TÜRK KÜLTÜR TARİHİ ÇERÇEVESİNDE YASA, YASAK VE YATGAK TABİRLERİ ÜZERİNE

TÜRK KÜLTÜR TARİHİ ÇERÇEVESİNDE YASA, YASAK VE YATGAK TABİRLERİ ÜZERİNE

Osmanlı Devleti, hakim olduğu yerlerdeki coğrafi, siyasi ve sosyal durumu, halkın yapısını ve özel şartları dikkate almak suretiyle oldukça farklı bir yapılanmaya imkan sağlamıştır. Devletlerin sağlam esaslara dayanması, o devletlerde yaşayan insanların hür ve mutlu bir hayat düzeyine ulaşmasını sağlayan en önemli unsurdur. Osmanlı devlet teşkilatı ve müesseselerinden pek çoğunun kendinden önceki Türk devletlerinde ve geleneklerinde temellerini bulduğu ise muhakkaktır. Burada ele almaya çalışacağımız yasa, yasak, yasakname, yasavul, yasakçı, yasaklu gibi idarî ve hukukî tabirler, Türk devletlerinde ve Moğollarda mühim bir mevkiye ve uzun bir maziye sahip olduğu gibi, Osmanlı döneminde de önemli bir yere sahiptir.

Yasa veya yasak tabirinin ilk defa XIII. yüzyıl ortalarından itibaren Türk lehçelerine girdiği, Moğollar ile birlikte tarih sahnesine çıktığı ve Moğolca bir kelime olduğu, bir mütearife şeklinde yıllardır kabul edilegelmekte, hatta “düzen” demek olan yasa-yasak tabiriyle Moğolların hukuk ve askerlik işlerini düzenleyen kanunlar olup, 1206’da Moğol İmparatorluğunun kurucusu ve ilk hükümdarı Cengiz Han (1155-1227) zamanında Uygurca yazılarak Yasaname-i Büzürk adıyla ilan edilen ve daha çok Cengiz Han Yasası olarak meşhur Cengiz yasaları kastedilmektedir.[1] Daha sonra Müslüman halefleri tarafından çıkarılan kanunlarla tamamlanan bu yasanın menşeini, bozkırdaki Türk- Moğol uruklarının örf ve âdetleri, eski devlet prensipleri ve Cengiz’in bir araya getirilen kararları teşkil etmektedir.[2] “Yasağ-ı Cengiz” tabiri Şeyh Süleyman Efendi’nin Lugati’nde “devlet-i Tatar ve Moğol nizâmât-ı esâsiyyesi, siyâset kânûnnâmesi” olarak tanımlanır.[3] Bu yasa Cengiz’in buluşu olmayıp eski Türk gelenek hukukunun kuşaktan kuşağa geçerek kurallarını toplamaktan ibaret bir millî hukuktur. Hükümdarın sırf kendi iradesi ile koyduğu kanunlar İlhanlılardan sonra gerek Osmanlılar ve gerekse Doğu Anadolu ve İran’da kurulmuş olan Türkmen devletlerinde yasa veya yasakname adı altında toplanmaktadır.[4] Cengiz Han zamanında meydana getirilen kanun ve nizamnameler “casah”, “casak”, “jasag” adlarıyla anılır. Ne var ki bu yasag bizlere intikal etmemiş olup, yabancı devletlere karşı ne suretle davranılacağı, harp usulleri, ordu teşkilatı, posta işlerinin tertibi, vergi düzeni, aile hukuku, aile fertlerinin karşılıklı münasebetleri ve miras işleri gibi birtakım ahkamı ihtiva ediyordu.[5] Cengiz’in, ülkedeki hırsızları cezalandırıp, yalanı ortadan kaldırmak, ölüm cezasını hak edenleri öldürtmek, para cezasına müstahak olanların cezasını almak üzere bir yüksek mahkeme reisliği teşkil edip bunların “koko debter” yani mavi deftere yazılıp nesilden nesile intikal etmesini emrettiğini[6], keza, âmirler ile memurların, prenslerin İlhan’a karşı bir isyana sebebiyet verdikleri taktirde devlet mahkemesine çağrıldıklarını, dolayısıyla Cengiz yasasının yargı ve muhakematı da düzenlediğini biliyoruz.[7]

İlhanlIlardan Hülagu ve Abaka’ya göre yasa yahut yasak, mukaddes kanundu. Hatta, “yasaktır” denildiğinde, herkesin boyun eğmesi icap eden “en şiddetli kanun” manasıyla bütün Ön Asya ve Mısır’da bile tanınmıştı.[8] Moğollar ve Timurlular Devri’nde, milli devlet teşkilatı ve kanunu olan “yasa”, dinî hukuktan ve İslam devlet nizamlarından ve belki de cihanın herhangi bir nizamından üstün tutulduğundan, bu durum Müslüman Arap ve Türk müellifleri tarafından, Moğolların İslam düşmanı olarak gösterilmesinde başlıca delil olarak ileri sürülmüştür.[9] Ne var ki, yine bir Moğol Hükümdarı olan Timurleng, hoca ve şeyhlerin manevi nüfuzlarından faydalanmak maksadıyla, hayatı boyunca İslâmî bir siyaset takip ettiği gibi, atası Cengiz’in “yasa”sını ve “yargu”yu kaldırarak yeni bir teşkilat kurmuş; bu çerçevede bütün ülkede dinî hukuk ahkamınca emr-i bi’l-maruf ve nehyi ani’l-münkerle amel ettirmişti.[10] İbn Arabşah’a göre ise, Timur “yasa”yı ihmal etmemiş, hatta onu dinî hukuka tercih dahi etmişti. Oğlu Şahruh, dine bağlı olduğundan, zamanında dinî hukuk yasaya üstünlük kazanmış, yargı kaldırılmış, yasa da tamamen bırakılmamıştı.[11] Netice itibarıyla, Cengiz yasasının Türk ve İslam devletlerine tesiri söz konusu olmakla birlikte, bu yasaların, İslam hukukuna aykırı düşecek şekilde, daha sonraki bütün Türk-İslam devletlerinde ve özellikle Osmanlı kanunnamelerinde etkisi kabul olunmamaktadır.[12] Yasanın Türkçe mi Moğolca mı olduğu tartışmaları ile Moğollarda bu tabirin gelişim seyri ve yasaların nasıl çıkarıldığı hususlarını ise etimolojisi içerisinde ele alacağız.

A. Yasa

Osmanlı Türkçesinde y’den sonra elif’in olup olmamasına göre iki şekilde yazılabilmektedir. İlk Türk dili sözlüğü olup yazımı 1074’te tamamlanan Kaşgarlı Mahmud’un Dîvânu Lûgati’t-Türk adlı eserinde geçmeyen yasa[13] tabiri, Ebu’l-kâsım Cârullah ez-Zemahşerî’nin (ö. 1144) Mukaddimetü’l- edeb’inde ise, “kakıdı anga yasadı çerigni”[14] yani “ona sinirlendi, ordusunu hazırladı” örneğinde olduğu gibi, “hazırlamak” anlamında birkaç yerde kullanılmıştır.[15]

Lugatlerde Türkçe bir isim olduğu belirtilen “yasa” kelimesi; resm yani tertip, âdet, tarz, alay, vergi; âyîn, kâide, kanun, hüküm, padişah emri ve mücâzât gibi anlamlar taşımakla birlikte, “yasak” veya “yasag” şeklinde kullanımı daha yaygındır.[16] Mastar olarak, “yasamak”, yapmak, imal etmek, ibdâ, inşâ, tasnî, binâ, inşâd ve tezyin etmek[17]; düzenlemek, kararlaştırmak, kurmak, hazırlamak, yığmak, yere sermek ve yaymak; “yasatmak” ise, yaptırmak, kurdurmak, düzenlettirmek anlamlarına gelmektedir.[18] J. A. Pelliot tarafından da “casak” veya “casa”nın Moğolca, “yasak” veya “yasa”nın Türkçe olup düzenlemek, tespit etmek anlamına geldiği vurgulanmıştır.[19]

Yasa kelimesinin Türkçe mi yoksa Moğolca mı olduğu saha elemanları arasında bir tartışma konusudur. Ancak ağırlıklı temayül, yasa ve yasak terimlerinin ilk defa Moğol istilasından sonra görülmeye başladığı yolundadır. Bu hususta A. İnan, yasanın Eski Türkçede “kanun” manasına gelip, Moğol istilasından sonra İslam tarih ve etnografya edebiyatına girmiş ve çok yayılmış olduğunu, Göktürk, Karahanlı ve Selçuklu çağlarında kanun ve nizam karşılığı söylenen “törü” ve “türe” teriminin yerini tuttuğunu belirtir.[20] B. Ögel ise, Cengiz Han ve Moğollara karşı olan kırıklık duygularımızın, Cengiz Han çevresinde Türk kültürünün hak ve izlerini aramamıza engel olmaması gerektiğini belirterek, yasa ve yasamak sözlerini kökten Moğollara mal etme teorileri üzerinde dikkatle durmamız icap ettiğini vurguladıktan sonra, yasa’yı, kök bakımından şüphesiz Türkçe bir söz olarak gösterir. Ögel buna delil olarak, Kültegin (Köl-tigin) kitabesindeki “öd Tengri yasar” ibaresindeki “yasar”ın yasadan geldiğini belirtir.[21] Kültegin’in mezar kitabesinde geçen ve “zamanı Tanrı takdir eder” olarak çevrilen bu ibaredeki “yasar” kelimesinin fiil olarak tanzim etmek, yapmak, tayin etmek, karar vermek anlamında kaydedildiğini görmekteyiz.[22] Ancak, aynı metinler M. Ergin ve T. Tekin gibi yine bu konunun uzmanları tarafından farklı şekilde değerlendirilmekte ve burada geçen “yasar”, kelimesi “yaşar” biçiminde ve yaşamak karşılığı olarak ifade edilmektedir.[23] İ. Kafesoğlu ise, konuyla ilgili olarak tereddütlü ve değişken mütalaalar belirtmekle birlikte; tayin etmek, karar vermek, tanzim etmek, düzenlemek, kurala bağlamak anlamlarına gelen “yasa” kelimesine temel teşkil eden “yasamak” fiilinin, eski Türk kitabe ve kayıtlarında yalnız bir defa geçip V. Thomsen’den beri “düzenlemek, icra etmek” diye manalandırıldığını, ancak okunuş bakımından bunun hatalı görüldüğünü belirttikten sonra, Türkçede mevcut olmayan yasa kelimesinin XIII. asır ortalarından itibaren Türk lehçelerine girmiş aslen Moğolca ve kanun manasında bir tabir olduğunu kaydeder.[24]

Ne var ki, VIII. yüzyılda egemenlik süren Uygur Hakanı Bögü Han zamanında yazılmış bir Uygur yazısında düzen ve kanun anlamına gelen “yasa” tabirinin geçmesi,[25] ayrıca Cüveyni’nin, Cengiz Han’ın emri üzerine Uygurların, Moğol çocuklarına yazı öğretip, “Büyük Yasa-nâme” denilen yasa ile hükümlerini tomarlara tespit ettikleri, bu yasanamenin büyük prenslerin hazinelerinde bulunup, ülke ve devlet işleri görülürken o tomarları getirip işlerini yaptıkları şeklindeki kayıtları dikkate alındığında, yasa tabirini ilk kez Moğolların ortaya koyduğu görüşü değerini kaybeder görünmektedir.[26] Bunlara ilaveten, yasa tabirinin Moğollarla birlikte ortaya çıktığı iddiasına esas olan en mühim eserlerden olup 1240’ta yazılan, ancak yazarı belli olmayan Moğolların Gizli Tarihi’nde, yasa ve yasak kelimesine temel teşkil ettiği belirtilen “casah”, “casahtan”, “casahlacu” ve yine bu kelimeyle alakalı olan “casa’ul” sadece birkaç yerde geçmektedir.[27] Cengiz Han’ın, devlet tesislerini vücuda getirirken bilerek yabancı örneklere istinat edip boyun eğdirdiği devletlerin memurlarından, hassaten Uygurlardan yazı ve dil yönünden faydalandığı; mesela, Nayman Hanlığı’nı ele geçirdikten sonra bu devletin sistemini kabul ederek Naymanlar hizmetinde mühürdar ve vezirlik hizmetlerinde bulunmuş olan Taşatun’u 1206’da devlet makamlarının tesisine memur ettiğini, bu kişinin de Moğollara Uygur yazısını kabul ettirdiği[28] hususunu gözden ırak tutmamak gerekir. Keza Cengiz, Çinli müşavirler de kullanarak devlet daireleri teşkil etmişti.[29]

Bununla birlikte, Moğolların Gizli Tarihi’nden hareketle, yasa-yasama ve yasak tabirlerinin Moğollardaki gelişiminin birkaç aşamada gerçekleştiği tespit edebilmekte, bu gelişim, Moğol Devleti’nin aşiret anlayışından büyük devlet anlayış ve yapısına geçişi ile de doğru orantılı görülmektedir. İlk aşamada yasa anlayışı dağınık olup, Cengiz’in annesi Hoelun Ucin’in çocuklarını “casahtan” (kanunlu, intizamlı, disiplinli, adil)[30] yasaya bağlı olarak yetiştirdiğinden hareketle “terbiyeli, yasağa bağlı çocuk” manasıyla başlamış, annesinin Cengiz’i yasayıp yani donatıp kuşandırmasıyla “at ve silahla donanma” olarak devam etmiştir. Bu safhada yasa ve yasak yüce bir devlet anlayışı olarak görülmüyordu.[31] İkinci aşamada yasanın, ordu ve savaş düzeni ile ilgili olarak, askerleri savaş düzenine koymayı ifade ettiği, burada “yasak”ın savaş taktiği koyma, savaş hilesi anlamında kullanıldığı görülmektedir.[32] Üçüncü aşamada bu tabir, Cengiz’in güçlenmesiyle ortaya çıkmış; önce “ordu kanunu” diye yorumlanıp, akabinde ordu düzeninin kanunu, ordunun talim, terbiye ve disiplini, ordu düzenine uymama, kanuna ve emre karşı gelme noktasında kullanılmış[33] hatta, yasağa karşı gelenlerin yakalanıp gönderilmesi veya hemen orada idam edilmesi emredilmiştir.[34] Dördüncü olarak, yargıladı, soruşturma açılmasını istedi anlamında kullanılıp, daha sonra da yasak koyma deyişinin başladığı anlaşılmaktadır.[35] Beşinci aşamada, Cengiz’in büyük han ilan edilmesiyle, yasanın ordu düzeni, tayinler ve nöbetçilerin vazifeleri üzerinde yoğunlaştığı, son aşamada ise, Ögeday’ın tahta çıkışı ve yasanın öncekine ilaveten vergi ve posta gibi devlet işlerini de kapsadığı görülür.[36] Moğolların dini inanış ve sosyal hayata ilişkin muhtelif yasakları da vardı.[37] Burada netice olarak Cengiz yasasının yazılı biçimde ortaya çıkışı, geniş hudutlu bir devletin kurulmasından sonra oluşan ihtiyaçtan kaynaklanmıştır diyebiliriz.

Cengiz Han Dönemi’nde yasa-yasak konulmasının değişik şekillerini görmekteyiz. Bunların ilki doğrudan hükümdarın teklifi ve bunun kabulü şeklindedir. Cengiz Han’ın 1202 yılında “düşman bizi geri çekilmeye mecbur ederse, hücuma başladığımız yere kadar ricat ederek mevzi alalım, bu yerde mevzi almayanları idam edelim”[38] diye sunduğu teklif kabul edilip uyulmasıyla güçlü Tatarları yendikleri şeklindeki ibarelerden, “yasak”ın hükümdarın gerekçeli teklifi ve kabul görmesi şeklinde gerçekleştiğini görüyoruz. Yasak koymanın ikinci şekli, ilgili komutan veya bürokrat teklifinin hükümdar tarafından uygun bulunarak emir çıkarılmasıdır. Dödey Çerbi’nin Cengiz’e savaş taktiği, hilesi ve baskını hususundaki teklifinin uygun bulunup yarlık (emir) çıkarmasıyla ortaya çıkan savaş taktiği yani yasağı böyledir.[39]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ