TÜRK SANATINDA İNCE KÂĞIT OYMACILIĞI (KATI’)

TÜRK SANATINDA İNCE KÂĞIT OYMACILIĞI (KATI’)

Herhangi bir tezyini motif veya yazı karakterinin kâğıttan kesilerek oyulması yoluyla yapılan ve tarihi kaynaklarımızda ‘Katı’ olarak adlandırılan ince kâğıt oymacılığı, eski Türk kitap sanatlarının en ilginç ve önemli kollarından biri olmak özelliğini taşımaktadır.

Osmanlıca Sözlük’teki tanımlanmasına göre, Kat’=kesme, kesilme; Katı’ (ka uzun okunur) = kat’ eden, kesen, Katı’a= katı’nın müennesi (dişisi); katı sanatı ile yapılmış dantel gibi kâğıt oyması eserler demektir. ‘Katta’=kat’ eden, kâğıt veya deriden ince oyma süsler ve yazılar yapan sanatkâra denir.[1] Bu işi yapanlar çoğul biçimde, ‘Kattaan’ olarak bilinir. ‘Mukatta’, katta kelimesinden türemiş olup, deri veya kâğıttan oyma şeklinde yapılan işlere verilen bir addır. Kâğıdı kesip oymak yoluyla oluşturulan yazılara da ‘Mukatta Yazı’ denir.

XVI. yüzyılın ünlü tezkere yazarlarından Aşık Çelebi, Tezkeresi’nde bu sanat dalı için Farsça kökenli ‘efşan’ kelimesini kullanmış, bu dalda uğraşanlara da efşanbür veya efşancı adını vermiştir.[2] Eski el yazması kitap ciltlerinin iç veya dış kapaklarında bulunan deri oyma süslemelere ‘filigree’ adı verilmiştir. Kağıt oymacılığının Fransızca karşılığı bazı kaynaklarda ‘l’art de la silhouette’ veya ‘decoupage’dır. İngilizcedeki tanımı ise ‘paper filigree’, ‘paper-cut’ veya ‘silhouette cutting’ şeklindedir. Alman kaynaklarında ise ‘silhouettenkunst’ veya ‘scherenschnitt’ olarak adlandırılmıştır.

Kağıt oymacılığında kâğıttan kesilip çıkartıldıktan sonra başka bir zemine yapıştırılan kısıma ‘erkek oyma’, içi oyulmuş kısıma da ‘dişi oyma’ adı verilir. Kesme işlemi dikkat ve ustalıkla yapıldığında, oymaların negatifi ve pozitifi, yani desen ve zemin motifinin her ikisi de kusursuz çıkmakta ve bunlar özellikle karşılıklı sayfalarda kullanılmaktadır. Türk sanatının zengin tezyini elemanlarını son derece ufak ölçülerde, kusursuz bir şekilde kâğıttan keserek çıkartmak şüphesiz büyük bir maharet gerektirir.[3] Tarihimizdeki kâğıt oymacılığında, bu tarzda hazırlanmış desen veya yazıların farklı renkli zeminlere yapıştırılması suretiyle sanatkârane yazılar ve tezyini sayfalar meydana getirilmiştir. Türk süsleme sanatının şemse ve köşebent tarzı stilize formları, yazılar, geometrik şekilller, çeşitli çiçekler, nebatlar, vazolar, tabiat manzaraları ve hayvan figürleri bu dala ait eski eserlerin popüler motifleri olarak dikkat çekmektedir. Anlaşılacağı gibi, büyük bir desen çeşitliliği arzeden bu tarz oymaların eski cilt kapakları, murakka’ albümler, el yazmaları, hat levhaları ve bazı yazı çekmeceleri gibi değişik nitelikli eserlerde, ilginç olduğu kadar dönemlerinin süsleme üslubunu aksettiren önemli örnekleri bulunmaktadır.

I.

Kökleri Uzak Doğu’ya dayanan katı’ sanatı İslam aleminde XV. yüzyılda uygulanmaya başlamıştır. Bu sanatın kâğıt üzerindeki en eski örneklerine XV. ve XVI. yüzyıllarda Herat’ta yaşamış olan üstadların eserlerinde rastlanılmaktadır. Tarihçi Gelibolulu Mustafa Ali tarafından 1586 yılında yazılan ve hat, tezhip, minyatür, cilt ve oyma sanatları ile bunların ustalarından bahseden ‘Menakıb- Hünerveran’ adlı eserin ‘Katı’an’ (Oymacılar) bölümünde, bu dalın ilk ve en önemli temsilcisinin XV. yüzyılda Herat’ta yetişmiş ve orada eserler vermiş olan Abdullah Kaat’ı olduğu belirtilir. Yine aynı eserde, diğer katı’ ustaları arasında Abdullah Kaat’ı’nın oğlu ve aynı zamanda onun sanatını koruyan öğrencisi olan Şeyh Muhammed Dost Kaat’ı’dan, üstad babasının mertebesine yaklaşmış bir sanatkâr olarak söz edilirken, Şeyh Muhammed Dost’un öğrencisi Seng-i Ali Bedahşi ve hattat Mir Ali’nin oğlu Mevlana Muhammed Bakır’ın da bu sahada seçkin üstadlardan olduğu ifade edilir. Mevlana Muhammed Bakır genellikle babası Mir Ali’nin yazılarını oymuştur.[4] Bu dönemde eser veren Heratlı kaatı ustalarının sanat kudretini en güzel şekilde ortaya koyan ince oyma yazılar,oyma tabiat tasvirleri ile çeşitli süslemeler, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde H. 2153 no.’da kayıtlı bulunan ve Fatih Albümü olarak bilinen eserde ve yine bu kütüphanedeki diğer albümlerde bulunmaktadır.[5]

Kağıt oyma sanatının Osmanlılara gelişi XVI. yüzyıl başlarındadır. Özellikle Kanuni Sultan Süleyman Devri’nde katı’a türü incecik yazılar ve çeşitli tezyini motifler, çok sayıda değerli el yazmasının tezhipli bezemeleri yanında önemli süsleme unsurları olarak yer almıştır. Efşancı Mehmed, Benli Ali Çelebi, oğlu Abdülkerim Çelebi, Mehmed bin Gazanfer ve Mevlana Kasım Arnavud gibi isimler bu sanatın ince uygulama tekniğini eserlerine en mükemmel biçimde aksettiren önemli katı’ ustalarıdır. Bu yüzyıla ait katı’ sanatını örnekleyen başlıca eserlerden bazıları, 1540 tarihinde Kanuni Sultan Süleyman’ın şehzadesi Mehmed için hattat Benli Ali Çelebi tarafınden ta’lik ve nesih hatla katı’ olarak hazırlanmış Kırk Hadis (Hadis-i Erbain) (Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, E. H. 2851) ile yine bu sanatkâr tarafından talik oyma yazılarla hazırlanarak Kanuni’ye sunulmuş olan bir şiir mecmuasıdır (Mecmua-yı Aş’ar, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, R. 1963). Ayrıca, Ali Çelebi’nin sanatkar oğlu Abdülkerim Çelebi’nin eseri olan hat albümü (Topkapı Sarayı Müzesi, H. 2177), bu dala ait bir diğer önemli örnektir.

1560/1565 yıllarında yapılmış olup içinde nefis bir katı’ bahçe manzarasının yer aldığı Şah Mahmud Nişapuri Albümü (İstanbul Üniversite Kütüphanesi, F. 1426) ile 1540 yılında sanatkar Mehmed bin Gazanfer tarafından oyma talik yazılarla ve dişi oyma tarzdaki süslemelerle hazırlanmış Gûy ve Çevgân adlı mesnevi de (Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, H. 845) bu ihtişamlı devrin en güzel katı’ türündeki eserleri arasında yer alır. Mehmed bin Gazanfer’in bu daldaki bir diğer ince çalışması, ‘Kasîde-i İdiyye’dir (İstanbul Üniversite Kütüphanesi. TY. 9350). Kanuni Sultan Süleyman’a ithaf edilmiş bu ufak albüm içerisinde yer alan on ta’lik kıt’a, çeşitli renkli kâğıtlar üzerine çoğunluğu altın ve kalınca beyaz kâğıttan kesilmiş harflerden meydana gelmiştir.

Osmanlılarda XVI. yüzyılda böylesine gelişen kâğıt oymacılığı, bu büyük devletin gelenek ve sanatlarına merak duyan Batı dünyasının da ilgisini çekmiş, bu yüzyılın sonunda ve XVII. yüzyılın başlarında Avrupalılar bu dalı benimseyerek edindikleri örnekler yoluyla kendi sanatlarında bir yüzyıldan daha uzun süre hüküm sürecek ve silhouette (gölge resim) olarak tanımladıkları kendi tarz oyma figürlerini geliştirmişlerdir.[6]

XVII.   yüzyıl başlarında Türk kâğıt oymacılığında yetişmiş en ünlü isim, Fahri el Bursavî olarak bilinen sanatkârdır. Hayatı hakkında yegane bilgi olan Bursavî imzasından, Bursalı olduğu anlaşılmaktadır. Bu sanatı uygulamaktaki hünerleri çeşitli neşriyatlarda konu edilen Fahri hakkında en eski kaynak sayılabilecek’ Menâkıb-ı Hünerverân’da Gelibolulu Mustafa Âli Efendi şunları yazmaktadır:

‘Anadolu’da yetişenlerden Bursalı Fahri ise, kıt’a kesişinde dünyada benzeri olmayan bir sanatkârdır. Bahçe düzenlemede, çiçek ve çiçeklerin çeşitlerini kesmekte güzellikleri üstün gelmiş sanat eserleriyle her yerde beğenilmiş ve değeri teslim edilmiştir. Bunlardan başka daha nice katı’ sanatkârları vardır.

Ancak en tanınmışları ve hüner sahipleri bunlardır’[7]

Bursalı Fahri’nin çoğunluğu Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde korunan ve bazı özel koleksiyonlarda çok sayıda ince oyma eserleri vardır. Viyana Milli Kütüphanesi’nde Sultan III. Murad’a ait 1572-73 tarihli bir murakka’ albüm içerisinde Fahri oyması ta’lik yazılar ile yine bu sanatkâra atfolunan bir de bahçe manzarası bulunmaktadır. Bir kaynakta ise, Fahri’nin Sultan I. Ahmed’e sunulmuş baştan başa oyma ‘Gülistan’ adlı bir eserinden söz edilmektedir.[8] Ayrıca, Konya’da Mevlana Müzesi, No. 102’de kayıtlı bulunan bir mecmua içerisinde Fahri imzalı bir talik kıt’a mevcuttur. Bu imza, eserde yer alan çeşitli katı’a türündeki çiçek derlemelerinin de bu sanatkâra ait olabileceğini düşündürmektedir.

Mevlevî bir sanatkâr olan Bursalı Fahri’nin sadece kâğıt oymacısı değil, aynı zamanda makta’, keşkül ve enfiye kutusu gibi eşyaların da oymalarında hüner sahibi olduğu ifade edilmiştir. Bu konuda, ‘Eski Eserler Ansiklopedisi’ndeki ‘Fahri Oyması’ kısmında, “Fahri namında Bursalı bir üstadın fevkalade oymalarının bu adla daha meşhur ve daha cihan şumul olduğu, katı’acılar arasında ismi geçen bu zatın elinde fildişi, bağa, udağacı ve pelesenk’in kâğıttan daha kolay işlendiği, işlemecilik ve oymacılıkta bu üstadın bir emsalinin daha bulunmadığı’’ kaydedilmektedir.[9]

Kağıt oymacılığında Bursalı Fahri döneminin ardından, yine bu sanat dalına ait XVII. yüzyıl sonlarına ait önemli bir eser, “Tuhfe-i Gaznevî’ adlı albümdür (İstanbul Üniversite Kütüphanesi, T. 5461). Katı’ ustalığı kadar hattatlık, müzehhiplik, mücellitlik, ressamlık ve hakkâklık gibi çeşitli sanatların erbabı, yani “hezarfen’’ olan Gazneli Mahmud adlı sanatkâr tarafından hazırlanarak 1685 tarihinde Sultan IV. Mehmed’e sunulan albümün, bu ustanın elinden çıkmış olan oymalı cildi, tezyinatı ve ihtiva ettiği ufak boyutlardaki kâğıt oyma süslemeleri, onun bu daldaki maharetini ortaya koymaktadır. Kağıt oymacılığında isim yapmış bu yetenekli ustalar kadar, adları bilinmeyen çok sayıda sanatkâr da süsleme tarihimizin bu dalında iz bırakan nadide eserlerin yaratıcısı olmuşlardır. Böyle isimsiz sanatkârlara atfedilebilecek katı’a türündeki çalışmaların en hoş ve başarılı örneklerinin bazıları, XVII. yüzyıldan başlayarak İstanbul’da görülen bir halk resmi çığırını temsil eden ve ‘çarşı ressamları’ olarak adlandırılan kişilerce o dönemde yabancı seyyahlar için hazırlanmış kıyafet albümü niteliğindeki bazı kitaplarda görülür.[10] Bu tür albümlerin en tipik örneklerinden birini oluşturan 1618 tarihli ‘Mundy Albümü’ndeki (Londra, British Museum, 19746-17 013) minyatürlerin kenarlarına birer süs unsuru olarak yapıştırılmış tabii üslûpta kâğıt oyma çiçekler, kır bitkileri ve ağaç tasvirleri ile vazo motiflerinin yalın güzelliği dikkat çekicidir. ‘Mundy Albümü’ ile çağdaş olan ve benzer tarzda oymalarla bezeli bir diğer kitap da yine çarşı ressamları tarafından yapılmış bir kıyafet albümüdür (Paris, Bibliotheque Nationale, Od. 26). Kitabın minyatürlü bölümünden sonra boş kalan sayfaları değerlendirmek üzere aynı ressamlarca kesilerek yapıştırıldığı anlaşılan kâğıt oymalar, Mundy Albümü’nden farklı biçimde, sayfaların ortalarını kaplayacak bir düzen içinde yerleştirilmiştir. Buradaki oymalar başta çiçekler olmak üzere yuvada leylekler, tavus kuşu, ağaç dibinde keçiler, yelkenli gemiler, at üstünde ok atan adam figürü, şeytan, selsebil ve köşk tasvirleri gibi ilginç motiflerden oluşmaktadır.

Kağıt oymacılığının son parlak dönemi olan XVIII. yüzyılda, bu dalda faaliyet göstermiş başlıca sanatkârlardan ve eserlerinden söz edilecek olursa: Mehmed Halazade, bu yüzyılın başlarında bu dalın önemli ustalarındandır. Eserlerinin birinde bulunan Edirnevî imzasına göre Edirnelidir. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’ndeki 1700 tarihli, oyma talik hatlarla hazırlanmış bir Velâdetnâme’nin hem şairi hem de hattatıdır. Yine bu yüzyılın bir diğer önemli katı sanatkârı olan Mehmed Nakşî’nin de yine Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde muhafaza edilen son derece ustalıkla yapılmış oyma kıt’aları mevcuttur.

XVIII. yüzyılda özellikle çiçek türündeki oymalarla canlılığını sürdüren bu dalın en göz alıcı kompozisyonları ile dopdolu, lâkin yine sanatkârları bilinmeyen bir başka kitap, 1700 tarihli Mehmed Selim Divanı’dır (Ankara, Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi). Bu Divanın baş kısmındaki üç sayfayı baştanbaşa kaplayan ve altın zemin üzerinde tamamiyle katı’a çiçeklerden oluşan bahçe manzaraları ile vazolu buketler, adeta kâğıttan değil de kurutulmuş çiçeklerden yapılmış izlenimini verecek şekilde canlı bir görünüm içindedir. Bu bağlamda sözü edilecek bir başka örnek de, yine aynı döneme ait bir Türk şiir antolojisidir (Londra, British Library, Or. 13763). Kitabın cilt kapağı içerisindeki oyma çiçek tasvirlerinin desenlendirilmeleri kadar işleniş tarzları, Mehmed Selim Divanı ile bu antolojinin aynı katı’ sanatkârlarının çalışmaları olduğunu düşündürmektedir.

XVIII. yüzyıl kâğıt oymacılığının bir diğer ünlü ismi ise, Derviş Hasan Eyyûbî’dir. Bu sanatkârın yapmış olduğu oyma süslemeli bir yazı çekmecesi, bilinen tek eseridir (Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, CY 4631). Çekmecenin iç ve dış kapağında tamamen oyma tekniği ile yapılmış Boğaziçi manzaraları ve bunlara ait incecik ayrıntılar, Derviş Hasan’ın bu sahadaki ustalığının kanıtlarıdır. Yine aynı dönem kâğıt oymacılığının bir başka olağanüstü ustalıklı eseri, Cambazzâde Osman adlı bir sanatkâr tarafından yapılmış 1723-1724 tarihli bir koru manzarasıdır (Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, H. 1924). Deri bir kutu içinde yer alan ve üç boyutlu olarak düzenlenmiş bir koru tasviri, ortasından akan deresi, çeşit çeşit çiçekleri ve otları kadar hayvan motifleri, renkli kâğıtlar, ebru kâğıtları ve kuş tüylerinden kesilip yapıştırılarak son derece çarpıcı bir biçimde canlandırılmıştır.[11]

XVIII.  yüzyılın ikinci yarısından itibaren gerilemeye yüz tutan Türk kitap sanatlarının bir dalı olarak kâğıt ve deri oymacılığı da bu olumsuz gelişmelerin dışında kalamamış; XIX. yüzyılda bu sahada ciddi bir eserin ortaya konulamaması katı’ sanatının da sonunu hazırlamıştır. XIX. yüzyılın ikinci yarısı ve XX. yüzyıl başları itibarıyla üretilen katı’ eserler, dişi oyma tekniğiyle yapılan daha çok yazı-resim tarzındaki hat levhaları ile sınırlı kalmıştır. Vahdetî, Süleyman, Osman Rıfkı, Mehmed Rıfat gibi isimler, bu dönem oyma hat levhalarının bilinen sanatkârlarından bazılarıdır. Bu kişilere ait imzalı eserlerden bir kısmı Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi, Antalya Şehir Müzesi, Konya Mevlânâ Müzesi, Türk İslam Eserleri Müzesi ile Konya Koyunoğlu Müzesi’nde bulunmaktadır. Ayrıca bu tür oyma levhalara ait İngiltere’de Nasır D. Halili Koleksiyonu’nda ve bazı diğer özel koleksiyonlarda da değerli örnekler mevcuttur. Diğer taraftan, XIX. yüzyılın sonlarında İzmir’de yaşamış olan Osmanlı Musevi sanatkârlarınca klasik katı’ tekniğinde yapılmış bazı tür kâğıt oymalar da, bu dalın ilginç bazı örneklerini oluşturmaktadır. 1890’li yıllarda Yoseph Abulafia ve Yoseph Halevi b. Yizhak adlı kişiler bu sanat dalının Osmanlı Musevi cemaatindeki önde gelen temsilcileri olmuşlar, bu dine ve geleneklerine uygun olarak hazırlanan evlilik kontratları ile sinagogları süslemek üzere kullanılan ‘şivvit’ levhalarını tamamen katı’a şeklinde yapmışlardır. Dini ve folklorik anlamlı bu çok çeşitli kâğıt oymaların desenlendirilmesinde Türk sanatının etkisi bariz şekilde görülmekte, başta çiçek ve nebatlar olmak üzere Türk süslemesinde sık kullanılan birçok motif ağırlık taşımaktadır.[12]

II.

Yazılı eserlerin koruyucusu olduğu kadar bunlara güzellik kazandıran ve gösterişlerini arttıran ciltler, özellikle eski Türk el yazmalarından görülen zengin bezemeli tarzları ile kitap sanatlarımız içerisinde önemli bir yer tutmaktadır.

Klasik Osmanlı deri ciltlerinde en karakteristik süslemeler, kapak, sertâb, mikleb ve iç kapak üzerinde bulunan şemse, salbek, köşebent motifleri ile bunları çevreleyen bordürden oluşur. Genellikle oval bir madalyon biçiminde olan şemse motifi ile köşebentin cilde uygulanış tarzları çeşit çeşittir. Bu bezemeler soğuk şemse, alttan ayırma şemse, üstten ayırma şemse, mülevven şemse, mülemma şemse ve müşebbek şemse gibi adlar almışlardır. “Müşebbek’’ veya “katı’a şemse’’, traşlanarak inceltilmiş derilerin dantel gibi oyularak cilt kapağının genellikle iç yüzündeki değişik renkli zemine yapıştırılması suretiyle yapılan ince, güzel, fakat o nispette de zahmetli bir bezeme tekniğidir. Bunlara “müşebbek köşe’’ de denir. Aslında bu usûl ile ortaya çıkan deri oymacılığı katı’ sanatının kökü olup, İslam ve Türk kitap kaplarında XIV. yüzyıldan itibaren yapılmaya başlanmıştır. Nitekim, bu yüzyılda Türk Memlûklerle, Anadolu Selçuklularının bir devamı olan Beylikler dönemindeki kitap kaplarının bazılarının içlerinde ve dış yüzlerinde nadir de olsa görülen oyma süsler, bu geleneğin eskiliğini göstermesi bakımından önemlidir.

Osmanlılarda kitap ve cilt sanatlarının en çok geliştiği XV. yüzyılda, Fatih Sultan Mehmed’in özel kütüphanesi için saray nakışhanesindeki sanatkârlar tarafından üstad Baba Nakkaş nezaretinde son derece değerli el yazması eserler hazırlanmıştır. Bu eşsiz kitapların klâsik tarzda tezyin edilmiş ciltlerinin çoğunda, iç kapakta altın, tek veya iki renkli zemin üzerine oyma olarak yapılmış kusursuz güzellikte zengin rûmi ve hatayi desenli oyma şemselerle birlikte köşebent türü süslemeler bulunur. Fatih Devri saray nakışhanesinin hiç şüphesiz en ince eserleri arasında yer alan katı’a nakışlı ciltlerin çok çeşitli örnekleri mevcuttur.

Kitap kapları bezemesinin katı’ üslûbunda yapılması geleneği, Osmanlı cilt sanatının büyük bir gelişme gösterdiği Sultan II. Beyazıd, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman dönemleri ile XVII.            yüzyılda da aynı ihtişamla devam etmiş, incecik katıa, motiflerle harikulade güzel ciltler meydana getirilmiştir. XVIII. yüzyılda ise klâsik ciltler yapılmakla birlikte, lâke ve deri üstüne sırma işleme ciltler çok rağbet gördüğünden, zor ve zahmetli olan deri oymacılığı yerini yavaş yavaş bu yeni tekniklere bırakarak cilt sanatından silinmiştir.

Cilt içi katı’ tezyinat, İran kitap kaplarında da çok kullanılmıştır. İslâm cilt sanatının en seçkin örnekleri, XV. yüzyılda İranda Timurlular, Akkoyunlu Türkmenleri, XVI. yüzyılda ise Safeviler döneminde yapılmıştır. Yine aynı yüzyılda Herat, cilt sanatının en büyük merkezi olmuştur. Türk ve İran ciltlerinin katı’a bezemelerinde bir takım farklılıklar vardır. İran’da yapılan katı’ süsler incedir ve yapıştırıldıkları zemin çeşitli renklerden oluşmuştur. Osmanlı ciltlerinde ise iç kısım genel olarak kalın katı’a süslemeli ve sadece merkez madalyondan ve bazen aynı şekil köşebentlerden ibaret olup, zemin tek veya nadiren iki renklidir.[13] Bazı kitap kapaklarında ise oymalar iç kapağın tüm yüzeyini kaplayan zengin rûmi desenli kompozisyonlar şeklinde görülür.

III.

XX. yüzyılın ilk çeyreğinde artık tamamen sönmüş bir halde bulunan kâğıt oymacılığının yeniden canlandırılmasında, 1920’li yıllardan itibaren bu konu ile yakından ilgilenen Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver unutulmaz katkılarda bulunmuştur. Katı’ eserlerin yüzyıllar içinden günümüze kadar uzanan örneklerinden çok etkilenen ve Türk sanatı açısından önemini takdir eden Ünver, bu ilginç teknik üzerinde yaptığı incelemeler neticesinde bizzat denemelerde bulunmuş ve bu dala ait oluşturduğu arşivini kendi hazırladığı oyma örnekleri ile zenginleştirmiştir. Onun toplamaları, yönlendirici araştırmaları ve nihayet bu konuya dair Türk süslemesi derslerinde öğrettikleri sayesinde bu sanat dalı yeniden canlanmıştır. Türk kâğıt oymacılığının tarihinin aydınlığında bu dalın günümüzdeki konumuna bakacak olursak; yoğun bir ilgi görmekte olan geleneksel katı’ sanatımızı yaşatıcı nitelikte çok başarılı yeni çalışmalar üretilmektedir.

Gülbün MESARA

Sanatkâr / Türkiye

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 12 Sayfa: 323-327


Dipnotlar:
[1] F. Develioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat (Ankara, 1970), s. 594, 595, 812.
[2] F. Çağman, “18. Yüzyılda Kağıt Oymacılığı”, 18. Yüzyılda Osmanlı Kültür Ortamı, (İstanbul.1998), sf. 65-73.
[3] Kâğıt oyma tekniği hususunda daha etraflı bilgi için bakınız: G. Mesara, Türk Sanatında İnce Kâğıt Oymacılığı, (Ankara, 1998), sf. 51-58.
[4] F. Çağman, ’XV. Yüzyıl Kağıt Oymacılık (Kaat’ı) Eserleri, Sanat Dünyamız, Sayı 8,. (Eylül, 1976), s. 22-27.
[5] Bu konuda daha fazla bilgi için bakınız: F. Çağman. a.g.m. (1976).
[6] Türk işi oymalara en çok değer veren Avrupalılar arasında, o devrin en önemli koleksiyonerlerlerinden olan Alman imparatoru II. Rudolf (1576-1612) da bulunmaktaydı. Dönemin Osmanlı sanatkârlarınca dişi oyma kalıp desenlerden oluşturulmuş çok çeşitli sayfa süslemelerini içeren ilginç örnekler, halen Almanya, İngiltere, İsveç ve Avusturya’daki bazı kütüphaneler. de ve özel koleksiyonlarda muhafaza edilmektedir.
[7] Mustafa Âli, Menâkıb-ı Hünerverân’, Hattatların ve Kitap Sanatçılarının Destanları, (Hazırlayan: M. Cumbur), (Ankara, 1982), sf. 111.
[8] İsmail Beliğ’in 1142 H. (1729) tarihli ’Güldeste-i Riyaz-ı İrfan’ adlı eserinde kaydedildiğine göre, Fahri’nin tamamen oyma olarak hazırladığı ‘Kitab-ı Gülistan’ ı Sultan I. Ahmed’e sunulmuş, lakin eserin inceliği anlaşılamamış ve takdir edilememiştir. Daha sonra Sultan IV. Murad’a sunulan ‘Gülistan’ eseri için sanatkâra süslü bir sandık hediye edilerek mükafatlandırılmıştır. Rivayete göre, Sultan IV. Murad böylesine benzersiz bir esere imza atılmasını uygun bulmayarak kitabı denize attırmıştır. [İsmail Beliğ, Güldeste-i Rıyaz-ı Irfan, (Bursa, 1288) sf. 532]
[9] N. R. Büngül, ’Eski Eserler Ansiklopedisi’, (İstanbul, 1939), sf. 91-93.
[10] Bu hususta bakınız: M. And, “XVII. Yüzyıl Türk Çarşı Ressamları ve Resimlerinin Belgesel Önemi”, Bildiri Özetleri, (Ankara, 1995), sf. 153-162.
[11] Bu esere dair daha fazla bilgi için bakınız: F. Çağman, Büyülü Bir Düş Alemi Bu Cennet Bahçesi, Tayf, No. 1, (1993), sf. 34-51.
[12] Bu konuda geniş bilgi için bakınız:. E: Juhasz, “Paper-cuts”, (Ed: E. Juhasz), Sephardi Jews in the Ottoman Empire, (New York, 1990), sf. 238-253.
[13] K. Çığ, Türk Kitap Kapları, (İstanbul, 1971), sf. 12.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al