TÜRK ORTODOKSLARININ KİMLİĞİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

TÜRK ORTODOKSLARININ KİMLİĞİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

Millî Mücadele’de Ermeniler ve bilhassa Rumlar, bin yıla yakın bir süredir birlikte yaşadıkları ve kendilerine adalet, müsamaha ve şefkatten başka bir idare tarzı uygulamamış olan Türklere karşı ihanet içinde bulundular. Ancak Anadolu’da yaşayan bütün Hıristiyanlar bu ihanetin içinde olmadılar. Birtakım Hıristiyan gruplar böyle bir ihanete teşebbüs etmedikleri gibi Milli Mücadele’ye yardım dahi etmişlerdir ki biz bunlara Türk Ortodoksları diyoruz.

Papa Eftim başta olmak üzere Anadolu’da yaşayan Türk Ortodoksları, Millî Mücadele başladığında Mustafa Kemal Paşa’nın yanında yer alarak Rumlara karşı mücadele ettiler. Ermeni ve Rum Hıristiyanlarından farklı bir tavır sergileyen bu insanlar, kendilerinin Türk olduklarını savunarak 30 Ocak 1923 tarihinde imzalanan, “Türk ve Rum Ahalinin Mübadelesine Dair Mukâvelename” ye göre Yunanistan’a gönderilmeye de karşı çıktılar. Yakın tarihimizde yaşanan bu ilgi çekici olaylar ister istemez Türk Ortodokslarının kimliğinin sorgulanmasını gündeme getirmiştir.

Türk Ortodokslarının menşe’i konusunda değişik görüşler vardır. Millî Mücadele sonuna kadar Anadolu’da Müslüman Türklerden tamamen farksız bir şekilde yaşayan ve Rumca bilmeyen bu Ortodokslar, acaba ana dillerini unutmuş, Türkleşmiş Hıristiyanlar mıdır? Yoksa ırken Türk olup da sonradan Hıristiyanlığı kabul etmiş, lisanen değilse bile hissen Rumlaşmış insanlar mıdır? Bu görüşlerden biri diğerine göre henüz üstünlük sağlayabilmiş değildir. Ancak biz Türk Ortodokslarının kimliğini ortaya çıkarırken ikinci görüşe ağırlık vereceğiz.

Tarihî olarak Türk Ortodokslarının Türk menşe’li oldukları söylenebilir. Bilindiği gibi XI. yüzyıla kadar, Orta Asya’dan Batı’ya doğru gelişen Türk fütuhatının istikameti, Hazar ve Karadeniz’in kuzeyindeki bozkırlardan Tuna boylarıdır. IV. yüzyıldan itibaren bu istikameti takip eden Türk boyları, ilk numune Batı Hunları olmak üzere Avrupa’da kavimler göçüne sebep olmuşlardır. Bulgarlar, Avarlar, Peçenekler, Uzlar, Kıpçaklar (Kuman) hep bu yolu takip ederek Balkanlar’a, Bizans ülkesine gelen Türk boylarıdır. Bu Türk boyları ilk göründükleri zamanlarda Bizans’ı meşgul etmişler, fakat zamanla eski güçlerini kaybederek bu imparatorluğun nüfuzu altına girmişlerdir. Bizans’ın bu Türk boylarına karşı uyguladığı siyaset; önce gelenleri daha sonra gelenlerle savaştırmaktır. Bu Türk boyları, siyasî bir güç olmaktan çıkınca da Bizans İmparatorları tarafından sistemli bir şekilde Hıristiyanlık tesirinde bırakılarak eritildiler. Bizans’ın tesiri altına giren bu Türkler ya Anadolu’da sınır muhafızı olarak yerleştirildiler veyahut da paralı asker olarak orduda çalıştırıldılar.

Türkler arasındaki Hıristiyanlık faaliyetleri Balkanlar ve Orta Asya’da yoğunluk kazanır.Bu sahadaki faaliyetlerin daha etkili olduğu ve Hıristiyanlığın buradaki Türk boyları arasında daha fazla kabul gördüğü anlaşılmaktadır.[1] Balkanlara, Karadeniz’in kuzeyinden geçerek gelen Bulgar, Avar, Peçenek, Uz, (Kuman) Kıpçakların, millî şuur yerine kabile şuuruna sahip olmaları, Bizans İmparatorluğunun işine gelmiş, asırlarca bu Türk boylarını birbirine düşman etmiş ve birbirine kırdırmıştır. Bizans, Türkleri birbirine düşürüp perişan ettikten sonra onları esir almış ve Hıristiyanlaştırıp; Balkanlar’a ve Anadolu’ya yerleştirmiştir.[2]

Türklerin, Anadolu’ya ilk adım atışları, Selçuklu Sultanı Alp Arslan’dan beşyüz elli yıl kadar önce gerçekleşmiştir. İlk gelenler de Bulgar Türkleridir. 530’da Bizans orduları tarafından bozguna uğratılan Bulgarların bir kısmı Anadolu’ya geçirilerek Trabzon havalisi ile Çoruh ve Yukarı Fırat bölgelerine yerleştirildiler.

577’de Bizans İmparatoru II. lystinos, İranlılar ile savaşmak üzere Avarlardan bir kısım halkı mai’yyetine almış ve Anadolu’ya geçirerek Doğu bölgelerine yerleştirmiştir. Aynı işi, 620 senesinde İmparator Heraclius yapmıştır. 755’te ise bu defa Bulgarlardan bir kısım halk Anadolu’ya geçirilerek; Tohma ve Ceyhan havzasına, yine Bizans İmparatorluğu tarafından iskân ettirilmiştir.[3]

Görülüyor ki, Bizans Devleti daha VI. yüzyılın başlarından itibaren, Türkleri bir yandan Hıristiyanlaştırmaya, bir yandan da askerî hizmete almaya ve Anadolu’ya iskân etmeye çalışmıştır.[4] Bu iskân ve askere alma işi Ermenilere, İranlılara ve Müslüman Araplara karşı olmuştur. Bu dinî, siyasî, askerî ve iktisadî hâdise, yüzyıllar süren bir sosyolojik yol içinde, Türklerin kendilerini Rum sanmalarına yol açacaktır. Diğer bir kayıp, Doğu Anadolu’da olacak ve birçok Türk boyu da, Ermeni kilisesinin misyoner faaliyeti içinde Ermenileşecektir.

Hun Türklerinin Anadolu’ya geldikleri biliniyorsa da, ilk Türk yerleşme hareketini Bulgar Türkleri ile başlatmak daha doğru olur. “Asker veya hudut muhafızı veyahut da kolonizatör olarak Anadolu’ya sevkedilmiş” olan ve iskân edilen bu unsurlar, daha sonraki yıllarda, “İslâmlara karşı hudutları korumak maksadıyla Karaman, Kayseri bölgelerine yerleştirilmiş” bulunuyorlardı.[5]

Zeki Velidi Togan, “Bizans ordusuna intisap edip, Toros, Kapadokya ve saire taraflarda yerleştikleri görülen Bulgar, Peçenek ve Uz gibi Hıristiyanlığı kabul eden Türkleri bile, dinbirliğine dayanarak”, Rumlaştırıp, Ermenileştiremediklerini söylerken,[6] Mehmet Eröz aynı kanaatte değildir. Erüz’ün ortaya koyduğu fikir, bize de daha makul gibi görünüyor. Bu fikre göre, Ermeni cemaati içinde kalan Türkler, benliklerini, kültürel kimliklerini iyiden iyiye kaybetmiş ve Ermenilik duygusuna saplanmıştır. Rum cemaati içinde kalan Hıristiyan Türkler ise, kararsızdırlar. Kendilerine “Rum” adını veriyorlarsa da, bunu yürekten benimsemedikleri anlaşılıyor. Daha doğrusu, dinî mahiyetteki eserlerden ve nasihatlerden öteye bir bilgi sahibi olamadıklarından ötürü, karanlıktadırlar. Bu husus vesikalar incelendiğinde daha iyi anlaşılabilir.[7]

“Şer’iye Sicilleri”nden öğrenildiğine göre; Selçuklular, Anadolu’ya girdiklerinde buralarını, Hıristiyan olmuş Türklerle meskun bulmuşlardı.[8] Bu Türklerde Bulgarların izlerini, yer adlarında,[9] oymak ve insan adlarında görmek mümkündür. Bulgar Türklerinin Ankara ile Kayseri arasına, Bursa çevresine, Antalya ve Milâs taraflarına yerleştiği anlaşılıyorsa da, en büyük yerleşmenin Trabzon ve çevresi ile Tarsus (Karaman’a kadar) çevresine vaki olduğu görülüyor.[10]

Bugün Anadolu’daki bazı yer adlarına bakarak bunların da Avarlardan kalmış olabileceğini söyleyebiliriz. Meselâ şu köylerin adları Avarları hatırlatmaktadır; Avadan (Tarsus), Avadan (Eskişehir), Avaduri (Midyat), Avakent (Kulp-Diyarbakır), Aval (Eruh-Siirt), Avalama (Konya), Avan (Şirvan-Siirt), Avana (Borçka), Avanoğlu (Kırşehir), Avanuşağı (Pazarcık-Kahramanmaraş), Avara (Niksar-Tokat), Avarek (Van), Avarik (Eğin), Avas (Bakırköy-İstanbul), Avasarik (Eciş-Van), Avason (Manavgat), Avasor (Muradiye-Van),[11] Nevşehir’in “Avanos” ilçesi de buna dahildir. Karaman Eyaleti’ndeki Ekrâd (Kürtler) Taifesinden “Avanikler” ve Paşa Sancağı’ndaki Türkmân Taifesinden “Avanlı” (Avanlu) oymakları da[12] adı geçen Avar iskânı ile ilgili olmalıdır.

Peçenekler, 1048’den itibaren Anadolu’ya gönderilmeye ve orada iskan etmeye başlamışlardır. Bizanslılar, savaşta yendikleri Peçenekleri, zora dayanan bir yerleşmeye tabi tutuyor ve Müslüman Türklere karşı onlardan faydalanmaya çalışıyordu. Bu iskanlar bazen gönüllü de olmuştur. Bizans ordusunda ücretli asker olan Peçenekler, aileleri ile birlikte iskan edildiler. Bu nüfus ve göç hareketi, XII. yüzyıla kadar devam etti. XI. yüzyılın sonunda ve XII. yüzyılın başında İmparator Alexis Kommenos, hizmetine almış olduğu Peçeneklerden bir kısmını, Müslüman Türklere karşı mücadele etmek ve müdafaada bulunmak üzere, Anadolu’nun batı bölgesine yerleştirdiği gibi, bir kısmını da Haçlılara karşı koymak amacıyla “Kilikya”da iskan etmişti. Bugün Anadolu’daki yer adlarına bakarak Peçeneklerin nerelere yerleştiklerini tespit etmemiz mümkündür.[13] Yerleşik ve yarı göçebe Peçeneklerin bir kısmı Hıristiyan olarak kalmış ve zamanla Peçenek adını unutarak, kavim adı olarak “Rum” ve “Ermeni” adını benimsemişlerdir.

Bizans imparatorları, diğer Türk boylarını olduğu gibi, Kumanların (Kıpçak) bir kısmını da Hıristiyanlaştırdıktan sonra Balkanlar’dan alıp Anadolu’ya yerleştirdiler. Diğer taraftan Hıristiyan Kumanlardan diğer bir kısmının da, Gürcistan üzerinden gelerek Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz’e yerleştiklerini görüyoruz. Bu şekilde gelen Kumanların (Kıpçak) izlerini, bugün memleketimizin Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz bölgelerinde bulmamız mümkündür.[14]

Bizanslıların, Balkanlar’dan getirip Anadolu’ya yerleştirdiği Kumanlara (Kıpçak) bir örnek verecek olursak: Bizans Devleti, daha önce olduğu gibi, 1252 yılında da, büyük bir Kuman kitlesini, Menderes Vadisine ve Ankara çevresine yerleştirmişti. II. Theodoros Laskaris, babasına (İmparator İonnes Vatalaes’e) bir medhiyesinde: “Sen, İskit’i batı bölgelerinden buraya getirmek suretiyle onun cinsinden doğuda hizmet eden bir kavim yarattın ve onu Pers’in (Türklerin) oğulları yerine ikame etmekle, Türklerin batıya doğru durmadan ilerlemelerini önledin” derken, Kumanların bu iskanını gözönünde tutuyordu.[15]

Anadolu’ya yerleştirilen Hıristiyan Türkler arasında daha başka Türk boyları da bulunabilir. Mesela Hazarlar, Halaçlar ve Oğuzların bazı oymakları İran’dan gelen bir Karakeçili grubu “Ermeni” diye anılıyor. Ayrıca, İzmir’in Çirkincesi, Aydın’ın Mursallısı, Tekirdağ’ın Araplısı, Hıristiyan olan Türkmen köyleridir.[16]

Türk Ortodokslarının, tarihi olarak Türklüklerini ortaya koyabilmek için Gagauzların menşe’ine de bakmak gerekir. Çünkü Gagauzlar, Ortodoks Hıristiyanlığı benimsemiş küçük bir Türk topluluğu olarak günümüze kadar varlıklarını muhafaza etmişlerdir. Günümüzde Moldova Cumhuriyeti’nin Bucak bölgesi başta olmak üzere Ukrayna’nın Odessa ve Zaporoje, Kazakistan’ın Turgay bölgeleri ile Kırgızistan’ın başkenti Bişkek ve Özbekistan’ın başkenti Taşkent civarında yaşamaktadırlar. Ayrıca Bulgaristan, Romanya, Yugoslavya, Rusya, Beyaz Rusya, Gürcistan, Türkmenistan, Litvanya, Estonya, Azerbaycan, Yunanistan ve Brezilya’da da Gagauzlar bulunmaktadır. Toplam sayıları 250 bin civarında tahmin edilmektedir.

Gagauzların menşe’i hakkında birçok görüş mevcuttur. Bazı araştırmacılar onların menşe’lerini Oğuzlara, bazıları Karakalpaklara, bazıları Kıpçaklara, bazıları da II. Keykâvus’u takip ederek Dobruca’ya yerleşen Türkiye Selçuklu Türklerine bağlamaktadırlar.[17]

Atanos Manof, Gagauzlar isimli eserinde tarihî geçmişlerine dair şu bilgiyi vermektedir:

“1224 tarihinde Ruslarla Kumanlardan mürekkep müşterek ordunun Moğollar tarafından imhası üzerine, Rus sınırları üzerinde yaşamakta bulunan Uz-Türkler, kütle halinde ve aileleriyle birlikte göç etmeğe mecbur kalarak Tunayı geçmişler ve Türk kavimlerinden Peçeneklerle, İlk bulgarların yaşamakta bulundukları Dobruca’ya gelip yerleşmişlerdir.”

“Bunlardan Hıristiyan olanlar Karadeniz kıyılarına ve Silistre, Mankalya, Kavarna, Balçık, Varna vs. gibi daha içerlek yerlere yerleşmişler ve buralarda bugüne kadar Uzlar yahut Oğuzlar halinde kalarak milliyetlerini ve dillerinden Türkçeyi muhafaza etmişler; fakat Hıristiyanlığı kabullerinden sonra Gagauzlar namını almışlardır.”[18]

Gagauzların kimliğinde onların Hıristiyanlığı da ayrı özelliklere sahiptir. Gagauz Hıristiyanlığı; Balkan Yarımadası’nın çeşitli kültür ve dinlerin geçiş yolu üzerinde bulunması, Gagauzların Hıristiyanlığı değişik zamanlarda kabul etmesi, uzun zaman Müslümanlarla birlikte yaşamaları, yaşadıkları bölge sınırlarının çok sık değişmesi gibi sebeplerle eklektik (seçici) bir karakter göstermektedir. Bu din içinde Bogomilizmin, İslâm öncesi Türk dinî sisteminin ve başta dinî terminoloji olmak üzere büyük oranda İslâmiyetin izlerini bulmak mümkündür.

Gagauzlar, Hıristiyan olmalarına rağmen, Hıristiyanlığın temel espirisine aykırı olarak kurban kesmekte, hatta Divanü Lugati’t-Türk’te izah edilen “ıduk” kurbanını “Allahlık” adı altında yaşatmakta; Türk destanlarında önemli bir yer tutan ve Türk kavimlerince kutsal kabul edilen kurt için “Kurt Bayramı” (Canavar Yortusu) kutlamaktadırlar.

Gagauzlar, Osmanlı idaresinde yaşadıkları süre içerisinde, Türk olmalarına rağmen Hıristiyanlıkları sebebiyle ihmal edilmiş; Rum ve Bulgar papazların dinî ve kültürel baskısı altında bırakılmışlardır. Bununla birlikte onlar bu dönemde Anadolu kültürü ile ilişkilerini “Karamanlıca” adı verilen Grek harfleriyle Türkçe yazılmış kitapları okuyarak sürdürmüş, bu kitaplardan birçok hikâye, masal ve türkü öğrenmişlerdir.

Romanya’dan gelerek Türkiye’ye yerleşmiş olan Gagauzlar, nüfus hüviyet cüzdanlarında din ve milliyetlerini belirten bir sütun olmadığından din ve mezhepleri yerine “Hıristiyan Ortodoks” olarak kaydedilmiş ise de 16.09.1943 tarihinde icra vekilleri Heyeti aldığı bir kararla bunları diğer Hıristiyanlardan ayırmak amacıyla mezhep sütununa “Türk Ortodoks” kaydının konulmasını uygun görmüştür.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ