TÜRK KÜLTÜRÜNDE VE ALEVÎ-BEKTAŞÎ İNANCINDA TURNA

TÜRK KÜLTÜRÜNDE VE ALEVÎ-BEKTAŞÎ İNANCINDA TURNA

Bilindiği gibi turna, Türk halk kültürü ürünlerinde, özellikle de tür­külerde ve halk hikâyelerinde, adı çok sık geçen bir kuştur. Hacı Bektaş Velî Vilâyetnâmesi’nde de ilk Müslü­man Türk mutasavvıfı olan Ahmed Yesevî’nin “turna donuna girdiği ka­yıtlıdır. Turna, Yesevî’den günümü­ze kadar geçen yaklaşık sekiz asırlık zaman zarfında, hem halk hem de di­van edebiyatı ürünlerinde çok yaygın olarak kullanılmıştır. Ayrıca, İslam dinini kabul etmemiş olan bazı Türk topluluklarının folklorunda da önemli bir yere sahiptir. Yesevîliğin Anadolu ve Balkanlar’daki devamı olan ve Hacı Bektaş Velînin piri olması dolayısıyla Ahmed Yesevî’nin büyük etkisi altında bulunan Bektaşîlikte turna, Hz. Alî ile ilişki kurularak yüceltilmiştir. Semah­lardan birine turna adı verilerek kut- sallaştırılmıştır. Eski Türk kültürüne ait ögelere diğer tarikatlere göre daha fazla yer veren Bektaşîliğin turnayı kutsallaştırmış olması önemlidir.

Bu kuş niçin turnadır? Bu soruya cevap verebilmek için, her şeyden önce eski Türk kültüründeki gökle ilgili inançların ve gök ile turna arasındaki münasebetin ortaya konulması lazım­dır. Daha sonra da, eski Türk kültü­ründe ve bütünlüğü sağlamak için de İslamiyeti kabul etmemiş olan bazı Türk topluluklarında var olan turna algısının karşılaştırmalı olarak ince­lenmesi gerekmektedir. Bu çalışmada, Türk kültüründeki turna inancı (ya da motifi), önce eski Türk kültürü sonra da Türk halk kültürü ürünlerindeki -özellikle Bektaşîlikteki- ve Müslü­man olmayan bazı Türk boylarındaki turna tasavvuruyla birlikte değerlen­dirilecektir.

II. Turnayla İlgili Önemli Ça­lışmalar

İrene Melikoff’un, turnayla ilgili olarak -bildiğimiz kadarıyla- müstakil bir çalışması bulunmamaktadır. An­cak Melikoff, çeşitli çalışmalarında bu kuş hakkında bilgi vermiş ve bazı de­ğerlendirmelerde bulunmuştur. Ona göre turna, Çin’de her şeyden önce ölümsüzlük kuşudur (Melikoff, 2006: 121). Çin, Kore, Japon gibi bazı Uzak Doğu uluslarında Ebedî Yaşamın kar­şılığıdır ve Türkler tarafından göçle birlikte Batı’ya getirilmiş olmalıdır (Melikoff, 2006: 104). Turna yine, Tan­rısallığın yeryüzü tecellîleri içindeki timsalidir. Öncelikle de Allah’ın beşer suretinde tecellîsi olan Alî’yi temsil eder (Melikoff, 2006: 120).

Şükrü Elçinin “Türk Halk Ede­biyatında Turna Motifi” başlıklı bir çalışması bulunmaktadır. Hoca, bu konuda yapılmış çalışmalar arasında özel bir yeri bulunan bu makalesinde, önce turna hakkında kısa ve tanıtıcı bilgiler vermekte ve turnanın şahıs ve yer adlarındaki kullanımından ör­nekler sunmaktadır. W. Eberhard ve Masao Mori’yi kaynak göstererek eski turnanın Türk kültüründeki yerine kısaca temas etmektedir. Daha sonra, turnanın Türk halk şiiri ve Türk halk hikâyelerindeki yeri üzerinde genişçe durmakta, ayrıca Alevî-Bektaşî şair­lerin bu kuşa yükledikleri anlamlara işaret etmekte ve turnanın bir motif olarak kullanıldığı örnekler sunmak­tadır. (Elçin, 1997: 63-75)

Konuyla ilgili bir başka çalışma, Gıyasettin Aytaş tarafından kale­me alınmış olan “Türkülerde Turna” başlıklı makaledir. Yazar, turnanın “Gök Tanrı’yı temsil ettiği için kutsallaştırüdığını” belirttikten sonra, söz konusu kuşun bu kutsallığını Alevî-Bektaşî folklorunda da sürdürdüğünü ve Hz. Ali’yi temsil ettiğini söylemek­tedir. Daha sonra, haber getirip ve haber götürme gibi işlevleri olan tur­naları konu alan türkü metinlerinden örnekler sunulmaktadır. (Aytaş, 2003: 13-33)

Diğer bir çalışma Ömür Ceylana aittir ve “Klâsik Türk Şiirinde Turnaya Dair” başlığını taşımaktadır. Bu çalışmada, turnanın Islamiyettten önceki Türk inançlarıyla Alevî-Bektaşî geleneğindeki yerine işaret edilmiştir. Bazı divan şairlerinin içinde turna geçen beyitlerinden örnekler sunul­makta ve söz konusu kuşun hangi çerçevede ele alındığı tespit edilmeye çalışılmaktadır. (Ceylan, 2003: 35-42)

Konuyla ilgili önemli ve kısa bir süre önce yapılmış bir çalışma da Meh­met Kara ve Ersin Teres imzalarını ta­şımaktadır. “The Crane as a Symbol of Fidelity in Turkish and Japanese Cul­tures” (Türk ve Japon Kültürlerinde Sadakat Sembolü Olarak Turna) baş­lıklı bu makale, İngilizce’dir. Maka­lede, turnanın Türk ve Japon kültür­lerindeki yeri karşılaştırmalı olarak incelenmekte özellikle benzerlikler veya paralellikler üzerinde durulmak­tadır. (Kara vd. 2012: 194-201)

Bu çalışmalardan ilkinde, turna­nın kökeni ve Alevî Bektaşî gelene­ğindeki yeri üzerinde durulmakta ve turnanın Uzak Doğu kültürlerinden gelmiş bir sembol olduğu ısrarla vur­gulanmaktadır. Diğer çalışmalarda da, turnanın eski Türk kültüründe­ki yerine kısaca temas edildiği, Alevî Bektaşî geleneğindeki yerinin de kıs­men ele alındığı, halk şiiri ile halk hikâyeleri ve klâsik şiirimizdeki yeri üzerinde ise daha genişçe durulduğu görülmektedir.

Yukarıdaki çalışmalarda, – ele alınan konuların bir gereği olarak – turnanın kökeni pek tartışılmamış ve özellikle İslam dinini kabul etmemiş bazı Türk topluluklarındaki yerine de hemen hemen hiç temas edilmemiştir. Halbuki, turnanın eski Türk kültü­ründeki ve halen Müslüman olmamış Türk topluluklarındaki kimliği ile Alevî-Bektaşî geleneğindeki kimliği arasında paralellik ve bütünlük var­dır.

III. Eski Türklerde Gök Tanrı İnancı ve Turna

Bilindiği gibi “Üze kök tengri asra yagız yir kılındukta ikin ara kişi oglı kılınmıştır. Buradaki “tengri” kelime­si “gökyüzü” anlamındadır. Ancak, ke­limenin bu dönemde “ilah” anlamı da bulunmaktadır. Kelime, daha sonra “gökyüzü” anlamını kaybetmiş ve sa­dece “ilah” anlamında kullanılmıştır. Bu semantik daralma, muhtemelen Allah’ın mekanının gökyüzü olduğu inancıyla ilgilidir. “Tengri teg tengri- de bolmuş olmak”, söz konusu inancın açık bir ifadesidir.

Türk kültüründe gökyüzü gibi onun rengi olan mavi de kutsaldır. Yeryüzünün rengi olan karada (yağız­da) ise olumsuzluk anlamı daha bas­kındır. Yerin ve göğün bu vasfı, bura­larda bulunan tanrıların vasıflarıyla paralellik arzetmektedir. Bundan do­layıdır ki, ışık ve iyilik tanrıları gök­te bulunur. Başlarındaki Ülgen Ata, herkesin iyiliğini ve dirliğini ister. On yedi veya otuz üç kat olarak tasavvur edilen göklerin ve bulutların üzerinde altın bir tahtta oturur. Karısı ve do­kuz oğluyla birlikte kendisine yardım eden dokuz kızına “Ak Kızlar” denir (Yörükan, 2006: 55-56). Karanlık ve fenalık tanrıları ise yerin altında bu­lunurlar. Başlarındaki Erlik Ata da Ülgen Atanın aksine herkesin kötülü­ğünü ister ve dünyada fesadın çoğal­ması için çalışır. Dokuz kat yer altında oturan Erlik Ata’nın yüzü de, tahtı da, bindiği beygir de karadır. (Yörükan, 2006: 56)

Gökyüzünün kutsal, buna karşı­lık yeryüzünün kötü kabul edilmesiy­le ölüm arasında da bir ilişki vardır. İnsanların iyi ve kötü olmalarının tabiî bir sonucu, insan ruhunun da “yaruk” (parlak, aydınlık) ve “kararıg” olmak üzere iki yönünün bulunduğu­na inanılmaktaydı (Esin, 2001: 51). Ölümden sonra, “kararıg” ruh yeral­tına giderken “yaruk” ruh, buhar olup gökyüzüne uçmaya çalışmaktaydı. Ruh, bazen de “turna” şekline girerek göğe uçuyordu (Esin, 2001: 51). Kutsal olan ata ruhunun kaplan gibi bir güç tarafından kapılmasını önlemek için, ölümün simgesi olan kuzeye doğru dö­nülerek ruh geri çağrılmaktaydı. Bu tören, uzakta ölenler için de yapılmak­taydı (Esin, 2001: 51). “Buhar olup” ya da “turna şekline girip” gökyüzüne uçan ruh, geri çağrıldığında da muhte­melen yine “buhar” veya “turna” ola­rak dönmekteydi.

Ruhun iki yönünün bulunması ve ölümden sonra gittikleri yerlerle ilgi­li bilgilerin en eski kaynağı, Çin’deki Çu dönemiyle ilgili kayıtlardır. Emel Esin, Eberhard’ın Çuların çoğunlu­ğunu proto-Türk kabul ettiğini kay­dettikten sonra, “… Kâinatın çeşitli tezahürlerini, mekan ve zaman içinde tüm evreni kapsayan bir düzen olarak açıklama girişimi, proto-Türk sanılan Çulara atfedilmektedir ya da Çular bu kozmolojiyi anavatanları olan İç Asya’dan getirmişlerdi.” (Esin, 2001: 19) demektedir. Bu ifade, söz konusu inancın Türklere ve İç Asya’ya ait ol­duğunu düşündürmektedir.

Pek çok araştırmacının kay­nak olarak kullandığı İbn Fadlan Seyâhatnâmesi’nde, “Başkurtlardan bazılarının ayıya, bazılarının balık­lara, bazılarınında turna kuşlarına taptıklarına dair” kayıtlar bulunmak­tadır (Roux 2005: 90). Seyyah, Baş­kurtların “turna kuşlarına tapındıkla­rını” söylemekte ve nedenini de şöyle açıklamaktadır: “Başarısız bir dövüş­ten sonra Başkurtlar tam bir bozguna uğramışken turna kuşları çığlıklar atarak galiplerin ardından gider. On­lar da pusuya düştüklerini sanıp kaç­maya başlar…” (Roux, 2005: 131)

Bazı kaynaklarda 849 yılın­da öldüğü belirtilen, ancak Roux’un 840’ta öldüğünü söylediği El Medinî de, “Türklerin becerikli bir ordu ön­derinde on hayvanın özelliklerinin bulunmasını istediklerini, bu on hay­vanın arasında da turnanın uyanıklığı temsil ettiğini” söylemektedir. (Roux, 2005: 228-229)

Türk dilinin uzak lehçelerinden biri, bilindiği gibi Yakutçadır. Yakutça ana dilden tarihin bilinemeyen devir­lerinde ayrılmıştır. Bu durum Yakut­ların da ana kitleden (yani Türk mille­tinden) çok eski zamanlarda ayrılmış olmasının sonucudur. Yakutlar, bu­gün İslam dinine geçmeyen Türk boy­larından biridir. Yakutlarda, turnanın eski Türk kültüründeki konumunu muhafaza ettiği anlaşılmaktadır. Me­sela, turnanın “Saha Cumhuriyeti Mom rayonu armasında yer aldığı” bi­linmektedir (Duranlı, 2010: 148). Aynı şekilde, “Bir Saha için turna kuşunu öldürmek veya yuvasını bozmak trajik sonuçları olabilecek büyük bir günah olarak görülmektedir” (Duranlı, 2010: 149). Saha (Yakut) büyü masallarında da “Kahramanın düşmana kurduğu tuzaklarda, turna balığıyla birlikte turna yumurtası da kullanılmaktadır” (Duranlı, 2010: 156,180) Yakutlarda, turna-şamanlardan da söz edilmekte­dir (Roux, 2005: 95).

Altay Türkleri arasında kutsal kabul edilen kuşlardan biri, turnadır. Eşli ve eşine sadık kuşlardan biri olan turnanın öldürülmesi kesinlikle ya­saktır (Yamaeva vd. 1994: 353).

Çular döneminde ruhun gökyüzü­ne “buhar” yanında “turna” olarak da uçtuğu inancı, biraz değişikliğe uğra­yarak “turna bedenine, turna donuna girmek” şeklinde, Müslüman olmayan bazı Türk topluluklarında da, İslami- yeti kabul edenler arasında da devam etmiştir. Mesela, “Yakutlar, üçüncü gökte bir tanrının göçmen kuşları top­layıp bir topluluk kurduğunu anlatır­lar. Yedi genç kadın ve kızları, insan olmak ve çocuk doğurmak üzere tur­na kuşu biçiminde dünyaya inerler” (Roux, 2005: 336-337). 1822 yılındaki bir kayda göre, Yakutlarda, boyların hem koruyucusu hem de atası olan kutsal varlıklar arasında turna da bu­lunmaktaydı (Roux, 2005: 375).

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ