TÜRK KÜLTÜRÜNDE YÖNLER

TÜRK KÜLTÜRÜNDE YÖNLER

Türk kültüründe yönler ve dünyayı yönleme çok önemlidir. Bilhassa İslâm öncesi dönemlerde dünyayı dört ana yöne ayırma, Türklerin geleneksel dinî inançlarının bir yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır. İslâm öncesi Türk dinini adlandırmak oldukça zordur. Ancak günümüzde en çok kabul gören tanımlamaların başında “Gök Tanrı Dini”, “Geleneksel Türk Dini” veya “Tengriizm” gelmektedir. Bunlardan “Geleneksel Türk Dini” tabirinin eski Türk dini inançlarıyla ilgili bütün düşünceleri kuşatıcı bir özelliğe sahip olduğunu söylemeliyiz. Yine de eski Türk dinini tam manasıyla tanımlamanın çok güç olduğunu belirtelim.

Dinlerin, toplumların kültürlerindeki yeri ve önemi tartışılmaz. Bütün dinlerde ve medeniyetlerde yönler, gerek sosyal hayatın seyri, gerekse dinsel açıdan büyük işleve sahiptir. Dolayısıyla dünya milletlerinin düşünce tarihini dinî inanışlarının şekillendirdiğine inanılmaktadır. Bilhassa dinî mitolojilerde insanları çevreleyen, insan eliyle medenîleştirilmiş dünyanın ona model teşkil eden dünya üstü prototip dışında hiçbir gerçekliğe sahip olmadığı olgusu hakimdir. İnsan bir arketipe göre inşaya girişir. Göksel (ilahî) modelleri olan sadece kent ve tapınaklar değildir. Yerleşilmiş olan bütün bölgeler, oraları sulayan ırmaklar, ona yiyecek veren topraklar vb. için de aynı şey geçerlidir.[1]

Toplumların ve medeniyetlerin düşünce tarihlerinde kozmolojinin çok önemli bir yeri vardır. Düşünce tarihinin oluşumunda tarihin de göz ardı edilmemesi gerekir. Türk düşüncesi incelenirken de, Türk kavimlerinin gökyüzü ve dünya hakkındaki bilgi, görüş ve hareket kabiliyetleri göz önünde bulundurulmalıdır. Çünkü dinler ve mitolojilere göre, her yaratılış, her şeyin öncesindeki kozmolojik eylemi, dünyanın yaratılışını tekrarlamaktadır. Dolayısıyla inşa edilen her şeyin temeli dünyanın merkezindedir. Bilindiği üzere yaratılış eylemi bir merkezde olmuştur.[2]

Türklerin güneşin doğduğu tarafa yüzlerini çevirerek yön tayini yapmaları, bizce İslâm öncesindeki Türk tefekkürünün evrenselliğini göstermektedir. Çünkü güneş yüceliği, ululuğu ve sonsuzluğu sembolize etmektedir. Ayrıca o, dünyayı kucaklamakta ve kuşatmaktadır. Bu düşünceden hareket eden Türkler de yüzlerini doğuya dönmekle, tıpkı güneş gibi dünyayı kuşatmak, sarmak istemiş olmalıdırlar. Güneşin evrensellik içerdiğinin birçok bilim adamı tarafından benimsenmesi[3] bu düşüncemizi güçlendirmektedir.

Türklerin çok geniş bir coğrafyaya yayılmış olmaları, ilerde teferruatlıca görüleceği üzere onların hepsinin ana yönlerin tayininde aynı uygulamayı yapışını imkansızlaştırmıştır. Ancak genel Türk kitlesinin bu ana yönlerin tayinini, yüzlerini doğuya çevirerek yaptığı anlaşılmaktadır. Türklerin ana yurtlarının genişliğiyle ilgili olarak tarihçiler genellikle Çin kaynaklarına dayanarak Altay Dağlarını Türklerin ana yurdu kabul ederken, sanat tarihçileri Tanrı Dağları Kuzeybatı Asya sahasını, bazı kültür tarihçileri de İrtiş Urallar arasını veya Altaylar Kırgız bozkırları arasını göstermişlerdir. Buna mukabil bazı dil araştırmacıları Altaylar’ın doğusunun veya Kingan silsilesi bölgesinin yahut 90. boylamın doğusunun Türk ana yurdu olması gerektiğini düşünmüşlerdir.[4]

Aslında bütün dinlerde ibadet için dönülen bir cihetin, bir kıblenin oluşu, yönlerin önemini daha da artırmaktadır. Zira günümüzde Müslümanların ibadet için Kâbe’ye yönelişleri gibi, Yahudi ve Hıristiyanlar da Kudüs’e yönelmektedirler.[5] Ayrıca antik medeniyetlerde de her toplumun ibadet için bir tarafa yöneldikleri de bilinmektedir. Eski Amerika kavimlerinden Astekler, ibadet için güneşin doğduğu tarafa yönelmişlerdir. Budistler de Buda’nın nirvanaya ulaştığı Bodhi ağacını kutsal mekân olarak kabul etmişlerdir.[6] Buda’nın nirvanaya ulaşacağına inandığı Bodhi ağacının yanına geldiğinde murakabeye oturmak için yön tayin etmesi konumuz açısından zikre değer bir örnektir: O, öncelikle ağacın güney tarafına durup yüzünü bu yöne dönmüş, sonra ağacın çevresinde sağ yanı ona dönük yürüyerek batı tarafına gelmiş ve yüzünü doğuya dönmüştür. Buranın aradığı yer olmadığını anlamış ve yine sağ tarafı ağaca dönük daha ileri yürüyerek kuzey tarafına gelmiş ve yüzünü güneye dönmüştür. Burasının da aradığı nokta olmadığını anlamış ve sağ tarafı ağaca dönük ağacın çevresinde yürüyerek doğu tarafına gelmiş ve yüzünü batıya dönerek durmuştur. Bütün Budaların ağacın doğu tarafına oturduğunu ve bu tarafın asla sarsılmaz ve titremez olduğunu keşfetmiştir. Sonra Buda, sırtını bodhi ağacına vererek doğuya dönmüş ve güçlü bir niyet tutmuş ve böylece nirvanaya ulaşma şansını elde etmiştir.[7]

Türklerin dünyayı dört ana yöne ayırmasında dini inanışlarının etkili olduğunu düşünmekteyiz. Bunun temelinde de “Gök Tanrı Dini” vardır. Ancak Türklerin “Gök Tanrı” inanışında göğe tapınma söz konusu değildir. Türkçede gök, mavi ve sema olmak üzere iki anlamda kullanılmaktadır. Türkler de yüce Tanrılarını sonsuzluğu ve yüceliği sembolize eden sema ile anmışlardır. Çünkü gök, yüce, mübarek, kutsal anlamlarında da kullanılmıştır. Hikmet Tanyu’nun “İslâmlıktan Önce Türklerde Tek Tanrı İnancı” isimli eserinde bu konuyu ve etraflıca incelemiştir.[8] Ona göre, Tanrı için kullanılan “gök” kelimesi asıl manasından ziyade sıfat manası olarak kullanılmaktadır. Hatta Tanrı dışında bile bazen bu kelime sıfat olarak kullanılmaktadır. Mesela Kök (gök) Türk ifadesindeki (gök=mavi) anlamında kullanılmamış, aksine “mübarek”, “kutsal” ve “yüce” sıfatı olarak kullanılmıştır.[9]

Orhun Kitâbeleri’nde Türk kozmogonisini tek cümle içinde açıklayan ibare şöyledir: “Üze Kök Tengri, asra yağız yir kılındıkta ikin ara kişi oğlı kılınmıştır…”[10] Burada GökTürk çağında “kök”ün gökyüzü anlamının yanı sıra yüce anlamı da taşıdığı aşikârdır. Aslında eski çağlarda, içinde Güneş ve Ay’ın doğuş ve batışı gibi harikalardan, yıldızların durumuna, dört mevsime, yağmura, kara, rüzgâra, ısınmaya, soğumaya, bitkilerin canlanmasına, kurumasına, canlıların doğup büyümesine vs. kadar her şeyin tam bir düzen, değişmezlik ve kesin bir ahenkle cereyan ettiğini gördüğü yeryüzünde, her şeyi hükmü altında tutan semanın, bozkırlı tarafından Tanrı kabul edilmiş olması ihtimal dahilindedir.[11] Fakat gerek Türk gerekse Batılı bilim adamlarından hiçbirinin, Türklerin göğü put olarak kabul ettiğine dair bir bulguya rastlanmamış olması ve de yukarıda verdiğimiz örnekteki gibi abidelerde Tanrı ile ilgili geçen kavramların, “Tanrının ebediliği”ni, “Kadiri mutlaklığı”nı ve “her yerde hazır” vasfını öne çıkarıyor olması, Türklerin göğe asla tapınmadıklarını belgelemektedir. Kaldı ki göğün bütün Dünya’yı kaplaması sebebiyle herhangi bir şekilde cisimleştirilmesini de imkânsızlaştırmaktadır. Ayrıca kendilerinden önceki ve çağdaşı pek çok kavmin aksine, Türklerin Güneş’e, Ay’a ve yıldızlara tapınmamış olması da belirtilmesi gereken bir diğer husustur. Ancak Türklerin Güneş ve Ay’ı kutsal olarak kabul ettiği, ama hiçbir zaman bunlara tapmadığı bilinmektedir. Böyle bir durum olsaydı, Türklerin kendilerince küçük kusurlarını devleştirmekten çekinmeyen Batılı bilim adamları bunu mutlaka ortaya koyarlardı. Bunlardan biri olan JeanPaul Roux, Türk ve Moğol metinlerinin hiç birinde yıldız dininden söz edilmediğini doğrulamaktadır.[12] Bunlar Türklerin yersub inanışlarıyla alâkalıdır. Yersublar Tanrı değil, aksine dinin kutsalları yani azizleri olarak algılanmaktadır.[13]

Yukarıda ifade edildiği üzere, Türkler dünyayı yenlere ayırırken eski dini inançlarının etkisiyle güneşe yönlerini dönerek yön tayini yapmışlardır. Onların güneşi kendilerine ölçü alışı, güneşin kuşatıcı, kavrayıcı ve vazgeçilmez bir hayatî öneme sahip oluşundandır.

Bu genel izahattan sonra şimdi de yön kelimesinin özel anlamları ve Türk kültüründeki dört ana yönü ele alacağız.

Sözlüklerde yön kelimesi farklı anlamlarda kullanılmaktadır:

  1. Yön; belli bir noktaya göre olan yer, taraf.
  2. Yön; bir şeyin belli bir noktaya baktığı yan veçhe (binanın batı yönü).
  3. Yön; bir yere gitmek için izlenen yol, cihet, istikamet.
  4. Yön; tutulacak, izlenecek yön (işin ekonomik yönü).
  5. Yön vermek yeni bir biçim, yeni bir düzen vermek.
  6. Yön, bakımından (iş bu yönden de incelendi).[14]

Yön kelimesi bizim dilimizde sadece bu kelimelerle ifade edilmemekte, bilakis dört ana yön (doğu, güney, batı ve kuzey) ile ilgili isimlendirmenin dışında farklı lehçelerde çeşitli isimlendirmeler de mevcuttur. Biz bütün bunları burada enine boyuna incelemek istiyoruz.

1. Doğu (İleri, İlgeru)

Her millette rastlanan yön meselesinin Türk kültüründe hayati bir öneme sahip olduğunu daha önce belirtmiştik. Aslında bu husus diğer toplumlar için de geçerlidir. Zira yön, bir yerde milletlerin ibadet istikametleriyle değerlendirilmiş ve her toplum yön tayinindeki önem sırasını kendi inançları doğrultusunda belirlemeye çalışmıştır.

Güneşin doğduğu taraf olan doğu, Türklerin en fazla önem taşıyan ve kutlu bir yönü olmuştur. Çünkü eski Türklerde Güneş, doğunun sembolüdür ve yönlerin söylenilişinde kullanılan deyimler hep Güneş’le ilgilidir. Mesela, “Gün doğusu”, “Gün batısı” ifadelerinde olduğu gibi.[15] Bu doğu kelimesi, Türkçenin her devir ve sahasında sık sık kullanılmış olan “ileri” ve “öte” anlamına gelen “ilgerü” sözüyle ifade edilmiştir. Bu kelimenin normal şekli ilgerü > ilgerü’dür. Bu, “doğu” ve “ön” anlamına gelmektedir. Bu kelime zamanla fonetik değişiklikler göstermiştir. Bu değişiklikler:

İlgerü> ülerü> ileri şeklinde tespit edilmiştir. İlk örneğini Orhun Âbideleri’nde görüyoruz ki bu arada daha ziyade “şark” anlamında kullanılmıştır. Çünkü Göktürkler için doğu “ön kısım, ileri kısım”dır.[16]

Bugünkü şivelerin hepsinde vokal ahengi esas olmak şartıyla Sibirya, Kıpçak ve Türkî şivelerinin her üçünde de “ilgeri”, Oğuz Türkçesinde ise “ileri” şeklinde kullanılmaktadır. “İlgerü” sözü için Türk şivelerinden bazı örnekler şunlardır:

a) Orhun Âbideleri’nde;

E.T.Y. I. C. 3 (1,22): ilgerü şandun yazıka tegi süledim “Şarkta Şandun ormanına kadar sefer ettim”.

E.T.Y. I. D 12, 11 (1,34): ilgerü kurigaru sülep tirmiş “ileri geri (şarka ve arba) sefer ederek ilerlemiş”.

b) Uygur metinlerinde:

I. 2627.: yme yokaru kodı ilerü kirü atı istilmiş “yine yukarı aşağı ileri geri adı işitilmiş”

c) Oğuz Kağan destanında:

16215: dakı ilgerü kiddiler “yine ileri gittiler”.

d) Çağataycada:

Rd., B.T.L.: ilgerü “ileri”.

e) Kıpçak şivelerinde:

(Kırgız Söz.) Kırgız ş.: ilgeri “ileri”.

f) Türkî şivelerinde:

(Raq.) Türkî ş.: ilgeri “ileri”.

(Özb. Gr.) Özbek ş.: ilgeri “ileri”.

g) Oguz şivelerinde:

(Türk Söz.) Türkiye ş.: ileri[17]

Göktürkler, yönlerini tayin ederken yüzlerini doğuya, yani Güneş’in doğduğu yöne dönmekteydiler. Bunun için de doğuya “ilgerü” yani “ileri” demişlerdir.[18]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ