Öğretmen Okulu’da, Köy Muallim Mektebi’ne çevrildi.

Yine tarımsal eğitimi gerçekleştirmek amacıyla 17 Haziran 1927’de “Ziraat Tedrisatının Islahı Kanunu” çıkarıldı. Ankara’da en yeni tekniklerden ve laboratuvarlardan oluşmuş Yüksek Ziraat ve Yüksek Baytar Mektepleri ve Enstitüleri kuruldu. Bu kurum Tabii İlimler, Ziraat, Baytar ve Ziraat zanaatleri olmak üzere 4 fakülteden oluşuyordu. Avrupa’daki ziraat tekniklerini öğrenerek yurtta uygulanması için birçok ziraat mektebi talebesi Avrupa’ya gönderildiği gibi 74 muallim ziraatçı de eğitim görmesi için gönderildi. Bursa’da “İpekböcekçiliği Enstitüsü” Antalya, Diyarbakır, Erzincan ve Edirne’de “İpekböcekçiliği Mektepleri” kuruldu. Yine tavukçuluğun geliştirilmesi için Ankara’da “Tavukçuluk Enstitüsü” kuruldu. Ayrıca 100 bölgede Meteoroloji İstasyonları kurularak iklim şartları incelenerek bölgenin iklim şartları açısından hangi ürünlerin yetiştirileceği araştırıldı.[18]

F. Tarımda Makinalaşma

Tarım alanında gelişme sağlanması için makineleşmenin gerektiğini savunan devlet bu makineleri kullanacak ve tamir edecek kişiler yetiştirmek amacıyla Ankara, Adana, Bursa ve Halkalı’da Ziraat Makinist Mektepleri kurdu. 1.7.1928 yılında Halkalı Ziraat Mektebi ile birlikte tüm orta Ziraat mektepleri geçici olarak kapatıldı ve bu okulların öğretmenleri eğitilmek amacıyla çoğu Almanya olmak üzere Avrupa’ya gönderildi. Kapatılan yalnız okullar olmadı. 1924’te İktisat vekaletinden ayrılarak kurulan Ziraat Vekaletide 1928’de yeniden İktisat Vekaleti’yle birleştirildi.

Yine bu dönemde köylünün tefecinin elinden kurtulmasını sağlamak amacıyla kooperatifçilik desteklendi. Gösterebileceği hiçbir teminatı olmayan köylüye şahsi itibar üzerine kredi verilmesini sağlamak amacıyla 1 Mart 1924 yılında 498 sayılı kanunla İtibar-ı Ziraiye Birlikleri kuruldu. Bunu 1929 yılında 1470 sayılı Zirai Kredi Kooperatifleri Kanunu izledi. Devletin desteğiyle Ziraat Odaları kuruldu.

2. 1930-1939 Yılları Arasında Kırsal Kalkınma

Dünya ekonomik bunalımının Türkiye tarımına olumsuz etkileri ve bunun sonucu köylünün daha da yoksullaşması devleti tarımda yeni arayışlara yöneltti. 1931 yılında Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti tarafından ülkenin tarımsal sorunlarını ortaya koymak ve bu sorunlara çözüm yolları önermek amacıyla I. Ziraat Kongresi toplandı.[19]

A. Ziraat Kongreleri

Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti tarafından düzenlenen kongrenin gündeminde şu konular yer alıyordu: “1) İstihsal şartları. 2) Zirai kredi. 3) Zirai vergiler. 4) Fiat teşekkülü 5) Satış teamülleri. 6) Standart ve ambalaj meseleleri. 7) Zirai teşekküller. 8) Zirai asayiş. 9) Zirai tahsil ve zirai neşriyat. 10) Nakliye tarifeleri. 11) İktisadi yollar. 12) Muafiyetler ve teşvikler. 13) Zirai kanunlar. 14) Hayvancılık. 15) Umumi meseleler.”[20]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ