TÜRKİYE SELÇUKLU DEVLETİ-EYYÛBÎ MÜNASEBETLERİ

TÜRKİYE SELÇUKLU DEVLETİ-EYYÛBÎ MÜNASEBETLERİ

Anadolu’nun Türkleşmesini ve bölgede Türk birliğini tesis etmeyi amaçlayan Türkiye Selçuklu Devleti, bu hedefine ulaşmak için komşu devletlerle bazen dostane bazen de düşmanca ilişkiler içinde bulunabiliyordu. Buna dair en güzel örneği bir Türk beyliği olan Zengiler’in devamı niteliğindeki Eyyûbîler ile olan münasebetlerinde görmekteyiz. Bilindiği gibi adını kurucusu Salâhaddîn Yusuf b. Eyyûb’un babası Necmeddîn Eyyûb b. Şâdi’den alan Eyyûbîler 1175-1260 yılları arasında merkezi Mısır olmak üzere Şam (Suriye, Ürdün, Lübnan), el-Cezire (Yukarı Mezopotamya), Diyarbekir ve Kuzey Irak’ta hüküm sürmüş Müslüman bir devlet idi.[1]

Tarihî kaynakların verdiği bilgilere göre, Türkiye Selçuklu Devleti ile Eyyûbîler arasındaki ilk resmî ilişki Muharrem 572/10 Temmuz-8 Ağustos 1176 tarihinde Salâhaddîn Eyyûbî tarafından Haleb’in fethi sonucu iki taraf arasında yapılan anlaşma hükümlerini Musulluların ve Artuklu beylerinin yanısıra Türkiye Selçuklularının da tanıması ile gerçekleşmiştir.[2] Bu hadiseden kısa bir süre sonra II. Kılıç Arslan’ın 13 Eylül 1176 tarihinde gerçekleşen Myriakephalon Savaşı’nda Bizanslıları yenilgiye uğratması üzerine zaferini bildirmek için Salâhaddîn Eyyûbî’ye elçi gönderdiğini bilmekteyiz.[3] Fakat iki taraf arasında resmî çerçevede başlayan bu dostluk ilişkisi II. Kılıç Arslan’ın Bizans’a karşı kazandığı başarıdan sonra Anadolu’daki Türk birliğini sağlamak için doğuya yönelmesi ve burada yaptığı askerî faaliyetler neticesinde gerginleşmeye başladı. Zira II. Kılıç Arslan, Danişmendliler’e ait olan Malatya’yı 1178 yılında alınca Artuk beyleri sıranın kendilerine geleceğini düşünerek Salâhaddîn Eyyûbî’den himaye talebinde bulundular.[4] Gerek böyle bir teklifte bulunulması gerekse bu isteğin Eyyûbîler tarafından kabul görmesi II. Kılıç Arslan’ı rahatsız etmiş olsa da faaliyetlerine devam etti. İlk iş olarak daha önce kendisine ait olan ve şimdi Salâhaddin Eyyûbî’nin Baalbek Hakimi Şemseddîn İbnü’l- Mukaddem’in elinde bulunan Ra’ban (Araban) Kalesi’ni geri almak için ordusunu harekete geçirdiği gibi adı geçen kalenin kendisine teslim edilmesi için Salâhaddîn Eyyûbî’ye elçi gönderdi. Elçi: Ra’ban Kalesi’nin Nureddîn Mahmud b. Zengî tarafından izinsiz olarak II. Kılıç Arslan’dan alındığını Melik el- Salih’in de burasını sultana teslim ettiğini, bu nedenle Salâhaddîn Eyyûbî’den kalenin iade edilmesini talep etti. Fakat II. Kılıç Arslan’ın bu isteği Salâhaddîn Eyyûbî tarafından kabul edilmedi. Bunun üzerine II. Kılıç Arslan yaklaşık 20.000 kişilik bir kuvvet ile Ra’ban Kalesi’ni muhasara edip etrafını yağmalamaya başladı. Kalenin Hakimi Şemseddîn İbnü’l Mukaddem hem durumu bildirmek hem de yardım talep etmek için Salâhaddîn Eyyûbî’ye haber gönderdi. Bunun üzerine Eyyûbî Sultanı Salâhaddîn kardeşinin oğlu Takiyeddîn Ömer ile Seyfeddîn Ali b. el-Meştûb’u yardım için gönderdi. İmadeddîn el-Kâtib el-Isfahanî’nin ifadesine göre:[5] “1.000 kişilik Eyyûbî kuvvetini gören Türkiye Selçuklu askerleri dağılıp kaçtılar”. Süryani Mihail ise[6] “575/1179-1180 yılında gerçekleşen bu olayda iki taraf Türk ise de yapılan savaşta Selçuklu ordusu Takiyeddîn’in askerleri karşısında mağlup oldu” demektedir. Bu olaydan sonra Salâhaddîn Eyyûbî katibi İmadeddin el-Kâtib el-Isfahanî’ye Musul Veziri Mücahiddîn Kaymaz’a gönderilmek üzere şu mektubu yazdırmıştır: “Malûmdur ki biz İslâm’ın galip gelmesini, İslâm askerlerinin kafir ordularına karşı muzaffer olmasını istiyorduk. II. Kılıç Arslan, Rumlarla anlaştı, Franklarla hediye alıp verdi. Dinin gösterdiği yoldan ayrıldı. Kafirleri müminlere karşı savaşa teşvik etti…Asker hazırlayarak Ra’ban Kalesi’ni muhasara etti. Askerleri tarlaları tahrip ettiler, yol kestiler, ekinleri yaktılar, ziraatı mahvettiler. Bu hareket Müslümanların kalplerini yaraladı. Şemseddîn İbnü’l-Mukaddem onlardan çok şikayet etti. Biz onların kaleyi almasından endişelenmedik. Zira o kadar güçlü değillerdi. Biz halkı zulümden kurtarmak için Takiyeddîn’i 1.000 kişi ile görevlendirdik. Oysa onlar 30.000 kişi idiler ve kaçtılar. Allah bilir ya onların heybetini yıkmak ve hatalı fikirlerinden dolayı onları cezalandırmak istemedik…”.[7]

Ra’ban hadisesinden sonra Türkiye Selçuklu-Eyyûbî ilişkilerinin II. Kılıç Arslan’ın damadı Nureddîn Muhammed yüzünden yeniden gerginleştiğini görüyoruz. Şöyle ki, Hısn Keyfa Sahibi Nureddîn Muhammed b. Kara Aslan b. Davud b. Artuk,[8] II. Kılıç Arslan’ın kızı Selçuk Hatun’la evlenmiş ve sultan, Selçuk Hatun’a[9] Artuklu sınırlarına yakın bir kaç Selçuklu kalesini çeyiz olarak vermişti. Ancak bir süre sonra Nureddîn Muhammed, II. Kılıç Arslan’ın kızından yüz çevirip bir şarkıcıyla evlenmiş ve ülkesine, hazinesine o hakim olmuştu. Sultan bu durumu öğrenince damadına bir elçi gönderip ya evlilik akdi sırasında aldığı kaleleri geri iade etmesini ya da şarkıcı kadından ayrılmasını istedi. Aksi takdirde Artuklu ülkesini elinden alacağına dair tehditlerde bulunup Harput havalisindeki bazı yerleri de ele geçirdi. Durumun ciddiyetini kavrayan Nureddîn Muhammed kendisine yardımcı olması için Salâhaddîn Eyyûbî’den yardım istedi ve onun himayesine sığındı. Bunun üzerine Eyyûbî Sultanı Salâhaddîn, Nuredddîn’e karşı saldırgan tutumundan vazgeçmesi için II. Kılıç Arslan’a elçi ve mektup gönderdi. II. Kılıç Arslan da cevap olarak: Damadı Muhammed b. Kara Arslan’ın kusurlarını saydıktan sonra “Ben sadece kızımla evlendiği zaman ona verdiğim kaleleri geri istiyorum” dedi. Bunun üzerine Salâhaddîn Eyyûbî ise “Ona dokunamazsın. Biz onunla anlaşma yaptık ve himayemize aldık. Eğer üzerine yürüyecek olursan atlarımızın dizginlerini onun yardımına çeviririz” diye cevap verdi. Bu cevap üzerine iki taraf arasında bir anlaşmaya varılamadığı gibi gerginlik daha da arttı. Diğer taraftan Franklar (Haçlılar) Salâhaddîn Eyyûbî’den sulh isteyip öne sürülen bütün şartları kabul etmişlerdi. Böylece Şam bölgesini emniyete alan Eyyûbî Sultanı Salâhaddîn, II. Kılıç Arslan ile olan anlaşmazlıkları gidermek için 576/1180-1181’de ordusuyla Tell- başir istikametinden Ra’ban’a hareket etti. Bu sırada Hısn Keyfa Sahibi Nureddîn Muhammed de Salâhaddîn ile buluşmak için Ra’ban’a vardı.

II. Kılıç Arslan ise Salâhaddîn Eyyûbî’nin kendisine doğru yaklaşmakta olduğu haberini alınca Veziri İhtiyareddîn Hasan b. Gafnas’ı ona elçi olarak gönderdi. Elçi, Salâhaddin’in huzuruna varınca ona şu mesajı iletti: “Bu adam (Nureddîn Muhammed) kızıma şöyle şöyle yaptı: mutlaka onun ülkesine girmeli ve ona haddini bildirmeliyim.” dedi. Elçinin mesajına sinirlenen Salâhaddîn “Efendine de ki, eğer geri dönmezse Allah’a yemin ederim ki, Malatya üzerine yürüyeceğim. Malatya’ya iki günlük mesafedeyim, oraya vardığımda da atımdan inmeyeceğim, sonra da bütün ülkesini elinden alacağım” dedi. Durumun ciddiyetini kavrayan İhtiyareddîn huzurdan ayrıldı ve ertesi gün Salâhaddîn tarafından tekrar kabul edildiğinde “Ben efendim adına değil, kendi adıma size bir şeyler söylemeyi ve bana hak vermenizi taleb ediyorum” dedi. Cevap olarak Salâhaddîn Eyyûbî “söyle” diye karşılık verince elçi: “Ey efendimiz ! Bu çirkin iş senin gibi bir sultana yakışmaz, siz sultanların en büyük, en şanlı, en şöhretlilerinden birisiniz. Halkın senin cihadı terk edip Haçlılarla anlaşma yaptığını, ülke çıkarlarını bir kenara bıraktığını ve askerlerini bir şarkıcı için yollara döktüğünü duyması kadar büyük bir kötülük düşünebiliyor musunuz? Yarın Allah Taâlâ’ya ne mazeret beyan edeceksiniz? Sonra halife ve diğer Müslüman hükümdarların ve bütün halkın nezdindeki itibarın ne olur? Düşün ki hiç kimse senin yüzüne karşı bunları söylemez, fakat meselenin böyle olduğunu bilmezler mi? Sonra farz et ki, II. Kılıç Arslan öldü ve kızı da beni sana gönderdi. O sana sığınıyor ve kocasından hakkını almak istiyor. Sen bunu reddetmezsin” dedi. Bunun üzerine Salâhaddîn: “Vallahi sen haklısın! Mesele senin dediğin gibidir; fakat bu adam (Nureddîn) bana sığındı. Şimdi onu bırakırsam bu bana yakışmaz. Sen onunla görüş ve aranızdaki meseleyi dilediğiniz gibi halledin. Ben de size her türlü yardımda bulunacağım” dedi.

Bunun üzerine İhtiyareddîn Hasan, Nureddîn Muhammed ile görüştü ve yapılan müzakereler sonucunda Nureddîn’in bir sene sonra şarkıcıyı yanından uzaklaştırmasına, aksi hareket ettiği takdirde Salâhaddîn’in kendisinden yardım desteğini çekmesine karar verildi.[10] Böylece iki taraf arasındaki anlaşmazlık tatlıya bağlanmıştı. Hatta Müslüman Türkmenlere kötü muamelede bulunan Kilikya Ermeni Krallığı üzerine sefer tertip etmek için anlaşma bile yaptılar. Ermeni seferinden sonra Salâhaddîn Eyyûbî Mısır’a, II. Kılıç Arslan da Malatya’ya geri döndü.[11]

Bu olaydan sonra II. Kılıç Arslan ile Salâhaddîn Eyyûbî arasındaki ilişkiler gayet olumlu bir seyir takip etmiştir. Nitekim Salâhaddîn Eyyûbî’nin Kudüs’ü fethettiği haberi duyulunca II. Kılıç Arslan’ın Haçlılara karşı kazanılan bu büyük zaferi tebrik etmek ve iki taraf arasındaki anlaşmaları yenilemek üzere Veziri İhtiyareddîn Hasan’ı Eyyûbî sultanına gönderdiği bilinmektedir. Salâhaddîn’in Kevkeb Kalesi’ni muhasara ettiği sırada gerçekleşen bu ziyarette (1188) İhtiyareddîn’e gayet iyi muamele edilmiş ve izzet-ikrâmda bulunulmuştu.[12] III. Haçlı Seferi’nde (1189) de II. Kılıç Arslan ile Salâhaddîn Eyyûbî arasındaki iyi ilişkiler devam etmiştir. Yapılan anlaşma gereği II. Kılıç Arslan ve büyük oğlu Kutbeddîn Melikşah Haçlıları durdurmak için mücadele ettilerse de Türkiye Selçuklu Devleti’nin içinde bulunduğu sıkıntılar nedeniyle başarılı olamadılar. Ancak bu başarısızlık iki taraf arasındaki ilişkileri olumsuz yönde etkilemedi. Zira III. Haçlı Seferi’nin sonlarına doğru Malatya Hakimi Kayserşah kardeşi Kutbeddîn Melikşah’ın faaliyetlerinden çekindiği için Kudüs’te bulunan Sultan Salâhaddîn’in yanına gidip yardım talep ettiği gibi el-Adil’in kızlarından biriyle evlendi (1191). Eyyûbî Sultanı Salâhaddîn ise Kayserşah’ın yardım isteğine karşı, kardeşler arasındaki problemi halletmek için Kazasker Şemseddîn b. el-Ferrâş’ı Anadolu’ya gönderdi. Ayrıca Kutbeddîn Melikşah’ın 1192 yılında Salâhaddîn Eyyûbî’yi Anadolu’ya davet ettiğini biliyoruz. Ancak Eyyûbî Sultanı Salâhaddîn, Haçlılar ile uğraştığı için bu davete olumlu cevap verememiştir.[13]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ