TÜRKİYE’DE ÇAĞDAŞ ANLAMDA ÖĞRETMENLİK MESLEĞİNİN DOĞUŞU

TÜRKİYE’DE ÇAĞDAŞ ANLAMDA ÖĞRETMENLİK MESLEĞİNİN DOĞUŞU

Konu, Önemi ve Yöntem

Türkiye’de çağdaş anlamda öğretmenlik mesleği Tanzimat döneminde ortaya çıkıp şekillenmeye başlamıştır.

Bu dönemde, bu alanda bazan son derece dikkate değer, bazan da tutarsız girişimler görülür. Bu olayların ve dönüşümlerin ortaya konması ve bilinmesi günümüzde öğretmenlik mesleğini ve sorunlarını gerektiği gibi anlayıp değerlendirmemiz bakımından zorunludur. Çünkü mesleğin doğuş yıllarında atılan bazı adımlar günümüzde bile etkisini sürdürmektedir.

İncelememizde önce, Tanzimat dönemine gelinceye kadar Osmanlı toplumunda öğretmenlik mesleğinin temel özellikleri kısaca ele alınacaktır.

Daha sonra, Tanzimat döneminde bu alandaki ilk girişimler, 19. yüzyılın sonlarına kadar, özetle incelenecektir.

Ancak, günümüzde öğretmenlik mesleğine ilişkin bazı gelişmelerle, mesleğin ilk elli yılı içindeki sorunları arasında yer yer ilişkiler de kurulacaktır.

Son olarak da eğitim tarihimizde öğretmenlik mesleğine ilişkin ortaya çıkan bir kısım bulgular ve yaptığımız değerlendirmeler maddeler halinde belirtilecektir.

1. Tanzimat’tan Önce Öğretmenlik Mesleğinin Temel Özellikleri Nelerdir?

Tanzimattan önce Osmanlı toplumunda örgün eğitimde başlıca beş çeşit öğretmen vardı: 1. Sıbyan mektebi öğretmenleri, 2. Medrese öğretmenleri, 3. Enderun Mektebi öğretmenleri, 4. Askerî ve teknik okul öğretmenleri, 5. Azınlık ve yabancı okulları öğretmenleri.[1]

Bu öğretmenlerden özellikle müderrislerin, mülâzemet yöntemi denen uygun bir yetişme ve atanma biçimi vardır. Ancak zamanla bu sistem bozuldu.

Fatih Sultan Mehmet, Eyüp ve Ayasofya medreselerinde sıbyan mektebi öğretmeni olmak isteyen medrese öğrencilerine zor bir ders olan Fıkıh (İslâm Hukuku) dersini okutmamış, onlar için programa Tartışma Kuralları ve Öğretim Yöntemi adında bir ders koydurmuştu. Bu çok ileri bir pedagojik görüştü. Ancak, Fatih’ten sonra bu uygulama nedense kaldırıldı ve geleneksel yöntemler sürdü gitti.

II. Tanzimat Döneminde Çağdaş Anlamda Öğretmenlik Mesleği Nasıl Ortaya Çıkmıştır?

A. Erkekler İçin Yeni Orta Öğretim Kurumlarının Açılması ve Yeni Bir Öğretmen Tipinin Yetiştirilmesi

Yeni Açılan Erkek Okulları

1839’larda başlayan Tanzimat döneminde, medrese dışında yeni bir orta öğretim sisteminin yapılandırılması gerekli görülmüş, eğitimde yenileşmelere önce bu alanda başlanmıştır.

Bu yeni okulların ilki, 1839’da açılmaya başlanan, ilköğretimin üzerinde, yani orta öğretimin ilk sınıfları durumunda olan Rüşdiyelerdir.

İşte, çağdaş anlamda öğretmenlik mesleği, Rüşdiyelere yeni bir öğretmen tipi yetiştirme gereğinden doğmuştur.

Erkek Öğretmen Yetiştirilmesi

1839’da, medrese dışında kurulup çoğalmaya başlayan “yeni” öğretim kurumları olan Rüşdiyelerin iyi bir öğretim yapabilmeleri, eğitim öğretim yöntemlerini bilen “yeni” öğretmenlerin yetiştirilmesine bağlı idi.

Bu “yeni” tip öğretmenler nasıl yetiştirilecekti? Bu öğretmenler, elde başka kaynak olmadığı için, kaçınılmaz olarak, eldeki eski malzemeden, eski ve geleneksel insan unsurundan yetiştirilecekti. Böylece, açılacak öğretmen okulunun öğrencileri medreselerden aktarılacak, öğretmenleri de medrese hocalarından seçilecekti. Bu şekilde alınan öğrencilere cüzi bir burs ve yatılılık imkânı tanınarak, onların yeni girecekleri bu okulu benimseyecekleri düşünülmüştü.[2]

Resmî makamların, Darülmuallimîn adını verdikleri bu öğretmen okulunun açılışı için Temmuz 1847’de ileri sürdükleri gerekçeleri[3] maddeler halinde şöyle ifade edebiliriz:

  1. Sıbyan mekteplerindeki hocalar, bu kurumların derslerini okutabilirlerse de, onlar içinde Rüşdiye mekteplerinin derslerini, özellikle matematik ve öteki yeni (dünyevî) dersleri okutabilecek kimse bulunmaması.
  2. Rüşdiye mekteplerinde eğitim ve öğretim yöntemlerini düzene sokmak için yeni öğretmenler yetiştirilmesi gereği.
  3. Yeni yetiştirilecek öğretmenlerin hem programlarda yer alan yeni (dünyevî) dersleri, hem de eğitim öğretim yöntemlerini öğrenerek öğretim yapmalarının gereği.

Orta Erkek Öğretmen Okulu Olan Darülmuallimînin Açılışı, Kuruluş Düzeni

Mekâtib-i Umumiye Nezaretinin başına getirilen, sonra Paşa olarak bir kaç kez Eğitim Bakanlığı yapan Ahmet Kemal Efendinin öncülüğü ile ilk kez bir erkek öğretmen okulu Dürülmuallimîn adıyla 16 Mart 1848 Perşembe günü Fatih’te açıldı (Hicrî 10 R. âhir 1264). Bu açılış Türk öğretmeninin meslek tarihinde son derece önemli bir olaydır. Bu okula sonraları Darülmuallimîn-i Rüşdî de denmiştir.

Yukarıdaki resmî gerekçelerden açıkça şu anlaşılmaktadır: Yetkililer, bir öğretmen okulu kurulmasını, hem yeni açılmakta olan Rüşdiyelerin programlarına giren yeni ve dünyevî dersleri iyi öğrenmiş, hem de eğitim öğretim yöntemlerini iyi bilen öğretmenler yetiştirilmesi için çok gerekli görmektedir. Yetkililer, böylece, öğretmenliğin artık geleneksel biçimde devam edemeyeceğini, çağın gidişine ve eğitim biliminin gereklerine uyulmasını, öğretmenliğin özel bir ihtisas mesleği olduğunu vurgulamaktadır.

İşte, Tanzimat döneminde, çağdaş anlamda öğretmenlik mesleğinin doğuşu bu düşünce ve amaçlarla gerçekleşmiştir.

Darülmuallimîne önce Başhoca unvanı ile Yahya Efendi adında bilgili bir müderris yönetici atanmıştır. İlk açılışta okulun üç öğretmeni vardı ve bunlar 500-1000 kuruş arasında maaş alıyorlardı. Okulun bir bekçisi ve temizlik için bir hademesi vardı. Ayrıca gerekli eşyalarından başka 3 mangal, 1 leğen-ibrik takımı, 1 bakır güğüm, 1 maşrapa ve 3000 kıyye (4 tona yakın) kömürü vardı.[4]

Değerli eğitim tarihi araştırmacısı Osman Ergin, 1848’de açılan bu öğretmen okulunun “ilk programını göremediğini” belirterek, “fakat bunun ne olacağını tahmin etmek güç bir şey değildir” der ve ekler: “Türkçe, Arapça, Farsça, Hesap, Yazı, Coğrafya gibi şeylerin pek muhtasarca (çok kısa) okutulmak istendiğine şüphe yoktur (…) Darülmuallimîn medreseden çok farklı bir müessese değildi. Arapçanın öğretilmesi esastı…”[5]

Osman Ergin’in Darülmuallimînin programını “görmeden” yaptığı bu tahminlerin isabetli olmadığı, onun bu tahminlerinde düzeltmeler yapmak gerektiği, aşağıda ele alacağımız 1851 tarihli Darülmuallimîn Nizamnamesi incelenince görülecektir. Ayrıca bu kurum üzerinde medresenin bazı etkilerine rağmen, Osman Ergin’in, Darülmuallimînin medrese öğretiminden çok farklı olan asıl amacını yeterince farkedemediği de ortaya çıkacaktır. Böylece en azından 1851-1860 yılları arasında Darülmuallimînin “tahmin” edilenden farklı bir kurum olduğu anlaşılacaktır. Hatta bazı yabancı yazarlar bile Darülmuallimînin asıl pedagojik amacını farkederek, amacın, “ulemâ zümresi dışından öğretmen sağlamak” olduğunu kaydetmişlerdir.[6]

Darülmuallimînde Mart 1848-Ağustos 1850 tarihleri arasında Başhoca olarak yöneticilik ve öğretmenlik yapan müderris Yahya Efendiden sonra, bu kurumun başına, bu kez Müdür unvanıyla Ahmet Cevdet Efendi adında 27 yaşında genç, bilgili, aydın, medrese çıkışlı bir zat getirilmiştir. Ahmet Cevdet Efendi, daha sonra Paşa olarak üç kez Eğitim Bakanlığı (1873-1874, 1875-1876) ve başka Bakanlık görevlerinde de bulunmuştur.

Ahmet Cevdet Efendi, Darülmuallimîn için, 1 Mayıs 1851 tarihli olarak bir Nizamname kaleme almış ve bu belge Padişah Abdülmecit’in (1839-1861) İradesiyle uygulamaya konmuştur. Bu belgeyi 21 yıl süren bir araştırmadan sonra Başbakanlık Osmanlı Arşivinde bulup 1990’da Millî Eğitim Bakanlığı’nın Millî Eğitim dergisinde geniş açıklama ve yorumlarla yayınlama mutluluğuna eriştik.[7] (Belge 1 ve 2).

Okulun Müdürü Ahmet Cevdet Efendinin hazırladığı 1 Mayıs 1851 tarihli Darülmuallimîn Nizamnamesi ve onun gerekçesi niteliğindeki açıklayıcı yazıda belirlenen başlıca düzenlemeler, hükümler ve görüşler özetle şöyledir:

  1. Nitelikli öğretmen yetiştirilebilmesi için okula az sayıda öğrenci alınması yoluna gidilmiş, hatta, alınacak öğrenci sayısı 30’dan 20’ye indirilmiştir. Bunlara muvazzaf (asıl) öğrenciler denir. Bunun dışında mülâzım sıfatıyla da öğrenci kaydı yapılmıştır; bunlar bazı şartlarla muvazzaf olabileceklerdir.
  2. Öğrenciler sınavla alınacaktır. Okula girebilmek için adayların Arapçayı anlayıp Türkçeye çevirebilecek bilgiye sahip olmaları, kötü hal ve hareketlerinin bulunmaması şarttır.
  3. Okulun süresi 3 yıl olarak belirlenmiştir.
  4. Programı şöyledir (bugünkü terimlerle): Ders Verme ve Öğretim Yöntemi, Farsça, Aritmetik, Geometri, Alan Ölçümü, Astronomi, Coğrafya. Programda bir öğretim yöntemi dersinin ilk ders olarak yer alması çok önemli bir olaydır. Ayrıca Arapçanın bulunmayışı da dikkati çekiyor. Nizamname’de, okula girişte Arapçayı anlayacak kadar bilme şartı getirildiği için, ayrıca bu derse yer verilmediği anlaşılıyor.
  5. Kendilerini yalnızca derslerine verebilmeleri için, öğrencilere dolgun maaş (burs) ödenecektir.
  6. Öğretmenliğin “vakar ve temkini”ni (saygınlığını) korumaları için, öğrencilerin cerre çıkıp para ve yiyecek “dilenmeleri” geleneği kaldırılmıştır (az ileride üzerinde tekrar durulacaktır).
  7. Öğretim ve sınavlar ciddî yapılacak, kimseye “iltimas” ile davranılmayacak, başarısızlar okuldan çıkarılacaktır.
  8. Çalışkan öğrencilere okulu 3 yıldan daha önce (yine sınavla) bitirme yolu açılmıştır.
  9. Mezunların göreve atanmalarında mezuniyet başarı dereceleri ve sıraları gözönünde tutulacaktır.
  10. Mezunlar, göreve atanıncaya kadar, bilgilerini pekiştirmeleri için, maaşları da verilerek, Darülmuallimînde tutulacaklardır.
  11. Boşalan bir Rüşdiye öğretmenliğini kabul etmeyen mezunun elinden diploması alınacak ve kendisine bir daha öğretmenlik veya eğitimde bir görev verilmeyecektir.

Bu Nizamname’nin en az 10 yıl kadar bir süre bozulmadan uygulandığı görülmektedir. Okulun ilk mezunlarından olan Selim Sabit Efendi’nin (Hicrî 1271 1854) tarihli diplomasında ise, yalnızca Arapça ve Farsçada Ders Verme Yöntemi ve Matematik okuduğu belirtilmiştir.[8]

Aşağıda da görüleceği gibi, Müdür Ahmet Cevdet Efendi, Darülmuallimînin medrese etkisinde kalmaması için önemli çabalar harcamıştır. Ancak, 1860’lardan itibaren bu kurum üzerinde medresenin etkileri artmaya başlamıştır.

Yine de, zaman zaman okulda müsbet bilim derslerini okutmak için subay öğretmenlerin görevlendirildiği gözlenmektedir. Bu öğretmenler, okulda eğitim ve öğretimin gelişmesine önemli katkılarda bulunmuşlardır. Örneğin, 1859’da, 1.000   kuruş maaşla Riyaziye (Matematik) öğretmenliğine Miralay Saffet Bey atanmış ve o, okulda okutulmak üzere bir Geometri ders kitabı yazmıştır. Subay öğretmenlerin okuldaki sayısı sonraki yıllarda daha da artmış, 1864-1865’te Binbaşı Ömer Efendi Riyaziye (Matematik), 1872-1873’te Kolağası Arif Efendi Coğrafya, 1874-1875’te Mirliva Hafız Paşa Riyaziye öğretmenliklerine getirilmiştir.[9]

Yine, araştırmacı Adnan Adıvar’ın, Darülmuallimînin 100. yılı olan 1948’de yazdığı bir yazıda, “sağdan soldan getirilen softalar” dediği bu okulun medrese kökenli öğrencilerinden bazıları, sadece sosyal bilimlerde değil, modern fen bilimlerinde de başarılı olmuş, hatta öğrencilik yıllarında kitaplar yazmışlardır![10]

Eğitim Bakanlığı’nın Darülmuallimînde fen bilimleri öğretimi için Avrupa’dan ders araç gereçleri getirtmesi ve okulda haftada 1 gün laboratuar çalışması yapılması o dönem için dikkate değer bir eğitim uygulamasıdır.[11]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ