TÜRK MİMARİSİNDE KERVANSARAYLAR

TÜRK MİMARİSİNDE KERVANSARAYLAR

1. Türk Mimarisinde Kervansaray İle İlgili Terimler:

Ribât, Kervansaray, Menzil Hanları[1]

Menzil hanlarının gelişmesini gözden geçirmek, incelediğimiz yapıların inşâ edildikleri dönem kervansarayları, menzil hanları teşkilâtı çerçevesindeki yerlerini tespit etmemize yardımcı olur. Kervansaray, kervanlara hizmet eden bir yol üstü kuruluşudur. Menzil hanını da aynı anlam içinde düşünmek yanlış değildir. Aslında bu yapılar çok daha çeşitli gayelere hizmet ederler.

Kaynaklardan bu kuruluşların birinci derecedeki yollar üzerinde bulunanları, hareket halinde olan ordulara kışla, Anadolu ve Rumeli’yi ziyaret eden yabancı hükümdarlara ve devlet adamlarına misafirhane, gerektiğinde hapishane veya sığınak olarak kullanırken ikinci derecedeki önemli bir yol üzerinde bulunanları veya yol önemini kaybetmişse, dinî mahiyeti olan yani daha ziyade din adamlarına, dervişlere hizmet eden zaviye olarak, kullanıldığını öğreniyoruz.[2]

Bu çok çeşitli işleve sahip yapıların menşei hakkında çeşitli görüşler bulunmaktadır; Bir taraftan Büyük Selçuklu kervansaraylarının Roma Kastrumları ile benzerliği düşünülerek, kastrumun[3] kervansaraylara uydurulduğu ve değiştiği belirtilmiş, diğer taraftan da daha sonraki yayınlarda Sasani menşeine bağlanmış[4] ise de kervansaray tipinin Anadolu’daki gelişmesi ileri sürülerek Rum Selçukluları tarafından yaratıldığı görüşü de reddedilmiştir. Son yıllardaki bir görüş ise[5] kervansaray tipinin kaynağının Bizans Kseneidon’u olabileceği şeklindedir.

Gazneli Devri’nden başlayarak Karahanlı, İran’da Büyük Selçuklu ve bilhassa Anadolu Selçukluları zamanında ifadesini bulan, önemli örneklerin günümüze ulaştığı, Osmanlı hakimiyetinde de çok sayıda çeşitlilik gösteren durumlarıyla bu yapıların birden fazla kaynağa dayandığını kabul etmek gerekir. Tarihî gelişme zinciri içinde bir önceki örnekler bir sonraki örnekleri etkilerken, kendisinden öncekilerin etkisini de sonrakilere aktarmakta ve böylece yeni bir mimarî anlayışını ifadesi olarak yeni eserler meydana gelmiş bulunmaktadır.

Bu durum “Kervansaray” veya “Ribât”, “Han”, “Zaviye”, “Hankâh” adı ile bilinen yapıların varlığını ve özelliklerini belirmektedir. Kervansarayların gelişmesini incelemek için tâ Karahanlılardan başlayarak ribatların (ki bunlar X. yy.’da Maveraünnehir’de çok sayıda inşa edilmiş bulunmaktadırlar), ne olduğunu araştırmak yerinde olur.

Bu yüzyıllarda ribâtlar Müslümanlığı kabul etmiş Türklerin “cihad” için hazır kuvvetler bulundurdukları sınır kışlaları ve tabyaları işlevlerini ifa eder durumdaydılar ve tahkim edilmiş bir çevre duvarı içinde çeşitli yapılar içlerinde askerî bir birliği barındırıyordu.[6] Böylece Gazneliler, Karahanlılar ve Büyük Selçuklular Devri’nden kalan ribâtları kervansaray işlevinin yanında savunma sisteminin en kuvvetli yapıları olarak görmekteyiz.

Ribâtların geliri ise devlet adamları ve zenginler tarafından yapılan vakıflarla sağlanıyordu. Sınırlar genişleyince ribâtlar askerî anlamlarını kaybedip, sadece ticarî maksatlara hizmet eder oluyorlardı.

Yollar hem devlet tarafından ve hem de halk tarafından kullanılıyordu. Yollar, devlet tarafından sevkiyat veya ordunun ilerlemesi, yahut da haberleşme, posta teşkilâtının işletilmesi gayelerine hizmet ederken[7] buna paralel olarak halk tarafından da ticaret, iş vs., yolculuklar, hac seferleri için kullanılmaktaydı. İşte bu hizmetlerin tipik belgesi olarak da günümüzde birer yerleşme merkezi haline gelmiş olan mahallerde kervansarayları, menzil hanlarını buluyoruz. İşte önce Selçuklular ribât ve dolayısıyla kervansaray kuruluşunu Orta Asya’dan getirmiş ve Anadolu’da bir devlet politikası olarak gelişmesini sağlamışlardır.

Anadolu’da Osmanlı Devleti kurulduktan sonra da mevcut durumun devam ettiğini, fakat sıkı bir programa bağlı olarak sistemli bir şekilde kervansaray inşasına devam edildiğini görüyoruz. Anadolu Selçuklular ve Osmanlılar devrinde kervansaray ile menzil hanı terimleri birbirinden farklı bir anlam taşımadığı gibi ribât terimi de aynı anlamda tutulmuş ve az da olsa yapıların isimlendirilmesinde, kitabelerde yer almıştır.

Böylece ribât, kervansarayın kaynağını teşkil eden kuruluş olmuş ve bu sebeple XVl. yy.’da bile Anadolu’da biri Erzurum’da Rüstem Paşa Kervansarayı’nda, diğeri ise Bitlis-Tatvan yolundaki Hazo Hanı’nın kitâbelerinde ribat kelimesi yer almıştır.

Menzillerde inşa edilmiş olan kervansaraylarda, kervansaraya gelen kervanlar, buralara geçici olarak konaklarlar ve buralarda beraberlerinde getirdikleri malların değişimi ile beraber para işlerini de görürlerdi. Bu işlemler yapılırken belli kurallara bağlı olarak hareket edilir ve bir sonraki konak yerine ait mal asla bir önceki yerde, herhangi bir şekilde elden çıkarılamaz veya değiştirilemezdi. Bu özellik ise ticari hayatın sağlamlığını ve devamlılığını sağlaması yönünden önemliydi.

Esasen menzil kervansaraylarından, şehir kervansarayları ve şehir hanları bu noktada ayrılmaktaydılar. Şehir kervansaraylarında borsa işlerinin görülmesine karşılık, şehir hanları mal yapımı (icrayı faaliyet) ve ticaret işlerinin birlikte görüldüğü yerler olmaktaydı. Şehirlerde inşa edilmiş olan hanların isimlendirilmesi de buralarda üretilen şeyle ilgiliydi.

İşte şehir kervansaraylarında görülen bu ticarî zihniyet menzil külliyelerinde bulunan kervansaraylarda da görülmekteydi. Osmanlı dönemi örneklerinden Lüleburgaz’daki Sokullu Külliyesi’nde ve Payas’taki II. Selim Külliyesi’nde görüldüğü gibi kervansarayla çarşıyı birleştiren Dua Kubbesi mekânının, iki yapı arasındaki birleşimi sağlamış olması da bu özelliği ortaya koymaktadır.

2. Türk Mimarisinde Kervansarayın Meydana Gelişi ve Gelişmesi

A. Gazneli, Karahanlı, Büyük Selçuklu Mimarilerinde Kervansaray

Türk mimarisinde başlangıcından sonuna kadar tutarlı bir gelişme gösteren kervansaraylar, Orta Çağ Anadolusu’nun kültür beslenmesinde, çağı için önemli merkezler olmuşlardı.

Anadolu’da gelişen Türk mimarisinin genel çizgisini ortaya koymak amacıyla hareket edildiğinde, başvurulacak en ilginç yapılar şüphesiz ki ribât adıyla bilinen kervansaraylar olmaktadır.[8]

Bütün iktisadî faaliyet, kervan yollarının vardığı liman ve şehirlerde toplanmış, ulaşımın gereği gibi gelişmesi ve işlemesi, her çeşit eşyanın nakli ve yolculuğun yapılabilmesi için en önemli şart ise emniyet olmuştur. Bunun neticesi olarak da ribât, kervansaray veya han adıyla tanıdığımız menzil yapıları doğmuştu.

Türk mimarisinde ribâtların en erken örneklerini tarihi bilinen yapı olarak, Gazneliler Devri’nden kaldığını anlıyoruz. Meşhed’in 100 km. doğusunda Serahs yolundaki Ribat-ı Mahî’nin (1019-20), 1114 tarihli Selçuklu Kervansarayı Ribat-ı Şerif’ten daha küçük ölçüde olduğunu ve dört eyvanlı avlu etrafında sıralanan mekânlara sahip bulunduğu biliniyor. Bu yapıda görülen önemli bir özellik ise eyvan-kubbe birleşmesinin Selçuklulardan önce daha Xl. yy. başında Gazneli mimarisinde gerçekleştirilmesi oluyor. Gaznelilerin kervansaray mimarisi bir taraftan Karahanlı mimarisi ile Selçuklu mimarisi arasındaki bağlantıyı temin ederken, diğer taraftan da Selçuklu kervansaraylarının öncüsü olmuştu.

Türk mimarisinde ise en eski kervansarayların Karahanlılar Devri’nden kaldığını ve ribât adıyla tanındığını biliyoruz. Buhara-Semerkant yolundaki Ribat-ı Melik (1078-79) ile Semerkant-Hocend yolundaki Kervansaray kare şekilli bir plâna sahip bulunmaktaydılar. Merv bölgesi için karakteristik olan ve kalelerde görülen mimarî unsurların kervansaray mimarisine tatbikini gösteren Ribat-ı Melik, cephelerinin örgü düzeniyle de ilgi çekiciydi. Avlunun etrafını tonozlu odalar ve mekânlar çevirmekte olan yapı iki katlı olarak inşa edilmişti.

Karahanlılardan kalan diğer kervansaraylar bu yapıların çok zengin ve çeşitli tiplerini ve sonraki Türk kervansaraylarına etkilerini açıkça göstermiş, Karahanlılardan kalan diğer örnekler arasında Xl. yüzyıla ait harap bir haldeki Dehistan Kervansaray’ı ile Nişabur-Sebzevar yolundaki Ribat-ı Zaferanî ve Simnan’ın doğusunda, Ehvan’daki Ribat-ı Anuşirvan arasındaki benzerlik açıkça görülebilmektedir.

Merv-Amul yolundaki Akçakale Kervansarayı kerpiç-tuğla yapısıyla dış görünüşte Anadolu’daki Sultan Hanlarını hatırlatıyorsa da art arda iki revaklı avlunun konumlandığı bir plana sahip olduğu görülür. 1114-15 tarihli Büyük Selçukluların Nişabur-Merv yolundaki Ribat-ı Şerif’iyle benzerlik açık bir şekilde görülür.

Yine Karahanlıların Amul-Harzem arasında Day Hatun’daki Kervansaray’ın dört eyvanlı kare bir planla XI. yüzyıl sonundan kaldığı düşünülmüştür. Başhane’deki (Kurtlu Tepe) Kervansaray’da farklı bir planla Selçuklu kervansaraylarının küçük bir öncüsü olarak görülmüş ve XI. yüzyıl sonu XII. yüzyıl başına tarihlenmek istenmiş ve Karahanlı kervansaraylarının daha sonraki Türk mimarisinde plan ve mimari yönden etkilerini gösterdiği fikrine varılabilmiştir.

Oğuz boylarının ayaklanmasıyla Gaznelilerin ve Karahanlıların ribat yapıları tahrip olmuş ve Büyük Selçuklular zamanında onarılmıştı. Büyük Selçuklular yalnız onarımla kalmayıp, daha önce Karahanlı ve Gaznelilerin geliştirdiği kervansaray mimarisi üzerinde durarak âbidevi ribat yapıları meydana getirmişlerdi ki, Simman-Şahrud yolundaki, taş-tuğla işçiliği gösteren Ribat-ı Anuşirvan’la, Karahanlıların Day Hatun ve Dehistan Kervansarayları arasındaki yakın bezerlik, dört eyvan şeması gösteren planda da bazı değişiklikler olmuştu. Menzillerde ribat adıyla tanıdığımız bu yapıların varlığından da anlaşılacağı gibi her devirde bütün iktisadî faaliyetlerin gerçekleştiği kervan yolları önemli olmuştur.

Orta Çağ’da ise en önemli yollar, az geniş ve yatık olan yollar ile vasıtaların izleri üzerinde teşekkül eden yollardan ibaretti, yollara dikkat ve önem verildiği pek nadir olaylardandı. Yol yapıldığı zaman, muayyen mevkilerde misafirhaneler tesis ediliyordu. Bu misafirhanelerde emniyet tesisi ile su ihtiyacını temin etmek dikkate alınan başlıca hususlar olmuştu.[9] Tenha yollar üzerinde inşa edilmiş olan bu gibi yapılar daha çok vakıf binalarıydı. Çağı içinde adı ribât olan bu yapılar, XIII. yüzyılda yazılmış kaynak niteliğindeki eserlerde kervansarayla eş anlamlı olarak kullanılmış ve Yakın Doğu Cengiz ordularının istilâsına uğradığı zaman Büyük Selçuklu ülkesi ve Orta Asya’da XIII. yüzyılda ribât’ın kervansaray mânasına kullanılması genelleşmişti.[10]

Bu yüzyılda tarikatlara ait kuruluşlara ise hânkâh, zaviye ve tekke isimleri veriliyordu. Büyük yollar konar-göçer toplulukların, şakîlerin ve İslâm topraklarına yerleştikten sonra da Haçlıların saldırılarına uğrayabilecekleri için sınır bölgelerine ve tehlikeli yerlere yakın olan ribâtlar, askerî mahiyetlerini de devam ettirmekteydi. Halbuki tehlikesiz yerlerde bulunan ribâtlar misafirhane işleviyle yetinmişlerdi.

B. Anadolu Selçuklu Mimarisinde Kervansaray

Anadolu Selçukluları Devri kervansarayları Orta Çağ’da diğer Türk İslâm devletlerinde görülmeyen mimarî yapılar olarak karşımıza çıkmaktadır. Belirli menzillerde kurulmuş olan bu kervansaraylar, devrinin iktisadî hayatını bize aksettiren kuruluşlardır. Kervansaraylar, yukarıda belirttiğimiz ribâtların devamından başka bir şey değillerdir. Selçuklular Türkistan’da gelişmiş olan ribât-kervansaray geleneğini, İmparatorluklarının yayıldığı ülkelere yaydılar. Bunun en fazla geliştiği yer ise Anadolu olmuştur.[11]

Kervansaray sistemi Anadolu’nun Selçuklu hakimiyetine alınıp, gerekli düzen kurulduktan sonra, ticaretin önemini ve faydalarını bilen Selçuklu sultanları tarafından geliştirilmiştir. Doğu ve Batı dünyasının ve ticaretinin birleştiği bir köprü olan Anadolu’da kervansaraylar sistemli bir şekilde ticaret ve hac yolları boyunca sıralanmıştır. İnşa faaliyeti, doğu-batı yönünde gelişen ticaretin artması ile Selçuklu kervansarayları iki önemli amaç göz önünde tutularak inşa edilmiş bulunuyordu:

  1. Ticaret ve seyahat emniyetini temin edecek emin konak meydana getirmek. Bunun için etrafı surlarla çevrili, burç ve kulelerin de inşa edildiği tahkimatlı kervansaraylar bulunuyordu. Tahkimattan yoksun olan kervansaray veya menzil hanlarının bulunduğu menzil ise emniyetli olmaktan uzak idi.
  2. Kervansaray ve menzil hanına konan yolcuların istirahatini temin etmek. Bu amaçla yatakhaneler, aşhaneler, erzak depoları, eşya depoları, samanlık, ahır, mescit, hamam, şadırvan, çeşme, hastahane ve hatta aktar dükkânı (eczahane) da bulunuyordu. Bütün bunlardan başka nalbant, ayakkabıcı esnafı ve saraç ile vs. meslek sahipler de bulunmaktaydı.

Anadolu’ya Moğolların getirdikleri en önemli yenilik ise süratli iş gören bir posta teşkilatını kurmuş olmalarıdır. Sonraları İhanlı hakimiyeti süresinde ise Anadolu’da yollar, eski şekilleriyle devam etmiş, Gazan Han (1294-1304) zamanında bu teşkilâtta yeniden bir ıslâhat yapılarak, posta yolları gibi seyahat yolları da tâli yollara bağlanmıştı.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ