TÜRKİYE SELÇUKLULARINDA YERLEŞİM YAPISI

TÜRKİYE SELÇUKLULARINDA YERLEŞİM YAPISI

Türkiye Selçuklu yerleşimi, Büyük Selçuklu Devleti’nin yerleşim politikası içinde şekillenen ve gelişen bir süreçtir. Türklerin Büyük Selçuk hakimiyeti ile Ön Asya’ya hakim olması, Ön Asya topraklarının o devirde İslam topluluklarının yaşadığı sahalar olması sebebiyle Türkmenlerin, Oğuz boylarının İran’a ve Ön Asya ya yerleşmelerinde sorunlar ortaya çıkmıştır. Büyük Türk topluluklarının İran ve Ön Asya’da yerleşik hayata geçirilmesini reddeden Oğuz boy beyleri ve isyancı Selçuk başbuğları kendilerine bağlı topluluklarla Darül-harp ilan edilen Anadolu topraklarına doğru alanlara giriştiler. Uç bölgesi niteliğindeki Anadolu coğrafyası, Malazgirt Savaşı’ndan itibaren uç bölgesinin Batı Anadolu’ya aktarılmasıyla Türklerin yerleşmelerine sahne oldu.

Türkler bazen kendi kurdukları şehir kasaba ve köylere, bazen de ıssızlaşan eski Hıristiyan yerleşim merkezlerine yerleşerek Anadolu’ya sürekli devam eden Türk göçünün de tesiriyle belirli bir süreç içinde Anadolu’daki şehir ve köy topluluğunun hakim unsuru haline geldiler. XIII. yy.’da Anadolu şehirlerine Türk kimliği tamamen hakim hale geldiği gibi şehirlerdeki sosyo-ekonomik üstünlük de Türklerin eline geçti.

Türkiye Selçuklu Devleti yerleşim süreci, Türklerin Anadolu’yu yurt edinerek burada Türk kültürünü yerleştirdikleri bir süreç olmuştur.

Türkiye Selçuklu Devleti coğrafyasında yerleşim faaliyetlerinin hem Türklerle hem de bu bölgede daha önceden beri yaşayan yerli toplumlarla ilgisi bulunmaktadır. Türkler XI. yüzyıldan itibaren yerleşik toplum haline geldikleri Fergana, Harezm ve Aral gölü bölgelerinden İran ve Ön Asya coğrafyalarına yaptıkları kitlesel göç hadisesi, Anadolu coğrafyasında Türk yurdu şeklinde sonuç vermiş, bununla Anadolu coğrafyasına nüfus aktarımı oluşmuştur. Türklerin Anadolu’ya gelirken Türkistan’daki yerleşim yapısını, yerleşik olma özelliklerini, göçebe, yarı göçebe, köylü veya şehirli olma hususiyetlerini de beraberlerinde getirdikleri, Anadolu’da ise göçebeliklerin şehirli ve köylü bir topluma doğru Anadolu öncesi yerleşim sürecinden daha ileri toplumsal evreye tekamül ettikleri bilinen bir gerçektir.[1]

I. Anadolu’da Selçuklulardan Önceki Yerleşim Durumu

XI. yüzyılda Türkler Anadolu’ya Bizans Devleti’nin ortaya koyduğu demografik yapı çerçevesinde gelip yerleşmeye başladılar; Bizans Devleti’nin uyguladığı politikalarla IX. yüzyıldan itibaren Anadolu’daki nüfus kale ve kastralara sahip kasabalara kaymıştı.[2]

Türkler Anadolu’ya geldiklerinde Anadolu’nun Rum, Ermeni, Süryani ve Kelt gibi yerli halkları bu coğrafyada yaşamlarını sürdürüyorlardı. Romanos Diogenes’in Anadolu seferleri yerli nüfus yoğunluğunun fazla olmadığı görüntüsünü vermektedir.[3] Bu görüntünün orduya katılmak istemeyen yerli halkın Bizans krallarının Anadolu seferleri sırasında şehirleri terk etmesinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Nitekim XI. yüzyılda Türklerin nüfusu azalmış bir coğrafyaya geldikleri şeklindeki bir bilgi gerçeği tam yansıtmamaktadır. X. ve XI. yüzyıllarda Anadolu’nun nüfusunda artışlar gerçekleşmiştir. Türk yerleşimi öncesi Bizans kasaba ve köylerinde yerleşim durumu canlılığını korumaktaydı ve Selçuklulardan önce Anadolu’ya diğer coğrafyalardan getirilip nüfus yerleştirilmesi, Bizans Devleti’nin önemli bir politikasıydı.[4] Bu bağlamda Bizans Devleti’nin Kuzey Suriye ve Ermeni prensliklerini hakimiyet altına almasını müteakip XI. Yüzyıl başından itibaren Süryani (Suriyeli) Hıristiyanları Anadolu’da Tarsus, Edessa (Urfa) ve Anazarba bölgelerine, Ermenileri ise Kilikya, Kapadokya ve Sivas havalisine yerleştirildiler.[5]

Bizans Devri’nde bunlara ilave olarak XI. yüzyılda ücretli askerler olarak Karaman ve Kayseri bölgelerine yerleştirilen Peçenek ve Uz Türkleri de bulunmaktadır.[6] Fakat bu askeri nitelikli iskanlar, Anadolu nüfusu üzerinde büyük bir tesir oluşturacak boyutta değildir.[7]

Anadolu’ya Bizans’ın yaptığı nüfus transferlerinde demografik ve askeri dengeler göz önünde bulundurulmuştur. Bu yerleşimler, Bizans ülkesi genelinde siyasi dengeleri bozucu etkisine karşılık yerleşimlerin yapıldığı bölgelerde yeni kitlelerin ekonomik faaliyetlere katılması ile olumlu sonuçlar doğurdu.[8] Kapadokya şehirlerinde olduğu gibi Ermeni nüfusun bölgeye yaptığı olumlu, ekonomik katkıya karşılık Ermeniler ve Rumlar, birbirleriyle kaynaşamadılar, ayrı unsurlar olarak yaşadılar. Bizans Devleti’nin Rumları Ermenilere karşı kollayıcı bir tutum izlemesi, Ermenileri Bizans otoritesinden daha da kopardı.[9] Kapadokya’daki nüfus yapısı, Anadolu’ya Türk yerleşimini kolaylaştıran bir etken olmuştur. Türk dönemi öncesi bu yerleşimlerin Türklerin Anadolu’ya girmelerine dolaylı yoldan katkısı ortaya çıkmaktadır; Bizans Devleti’nin doğudaki Ardzuni ve Vaspurakan Ermenilerini Orta Anadolu’ya nakletmesi, Türklerin doğudaki sınırdan Anadolu’ya girmelerine ve boşaltılan bölgelere yerleşmelerine olumlu katkı yapmıştır. Büyük Selçuklulara bağlı olup İran’dan hareket eden Türkmenler, Bizans Devleti’nin boşalttığı Doğu Anadolu topraklarını hızla doldurdular. Bu kalabalık kitlelerin Anadolu’ya hareketi, Anadolu siyasi denetimini Bizans Devleti’nin elinde kısa sürede çıkmasına sebep olmuştur.[10]

II. Malazgirt Savaşı’yla Sonuçlanan Fetih Sürecinde Anadolu’da Türk Yerleşimi

Büyük Selçuklu Devleti’nin İran’da ve Ön Asya’da hakimiyetini güçlendirmesi ile Anadolu coğrafyası bir uc bölgesi haline gelmiş ve yerleşik halkın şikayetlerine karşılık göçebe Türkmenlerin ekonomik faaliyetleri için gönderildiği sınır boyları, Anadolu’nun coğrafi ve ekonomik açıdan keşfedilmesini sağlamıştı. Yine devlete isyan eden Selçuk başbuğları da Anadolu coğrafyasına sığınıyorlardı.

Türkmen grupları tarafından 1047 yılından itibaren Anadolu’ya akınlar yapılmaya başlanılmıştır. Bu akınlarla 1064 tarihi itibariyle Sivas ve Malatya gibi Orta Anadolu şehirleri ve daha doğudaki yerler, Türk yerleşimine karşı koyamaz bir konuma gelmiş olsa da Malazgirt Savaşı’na kadar Yabgulu Türkmenleri dışında, Türk topluluklarının Anadolu’da sürekli kalmadıkları görülmektedir.[11] Yine, Malazgirt Savaşı’na kadarki süreçte Türkmenlerin Orta Anadolu’da mutlak hakimiyeti sağlamış olmalarına ve şehirleri ele geçirmelerine rağmen İran’a geri dönmeleri, bu devirdeki seferlerde nüfus kitleleri ile Anadolu’ya gelinmediğini ortaya koyar.[12]

Anadolu’nun doğusunda Erzen, Azerbaycan, Kars bölgeleri, sınır boyu Sultan Alparslan devrinde Türkmen yığılmasına sahne olmuş,[13] bu yığılma Malazgirt Savaşı sonrası Anadolu’ya Türkmen nüfusunun boşalması şeklinde kendini göstermiştir.

Malazgirt Savaşı öncesinde Büyük Selçuklu Devleti’nden bağımsız şekilde Anadolu’ya gelen göçebe Türkmen topluluğu, Yabgulu Türkmenleriydi. Yabgulu Türkmenleri, Kutalmış Bey’in isyanı ve öldürülmesini müteakip sınır boyu olarak Birecik ve Urfa arasındaki bölgelere gönderildiler. Böylece diğer Türkmenlerle 1043 tarihinden sonra gittikleri Doğu Anadolu sınır boylarından ayrılan Yabgulu Türkmenleri, bu Suriye bölgesine intikal etmişlerdi.[14] Yabgulu Türkmenlerin 1071 tarihine kadar Suriye ve Irak’ta faaliyetlerini sürdürdükleri, Rimle, Şam ve Akka gibi şehirlere akınlarda bulundukları[15] görülüyor. Yine bunlardan bir kolun El-basan (Er-basgan),[16] komutasında Malazgirt Savaşı öncesinde Anadolu’ya gelerek Sivas, Erzurum, Ordu ve Çorum bölgelerine yerleştikleri, buralarda Yavı, Yavu adı ile köyleri kurdukları anlaşılmaktadır.[17] Bunlar, Malazgirt Savaşı öncesinde yerleşme amacı ile ya da yerleşme ile sonuçlanacak şekilde Anadolu’ya gelen Türkmen topluluğu durumundadırlar.[18] Malazgirt Savaşı’ndan sonraki Anadolu’nun fethi sürecinde Türkiye Selçuklu Devleti’nin ana unsurunu teşkil eden Yabgulular,[19] Türkiye Selçuklularının I. Haçlı Seferi’yle Konya’ya çekilmesinden sonra devletle birlikte hareket etmeyip İznik ve daha güneydeki bölgelerde varlıklarını sürdürmüşlerdir. Bir Bizans kaydında 1110 tarihinde Karme’li Türk Müslümanları olarak Alaşehir- Kütahya bölgelerinde Bizans’a karşı mücadele eden Selçuklu ve Danişmendli siyasi gücü dışında hareket eden göçebe Türklerin[20] bu Yabgulu Türkleri oldukları anlaşılıyor ki bunlar batıdaki uç bölgesinden ayrılmayarak Konya ve diğer İç Anadolu bölgelerindeki Selçuklu Devleti’ni teşkil eden yerleşik Türk unsurları arasında yer almamışlardır.[21]

1071 yılındaki Malazgirt Savaşı’yla Anadolu toprakları Alparslan tarafından Türkmen Boylarına ikta olarak verilip genel Türk yerleşimine açılmıştır. Bu sebeple Türkmen Boyları ikta olarak aldıkları toprakları fethederek yerleşmek için harekete geçmişler, Doğu ve Orta Anadolu’daki bu uç topraklarını asıl Türk yerleşim bölgeleri haline getirmişlerdir.[22] Bu boylardan biri olan Danışmendlilere Niksar, Tokat, Sivas ve Elbistan bölgeleri ikta olarak verilmiş ve bu bölgeler Malazgirt Savaşı’nı müteakip Türk emirliği kontrolü altında Türk yerleşimine açılmıştır.[23] Türklerin Anadolu coğrafyasına bu süreçte girdiği Çoruh ve Aras vadilerinden Kızılırmak Havzası’na açılan yolları kapsayan Kuzey Doğu Anadolu bölgeleri, yerleşik halkın çok az olduğu yerlerdir.[24] Burasının seyrek nüfuslu oluşu, Türkmenlerin batıya doğru hareketlerini daha da hızlandırmıştır.

III. Türkiye Selçuklularında (1071-1300) Türk Yerleşim Süreci

Türkler, kuzey güzergahından girdikleri Anadolu’da, yoğun olarak Kızılırmak Havzası’na indiler ve Malazgirt Savaşı’ndan itibaren bu bölgede ve daha doğudaki yerlerde on yıl içinde hakim hale geldiler. Bizans Devleti 1085 tarihinde Türklerden bazı yerleri geri aldıysa da buralarda tutunamadı[25] ve bu bölge, Anadolu’ya daimi Türk nüfus gücü sağlayan bir güzergah olarak işlevini sürdürdü.

Bizans Kralı VII. Mihail Dukas (1071-1078), Orta Anadolu’daki yoğun Türk yerleşimine karşı bir tedbir olarak bu bölgedeki Hıristiyan Rumları nakletmek için arabalar göndermiş ve Rumların pek çoğu arabalarla Balkanlar’a nakledilmişti. Bizans Kralı’nın bu siyaseti, Anadolu’daki Türk yerleşiminin önünü daha da açmış oldu.[26]

Oğuzların yirmi dört boyundan yirmi üçünün Malazgirt Savaşı’ndan sonra Anadolu’daki Türk yerleşimi içinde yerini aldığı ortaya konulmuştur. Bu Oğuz boylarının varlığı, Selçuklu Devri’nde yerleşerek kurdukları ve bu güne kadar gelen köy isimleriyle görülmektedir.[27] Bu boyların en önemlileri Kayı, Avşar, Kınık, Bayat, Eymir ve Salur boylarıdır. Bu Türk topluluklarının yoğunlukla İç Anadolu, Kapadokya, Fırat Havzası ve Eskişehir Bölgesi arasında yerleşik hayata geçtikleri görülür.[28] Oğuz Boyları, Malazgirt Savaşı’ndan sonra aşiret yapılarını koruyarak Anadolu’ya geldiler ve Türkiye Selçuklu Devleti ile Oğuz Boylarına bağlı parçalı bir siyasi yapıyı oluşturdular.

Bu genel yapı içinde Bizans otoritesi yıkıldı ve yerel güçler de Türkler gibi siyasi oluşumlara gittiler.[29] Yine, bu parçalı siyasi yapı içinde Türkler, Pontlular ve Ermeniler gibi mahalli güçlere üstünlük sağlayarak doğudan gelen yeni Türk göçlerini batıya doğru hareket ettiriyorlardı. Türk akıncıları, I. Haçlı Seferi öncesinde Manyas ve Erdek bölgelerine kadar uzanmış bulunuyordu.[30] Fakat I. Haçlı Seferi ile Batı Anadolu’da sürekli yerleşim süreci başlayamadan sona ermiştir. Bizans Kralı Alexius Komnenos, Türklerin uğradığı I. Haçlı tahribatından sonra 1098’de Frigya seferinde Philomelium’a kadar gitmiş, bu bölgenin sakinlerini daha batıya doğru göç ettirmiştir.[31] Burada vurgulamamız gereken husus, Anadolu Platosu’nun 1098’de Batı Anadolu eşiğine kadar Türk iskanı ile dolduğu hususudur. Kısa bir süre içinde gelinen bu durum, Türklerin Anadolu’ya yerleşmedeki gücünü göstermektedir.

I. Haçlı Seferi’nde Latinler Türkler arasında bir karışıklığa yol açmışlarsa da haçlıların ülkeden çıkmasından sonra göçebe Türkler, hareket halinde savaşmaya alışık yapılarıyla eski yerleştikleri yerlere kolaylıkla geri dönmüşlerdir. I. Haçlı Seferi’nden itibaren haçlı seferlerinin Selçuklu devri Türk yerleşimine olumsuz etkisi, bu süreçte Anadolu’nun kıyı kesimlerinin Bizans Devleti eline geçmesi sebebiyle Türklerin Anadolu’da kıyı irtibatına kapalı kıtasal bir yerleşme zorunluluğuna sokulması olmuştur.[32]

I. Haçlı Seferi sürecinde Türkler yerleştikleri Kilikya bölgesinden de çekildiler. Bu bölge, Ermeniler tarafından doldurulup Toros Dağları’nın güneyinde Ermeni nüfusunu hızla çoğalttı. Türklerin Toros dağlarının dağlık kesimlerine ilgisi ise kesilmeden devam etti.[33]

Türklerin Anadolu’ya yerleşiminde 1107 tarihinde I. Kılıçarslan’ın Habur yenilgisi bir dönüm noktası oldu. Bu tarihten itibaren Türklerin İran’a geri dönme ihtimalleri kalmadı. Kuzeydeki Danişmendli hakimiyeti ise Selçuklulara yaşama alanı olarak sadece İç Anadolu bölgesine izin veriyordu. İç Anadolu’ya sıkışan Türkler gayrimüslimlerle XII. yüzyılda olumlu ilişki içine girerek yerleşik hayata geçmeye ve tarımsal süreçte köy toplulukları oluşturmaya başladılar.[34]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ