TÜRK MECLİSLERİNİN KABUL ETTİĞİ BAYRAMLAR

TÜRK MECLİSLERİNİN KABUL ETTİĞİ BAYRAMLAR

Bayramlar, toplumların dinî veya millî açıdan önemli gördükleri özel günlerin anılması ve kutlanmasıdır. Bayram kelimesi, “bezrem/bezrâm, beyrem veya Arapça şekliyle tekrar dönmek anlamına gelen ‘iyd kökünden türetilerek, âdet halini alan sevinç ve keder veya bir araya toplanma günü anlamına gelmektedir.[1]

Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında ve TBMM’nin açılmasından sonraki günlerde kabul edilen ilk millî bayramlar ve bayram kutlamaları da “‘İyd” olarak isimlendirilmiştir. Osmanlı Devleti döneminde ‘İyd-i edha Kurban bayramı, ‘İyd-i fıtır Ramazan bayramı olarak isimlendirilmiştir. Zafer kazanılan hâdiseler için yapılan şenlikler gibi önemli gün ve zaferlerin yıl dönümleri de yine “‘İyd” kelimesiyle anılmış ve ‘İyd-i ekber denilmiştir. Bayram günlerinde çocukların ve büyüklerin oynayıp eğlendikleri yerlere ‘İydgâh, bayramlar için yazılan şiirlere ‘İydiyye adı verilmiştir.[2]

Türk tarihinde, resmî olmayan ancak gerek mâtem ve gerekse sevinç günlerini anma maksadıyla, örfî anlamda kutlanan birçok bayramın Türk sosyal hayatında yer aldığı bilinmektedir. Türk toplumunun sosyal hayatında farklı bir yer işgal eden bu günler, Yuğ törenleri mahiyetinde, mâtem günlerini anma biçiminde kutlandığı gibi; Bahar bayramı, Nevruz, Koç katımı, Saya, Hıdrellez adıyla belli bir günün sevincini yâd etme olarak da anılmışlardır. Türk halkı arasında daha ziyade şenlikler ve anma günleri olarak kutlanan bayramlar, bilinen ilk Türk devleti olan Hunlardan başlayarak, Osmanlı Devleti’nin son zamanlarına kadar devam etmiş, Cumhuriyet döneminde ise mahallî olarak varlığını sürdürmüşlerdir.

Osmanlı Devleti’nin, herhangi bir günü, resmî bayram günü olarak kabul edip kutlaması ise, Kânûn-i Esâsî’nin ikinci defa yürürlüğe konduğu 23 Temmuz 1908 gününü yönetimdeki kırılma günü olarak kabul edip, bu günü ilk resmî millî bayram günü olarak kabul etmiştir. “‘İyd-i Millî” adı verilen bu bayram, Türk meclisleri tarafından kabul edilen ilk resmî bayramdır.[3] Zira, Türk devlet yönetimindeki gelenek, birkaç istisna dışında, meşveret esâsına (kengeş, divan, kurultay…) dayanmakta olup, halkın, seçim yoluyla devlet yönetiminde temsil edilmesi ancak 1876 yılından sonra gerçekleşecektir.

Kânûn-i Esâsi’yle, Osmanlı yönetimine giren meclis, devletin hangi esas üzerine bina edilmiş olduğunu adetâ zinde tutabilmek için önemli görülen günleri, millî gün olarak kabul etmiş ve bu kabule resmiyet kazandırmıştır. Zamanla bazı millî günlerin kutlanmasından vazgeçilmiş, devletin yapısını simgeleyen özel günler ise günümüze kadar her yıl kutlanmaya devam edilmiştir.

Son bir asırdan beri kutlanmakta olan millî bayram günlerinin nasıl gündeme getirildiği ve hangi atmosferde tartışıldığı bu çalışma ile değerlendirilecektir.

1. ‘İyd-i Millî

İttihât Terakkî Fırkası’nın gayretleriyle 1908’de Kânûn-i Esâsî’nin yeniden yürürlüğe girmesi, Osmanlı yönetiminde “Meclis hâkimiyetine” geçişi sağlamış, devlet idaresinde tabandan tavana doğru şekillenen yönetim anlayışının tatbikine geçilmiştir.[4] Osmanlı devlet idaresinde, halkın irâdesinin meclis kanalıyla devlet yönetimine yansıması, devleti idare eden insanların seçiminde meclis irâdesinin esas alınması, Türk demokratikleşme tarihi açısından çok önemli bir gelişmedir.

İkinci Meşrutiyet’in Osmanlı devlet yönetimine getirdiği bu yeni anlayışın tatbîkata konduğu günü unutmamak maksadıyla, 21 Ocak 1909’da (8 Kânûn-i sânî 1324) Ahmet Müfit Bey (İzmir mebusu) Osmanlı Beyliği’nin istiklâlini ilân ettiği 27 Ocak (14 Kânûn-i sânî 1299) gününün millî bayram günü olarak kabul edilmesi hususunda, Osmanlı Meb’ûsân Meclisi’ne bir kanûn teklifinde bulunmuştur.[5] Müfit Bey’in bu takriri 26 Ocak 1909 (13 Kânûn-i sânî 1324) günü yapılan on sekizinci oturumda görüşülmüştür. Bu kanûn teklifinin görüşüldüğü sırada II. Meşrutiyet’in ilân edildiği günün de millî bayram günü olarak kutlanması dile getirilmiştir.

Müfit Bey’in Osmanlı Meclis-i Meb’ûsân’ına sunduğu kanûn teklifinin müzâkere edildiği esnada yapılan konuşmalardan anlaşıldığına göre, Osmanlı Devleti’nin kuruluş gününün ‘İyd-i millî (Millî bayram) olarak kabul edilmesinin İkinci Meşrutiyet Dönemi’nde gündeme getirilmesi ve bu güne kadar Osmanlı Devleti’nin kuruluş gününün önemli bir gün olarak değerlendirilmemiş olmasının üç sebebi bulunmaktadır:

Birincisi, toprak bütünlüğünü muhâfaza etmek: Osmanlı Devleti’nin XIX. asırda zaten zayıf olan idarî gücü, XX. asırda iyice zayıflamış, bir kısım toprakları kopmuş, geride kalan toprakların birçoğunun da kopacağı açıkça görülmeğe başlanmıştır. Devlet, mevcudiyetini korumak ve iç dinamiklerini güçlendirmek için kuruluş yıl dönümünü vesîle kılarak Osmanlı teb‘asının birbirini tebrik etmesine zemin hazırlayıp, farklı milletlere mensup olan sosyal dokunun kaynaşmasını sağlamayı düşünmüştür.

İkincisi, Osmanlılık düşüncesinin fertler arasındaki kaynaştırıcı fikir olarak değerlendirilmiş olması: Bu kanaat, Osmanlı Devleti’nin etnik yapısının farklılığından kaynaklanmaktadır. Osmanlı Devleti yirminin üzerinde farklı gruptan meydana gelmekte, bu etnik kimlikler, dört beş asırdır aynı yönetim altında olmalarına rağmen yapılarını kaybetmemiş ve dünyadaki yeni fikir gelişmeleri karşısında kendilerini ayrı kimlikte değerlendirmişlerdir. Devletin birliğini korumak için bu kadar farklı kimliği bir arada tutacak olan ortak değerlere ihtiyaç duyulmuştur. Bu düşünceden hareketle, millî bayram vesile kılınarak teb‘anın “Osmanlılık” fikri etrafında kenetleneceği düşünülmüştür. Bu hususta Sinop Mebusu Yusuf Kemal Bey’in, millî bayram gününün tayininde Osmanlı Devleti’nin kuruluş gününün seçilmesindeki sebebi “Bütün Osmanlı halkı arasında Osmanlılık esasının teyid edilmesi”[6] şeklindeki izâhı da bu görüşü doğrulamaktadır.

Üçüncü husus ise milliyetçilik fikrinin kavimler üzerindeki tesirinin anlaşılmaya başlanmasıdır: Fransız ihtilâliyle siyasî hayata giren “milliyetçilik” kavramının milletleri hangi konuma getirdiğinin bu dönemde yeni hissedilmeye başlanmasıdır. Osmanlı Devleti’nin kuruluş gününün millî bayram günü olarak düşünülmesindeki maksat, milliyetçilik duygularını törpülemek, farklı milletleri kavmiyet bağına göre değil de devlet yapısını esas alan bir şemsiye altında tutmaktır.

Mecliste ‘İyd-i millînin görüşüldüğü esnâda, millî bayramların o ülke halkının tamamını içine alacak günler olması gerektiği bazı mebuslarca ifade edilmiş, Osmanlı Devleti’nin kuruluş gününün çok önemli bir gün olduğu belirtilerek, bu günün bütün teb‘ayı kucaklayacak durumda olmadığına da değinilmiştir. Bu sebeple 23 Temmuz (10 Temmuz) gününün daha geniş kitlelere hitap etmesi ve herkesi bağlayıcı özellik taşıması sebebiyle “‘İyd-i millî” olarak kabul edilmesinin daha uygun olacağı üzerinde durulmuştur.

Osmanlı Devleti’nin kuruluşunun millî bayram olması hususunda verilen kanûn teklifinin müzâkeresi sırasında, “Osmanlı Devleti’nin altı asırlık tarihinde kutlanacak pek çok önemli olayın olduğu, bu olayların her birinin millî bayram olarak değerlendirilmesinin mümkün olamayacağı” belirtilerek “Bizim için iftihar vesilesi olan 10 Temmuz (23 Temmuz) tarihinin millî bir gün telakkî edilmesi ve böylece yeni teşekkül eden milletler için belki bir hâtıra olabileceği”[7] şeklinde karşı bir görüş ileri sürülerek II. Meşrutiyet’in ilan gününün millî bayram günü olması gündeme getirilmiştir.

İstanbul mebusu Kozmidi Efendi, 23 Temmuz tarihi “Osmanlı Devleti’nin siyasî hayatında bir yenileşme tarihi olduğundan, bu tarihin yeni siyasî hayatın başlangıcı olması hasebiyle önemli olduğunu” belirterek, Osmanlı tarihi için bir günün millî bayram yapılması gerekirse, “Bursa’nın fethi, Osmanlıların Rumeli’ye geçmesi, İstanbul’un fethi gibi daha birçok önemli olayın millî bayram olarak dikkate alınması gerektiğini” vurgulamış ve “Bu durumda bütün günlerin bayram günü olarak kutlanması gibi bir uygulamanın ortaya çıkacağı”,[8] böyle bir düşüncenin ise tatbik edilemeyeceğini söylemiştir.

Millî bayram günü için, hangi önemli günün esas alınacağı Osmanlı Mebusan Meclisi’nde uzun tartışmalara sebep olmuş, millî anma günü olarak düşünülen Osmanlı Devleti’nin kuruluş tarihinin çok önemli olduğu vurgulanmasına rağmen, Osmanlı Devleti’nin rüşte kavuştuğu gün olan 23 Temmuz gününün millî bayram olarak kutlanmasının daha isâbetli olacağına karar verilmiştir. 23 Temmuz 1908, (10 Temmuz 1324) Kânûn-i Esâsî’nin ikinci defa yürürlüğe konduğu tarihtir. Bir kanûnun yürürlüğe girdiği günün millî bayram olarak değerlendirilmesi gerekirse 24 Aralık 1876 (7 Zilhicce 1293/12 Kânûn-i evvel 1292) tarihinin esas alınması gerekirdi. Kânûn-i Esâsî’nin ilk defa yürürlüğe girdiği 24 Aralık yerine 23 Temmuz’un millî bayram olarak kabul edilmesinin sebebi ise, Kânûn-i Esâsî 23 Temmuz 1908’de Makedonya’da İttihat ve Terakki Fırkası tarafından yürürlüğe konduğu ilân edilmiş yani halkın irâdesiyle yeniden anayasaya kavuşulmuştur. Ayrıca bu düşüncenin İttihat ve Terakki Fırkası’nın Osmanlı yönetimine el koyuşunun bir göstergesi olarak değerlendirilmesi de mümkündür.

Osmanlı Meb’ûsân Meclisi’nin millî bayram gününün tespiti hususundaki müzâkereleri sonucunda iki tarih üzerinde durulmuştur. Bunlardan biri 27 Ocak Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıl dönümü, diğeri ise 23 Temmuz II. Meşrutiyet’in ilânıdır. Meb’ûsân Meclisi’nde 23 Temmuz 1908 (10 Temmuz 1324) gününün ‘İyd-i millî olarak kabul edilmesi ağırlıklı olarak değerlendirilmiş ve 26 Ocak 1909 (13 Kânûn-i sânî 1324) tarihinde karar verilmiş ise de bu iki günden hangisinin millî bayram olması gerektiği veya her ikisinin de bayram günü olarak kabul edilip edilmeyeceği hususunda kesin bir sonuca varılamaması üzerine, söz konusu kanûna son şeklin verilmesi için aynı gün Lâyıha encümenine havâle edilmiştir.[9]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ