TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN KURULUŞU

TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN KURULUŞU

Birinci Dünya Savaşı’na Almanya ve müttefikleri safında katılan Osmanlı Devleti, yenilgiyi kabul ederek, İngiltere ve müttefikleriyle 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi’ni imzalamıştır. Az sonra da, 13 Kasım 1918’de Yıldırım Orduları Grup Kumandanlığı’ndan istifa eden Mustafa Kemal Paşa Adana’dan İstanbul’a dönmüştür. Paşa, İzmir’in Yunanlılar tarafından 15 Mayıs 1919’da işgalinin ertesi günü, maiyetiyle birlikte İstanbul’dan ayrılıp 19 Mayıs’ta Samsun’da karaya çıktı. 9. Kolordu Müfettişliği’ne geniş yetkilerle tayin edilmişti. Resmi görevi yerli Rumların Karadeniz bölgesinde çıkardıkları karışıklığa son vermek ve böylece İngiltere’nin, Mondros Mütarekesi’nin 7. maddesine dayanarak, bölgeyi işgal etmesini önlemekti.

Mustafa Kemal Paşa Samsun’da bir aya yakın kaldı. 12 Haziran’da Havza yoluyla Amasya’ya geçti. Orada eski Bahriye Nazırı Rauf Bey, 20. Kolordu Kumandanı Ali Fuat Paşa ve 3. Kolordu Kumandanı Refet Bey ile buluşup toplantılar yaptı. Görüşmeler sonunda, Mustafa Kemal Paşa’nın önceden hazırladığı prensipleri kapsayan bir metin üzerinde anlaşma sağlandı. 12. Kolordu Kumandanı Mersinli Cemal ve 15. Kolordu Kumandanı Kâzım Karabekir Paşaların da mütalâaları alındıktan sonra bazı düzeltmelere uğrayan metin, 21/22 Haziran gecesindeki son toplantıda kesin şeklini aldı. Bu “Amasya Kararları” ertesi gün, yani 22 Haziran 1919’da asker ve sivil ilgililere telgrafla bildirildi. Amasya Tamimi olarak tanınan altı maddelik metnin 1. maddesi şöyledir:

“Vatanın tamamiyeti, milletin istiklâli tehlikededir. Hükümeti merkeziyetimiz İtilâf Devletlerinin tesir ve murakabesi altında mahsur bulunduğundan deruhde ettiği mes’uliyetin icabatını ifa edememektedir. Bu hal milletimizi madum (yok) tanıttırıyor. Milletin istiklâlini gene milletin azmü kararı kurtaracaktır. Milletin halü vaz’ını derpiş etmek (göz önüne almak) ve sadayı hukukunu cihana işittirmek için her türlü tesir ve murakabeden azade bir heyeti milliyenin vücudu elzemdir.

Anadolu’nun bil-vücuh en emin mahalli olan Sivas’ta millî bir kongrenin serian in’ikadı takarrür etmiştir. Bunun için tekmil vilâyatı osmaniyenin her livasından ve fırka ihtilâfatı nazarı dikkate alınmaksızın muktedir ve milletin itimadına mazhar üç kadar zatın sürati mümkine ile yetişmek üzere hemen yola çıkarılması icap etmektedir.”[1]

Amasya Kararları’na genelde bakılınca, bunların Türk Millî Mücadelesi’nin ana programını teşkil ettiği, Mustafa Kemal Paşa’nın siyasi dehası ve askerî kabiliyeti sayesinde adım adım gerçekleştirildiği müşahade olunur.

Mustafa Kemal Paşa Amasya’dan sonra, Rauf Bey ile birlikte, Sivas ve Erzincan üzerinden Erzurum’a gitti. İngilizlerin baskısı neticesinde 8 Temmuz gecesi askerlikten ayrılmak zorunda kalan Paşa, 23 Temmuz 1919’da Erzurum’da toplanan Doğu vilâyetleri temsilcilerinin kongresine katıldı ve kongreye başkan oldu. Onun ustaca yönetimi sayesinde, Erzurum Kongresi’nin 7 Ağustos 1919’da yayınlanan beyannamesi Amasya Kararlarına uygun olarak hazırlandı.

On maddelik beyanname Millî Mücadele’nin hedeflerini daha ayrıntılı olarak belirliyor ve bu hedeflere varmak için yapılacak icraatı tesbit ediyordu. 2. maddede “Osmanlı vatanının tamamiyeti ve istiklali millimizin temini ve makamı saltanat ve hilafetin masuniyeti için Kuvây-ı Milliye’yi âmil ve iradei milliyeyi hâkim kılmak esastır” hükmü açıklanıyordu. 4. maddede, merkezi hükümetin yabancı bir devletin baskısı altında kalması halinde “Hukuku milliyeyi kâfil tedabir ve mukarrerat ittihaz olunmuştur” ibaresi bulunuyordu. 6. maddede “30 Teşrinievvel sene 1334 tarihindeki hududumuz dahilinde kalan… ekseriyeti kahireyi İslamlar teşkil eden… ve yekdiğerinden gayrikabili infikâk (ayrılamaz) özkardeş olan din ve ırkdaşlarımızla meskûn memâlikimiz” cümlesi, vatan sınırlarını Mondros Mütarekesi imzalandığı gün ordularımızın hakimiyeti altında bulunan toprakları çeviren hatla çiziyordu. 8. maddede “Milletin içinde bulunduğu hâli zücret ve endişeden kurtulmak çarelerine bizzat tevessülüne hacet kalmadan hükümeti merkeziyetimizin Meclisi Milli’yi hemen ve bilâ ifâtei zaman (zaman kaybetmeden) toplaması” isteniyordu.[2]

Erzurum Kongresi’nin aldığı en önemli karar, hiç şüphesiz, beyannamenin 10. ve son maddesinde belirtildiği gibi, kongrece seçilecek yedi kişilik bir Heyet-i Temsiliye kurulmasıdır. Seçim yapıldı ve Heyet başkanlığına Mustafa Kemal Paşa getirildi. Paşa Kongre’ye bütünüyle hakim olmuştu. Onun teklifiyle de “Vilayeti Şarkiye Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyeti” adı, beyannamenin 9. maddesinde “Şarkî Anadolu Müdafaai Hukuk Cemiyeti” olarak değiştirilmişti.

Erzurum Kongresi’nden güçlenerek çıkan Mustafa Kemal Paşa bundan sonraki çalışmalarını Sivas Kongresi’ni gerçekleştirmeye yöneltti. Kongre çeşitli vilâyetler temsilcilerinin katılmasıyla 4 Eylül 1919’da toplandı ve 11 Eylül’e kadar sürdü.[3] Erzurum’da alınan kararlar burada hemen aynen kabul edildi. Başlıca değişiklikler “Şarki Anadolu Müdafaai Hukuk Cemiyeti”nin “Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti” adını alması, Heyet-i Temsiliye üye sayısının yediden on altıya yükseltilmesidir. Mustafa Kemal Paşa bu heyetin de başkanıydı. Sivas Kongresi’nin önemi Erzurum’da sadece Anadolu’nun Kuzey ve Doğu Bölgeleri temsilcileri tarafından alınan kararların vatanın tamamı için hukuken geçerli hale getirilmiş olmasıdır.

Mustafa Kemal Paşa, Sivas Kongresi’nin kapandığı günün gecesinde, Heyet-i Temsiliye adına İstanbul hükümetine telgraf çekerek padişah ile bir saat içinde doğrudan doğruya haberleşme imkânı sağlanmasını istemiş, bu engellendiği takdirde İstanbul ile haberleşmenin kesileceğini bildirmişti. Telgraf cevapsız kalınca da Anadolu ve Trakya’nın İstanbul ile bağlantısı kalmamıştı.

Heyet-i Temsiliye’nin sert tavrı karşısında Merkezî Hükümet daha fazla dayanamadı. 2 Ekim 1919’da Damat Ferid Paşa sadrazamlıktan istifa ederek yerine, Millî Hareket’e taraftar Ali Rıza Paşa hükümeti kuruldu. Ardından seçimler yapıldı ve 1920 yılı başlarında İstanbul’da Mebusan Meclisi toplandı. Milletvekillerinin çoğu Kuvây-ı Milliyeciydi. Bu itibarla Meclis, 28 Ocak 1920 günkü gizli oturumunda “Misâk-i Milli”yi kabul etti ve 17 Şubat 1920’de kararını halk efkârına açıkladı. Altı maddelik belgenin esasları Amasya Tamimi’ne dayanır, Erzurum ve Sivas Kongrelerinin yayınladıkları beyannamelerde kayıtlı ayrıntıları da ihtiva eder.[4]

Gelişmelerden memnun olmayan İngilizler az sonra, 16 Mart 1920’de, İstanbul’u işgal ettiler ve Mebusan Meclisi’ni basarak Rauf Bey (Orbay) ile birkaç milletvekili arkadaşını Malta’ya sürdüler. Bu durumda Mustafa Kemal Paşa 19 Mart 1920 tarihli bir tebliğle “Selâhiyeti fevkalâdeyi haiz bir meclisin Ankara’da içtimaî” kararını ilgililere duyurdu.[5] İstanbul’dan kaçıp gelen milletvekilleriyle yeni seçilen temsilcilerden kurulu Büyük Millet Meclisi 23 Haziran 1920’de Ankara’da çalışmalarına başladı. Artık Amasya Tamimi’nde gerekli görüldüğü tarzda “her türlü tesir ve mürakabeden âzâde bir heyeti milliye” meydana gelmişti.

24 Nisan 1920 tarihli oturumunda Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanlığına seçilen M. Kemal Paşa aynı gün, kurulacak hükümetin dayanacağı esaslara dair bir önerge sundu. Önergede Meclis yasama ve yürütme yetkilerini kendinde toplamalı, “hükümet işlerine göre ayrılmış dairelerin idaresi”ni kendi seçeceği Heyet-i İcraiye’ye vermeli ve “İdare Heyeti’nin de başkanı olan Meclis başkanı Meclis adına yaptığı tasarruflardan dolayı… diğer vekiller gibi Meclis karşısında sorumlu olmalıdır.”[6] Önerge kabul edildi ve ertesi gün, yani 25 Nisan’da, yapılan seçimlerle sekiz kişilik geçici bir hükümet kuruldu. Bu heyetin altı üyesi seçimle belirlenmiş, tabii başkan M. Kemal Paşa ile birlikte Erkân-ı Harbiye Reisi İsmet (İnönü) Bey de seçimsiz olarak hükümete katılmıştı.[7]

Aynı gün, Yürütme Kurulu ile Meclis’in ilişkilerini kanunlaştırmak üzere 15 kişilik bir Layiha Encümeni kurulmuştu. Bu encümenin hazırladığı kanun 2 Mayıs 1920’de Meclis’te kabul edilerek 3 Mayıs’ta M. Kemal Paşa’nın başkanlığında 10 vekilden meydana gelen “Büyük Millet Meclisi Hükümeti” teşekkül etti.[8]

Erzurum ve Sivas Kongrelerinin 2. maddelerinde “Makam-ı Saltanat ve Hilafetin masuniyeti” sağlanacağı ve M. Kemal’in TBMM’nin açılışının ertesi günü mecliste yaptığı konuşmada “Makamı Hilafet ve Saltanatın masuniyeti istiklalini. bahşedecek bir ruhu temin”den söz edildiği halde[9] o gerçekte Türkiye’de Cumhuriyet kurmayı tasarlıyordu. Daha Erzurum Kongresi öncesinde, 20 Temmuz 1919’da, eski Bitlis Valisi Mazhar Müfit (Kansu)’nun Milli Mücadele başarıyla sona erdikten sonra hükümet şeklinin ne olacağı sorusuna “Şekli hükümet zamanı gelince Cumhuriyet olacaktır” cevabını vermiştir.[10]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al