TÜRK-RUM NÜFUS MÜBADELESİ

TÜRK-RUM NÜFUS MÜBADELESİ

A. Türk-Rum Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi

Kaynaklarda böyle bir sözleşmenin imzalanması teklifinin Norveçli diplomat Nansen’den geldiği kaydedilmektedir.[1]

Ancak, yabancı bir kaynakta, Türk ve Yunan ahalisinin karşılıklı mübadelesi, dış görünüşle İsveçli Nansen’in teklifi idi. Fakat genel kanaat, bu teklifin Lord Curzon’un ilhamıyla yapıldığıydı denilmektedir.[2]

Teklif kimden gelirse gelsin, bu mübadele Türkiye’nin gerçeklerinden doğmuştur. Sonuç itibariyle, Yunanistan’la ahali mübadelesinden sonra, Türkiye, halkının büyük bir çoğunluğunu Türkler teşkil eden mütecanis bir devlet haline gelmiştir.[3]

İki ülke arasında bir halk değişimi yapılması gereği, I. Dünya Savaşı sırasında hissedilmişti. Balkan Savaşlarından sonra iki ülke arasındaki sorunların büyük boyutlar kazanması, araya giren yabancı ülkelerin tahriklerinde başarılı olmaları, iki toplumun artık bir arada yaşayamıyacağını meydana çıkarmış, anavatanlarına dönmek kaçınılmaz bir durum almıştı.[4]

Nüfus mübadelesi konusunun ilk gündeme gelmesinde Yunanistan’ın yayılmacı ve hayalci politikalarının rol oynadığını görüyoruz. Daha Balkan Savaşları sırasında Megali İdea’yı gerçekleştirebilmek, Ege’yi Yunan gölü haline getirebilmek için Türk topraklarına göz diken Venizelos, bir yandan bu ülküsünü gerçekleştirmeye çalışırken, bir yandan da Yunanistan’ı yalnız Yunanlılara özgü bir devlet haline getirmeyi amaçlıyordu. Bu düşüncesinin gerçekleşmesi halinde Yunanistan’ın Türk nüfustan arınmasıyla olasılık kazanacağı görüşü, Türk-Yunan nüfus mübadelesinin (değişiminin) ilk teorisyeni olarak savını Balkan Savaşlarından sonra duyurmaya başladı.[5]

Balkan Savaşlarını müteakip İzmir ve Balıkesir sahillerinde oturan Rumlar, bu savaşlarda topraklarını daha da genişleten Yunanistan’a göç etmeye başlamışlardır. Yunanistan, bu olayı her defasında olduğu gibi, Türkiye’nin aleyhine kullanmak için propagandaya girişmiştir. Bunun üzerine yapılan milletlerarası mahiyetteki bir araştırmada, Rumların kendi istekleri ile Yunanistan’a gittikleri anlaşılmıştır. Bunun üzerine İngiltere’nin araya girmesiyle görüşmeler başlamış ve taraflar arasında; Yunanistan’a giden Rumların bir daha avdet etmemelerini, mallarının tasfiyesini ve hicret mıntıkasının şarkî Trakya ile İzmir Vilâyeti sahillerinin 30 kilometre dahiline kadar olmak üzere köylerde oturan Rumlarla Makedonya’daki Türk köylerine hasrını, mübadelenin bunlar arasında yapılmasını esas itibariyle kararlaştırmıştı.[6]

Ancak, I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesi üzerine bu mübadele anlaşması uygulanamamıştır. Yukarda da ifade edildiği gibi, I. Dünya Savaşı sonucunda Yunanistan Türk topraklarını işgal etmiş ve buralardaki Türkleri yok etmek için binbir türlü haksızlığa başvurmuştur, hem de Türkiye’ye daha fazla Rum gelmesi ve yerleşmesi için çalışmıştır. Ancak, hem Yunanistan’ın, hem de en büyük destekçisi İngiltere başta olmak üzere Müttefiklerin plânları Türk Millî Mücadelesi ile alt üst olmuştur. 1922 yılı Ekimi’nde Mudanya silah bırakışmasından sonra Doğu Trakya ve İstanbul’dan da Anadolu’dan olduğu gibi çok sayıda Rum, kendiliklerinden Yunanistan’a göçmüşlerdi. Türklerin İstanbul’u işgalden kurtarmalarından önce 100.000 Rumun şehirde kalmasına karşın, yaklaşık 50.000 Rum, kenti terk etmişlerdi. Bu göçmenler Yunanistan için büyük sorundu, çünkü ülkesinde yer bulması gereken yalnız Türkiye’den gelen göçmenler değildi. Aynı yıllarda Bulgaristan’dan ve Rus ihtilali üzerine Rusya’dan da yaklaşık 1.200.000 göçmen Yunanistan’a sığınmış; hepsi birleşerek devlete ekonomik, sosyal, yönetsel sorunlar getirmişti.[7] Dolayısıyla, Yunanistan bu problemi çözmek mecburiyetinde idi.

Ayrıca, bu yer değiştirmeler, aynı zamanda Türkiye’de de ekonomik sıkıntılara sebep olmuştur. Meselâ; bu göçler sebebiyle bir kısım tarım alanları işlenememektedir.[8]

Kısacası, bir yandan savaş sırasındaki göçler ve yakıp-yıkmalar, öte yandan halkların içiçe girmişlikten kurtarılmasının barışın korunmasını sağlayabileceğine olan inanç, mübadeleyi gerekli kılmaktaydı. Mübadele, aynı zamanda etnik yer değiştirmeler sonucu ortaya çıkan ekonomik sorunların çözümlenebilmesinin yolu olarak da görülmekteydi.[9]

Mübadele konusunda hem Türkiye, hem de Yunanistan genelde hemfikirdirler. Ancak, kimlerin ve hangi şartlarda mübadeleye tabi tutulacakları konusunda birtakım fikir ayrılıkları vardır:

Türkiye, mübadelenin mecburî olmasını isterken, Yunanistan, bunun isteğe bağlı olması için ısrar etmektedir.

Yıllardır, ülkemizdeki azınlıklar bahane edilerek içişlerimize karışılmıştır. İşte Türkiye, mecburî olarak yapılacak bir mübadelenin sonucunda bu problemden kurtulmuş olacaktır.

Yunanistan’a savaş sırasında göç eden Rumların yanında, bir de mübadele anlaşması ile göç olacaktır. Bu ise, Yunanistan’a altından kalkamayacağı yeni yükler getirecektir. İşte, Yunanistan bundan kurtulmak için mübadelenin isteğe bağlı olmasını istemektedir.

Yine, Türkiye İstanbul’daki Rumlar’ın da mübadeleye tabi olmasını savunmuştur. Ancak, buna İngiltere ve Yunanistan itiraz etmişlerdir. Lord Curzon’a göre; İstanbul’daki Rumlar’ın mübadeleye tabi tutulmaları Türkiye’nin ekonomik bakımdan kaybına sebep olacaktır.[10]

Lozan Konferansı’nda, Türk tarafının ısrarla üzerinde durduğu bir husus da Patrikhanenin Türkiye’nin sınırları dışına çıkarılmasıdır. Çünkü, Yunan-Rum ikilisinin bu memlekette Türk milletine yaptığı her türlü kötülüğe Patrikhane de ortaktır. Mustafa Kemal Paşa, Hakimiyet-i Milliye gazetesinde 20 Ocak 1923 tarihinde yayınlanan beyanatında şunları söylemektedir:

Bir fesat ve hıyanet ocağı olan ve memleketimize nifak tohumları eken, uyuşmazlıklar yaratan, Hıristiyan hemşehrilerimizin huzur ve refahı için de uğursuzluğa ve felakete sebep olan Rum Patrikhanesi’ni artık topraklarımız üzerinde bırakamayız. Bu tehlikeli teşkilatı memleketimizde muhafazaya mecbur etmek için ne gibi vesile ve sebepler gösterilebilir?

Türkiye’nin, Rum Patrikhanesi için arazi üzerinde bir sığınılacak yer göstermeğe ne mecburiyeti var?

Bu fesat ocağının hakiki yeri, Yunanistan değil midir. Büyük Millet Meclisi tarafından idare edilmekte olan yeni Türkiye Bab-ı âli’nin idaresindeki eski Osmanlı İmparatorluğu değildir.

Yeni Türkiye şeref ve haysiyet kudret ve kuvvetini müdrik ve hukukunu muhafaza için mevcudiyetini tehlikeye atmağa hazır ve amadedir.[11]

Ancak, Patrikhane, Lozan’da ülke dışına çıkarılamamış, sadece dinî işlerle meşgul olmak şartiyle İstanbul’da kalmıştır. Lozan Konferansı’nda ortaya konulan kurallar çerçevesinde, Fener Rum Patrikhanesi, sadece İstanbul’daki Rumların kilisesidir. Orada çalışanlar Türkiye Cumhuriyeti’nin kanun ve kurallarına uymak mecburiyetindedirler.[12]

İşte özetlediğimiz bu sebepler ve gelişmeler sonucunda, Lozan’da 30 Ocak 1923 tarihinde Türk ve Rum Nüfus Mübadelesine dair sözleşme ve protokol imzalanmıştır. Bu sözleşme 23 Ağustos 1923 tarih ve 340 Nolu kanun ile tasdik edilmiştir.

Söz konusu sözleşme şöyledir.[13]

  1. 1 Mayıs 1923 tarihinden itibaren Türkiye arazisinde mütemekkin Rum ortodoks dininde bulunan Türkiye tebaası ile Yunan arazisinde mütemekkin Müslüman dininde bulunan Yunan tebaasının mecburî mübadelesine iptidar edilecektir.

Eşhası mezkûre Türkiye ve Yunan hükümetlerinin kendi memleketleri hakkında müsaadesi olmadıkça ne Türkiye’de, ne de Yunanistan’da gelip tekrar yerleşemeyeceklerdir.

  1. Birinci maddede musarrah olan mübadele atideki ahaliye şamil değildir:
  • Dersaadet Rum ahalisi;
  • Garbî Trakya’nın Müslüman ahalisi.

Dersaadet’in Rum ahalisi addedilecekler 1912 kanunu mucibince tahdit edilmiş bulunan Dersaadet şehremaneti havzasında 30 Teşrinievvel/Ekim 1918 tarihinden mukaddem sakin bulunmuş olan bilcümle Rumlardır.

Garbî Trakya’nın Müslüman ahalisi addedilecekler, Bükreş Muahedesiyle 1913’te tayin edilen hattı hududun şarkındaki havalide mütemekkin bilcümle Müslümanlardır.

  1. Rum ve Türk ahalisi mütekabilen mübadeleye tabi tutulan araziyi 18 Teşrinievvel/Ekim 1912 tarihinden itibaren terketmiş olan Rum ve Müslümanlar birinci maddede musarrah olan mübadeleye dahil addolunacaklardır.

İşbu mukavelenamede zikri geçen (muhacir) tabiri muhaceret edecek veya 18 Teşrinievvel/Ekim 1912 tarihinden beri muhaceret etmiş bulunan bilcümle eşhası maddiye ve maneviyeyi kasteder.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ