TÜRKİYE’DE ÇOK PARTİLİ DÜZENE GEÇİŞ SÜRECİNDE İKİNCİ DURAK: SERBEST CUMHURİYET FIRKASI OLAYI VE DÖNEM BASINI

TÜRKİYE’DE ÇOK PARTİLİ DÜZENE GEÇİŞ SÜRECİNDE İKİNCİ DURAK: SERBEST CUMHURİYET FIRKASI OLAYI VE DÖNEM BASINI

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra başta İtalya ve Almanya olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde totaliter ve otoriter nitelikli rejimler birbiri ardına iktidara gelirken, Türkiye’de CHP tek başına iktidarı elinde tutmaktadır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğindeki CHP otoriter yapısına karşın; hiçbir zaman doktriner bir yapıya özenmemiş, tekelci, resmi yapılanmadan kaçınmış, her şeyden önemlisi; onu sınıfsız bir topluma dönüştürmek ya da parlamentoyu işlevsiz kılmak ve liberal demokrasinin önünü kapatma amacıyla yasal bir nitelik vermeye çalışmamıştır. Aksine sahip olduğu tekelden ötürü rahatsızlıktan öte, utanç duymuştur.

Bu nedenle Mustafa Kemal Atatürk’ün idaresindeki C.H.F (Cumhuriyet Halk Fırkası) bu noktada, adeta kendini bir suçlu gibi hissetmiş ve kendilerini örnek modeller olarak tüm dünyaya gösteren diğer faşist ve komünist partilerden ayrı tutmak için özen göstermiştir.[1]

CHP’nin Banisi ve Ebedi şefi kabul edilen Mustafa Kemal Atatürk’ün gözünde tek parti sistemi özel koşulların bir sonucu olmuş ve çok partili düzen hep ideal olarak kalmıştır. Mustafa Kemal Atatürk çeşitli fırsatlarda kendi kurmuş olduğu CHP’nin tekeline son vermeye çalışmıştır.[2]

Demokrasilerin henüz parlamadığı, Faşizm’in İtalya’da iktidara geldiği bir dönemde, 1924 yılında T.C.F.’nin (Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası) kurulması, Mustafa Kemal Atatürk’ün hiçbir engeli ile karşılaşmadan gerçekleşmiş, ama bilinen olaylar, bu partinin yaşamasına izin vermemiştir.

Yine dünyanın yükselen değerleri olarak, Faşizmin ve Nasyonal Sosyalizm’in örnek alınıp, totaliter ve otoriter nitelikli rejimler birçok ülkede rağbet görüp, birer birer iktidara gelirken, hatta 1929 dünya ekonomik bunalımının da etkisiyle, İngiltere ve ABD gibi demokrasinin beşiği kabul edilen ülkeler de bile, devletçi ve kısıtlayıcı önlemlere dönülmüşken, Mustafa Kemal Atatürk 1930 yılında Fethi (Okyar) Bey’e C.H.F.’nin tek parti egemenliğine son vermek amacıyla, SCF. (Serbest Cumhuriyet Fırkası) adıyla bir parti kurdurtmuş, kendi kız kardeşi Makbule Hanım başta olmak üzere en güvendiği arkadaşlarının bu partide yer almasını sağlamıştı. Ancak C.H.F.’nin iktidarı ve onun nimetlerini bırakmak istemeyen geniş ve güçlü teşkilatı, onu destekleyen basının bir takım oyunları sonucunda tutunamayarak, üç buçuk aylık kısa bir dönem sonucunda yine Fethi (Okyar) Bey’in isteği üzerine kapanmıştı.

Görüldüğü gibi Mustafa Kemal Atatürk geçmeyi düşlemiş olduğu çok partili düzeni hiçbir zaman dış etkenlerin zorlamasıyla değil, aksine kendi arzu ve inançları doğrultusunda Türkiye’ de uygulamak istemiştir.[3]

Bu konuda o günlerde Mustafa Kemal Atatürk’ ün İzmir’de yayımlanan Serbes Cumhuriyet Gazetesi’[4] ne verdiği demeç aynen şöyleydi:

“…Cumhuriyet devrinde yetişen Türkler serbest bir siyasi hayat yaşayacaklardır. Serbest bir siyasi hayatın delili memlekette birden ziyade fırkanın mevcudiyetinden ibarettir. Bir siyasi fırkanın kuvvetlenmesi ve memlekete nafi olması, halka faydalı hizmetler sunulması için yegane şart, karşısında rakip bir fırkanın mevcudiyetidir; bu şart haricinde tek bir teşekkülün uzun zaman siyasi fırka vasfını muhafaza etmesi müşküldür. İngiltere, Amerika, Fransa’nın bu günkü yüksek refah ve medeniyetleri siyasi fırkalarının çetin mücadelelerinin bir sonucudur.”[5]

Kısacası “SCF. Mustafa Kemal Atatürk’ün eseriydi. Partinin kurulmasını isteyen, planlayan, ilkelerini ve amaçlarını belirleyen, parasal destek sağlayan, en yakınlarını ve en çok güvendiği kimseleri partinin yönetiminde görevlendiren bizzat kendisi idi. Ne var ki parti ancak üç buçuk ay yaşayabildi. Yöneticileri partilerini kapatmak zorunda kaldılar. SCF.’nin arkasındaki gerçek neydi? Neden kuruldu? Neden kapatıldı? Genellikle öne sürüldüğü gibi ‘irticaa’ alet mi oldu, yoksa halkımızın özgürlük ve demokrasi aşkının bayraktarlığını mı yaptı? Daha da ilginci TBMM’de bir de niçin komünistlikle suçlandı? Atatürk devrimleri ve Türk çağdaşlaşması içindeki yeri neydi? Her şeyden önemlisi Atatürk, bir muhalefet partisinin varlığını neden cumhuriyet esaslarından saymıştı? Ama nasıl olmuştu da Atatürk’ün SCF’ye verdiği desteği sürdürmesi durumunda onun “vatana ihanet” ile suçlanacağı yazılabilmişti”[6]

Şimdi demokrasi tarihimiz açısından büyük önem taşıyan bu soruların yanıtlarını, o dönemin koşulları içinde, dönemin basınına bakarak vermeye çalışalım.

SCF’nin kurulduğu günlerde yayınlanan gazetelerden Falih Rıfkı (Atay)’ın Hakimiyet-i Milliye’ si başta olmak üzere, Yunus Nadi’nin Cumhuriyet’i ile, İzmir’de CHF Denizli Milletvekili Haydar Rüştü Bey tarafından yayınlanan Anadolu gazetesi ve yeni fırkanın kuruluşu ile yayınlanmaya başlanan, Ali Naci (Karacan)’ın İnkılab’ı gibi gazeteler, C.H.F.’yi desteklerken, yapmış olduğu sert eleştiri ve S.C.F yanlısı siyasası sayesinde tirajı 50 bine ulaşmış Oruç Arif’in sola dönük, Yarın gazetesi, Faik Muhittin yönetiminde İzmir’de çıkan Serbest Cumhuriyet gazetesi yanında, yine İzmir’de çıkan Halkın Sesi ve Yeni Asır; Selim Ragıp Emeç, Ekrem Uşaklıgil, Halil Lütfi Dördüncü ve Zekeriya Sertel’in yönetiminde 1930 yılında İstanbul’da yayın hayatına giren Son Posta SCF’nin yanında yer almakta, Vakit gibi diğer gazeteler de daha liberal bir siyasa izlemeye özen göstermekteydiler.

T.C.F.’nın kapatılmasının ardından II. TBMM 1927 Temmuzu’nda sona ermiş, T.C.F.’nın etkin üyelerinden hiç kimse yeni meclise girememişti.[7]

Daha sonraki yıllarda belirli aralıklarla, irili ufaklı Kürt hareketlerine ve başkaldırılarına karşın[8] yeni rejim kendini toplumun her kesimine yavaş da olsa kabul ettirmeye yönelmekteydi. Reisi Cumhur Mustafa Kemal Atatürk, Başvekil ise İsmet (İnönü)’ydü. Türkiye’ nin tek partisi C.H.F.’nin genel başkanı o yüce makamda bulunduğu için, partinin liderliğini de İsmet (İnönü) üstlenmiş durumdaydı.

Tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye de 1929 dünya büyük ekonomik bunalımının etkilerinin ağırlığı altında ezilmekte, toplumsal ve ekonomik sorunlarla çalkalanmaktaydı.[9]

Ama bu olumsuz koşullar altında Başvekil İsmet (İnönü)nün görüp de değerlendiremediği bir gerçek vardı; devlet bürokrasisi de C.H.F örgütüde her türlü “ülkü”den uzak, küçük çıkarların peşinde koşan, halktan kopmuş, bir çıkar şirketi haline gelmiş durumdaydı.[10]

Diğer yandan ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturan köylü kitlesi, sırtına giyecek, ağzına koyacak bir lokma bulamadığı gibi, satmış olduğu ürünü ile ancak tohumluğunu karşılayabilmekteydi. Öte yandan vergilerini, banka faizini, piyasa borçlarını ödemesi için yoğun bir baskı altındaydı.[11]

Halkın hoşnutsuzluğu her geçen gün artıyordu. Ekonomik buhran kent merkezlerinde de tam bir çaresizlik havası yaratmıştı.[12]

Halkın sıkıntı ve şikayetlerinin yöneticiler tarafından çözümlenememesi karşısında “büyük ıstırap içinde bunalan”, “mütemadiyen dert ve şikayet” dinleyen Mustafa Kemal (Atatürk) üzüntü ve çaresizlik içindeydi.[13]

“Sindirilmiş muhalefet”in[14] şu ya da bu biçimde patlamasından korkulmaktaydı. Bu patlamanın denetim altında tutulması, bir başka kanala aktarılması, en azından cumhuriyetin ve onun simgesi haline gelmiş olan devrimlerin bir yerde savunulması gerekiyordu. İşte “güdümlü muhalefet”[15] ya da “muvazaa” (danışıklı-dövüş)[16] diye de adlandırılan Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluşu bu koşullarda olmuştu.[17] Bu parti T.C.F gibi TBMM’de ya da toplumsal bir kesimin yapısı gereği, özlem ve istemlerinin ortaya çıkarmış olduğu, siyasal gruplaşmalardan değil, Mustafa Kemal (Atatürk)’ün düşünce ve girişimleri sonucu doğmuştu.[18]

II

SCF’nin kuruluş süreci Mustafa Kemal Atatürk, Paris Büyükelçiliği’ne atanmış olan Fethi (Okyar) Bey’e bir muhalif fırka kurmasını teklif etmesiyle başlamıştı. Reisi Cumhur “laik Cumhuriyet” tehlikeye düşmediği sürece her iki fırka arasında tarafsız kalacaktı. Bu sözü yalnız yeni fırkanın kurucusuna vermekle kalmamış basın yoluyla da kamuoyuna duyurmuştur. Yeni kurulan Fırka ile ilgili olarak, SCF’nin kuruluşundan bir gün önce Anadolu Gazetesi muhabirinin “Fethi Bey mecliste serbest münakaşanın temini için Cumhuriyet perver, Laik bir muhalefet fırkası teşkil etmek azminde olduğunu bildirmekte bu niyet ve arzunun nasıl telakki olunacağı…” yolunda sorduğu bir soruyu Reisi Cumhur şöyle yanıtlamıştır:

“.SCF reisleriyle çok mücadele edeceğimizi tahmin ediyorum. Fakat ben Cumhuriyet esaslarının kuvvetlenmesini temin edecek olan bu mücadeleleri memnuniyetle müsaade edeceğim ve şimdiden söyleyebilirim ki, en kavgalı olduğum geceler sizi soframda birleştireceğim ve o zaman tekrar ayrı ayrı her birinize soracağım. Sen ne dedin ve ne için dedin? Senin cevabın ne idi, neye isnat ediyordun? Bu günden itiraf ederim ki, bu benim için yüksek bir zevk olacaktır.”[19]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ