TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NDE TEK PARTİ DÖNEMİ UMUMÎ MÜFETTİŞLİKLERİ (GENEL VALİLİKLER, 1927-1947)

TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NDE TEK PARTİ DÖNEMİ UMUMÎ MÜFETTİŞLİKLERİ (GENEL VALİLİKLER, 1927-1947)

Bugünkü Mülki-İdari yapılanmamızın esası, Cumhuriyetin ilanından daha önce belirlendi. Çağdaş Türk Devleti’nin temellerini oluşturan ve I. TBMM Reisi Mustafa Kemal Paşa tarafından Meclisin onayına takdim edilerek kabul edilen Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun (1921 Anayasası) 10-21. maddeleri yeni mülki idare yapısını belirlerken, 22. maddesi vilayetlerin iktisadi ve sosyal ilişkileri açısından biraraya getirilerek Umumi Müfettişlik Teşkilatı’nın kurulabileceğini, 23. maddesi ise kurulacak olan Umumi Müfettişliklere atanacak Umumi Müfettişlerin görevlerini belirledi.

İç yönetim açısından önemli bir konuma sahip olan Umumi Müfettişlikler uygulaması çok eskilere dayanır. Teşkilat, değişik zamanlarda değişik isimlerle ifade edilmiştir. Mülki taksimat ve görevlendirmede tevsi-i mezuniyet (yetki genişliği), tefrik-i vezaif (görev ayrımı) yetkilerine sahip olan her birim değişik isimler almış olsa bile bu teşkilatın görevlerini yürütür özelliktedir.[1]

Cumhuriyet İdaresi ise adı geçen kurumu bir ara teşkilat olarak yorumladı ve teşkilatın görevlerine son verme yetkisini de Bakanlar Kurulu’na bıraktı.

Cumhuriyet İdaresi tek parti yönetimi, iç idare politikasını sağlıklı bir şekilde uygulayabilmek amacıyla vilayetler üstü bir eş güdüm teşkilatı olan Umumi Müfettişlikleri ülke geneline yaygınlaştırmanın çok faydalı olacağını düşündü. Teşkilatın tarihi süreci içerisindeki önemini kavrayabilmek açısından tarihçesini kısaca açıklamak gerekmektedir.

Umumi Müfettişliklerin Tarihçesi

Umumi Müfettişlik; Hidivlik, Umumi Valilik, Eyalet Valiliği, Genel Valilik, Bölge Valiliği, Fevkalade Vali, Süper Vali, İnspektörlük, Genel Müfettişlik ve Olağanüstü Hal Bölge Valiliği gibi isimlerle değişik zamanlarda uygulanagelen teşkilatın Osmanlı Mülki İdaresi’nde de önemli bir yeri vardır ve merkezi yönetime bağlı eyalet idare yapısı ile örtüşmektedir. Şöyle ki; Sultan III. Murat’a kadar Anadolu ve Rumeli muhtelif eyaletlere ayrılmıştı. Onun döneminde imparatorlukta yeni mülki yapılanmalara geçildi. Eski livalar birer eyalet haline getirildi. Sancakların başına ise Umumi Müfettişliklerde görüldüğü gibi Tevsi-i Mezuniyet ve Tefrik-i Vezaif yetkilerine sahip üç tuğlu vezirler atandı.

Osmanlı döneminde merkezi yönetim zaman zaman olağanüstü yetkilerle donattığı üst düzey memurlarını imparatorluk içinde değişik bölgelere devlet otoritesini sağlamak ve bazı ıslahatları gerçekleştirmek amacıyla geçici olarak gönderdi. Örneğin, 1865-1866’da Güneydoğu Akdeniz bölgesindeki Ulaplı, Kozonoğulları ve Küçük Ali Oğulları aşiretlerinin devlete baş kaldırmaları üzerine bunların ıslah ve iskanları için Ahmet Cevdet Paşa ve Derviş Paşa olağanüstü yetkilerle Umumi Müfettiş olarak bölgeye gönderildiler. Yine buna benzer bir uygulama 1895 yılında Doğu Anadolu’daki aşiretlerin yaylak ve kışlaklarını tespit etmek, bozulan asayişi sağlamak vb. görevlerle Müşir Şakir Paşa, “Anadolu Umumi Müfettişi” sıfatıyla görevlendirildi. Ancak bu görevleri, verilen görevin içeriği, kadro ve çalışma esasları açısından konumuz olan Umumi Müfettişliklerden ayrı olarak özel zamanlar için olağanüstü yetkilerle görevlendirilmiş, sınırlı-kadrolu üst düzey memurlar olarak değerlendirebiliriz.

İçerik, kadro, yetki ve çalışma esasları açısından bazı nüanslarla beraber konumuza benzer yapılanmalar ilk defa Rumeli’de görülmektedir. Makedonya bölgesinde Vilayet-i Selase Rumeli Üçüncü Umumi Müfettişliği “Münchtek Görüşmesi” kararları uyarınca Osmanlı yönetiminin bölgedeki Hıristiyan azınlıkların haklarını yeterince koruyamadığı iddiasıyla kuruldu. Bölgeye atanan Umumi Müfettiş, Genel Vali yetkilerine sahip olmakla birlikte yabancı kontrölünde idi. Müfettişlik kadrosunda Rusya ve Avusturya hükümetleri tarafından birer “Ajan Sivil (Sivil yetkili memur)” görevlendirildi. Jandarma teşkilatı ise genel anlamda Fransız General Pe Gorge’un komutasında yabancı subayların emrine verildi. Balkanlar’daki Osmanlı vilayetlerine Rusya ve Fransa’nın da baskısıyla idari açıdan bir çeşit özerklik anlamına gelen bu uygulamayı fırsat sayan Hıristiyan tebaa yıkıcı bölücü faaliyetlerini artırdı, milliyetçilik fikirleri iyice yaygınlaştı ve güçlendi.

Rumeli Vilayet-i Selase III. Umumi Müfettişliği’ne 1902 yılında Hüseyin Hilmi Paşa atandı. Paşa, başta Bulgar ve Rum komitecileri olmak üzere asayişi bozanlarla mücadele etti. Hatta Selanik, Manastır ve Kosova şehirlerindeki İttihat ve Terakki Cemiyeti unsurlarının faaliyetlerini de önlemeye çalıştı.[2] Rusya ve Avusturya Hariciye nazırları Balkanlar’daki barışın ve statükonun devamını sağlamak iddiasıyla Munchtek’te toplanarak “Munchtek Programı” adı altında Makedonya için yeni bir ıslahat projesi hazırlamalarına rağmen Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkan topraklarında bağımsız devletler kurulmasına Osmanlı merkezi yönetimi adeta seyirci kaldı.[3]

Rumeli III. Umumi Müfettişliği’ne benzer bir yönetim Ermeni özerklik ve bağımsızlığını gerçekleştirmek amacıyla “Doğu ve Güneydoğu Anadolu Islahat Projesi” adı altında kurulmak istendi. Bu bölgelerde yaşayan Ermenilerin haklarını Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması’nın 61. maddesi gereğince -ki bu maddede: “…Yüce devletimiz Ermenilerin Kürtlere ve Çerkezlere karşı emniyetlerini sağlamayı kabul eder.” deniliyordu- koruyacağını iddia eden Rusya, Balkanlar’daki örneğinde görüldüğü üzere bu defa da Ermeni haklarını savunmayı üstlendi. Nitekim Episkopos Haoren Narbey İstanbul’da hazırladığı “Ermeni Bağımsızlığı Projesi”ni Petersburg’a giderek Rus çarına sundu. On maddeden oluşan Ermeni Projesi netice itibariyle öncelikle Küçük Asya’nın doğusunda bir Ermenistan Devleti teşekkülü ve onun bağımsızlığına yönelikti. Rusya’nın bu faaliyetlerinden rahatsız olan Avrupa devletleri Ayastefanos Antlaşması’nın Ermenilerle ilgili maddesini kabul etmeyerek hemen devreye girmişlerdi. Rusya, İngiltere, Avusturya, Fransa, İtalya ve Almanya’nın delegeleri 1878’de Berlin’de bir araya gelerek Ermeni isteklerini askıya alırlarken, Balkan Dağlarının kuzeyinde Bulgar Prensliği kuruldu. Rusya diğer büyük devletler gibi Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanıp kısa sürede bölüşülmesini istemiyordu. İmparatorluk kendi kötü idaresi yüzünden parçalanıp, yıkılmalıydı. Balkanlar’da kendisine destek verilmesine rağmen II. Abdülhamit’in kötü yönetimi yüzünden 1878 Berlin Antlaşması’nda Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı Özerk Bulgar Prensliği bu nedenle kurulmuştu. Küçük Asya’da da Osmanlı yönetimini revizyona alıp Ermeni ıslahat tasarısı bir an önce uygulamaya konulmalıydı. Fakat Rusya Kafkaslar’da kargaşalığa sebep olacak bu tasarıyı uygulamaya koymak istemiyordu. Zaten bölgedeki bazı aşiretlerin asayişsizliği, ayaklanmalar ve Ermeni komitecilerin eylemleri vb. Türk mahalli yöneticilerinin beceriksizliği yüzünden önlenemiyordu. Rusya’nın bu yüzden güneyindeki gürültülere ilgi duyması en doğal hakkı idi. Rusya Sivas’a kadar kendi ekonomik nüfuz alanındaki Türk toprakları üzerinde yaşayan ve haklarını korumaklı göründüğü Ermenilere yapılacak Türk saldırılarına müdahele ederek onların kendilerine daha çok yaklaşmalarını ve sıkı sıkıya sarılmalarını sağlayarak hem Ermenileri kendi emellerine alet edecek hem de kendi nüfuzundaki bölgeden istediği zaman güneye inebilecek ve Türklere karşı Hıristiyan Ermeni haklarını korumakla Batılıların da sempatisini kazanmış olacaktı.

Küçük Asya’daki Ermeni komitecilerinin eylemlerini önlemeye çalışan II. Abdülhamit yönetimine karşı Batılılaşma hareketlerini “Gavurların kanunlarını kabul eden Osmanlıların yönetiminde yaşamanın artık küfür olacağı” bahanesiyle başkaldırılarının tehlikeli olacağını sezen padişah, bölgedeki aşiret reisi, mir, prens, bey, şeyh, halife, seyyid, vb. sıfatları kendilerinde görenleri “İslam Birliği” politikası ve Hamidiye Hafif Süvari Alayları teşkilatlandırmasıyla saraya bağlamayı başardı. II. Abdülhamit’in bu politikasına Şii İran ve İngiltere karşı çıkmasına rağmen Rusya ve Almanya ses çıkarmadılar. Hamidiye Hafif Süvari Alayları sayesinde bölgedeki Ermeni eylemlerinin önüne geçilmeye çalışılırken aşiret ayaklanmaları da durdurulmuş oldu.

II. Meşrutiyet’in ilanı, II. Abdülhamit’in tahtan indirilişi, İttihat ve Terakkicilerin iç kavgaları, İtalyanların Trablugarb’ı işgalleri ve peşinden Balkan devletlerinin Osmanlı topraklarını paylaşmaları devletin yıkılma ivmesini hızlandırırken Küçük Asya’nın doğusunda askıya alınan Ermenistan projesi devreye sokuldu. Rusya, bütün dengeleri hesaplayarak takip ettiği ekonomik nüfuzu alanındaki Küçük Asya politikasında diğer devletleri ikna etmeyi başardı. Rus Dışişleri Bakanı Sazanov Avusturya- Macaristan Büyükelçilik Müsteşarı Kont Çernin’e: “Ermenistan’da kargaşalıklar çıkmasını önlemek için mutlaka ıslahat yapılmasını buradaki Türkiye Büyük Elçisine ısrarla tavsiye ettim.” derken diğer yandan Kasım 1913’te İngiliz Dışişleri memurlarından A. Parker’ın: “Doğu’da ıslahat programına alınacak vilayetlerin vaziyeti hakkında Hakkı Paşa’nın uyumlu tavrını hayretle karşıladım.” şeklindeki davranışlarıyla da Osmanlı merkezi yönetimindekileri iknada zorlanmadıklarını ifade ettikleri anlaşılmaktadır.

1913 yılında son şekli verilmeye çalışılan Rus-Ermeni ıslahat tasarısı İstanbul Rus Büyükelçiliği Baş Tercümanı Andre Mandels tarafından eskiden beri iddia edilegelen Ermeni istekleri doğrultusunda Batılı büyük devletlerin de onayları alınarak hazırlandı.[4]

Projenin uygulanması hakkında 1913 tarihli Vilayet İdaresi Kanunu esas alındı. Söz konusu projeyle II. Abdülhamit döneminde Rumeli’de uygulanan “Vilayet-i Selase Rumeli Üçüncü Umumi Müfettişliği” örnek alınacak ve teşkilatın sorumluluk alanı içindeki vilayetlerin yönetimi 1913’te hazırlanan Umumi Müfettişlik Geçici Kanunu ve yine 1913’te hazırlanan Umumi Müfettişlikler talimatnamesi esaslarına göre hareket edilecekti.[5]

Nitekim yeni seçimler neticesi 14 Mayıs 1914’te meclis açılış konuşmasında Umumi Müfettişlik hakkında bilgi veren padişah: “Umur-ı Vilayatın (Vilayet işlerinin) sıkı bir teftiş ve murakabeye tâbi tutulması, emn-ü asayişin takriri (güvenlik işlerinin sağlamlaştırılması) ve inkişaf-ı iktisadinin (ekonominin gelişmesi) temini için elzem (gerekli) göründüğünden taksimat-ı coğrafiye (coğrafi bölünme) itibarıyla altı müfettişlik idaresi teşekkül ve her bölgeye bir Umumi Müfettiş atanması uygun görülmüştür. Bu teşkilatın memleket için müsmir (faydalı-verimli) ve gür olacağını ümit ederim[6] temennisiyle meclisi aydınlattı.

Padişahın övünçle tanıttığı bu yeni idare, aslında Küçük Asya’nın doğusunda Ermeni özerkliğine ve bağımsızlığına giden yolu açmış oluyordu.

Yeni yönetimle Ermenistan adı altında iki vilayetin birleştirilip tek vali emrine verilmesine karşılık Osmanlı yönetimi ise yedi vilayet ve bir müstakil sancaktan oluşan daha geniş bir bölgede iki Umumi Müfettişliğin kurulmasını istiyordu. Bu arada Rusya’ya göre tek Umumi Müfettişin, Bab-ı Aliye göre ise iki Umumi Müfettişin kimler tarafından, kimleri nasıl, ne şekilde atayacakları ve yetkilerinin neler olacağı tartışılırken Almanya Rusya’ya bir ültimatom verdi. Buna göre, altı Ermeni (Türk) vilayeti padişahça atanacak olan bir Umumi Müfettişlik idaresinde birleştirilecek, Umumi Müfettiş Hıristiyan, Türk veya Avrupalı olacaktı. Umumi Müfettişlik emrine verilecek olan altı vilayet Osmanlı’dan ayrılacak vali ve yargıçları Umumi Müfettiş atayacak, idari ve askerlik işleri Osmanlı’dan ayrı olarak yürütülecek, askerler sadece Ermenistan’dan alınacaktı.

Osmanlı Devleti açısından Makedonya örneğindeki kötü gidişatın başlangıcı anlamına gelen bu kötü yönetim hakkında birtakım tartışmalarda ortadan kalkınca 8 Şubat 1914’te Hariciye Vekili Sait Halim Paşa ile Rusya temsilcisi Konstantin Gulkeviç arasında İstanbul’da yapılan bir protokolle son şeklini aldı. Doğu Anadolu iki bölge vilayetinin başlarına geçirilecek olan iki Umumi Müfettişin gösterilmesinden sonra Bab-ı Ali büyük devletlere nota yollayacak ve iki Avrupalı yabancı müfettiş Doğu Anadolu’nun iki ayrı vilayetinde göreve başlayacaktı. Buna göre:

  • Bay A: Erzurum, Trabzon ve Sivas,
  • Bay B: Van, Bitlis, Harput ve Diyarbakır Umumi Müfettişi olacaktır.

Umumi Müfettişler kendi bölgelerinin idari, adli, polis ve jandarma kurumlarını denetleyecekler, bölgedeki güvenlik güçlerinin yeterli gelmemesi durumunda Umumi Müfettişin talebi doğrultusunda bölgeye yeterli sayıda askeri güç gönderilerek Umumi Müfettişin emrine girecekti.

Bu projeye öncelikle olumlu bakan devletlerden birisi olan Almanya, padişah ve Bab-ı Ali’ye sabır tavsiye ederken hükümetin Ermenilere verdiği imtiyaza rağmen mağdur edilen Müslümanları ihmalle bölgede yaşamakta olan Kürtleri de ayaklanmaya tahrike çalıştı. Almanya’nın bu tutumuna karşı Osmanlı’ya yönelik politikasında İngiltere ile uzlaşıcı hareket eden Rusya Osmanlı Küçük Asya topraklarını parçalamayı geciktirmeye çalışırken, bölge halklarına uyguladığı ikili politikaları Ermeni, Türk-Kürt jenosidine yönelik “Ermenisiz Ermenistan” sloganını 1915’teki Osmanlı yönetimince Ermeni tehcir hareketi ve sonrasındaki Ermeni saldırılarıyla kendi lehinde kullanmasını bildi.

Umumi Müfettişlikler kanunu Şubat 1914’te Takvim-i Vakayi’de (Resmi Gazete) yayınlanarak yürürlüğe konuldu. Buna göre;

  • Birinci Bölge Umumi Müfettişliğine Hollandalı Wevtennek,
  • İkinci Bölge Umumi Müfettişliğine de Norveçli Hoff getirildi.[7]

Proje her ne kadar Ermeni isteklerini tamamen yansıtmamışsa da her iki Umumi Müfettişliğin hayata geçirilmesi Ermeniler arasında büyük bir coşku ve sevinçle karşılandı. Ermeniler tebrikler, telgraflar ve mesajlarla büyük devletlere minnet ve şükranlarını sundular. Fakat bir ay sonra Almanya, Avusturya, Osmanlı Devleti ve Rusya’nın Birinci Dünya Savaşı’na girmeleri projenin hayata geçirilmesine olanak vermedi.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ