TÜRK TAKILARINDA UMAY İNANCININ İZLERİ VE AVRASYA KÖKLERİ

TÜRK TAKILARINDA UMAY İNANCININ İZLERİ VE AVRASYA KÖKLERİ

Giriş

Günümüz Türk halkları arasında farklı isimler altında tanınan ilahe Umay (Humay, Huma, Imay, Ima, Umma) Türk kültürünün belki de en eski ve kalıcı geleneklerindendir (Çoruhlu, 2006: 42, 136; Ögel, 2002: 483, 547; A6paM30H: 1990: 292-297; ^^ıpeHKOBa, 1928: 134-139; A6paM30H, 1949: 3-90, noTanoB, 1973: 269-285 (270-278); noTanoB, 1978a: 35). Bugün daha çok dişi ruh, bereket ve doğurganlık simgesi, kadın ve çocukların hamisi olarak bilinen bu ilahın Göktürk çağındaki konumu çok daha geniş ve kapsamlı olmuştur. Orhun yazıtlarında adı geçen Umay’ın Göktürkler tarafından Gök Tanrı ve Erlik ile eşit derecelendirildiği, yeryüzünde yaşayan tüm canlıların hamisi, Kut sahibi, Gökler ile Yer, materyal dünya ile ilahi âlem arasında bağlantıyı sağlayan, ruhların koruyucusu, ebedi yaşamın bekçisi, bereket sahibi olaİrak görüldüğü anlaşılır (Gre6neBa H.B., 1972, c. 215; ManoB C.E., 1961, c. 68; noTanoB T.n., 1973, c. 269; Ta6angneB, 1996: 69­70; Motob, 2001). Türk mitolojisinde Umay’ın Hayat Ağacı gibi önemli bir motif ile ilintisinin yanı sıra Ateş unsuru ile bağlantılı olması Potapov’a göre çok arkaik kökenine işaret etmekte ve Paleolitik çağ anaerkil toplumlarında ortaya çıkan Ana tanrıçadan türemiş olabileceğini akla getirmektedir (noTanoB .T.n., 1973). Büyük ihtimalle Avrasya kökenli olan bu ilah Göktürk çağından çok daha önce ortaya çıkmış, farklı kültürlerde çeşitli kimlikler kazanarak yaşatılmış, zaman içinde gelişen yeni medeniyetlere bölgesel miras olarak devredilmiştir (CKo6eneB, 1998­99).

Umay ilahının zaman içindeki gelişiminin bir ara halkasını temsil eden İskit çağı Büyük Ana Tanrıça kültü aynı Avrasya coğrafyasında MÖ. 1. Binyılda var olmuş ve çok sayıda maddi kültür örneklerinde tebarüz etmiştir (A6aeB, 1962: 445­450; KnamTOpHbffl & CaBHHoB, 1994: 80-81; CKo6eneB, 1998-99). Avrasya’nın en parlak kültürlerinden biri olan İskit kültüründen adını almış bu çağda İskitlere paralel gelişen Sak, Massaget, Sarmat ve Savromat gibi diğer kültürlerin de geliştiği bilinmektedir. Bunların bıraktığı zengin kültürel mirasın incelenmesi başta “hayvan üslubu” olmak üzere pek çok yakın ve ortak cihetin varlığını ortaya koyarak yoğun karşılıklı etkileşimin ve kültürel kaynaşmanın mevcudiyetinden söz etmeye zorlamıştır (A36eneB,1992: 211-214). Bugün akraba kültürler olarak değerlendirilmeye başlayan bu halkların inanç sistemindeki benzer ve ortak simgelerden birini Ana Tanrıça teşkil etmekte ve görsel anlamda bol örnekler sunmaktadır (Beksaç, 2004). Günümüze ulaşabilen tüm bu tasvirler Göktürklerin Umay ilahından en az binyıl önce aynı coğrafyada yaşayan medeniyetler tarafından ortaya koyulmuş ve bu nedenle Umay kültünün kaynak ve selefi olarak görülebilmektedir.

Bu tasvir ve betimlemelerin incelenmesi bir taraftan Ana Tanrıça’nın bu dönemdeki simgesel anlamı ve inanç sistemindeki “görev ve sorumluluklarına” ışık tutarken, diğer taraftan onun ikonografisinin gelişim yolunu ve özelliklerini de ortaya koymaktadır. Göktürk çağı Umay ilahesinin belirlenmiş ikonografisi ile karşılaştırıldığında Avrasya’nın Ana Tanrıça motifinin zaman içinde kısıtlanmağa yüz tutan anlam dağarcığının hangi yönde ilerlediği ve Türk kültüründe hangi hususların daha öne çıktığı da ayrıca anlaşılır. En büyük sarsıntını İslam’a geçiş sırasında yaşayan eski inanışlar arasında Umay’ın varlığını koruyabilmesi manidardır. İlginçtir ki günümüz Türk halkları tarafından sevilerek kullanılan kadın takılarında uygulanmakta olan bir grup simge ve motifler daha İskit çağı Avrasya’da ortaya çıkmış, Göktürk döneminde Umay ile ilişkilendirilmiş, onun belirti ve nesneleri olarak teşhir edilmiştir. Son derece olumlu ve önemini yitirmeyen anlamlarından dolayı yaşatılmağa devam eden bu simgeler bazı geleneklerin sürekliliğinin ve kültürün temel hatlarını koruduğunun emaresi olmalıdır. Bu kültür zincirini yeniden canlandırarak bir taraftan tarihi hafızamızı, diğer taraftan ise maddi kültür belleğimizi canlandırmış, sahip olduğumuz birikimin anlam içeriğini yeniden çalıştırmış oluyoruz.

İskit Çağında Ana Tanrıça İkonografisi

Tuva’nın yakınlarındaki Aıjan kurgan buluntularıyla kesinleşen Asya kökeni İskit kültürünün tarihi araştırmalarında önemli dönüm noktası oldu (fflep, 1992: 37­42). Bu mezarda ortaya çıkan buluntular İskit sanat ve kültürünün özgün kökenli olduğunu kanıtlayarak ortak Avrasya medeniyet ortamından söz etmeğe imkân verdi (Tpon^aa, 2007: 4-8). Çağdaş Rus kaynaklarında “İskit-Sibirya Kültür Dünyası” olarak adlandırılan bu medeniyetin Sibirya ve Altay dışında Karadeniz ve Orta Asya coğrafyasını da içine aldığı, çeşitli İskit halkları dışında onlarla akraba olarak görülen Sak, Sarmat, Massaget, Savromat, Sargat ve Tagar kültürlerini de kapsadığı bildirilir. Ayrıca günümüz Moğolistan ve Çin topraklarında da bu kültürün izleri bulunmuş ve araştırılmaktadır.

Sözü geçen dönemden günümüze ulaşan miras daha çok kurgan mezarlarda ele geçen buluntulardan ibarettir. Avrasya’nın tüm MÖ. 1. binyılına hâkim olan “hayvan üslubu” tarzında süslenmiş bu eserlerin üzerinde çeşitli gerçekçi canlılar ve hayali yaratıklar ve bunların iştirakiyle düzenlenen hayvan mücadele sahnelerine rastlanır. Her türlü kullanım eşyası, halı, kilim, yaygı, mobilya, at arabası, at süsü, kap-kacak, silah ve takıları kaplayan bu tarz süslemelerde insan tasvirleri nispeten ender rastlanan süsleme motifi olsa da, mevcut örnekler belli bir gruplandırma yapmağa imkân tanımaktadır (EeccoHOBa, 1983: 77, 81, 89, 93, 95, 107, 111).

Avrasya’nın MÖ. 1.binyıl sanatında insan figürleri daha çok grup halinde ve belli bir olayı veya ritüeli canlandıran sahnelerde karşımıza çıkmaktadır. Bunlar o dönem insanının yaşam tarzı, inanç sistemini ve geleneklerini yansıtan sahnelerden oluşmakta, burada av, savaş, mücadele, gündelik yaşam, tanrılara tapınma, sunu sunma, ant içme, kan kardeşliği ve eğlence gibi çeşitli konular çalışılmaktadır. Tüm bu tasvirler arasında ilgimizi çeken ve tanrıça olarak yorumlanabilen kadın figürleri genellikle ya tek başına ya da birkaç canlıyla birlikte canlandırılmıştır. Bunların dışında tanrıça figürüne tapınma ve sunu sunma sahnesi şeklinde algılanan ikili, üçlü veya daha kalabalık düzenlemelerde de rastlanır. Bu sahnelerin belli bir düzeni ve ikonografisi o çağda var olan inanç sistemi, tanrı panteonu ve dini gelenekler hakkında önemli bilgiler sunmaktadır.

Bu konuda bilgi içeren bir diğer kaynak ise Karadeniz çevresinde yaşamış İskitlerin komşusu olan Eski Yunan yazarlarının eserleridir. Bilhassa Herodot ve Hipokrat’ın edebi mirası o döneme has masalsı bir anlatım dili ve özel yorumlar içerseler de, İskit tarihi araştırmacıları için ilk başvuru kaynağı olarak görülmektedir. (Herodot tüm İskit tanrılarını Grek tanrıları ile kıyaslayarak, her birine denk bir veya birkaç Grek tanrısını örnek vermesi anlam kargaşası oluşturmuş, İskit inanç sistemini hep “Yunan anahtarıyla” çözülmeğe mecbur bırakmıştır).

Herodot’a göre İskitlerin ana tanrı panteonunu teşkil eden yedi figür arasında Tabiti en çok sayılan ve önem verilen ilah olmuştur (repogoT, IV: 59). Herodot’un Tarih’inde Tabiti’ye verilen tanımlamalar arasında onun “İskitlerin kraliçesi, Hâkimi ve Hükümdarı olduğu” ibaresi de yer alır (repogoT, I: 184-187, 205-208, 211-214). Bu tanrıçanın İskitlerin sosyal yaşamında kapsadığı yer belli zamanlarda yapılan dini tören ve kurban sunma merasimlerinde de aksini bulmuş, ayrıca İskit kralları tarafından verilen antların onun adına veriliyor olması ve bu tip andın bozulmasının ölüm ile neticeleneceğine olan inanç da Tabiti’nin önemine ışık tutmaktadır (repogoT, IV: 68). Yapılan araştırmalarda Tabiti’nin sürekli yaşam, doğurganlık-bereket ilkesi ile bağlantılı olduğu (Popov, 1976: 109-119), Yer unsuru ile ilintisi tespit edilmiş, ateşin simgesi olarak görüldüğü ve bu nedenden dolayı hem ocak, hem adak, hem de güneş ile ilişkilendirildiğini öne sürülmüştür (PaeBCKHH, 1977: 92; ApTaMoHoB, 1961: 58-71). Tabiti’nin tüm bu özellikleri ve ayrıca İskit toplumunda “Soyun Büyük Ecdadı” şeklinde algılanmış olabileceği (neTpoB, 1963: 23; ApTaMoHoB, 1961: 58; TpaKoB, 1971: 86) tahmini onun Ana Tanrıça kültünün uzantısı şeklinde görülmesini ve kimi zaman Büyük Ana Tanrıça şeklinde adlandırılmasını sağlamıştır (ApTaMoHoB, 1961: 58-71; Rostovtzeff,1922: 107; EgbHH^KHH, 1960: 50; neTpoB, 1963: 22; Mapa3oB, 1976: 45-52; EeccoHoBa, 1983:25-36 (27))

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ