TÜRKİYE SELÇUKLULARI İLE DÂNİŞMENDLİLER ARASINDAKİ İLİŞKİLER

TÜRKİYE SELÇUKLULARI İLE DÂNİŞMENDLİLER ARASINDAKİ İLİŞKİLER

Dânişmend Gazi’nin ölümünden sonra yerine geçen oğlu Gümüştekin Gazi Bizans ve özellikle Haçlılar ile yapılan savaşlarda Türkiye Selçuklu Sultanı I. Kılıçarslan’ın müttefiki olarak önemli bir rol oynadı. Her iki hükümdar diğer Türk beyleri ile beraber, 1101 yılında Anadolu’ya giren Haçlı ordularına karşı başarı ile savaştılar.[1] Bu olaylardan bir yıl sonra Gümüştekin Gazi’nin, Sultan I. Kılıçarslan’ın da ele geçirmek istediği Malatya’yı fethetmesi (18 Eylül 1102/3 Zilhicce 495) ve yaklaşık üç yıldır elinde esir olarak tuttuğu Antakya Prinkepsi Bohemund’u fidye karşılığı serbest bırakması (1103), bölgede yeni güçlü bir Haçlı ittifakının oluşmasından endişe duyan I. Kılıçarslan tarafından hoş karşılanmadı.[2] Bu nedenle Sultan, Gümüştekin Gazi’nin üzerine yürüdü ve Maraş yakınlarında onu hezimete uğrattı.[3] Bu bozgundan bir süre sonra (1104) Gümüştekin’in Sivas’ta ölümü ile Dânişmendliler büyük bir sarsıntı geçirdiler ve onun çocukları arasında taht kavgaları yaşandı. Bu arada da Kılıçarslan Malatya’yı Dânişmendlilerin elinden aldı (2 Eylül 1105 veya 1106).[4] Dânişmendlilerin başına ise, Urfalı Mateos’un kaydına göre[5] bütün kardeşlerini öldürten Emîr Gazi (1105-1134) geçti. Fakat I. Kılıçarslan’ın ölümü Anadolu’daki güç dengesini yeniden bozdu. Emîr Gazi başlangıçta Türkiye Selçuklularını metbû tanıdıysa da I. Kılıçarslan’ın 1107 yılında ölümü üzerine meydana gelen iktidar boşluğundan ve onun oğulları arasında başlayan taht kavgalarından faydalanarak hâkimiyet sahasını genişletmeye ve Dânişmendlileri eski gücüne kavuşturmaya çalıştı. I. Kılıçarslan’ın oğulları arasındaki taht mücadeleleri sırasında, aynı zamanda dâmadı olan Mesud’u destekledi. Nitekim Mesud onun sayesinde Türkiye Selçuklu tahtına çıktı. Böylece Dânişmendliler, Anadolu’da çok önemli bir güç haline geldiler. Bunda en büyük etken Sultan I. Kılıçarslan’ın genç yaşta ve beklenmedik bir anda ölümüdür.

Sultan Mesud-Emîr Gazi İttifakı ve Malatya’nın Dânişmendlilerin Eline Geçmesi

Sultan I. Kılıçarslan’ın ölümünden sonra karısı Ayşe Hâtun ile küçük oğlu Tuğrul Arslan’ın hâkimiyeti altında bulunan Malatya, kısa bir süre de Kılıçarslan’ın diğer oğlu Melikşah (Şahinşah)’ın idaresi altına girmişti. Bundan sonra şehre Ayşe Hâtun ile evlenen Artuklu Belek Gazi hâkim oldu. Onun hâkimiyeti devrinde de Malatya üzerindeki emellerini sürdüren Dânişmendliler, Belek Gazi’den çekindikleri için onun vefâtına kadar şehir üzerinde herhangi bir girişimde bulunmadılar. Haçlılar ile yaptığı savaşlardaki başarısıyla ün kazanan bu Türk beyi 6 Mayıs 1124 (19 Rebi’ulevvel 518)’te şehit edilince onun hâkimiyeti altındaki yerler bazı emîrler tarafından paylaşıldı. Bunlardan Artuklu Hüsameddin Timurtaş[6] Haleb’i; onun kardeşi Süleyman[7] Hısn-ı Ziyad’ı[8] (Harput); Malatya Sultanı Tuğrul Arslan Masara (Minşar)[9] ve Gerger’i[10] (Gargar) aldı. Tuğrul Arslan’ın bu yerleri alması üzerine Hısn-ı Ziyad ve Malatya emîrleri arasında bir mücadele oldu. Dânişmendli Emîr Gazi de bu mücadeleden istifade ile Malatya’yı zapt etti. Ancak Malatya’nın zaptı o kadar da kolay olmamıştır:

Belek Gazi’nin ölümü ile beklediği fırsatı yakalayan Emîr Gazi, dâmadı Türkiye Selçuklu Sultanı I. Mesud ile bir ittifak yaptı. Malatya ve Hısn-ı Ziyad emîrleri arasında süren mücadelelerden de faydalanarak büyük bir ordu ile 13 Haziran 1124 (27 Rebi’ulahır 518) Cuma günü Malatya üzerine hücum etti. Malatya civarını yağmalayıp buraya bağlı yerleri zaptettikten[11] sonra şehri bir ay süreyle kuşattı.[12] Bu kısa süreli kuşatmadan bir netice alamayan Emîr Gazi, oğlu Muhammed’i büyük bir ordu ile şehrin yakınında bulunan Saman köyünde[13] bıraktı ve ona her gün şehrin kapılarına kadar hücum ederek hiçkimsenin Malatya’ya girip çıkmasına imkân vermemesini emretti. Sonra kendisi geri döndü. Bu kuşatma sırasında Malatya’da bulunmayan Melik Arab, Dânişmendli topraklarına saldırmakta idi. Bu nedenle Emîr Gazi, oğlu Muhammed’i kuşatmaya devam etmekle görevlendirerek ülkesine geri döndü.

Kuşatma altında bulunan şehir halkı acılar içinde kıvranırken, Malatya Sultanı Tuğrul Arslan, muhtemelen daha önce anlaştığı Haçlılardan yardımcı kuvvetler almak üzere bir gece şehrin dışına çıktı. Ancak Haçlılar bu sırada Haleb’in muhasarası ile meşgul olduklarından söz verdikleri halde Tuğrul Arslan’a yardıma gelmediler. Şayet bunun aksi olsaydı, yani 30.000 kişilik ücretli Haçlı kuvveti Malatya’nın yardımına gelseydi, şehirdeki Türkler ve civardaki hükümdarlar açısından durum hiç de iyi olmayacaktı. Bu durumda plânladığı yardımı alamayan Tuğrul Arslan şehre eli boş dönünce annesi Ayşe Hâtun, bütün asilzâdeleri ve servet sahibi olanları toplayıp hapsettirdi. Bunlar, altınları ellerinden alınmak için merhametsizce işkencelere tâbi tutuldular. Ayşe Hâtun’un gayesi bu serveti toplayıp şehirden kaçmaktı. Zaten o, bu yaptıklarıyla bütün şehir halkını gözden çıkardığını belli ediyordu.

Sonunda tüm ümitlerini kaybeden Ayşe Hâtun ile oğlu Tuğrul Arslan 10 Aralık 1124 (1 Zilka’de 518) Çarşamba günü[14] sabahı şehirden çıkarak Malatya’yı Dânişmendlilere teslim ettiler ve civarda bulunan Minşar kalesine çekildiler.[15] Böylece altı aylık[16] bir muhasaradan sonra şehre giren Emîr Gazi, bitkin bir vaziyette bulunan halka moral verdi. Onları teselli edip, şehirde kalan ve oraya gelmek isteyen insanların serbest olduklarını ilân etti. Çiftçilere tohumluk buğday dağıttı. Şehre koyun ve öküz sürüleri getirtti. Malatya yeniden refaha kavuşmaya başladı.[17]

Melik Arab’ın Sultan Mesud ve Emîr Gazi’ye Karşı Mücadelesi

  1. Sultan Mesud-Melik Arab Mücadelesi

Sultan Mesud’un, Türkiye Selçukluları ile Dânişmendliler arasında çekişme mevzuu olan Malatya şehrinin Emîr Gazi tarafından alınması sırasında ona yardım edip bir ittifak oluşturması ve babası I. Kılıçarslan’ın siyasetine ters düşmesini bir ihanet olarak değerlendiren kardeşi Ankara ve Kumana[18] meliki Arab, 30.000 kişilik[19] bir ordu toplayarak, bu sırada Emîr Gazi’nin de Artuklular ile mücadele etmesinden faydalanıp kardeşi Türkiye Selçuklu Sultanı Mesud’un üzerine yürüdü. O, muhtemelen Mesud’un Dânişmendlilerle ittifak kurmasını ve Malatya’yı onlara teslim etmesini bahane ederek Türkiye Selçuklu tahtını ele geçirme gayreti içine girmişti.[20] Kaynaklardaki bilgilerin yetersiz oluşu nedeniyle nerede yapıldığını bilemediğimiz iki kardeş arasındaki bu ilk savaşı kazanan Melik Arab oldu. Mesud ise, yardım almak ümidiyle İstanbul’a Bizans İmparatoru II. loannes Komnenos’un yanına gitti.[21] Mesud, İstanbul’da imparator tarafından son derece iyi karşılandı. Ioannes ona bir askerî birlik ile yüklü miktarda altın verdi. İmparator Ioannes’den istediği yardımı alan Sultan önce kayınpederi Emîr Gazi’nin yanına gitti. Sonra iki hükümdar kuvvetlerini birleştirerek bu arada Mesud’un yokluğundan faydalanarak Konya’yı kuşatmış olan[22] Melik Arab’ın üzerine yürüdüler. İki taraf arasında yapılan savaşı, bu defa Melik Arab kaybetti ve Kilikya Ermeni hâkimi I. Toros (Thoros)’un (1100-1129) yanına kaçtı (1126).[23]

  1. Emîr Gazi ile Melik Arab Arasındaki Savaş

Kilikya’ya kaçan Melik Arab, Toros’dan aldığı yardımcı kuvvetlerle Anadolu’ya dönerek 1127 yılı yazında Dânişmendli Emîr Gazi’nin oğlu Muhammed’i tuzağa düşürerek esir etti. Melik Muhammed’in oğlu Masara hâkimi Yunus,[24] bu olay üzerine babasını kurtarmak gayesiyle Melik Arab’a karşı yürüdüyse de o da yenilgiye uğrayarak esir düştü. Bundan sonra vakit kaybetmeden Emîr Gazi’nin üzerine yürüyen Arab, onu da mağlubiyete uğrattı. Fakat Emîr Gazi savaşı kaybetmiş olmasına rağmen bir hileye başvurup yüksek bir mevkiiye çıkıp çadırını kurdurdu ve güya Melik Arab mağlup olmuş gibi davullar çaldırdı. Davul seslerini işiten ve Emîr Gazi’nin çadırını gören Dânişmendli kuvvetler yeniden toplandılar ve bu defa Melik Arab’ın ordusunu mağlup ettiler. Ayrıca bu sırada bastıran yoğun sis de Melik Arab’ın askerlerinin dağılmasında etkili oldu. Emîr Gazi onları takip ederek çadırlarını ve atlarını ele geçirdi.[25] Sonra da onun hâkimiyeti altında bulunan Ankara ve Kumana üzerine yürüyerek burada yaptığı şiddetli muharebelerden sonra bu iki şehri zaptetti. Melik Arab tarafından hapiste tutulan oğlu Muhammed’i de kurtardı. Melik Arab bu yenilgiye rağmen Dânişmendlilere karşı mücadeleden vazgeçmedi ve onlara ait bulunan birçok yeri işgal ettiği gibi Emîr Gazi’nin oğlu Yağan’ın idaresinde bulunan bir kaleyi de ele geçirdi.[26] Bu durum Gazi’yi son derece öfkelendirdi. Hemen ordusuyla Arab’ın üzerine yürüdü ve onu mağlup etti. Melik Arab savaş meydanından kaçmayı başardı. Emîr Gazi de ona ait köy ve şehirleri tahrip etti. Melik Arab yeniden Emîr Gazi’nin karşısına çıkmış, bu defa da yenilmiş ve Bizans’a İmparator Ioannes’in yanına sığınmak zorunda kalmıştı. Melik Arab, 1127 yılında tarih sahnesinden çekilmiş olmalıdır.[27]

Sultan Mesud, kayınpederi Emîr Gazi’nin yardımıyla elde ettiği tahtını yine onun yardımıyla koruyabilmiş ve birlikte hareket etmeleri sonucu rakipleri ve aynı zamanda kardeşleri Melikşah (Şahinşah), Arab ve Tuğrul Arslan’dan kurtulmuş oluyordu. Ancak bu yardımlara karşılık Malatya’nın zaptına sesini çıkarmamış, hatta yardımda bulunmuş ve Dânişmendli Emîr Gazi’nin üstünlüğünü kabul etmişti. Aslında o, Malatya’nın zaptına -şimdilik- sesini çıkarmıyordu. Çünkü buranın Emîr Gazi tarafından alınması ile kendisine ileride rakip olabilecek Tuğrul Arslan’ın da gücü kırılmış oluyordu. Fakat o, öyle görünse de babası I. Kılıçarslan’ın Malatya üzerindeki siyasetini sürdürmeye devam edecektir.

I. Kılıçarslan’ın ölümünden sonra Anadolu’daki Selçuklu topraklarını bir bir kendi sınırları içine alan Emîr Gazi, artık Anadolu’da en önemli güç haline geldi. Dâmadı Sultan Mesud’a bıraktığı Konya ve çevresi hariç Malatya’dan Sakarya’ya kadar uzanan topraklar üzerinde hâkimiyet sağladı. 1129 yılında Ankara, Çankırı, Kastamonu ve Karadeniz sahillerini kontrol altına aldı.[28] Karadeniz sahillerine akınlarda bulunan Emîr Gazi, Kasianus (Casianus) adlı Bizanslı bir vâli idaresinde bulunan yerleri ele geçirdi. Aslında bu vâli emri altındaki bu sahil şeridini kendi isteğiyle, Emîr Gazi’nin yanına giderek ona teslim etti. Emîr Gazi de Kasianus’a kendi memleketinde bir yer vererek hizmetine aldı.[29] Emîr Gazi 1130 yılında da Ermeni Prensi I. Leon’un yardım isteği üzerine Çukurova’ya inip Anazarba’yı (Anazarva, Dilekkaya kalesi) işgal eden Antakya Prinkepsi II. Bohemund’u mağlup etti.[30] Bu arada onun Çukurova bölgesinde bulunmasından istifade eden Bizans İmparatoru Ioannes Komnenos, Kastamonu’yu istila etti.[31] Ioannes, Türkler üzerine tekrar sefere çıkarak sahilde başka bir kaleyi daha zaptetti. Ancak tam Türklerle savaşacağı sırada kardeşi Isaakios tahtı ele geçirme teşebbüsünde bulununca derhal İstanbul’a döndü. Isaakios ise başarılı olamayarak önce Sultan Mesud’a sonra da Emîr Gazi’ye sığındı. Dânişmendli hükümdarı ise bu durumdan dolayı çok memnun olarak ona gereken itibarı gösterdikten sonra Isaakios’u Trabzon Rum Dukası Konstantin Gabras’ın yanına gönderdi.[32] Emîr Gazi’nin 1131’de çıktığı Çukurova seferi sonunda Ermeni hâkimi I. Leon yıllık haraç vermeyi kabul etti.[33] Emîr Gazi Malatya’ya dönünce, Sultan Mesud ile Trabzon’da bulunan Isaakios da oraya gelip kışı beraber Malatya’da geçirdiler.[34] Sonra Emîr Gazi 1132’de Kastamonu’yu Bizanslılardan geri aldı.[35] Muhtemelen onun bu seferinde yanında dâmadı I. Mesud da bulunuyordu. Emîr Gazi ve Sultan Mesud, sahil civarında yaptıkları akınlar sırasında Zinin adlı bir kaleyi kuşattılar, ancak zaptına muvaffak olamayınca kaledeki Haçlılardan 4.000 dinar alıp onlarla sulh aktettiler.[36]

Emîr Gazi’nin elde ettiği bu başarılardan sonra Abbâsî Halifesi Müsterşid (1118-1135) ile Büyük Selçuklu Sultanı Sencer (1118-1157), ona “Melik” unvânının tevcih edildiğini gösteren bir menşûrla birlikte davullar, bir altın gerdanlık, bir altın âsâ ve dört siyah sancak göndererek bölgedeki hâkimiyetini tasdik ettiler. Ancak elçilik heyeti geldiğinde Emîr Gazi ölüm döşeğinde idi ve birkaç gün sonra 1134 (528) tarihinde öldü.[37]

Sultan Mesud ile Dânişmendli Melik Muhammed Arasındaki Münâsebetler

Emîr Gazi’nin Muhammed, Yağıbasan, Yağan ve Aynüddevle isimlerinde dört oğlu vardı. O ölünce yerine Muhammed geçti.[38] Ancak kardeşlerinden Aynüddevle ile Yağan buna karşı isyan ettiler.[39] Melik Muhammed, Yağan’ı 1135’te öldürttü,[40] fakat diğer kardeşi Aynüddevle, onun elinden kurtularak Malatya’ya kaçmayı başardı.[41] Emîr Gazi’nin ölümü ve onun oğulları arasında çıkan taht mücadeleleri sonucu Dânişmendlilerin düştükleri bu zor durumdan istifade ile Emîr Gazi’nin dâmadı olarak Sultan Mesud da Dânişmendli topraklarından pay almaya çalışıyordu. Bu durumdan yararlanmak isteyen bir başka kişi de Bizans İmparatoru Ioannes olmuştu. O, Türkiye Selçuklu Sultanı I. Mesud ile bir ittifak aktetti[42] ve ondan aldığı kuvvetlerin yardımı ile Dânişmendlilerin hâkimiyeti altındaki Çankırı’ya taarruz etti.[43] İsyan eden kardeşleri, Bizans İmparatoru Ioannes ve onu destekleyerek Dânişmendlileri zayıflatmaya çalışan eniştesi Mesud üçgeninde sıkışan Melik Muhammed, çareyi Sultan Mesud’u Bizans ile yaptığı ittifaktan koparmakta buldu. Bu nedenle eniştesine yazdığı bir mektupta diğer bazı hususların yanı sıra özellikle Bizans imparatoru ile yapılan ittifak yüzünden Türk çıkarlarının zarar gördüğüne işaret ediyordu.[44] Aynı milletten oldukları için aslında birbirleriyle savaşmak değil ittifak yapmak gerektiğine dikkat çekiyor ve onu Bizans’ın yanından ayrılarak kendi tarafına geçmekle en doğrusunu yapacağına inandırmaya çalışıyordu. Muhammed için Mesud’u ikna etmek kolay olmadı ama yine de bunu başardı. Bir gece Sultan Mesud, İmparator’un yanında bulunan kuvvetlerini geri çekti ve Bizanslılar bu yüzden güç durumda kaldılar. Onlar kuşatmayı kaldırarak Rhyndakos (Kirmastı çayı) kıyısına çekilmek zorunda kaldılar.[45] İmparator kışı burada geçirdikten sonra Dânişmendli hâkimiyeti altındaki Kastamonu ve Çankırı şehirlerini kuşattı. Sonuçta Çankırı’yı zapteden Ioannes, burada ele geçirdiği Türk esirleri de İstanbul’a gönderdi.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ