TÜRK KÜLTÜR TARİHİNDE KAHVE VE KAHVEHANE

TÜRK KÜLTÜR TARİHİNDE KAHVE VE KAHVEHANE

Onaltıncı yüzyıldan itibaren, Türk insanının yaşamına giren kahve ve kahvehane etrafında, çok geniş bir kültürel birikim oluşmuştur. Kahve ve kahvehane merkezli kültürel birikim ortamı, o kadar hızlı gelişmiş ve geniş bir alanda etkili olmuştur ki, belki de Türk insanının yaşamına bu derece etki eden -içecek ve mekan olarak- ikinci bir unsur gösterilemez.

Kahvehaneler, toplumsal paylaşımın gerçekleştiği ve geçmişin yâd edildiği kültürel mekanlar olarak Türk insanının yaşamında önemli bir yer tutmuştur. Bir “sohbet kültürü”ne sahip olan Türk toplumunun, dinsel açıdan “meşru” kabul edilen kahve ve kahvehaneye sahip çıkması ve bu unsurları yaygınlaştırması, birçok toplumdan daha hızlı ve kapsamlı olmuştur.

Kahvehaneler, Türk insanı için birer “kültür mekanı” olarak hizmet vermişlerdir. Ayrıca kahvehaneler, “toleranslı davranma” alışkanlığının kazanıldığı merkezler olarak da dikkat çekmektedirler.

Kahve, bir içecek adı olarak bilinirken, bazı yerlerde kahvehane yerine kısaca kahve kelimesi kullanılmaktadır. Yine, kahvehanelerle benzer fonksiyonlar göstermesine rağmen, kıraathanelerin de genel olarak kahvehane anlamında kullanıldığı ifade edilmelidir. Kıraathane, kahvehaneden daha sonra ortaya çıkan bir kavramdır ve bu mekanların “okuma salonu” olarak kullanılmasıyla bağlantılıdır.

Kahvehanelerin, kıraathane (okuma evi) olarak faaliyet göstermesi Kanuni Sultan Süleyman Dönemi’ne rastlar. Bu mekanlarda “devlet sohbeti” yapılmasının önlenmesi için böyle bir uygulama başlatıldığı söylenebilir. Bu dönemden sonra, kahvehanelerde edebi faaliyetler -zoraki bir şekilde de olsa- artmıştır.[1] Tanzimat Dönemi’nden sonra ise, Avrupa’da açılan kulüpler ve okuma salonlarının örnek alınmasıyla kıraathanelerin sayısının daha da arttığı dikkat çekmektedir.

Kahve içme alışkanlığı, yaklaşık olarak V. yüzyıla kadar geri gitmektedir. Belli bir zaman diliminden sonra, bu içecek etrafında maddi ve manevi kültür unsurları oluşurken, bu unsurlardan bazıları günümüze kadar gelmiş, bazıları da ortadan kalkmıştır.

Ünver, Türklerin bir “kahve ve kahvehane medeniyeti”nden sözederken,[2] bu mekanların daha çok erkeklere hitap ettikleri dikkat çekmektedir. Gregoire, kahvehaneleri “erkekler evi” ve “kadınların giremediği bir ortam” olarak tasvir etmektedir.[3] Kadınların ise, kahve içmede hamamları tercih ettikleri ve yine komşu ziyaretlerinde kahve içme geleneğinin yaygınlaştığı bilinmektedir. Ancak, erkeklerin devam edegeldiği kahvehanelerde oluşan kurumsal yapıya özgü davranışların, kadınların kahve tükettikleri yerlerde pek oluşmadığı ifade edilebilir.

Ünver, Türk kültürel yaşamında kadın ve erkeklerin ayrı ayrı mekanlarda toplanmalarıyla kahvehane kültürünün yerleşmesi arasında bir ilişki arar. Kadınların, komşulara gitmek suretiyle sohbet etme imkanı bulduğunu, erkeklerin ise daha çok kendi seviyesine uygun kahvehaneye gittiklerini ifade eder. Her mahallede bir ya da daha fazla kahvehane olması da,[4] bu tutumun ne kadar yaygın olduğunu göstermektedir.

Kahvehaneler ve etrafında oluşan kültürel ortam, daha çok Batılı seyyahlar ve ressamların dikkatini çekmiştir.[5] Türk kahvesi ve kahvehanesi etrafında oluşan kültür o kadar geniştir ki, Batılı gezginlerden bazıları neredeyse bütün yazılarını bu konuya ayırmışlardır. Yunanlılar, Türk kahve ve kahvehanesi etrafında oluşan kültürden o kadar etkilenmişlerdir ki, Yunancada kahve ve kahvehane kültürüyle ilgili birçok kelime -çok az değişiklikle- Türkçedir. Bunlar; kafes (kahve), cezves (cezve), flincani (fincan), tabis (tabi), yedeki (yedek), delves (telve), kavurdistiri (kavurucu), kaynaki (kaynak), theryaklis (tiryaki), briki, kafenes (kahve evi, kahvehane), kafebriki, kafekuti[6] olarak sıralanabilirler.

Ünver, mahalle kahvehanelerini “kulüp”e benzetmektedir. İngilizler arasında yaygın olan kulüplerin, Türk kültüründen alındığını ve buradan da bütün Avrupa’ya yayıldığını ifade eder.[7] Bunun yanında, kahvehaneler ve kıraathaneler, Türk geleneksel kültüründe yer alan köy odalarının şehirleştirilmiş hali biçiminde de algılanabilmektedir.[8]

Türk kahvesinin kendine özgü bir döşeme kuralı vardır. Bir eczanenin, bir tuhafiye dükkanının nasıl belli bir tefriş usulü varsa, kahvehanenin de aynen öyledir. Kahvehanede kullanılan eşyanın genel olarak değişmeyen yerleri vardır. Kahve fincanı, kahve, şeker kutuları, nargile marpuçları ve hatta temizlik yapmaya yarayan süpürgenin bile yeri değişmez. Su bulunan kap, genel olarak hep aynı yere konur. Hatta kahvehane, Türk kültüründe o kadar yer edinmiş ve önemsenmiştir ki, bazı kahvehanelerde kahve pişirilen yer, adeta cami mihrabına benzetilmiştir.[9]

Evdeki misafire kahve takdim edilmesi, kahveyi sunan ailenin refahının ve misafirlere olan saygılarının bir ifadesi olarak algılanmaktadır.[10]

Kahve ve kahve içimiyle ilgili birtakım tutum ve davranışlar, bazı durumlarda, daha farklı anlamlarda kullanılabilmektedir. Eskiden olduğu gibi bugün de, evlilik öncesi yapılan “söz kesme”nin bir diğer adı da “kahvesi içilmek”tir.[11] Bayramlarda kahve ikram etme geleneğinin de günümüzde yaygın olarak devam ettiği görülmektedir.

Meddahların konuşma yeri, saz şairlerinin saz çalma ve söyleme, mani yarışlarının yapılma yeri kahvehanedir.[12] Eski kahvehaneler, günümüzdeki gibi “tembelhane” değildirler. Bunlar, “halk eğitim merkezleri” gibi fonksiyon üstlenmişlerdir. Büyüklerin nasihat yeri kahvehane iken, karşılıklı tartışmaların yapıldığı mekan da yine kahvehane olmaktadır. Kahvehanelerin önemli fonksiyonlarından birisi de, haberleşme merkezi olmalarıdır. Meslek gruplarının toplanma yeri olması da, kahvehanelerin göz ardı edilemeyecek fonksiyonlarındandır.[13]

Türkiye’de kahve yetiştirilmemesine rağmen, pişiriliş biçimi ile, “Türk kahvesi” dünya çapında bilinmektedir.[14] Bu durumun, kahvenin Türk dünyasına çok erken girmesi, kısa bir sürede kabul görmesi ve bu içecek etrafında bir kültür ortamının oluşumuyla ilgili olduğu söylenebilir.

“Gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül ahbab ister kahve bahane” sözü Türk dünyasındaki sohbet geleneğinin önemini ortaya koymaktadır. “Yorgunluk kahvesi” daha çok dinlenmeyi içeren bir anlamda kullanılmaktadır. “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır” deyimi, insanlar arasındaki ilişkilerin pekiştirilmesini ifade ederken, kadınlar arasında yaygın olan “kahve falı”nın ise, geleceğe yönelik birtakım tahminlerde bulunma yoluyla, kişilerde psikolojik tatmin sağladığı söylenebilir.[15]

Türk kültüründe, yapılması uygun olmayan birtakım davranışların, direkt olarak ifade edilmesinden kaçınıldığı ve bunun için dolaylı bir yol izlendiği görülmektedir. Mesela; büyüklerin yanında küçüklerin kahve içmemesi gerektiği biçimindeki kural, aslında, küçüklerin büyük sohbetine katılmasının istenmemesinin bir ifadesidir. Ayrıca, görücü usulle evlenen genç kızların, gelenlere kahve sunması bir amaç gibi görünebilir, ancak asıl gaye, kişinin kendini gelenlere tanıtması ve bir sohbet ortamının oluşmasının sağlanmasıdır.[16]

Geçmiş dönemlerdeki Türk kahvehaneleri, “görgü, kibarlık ve nezaket kurallarına uyulan sosyallik mekanları” olarak ele alınmaktadır. Ayrıca, kahvehaneler, “gerçekte, eğitim, ticaret ve sanat üzerine fikir alışverişi yapılan yer”[17] olarak da görülmektedir.

Kahvehanelerde, ortaya çıktıklarından beri kahve içilmesi yaygındır. Ancak, zamanla daha değişik içeceklerin tüketildiği de görülmektedir. Bunlar; şerbet, limonata, şurup, demleme içecekler ve ayrıca yiyecek olarak şekerleme, lokum, reçel biçiminde sıralanabilir.[18] Çayın yaygınlaşmasıyla bu mekanlarda çay daha yoğun olarak içilmeye başlanmıştır. Günümüzde ise, kahvehane olarak adlandırılan mekanlarda çay, neredeyse tüketilen tek içecek olmuştur.

Toplum kültürünü şekillendiren medrese, saray, tekke ve asker ocağı dışında, “din dışı” ve “sivil” bir anlayışla oluşmuş olması, yani spontane olması, belki de kahvehanelerin en önemli yanıdır.[19] Dolayısıyla, bu mekanların doğal bir gelişim seyri takip ettiği rahatlıkla ifade edilebilir.

Yerleşik kahvehanelerin belli zamanlarda kapatılması, insanların bu mekanlara olan ilgisini azaltmamış, buraların fonksiyonunu üstlenen bazı yeni oluşumlar (seyyar kahvehane/koltuk kahvehanesi) yasaklı dönemlerdeki boşluğu doldurmuştur.

Aşağıdaki ifadeler, kahvehanelerin çok fonksiyonlu yönünü ortaya koyması yönünden ilginçtir: “Anadolu köyünün hakiki mabedi kahvedir. Kahveci mabedin teşrifatçısı. Kahve er meydanıdır. Mahsulün gidişatı kahvede konuşulur. Kız kaçırma haberi kahveye gelir. Filan vuruldu, kahvede duyulur. Vergi memuru kahveyi ziyaret eder. Muhtar kahvededir. Tarihteki tekkelerin yegane ciddi rakibi kahveler olmuştur. 1940 harbi, Türk köylüsü tarafından kahvenin hoparlöründen dinlendi. Kahve harman zamanı, ekin zamanı boşalır. Kahveci ekseriye hem berber, hem şairdir. Lafın kısası kahve, köyün stratejik merkezidir.”[20]

Kahve -ve az da olsa kahvehane-, Klasik Türk Edebiyatı’nda yoğun olarak yer aldığı gibi, halk şiirlerinde, türkülerde, manilerde, masallarda, tekerlemelerde, bilmecelerde, atasözlerinde, deyimlerde ve fıkralarda da üzerinde çokça durulmaktadır.[21]

Kahvehaneler, edebi dostlukların kurulma mekanı olarak fonksiyon üstlenirken, dergi çıkarma kararları buralarda alınmakta ve “edebi kavga”lara ev sahipliği yapmaktadırlar.[22]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ