TÜRK EVİ’NİN MİMARİSİ

TÜRK EVİ’NİN MİMARİSİ

Asya ve Avrupa coğrafyasının büyük hareketleri ve oluşumları barındıran tarihi içerisinde, Türk boylarının iki asır boyunca göçebe olarak kontrol ettikleri Anadolu’ya 12.asırdan itibaren yerleşmeleri ve Büyük Selçuklu Devleti’ni kurmaları önemli bir merhaledir.

Türk evi, kökeni itibarıyla hareketli varlığın her an yeniden oluşumunu metafiziğin temel meseli kabül eden İslami tasavvuf görüşünün yansıması olarak vücud bulmuştur.

Az sayıdaki göçer Türkmen’in halâ ev olarak kullandığı dairevi planlı ve yarım küre biçimindeki otağın, yüksek ısı tecridi sağlayan örtüsünün altındaki iskeleti ve taşınırken düzelebilen çatısı 3 santimetre kalınlığındaki yüksek vasıflı ahşap taşıyıcılarla vücuda getirilerek gereken yerlerde birbirlerine çapraz yönlerde iplerle bağlanıyor, böylelikle dayanıklı bir yapı oluşturuluyordu.

Anadolu’da, hareketli göçebe kültür geleneğinin izlerini taşıyan hafif ahşap iskelet yapı tekniği ile vücuda getirilen Türk evi, Osmanlı Devleti’nin geniş sınırları içerisinde yer alan Balkanlar, Kafkaslar, Hazar Bölgesi ve Kırım kapsayan, uygun yapı malzemesinin kolayca temin edilebildiği geniş bir coğrafi alanda yaygın şekilde uygulanmıştır.

Son iki asır boyunca büyük ölçüde tahrip edilmiş bulunan ahşap ev stokunun elde kalan az sayıdaki örnekleri, bizlere Türk evinin mimari özellikleri hakkında yeteri kadar bilgi vermektedir.

Türk evinin temel mimari birimi olan ‘oda’, hem kelime kökeni olarak, hem de nitelikleriyle göçebe çadırı olan ‘otağ’ ın bir devamıdır.

Türk evi tipine en eski örnek, iki odanın yan yana getirilmesi ile oluşturulan plan tipidir. Otağ ile odanın fonksiyonel benzerliği, her ikisinin de özellikle çok maksatlı kullanış için tasarlanmış ve biçimlendirilmiş olmalarından kaynaklanır. Çok maksatlı kullanış yolu ile yatırım ve işletmede sağlanan tasarruf, İslami varlık görüşünün temel ilkelerindendir ve sekiz asır süresince tayin edici bir unsur olmuştur.

Sadece tek kullanış biçimine imkan veren ve varlığını bu temel üzerinde şekillendiren bir mimari çözümleme yerine oda, varlığın sürekli oluşum halinde olduğu şeklindeki İslam metafiziğine uygun olarak, hem içerisinde hem de çevresinde hayatın yeni ve farklı biçimlerle var olmasına imkan veren bir mimari yapıya sahiptir.

Üsluplaştırılmış renkli çiçekleri, geometrik formlarıyla üst düzey bir kültürel değerler sistemini taşıyan tezyini iç mekan satıhlarının varlığı ile oda, zengin bir mimari mekan hüviyetini bürünür.

Türk evinde odanın başlıbaşına bir mimari mekan, bir sanat ortamı olmak niteliği, yere serilen halıları ve bir duvarı baştan başa teşkil ederek, pencereli cephelerinin bir benzerini oluşturan dolapların itina ile tasarlanmış, tezyin edilmiş kapakları ve tavanları ile sağlanır.

En mütevazi ailenin evinde bile her odanın bir tezyini mimari niteliğe sahip olmasını sağlamak çabası, İslam-Türk kültürel yaklaşımının özel ürünüdür.

Evin inşaatının tamamlanarak kullanışa açılmasından sonra, ailenin mali imkanları geliştikçe, zamanla odalara tezyin edilmiş tavanlar, dolaplar ilave edilmesine imkan veren bir mimari yaklaşımın mevcudiyeti, kullanıcının çevresinin oluşumuna katılmasına imkan vererek, onun yaşadığı ortama yabancılaşmasını neredeyse imkansızlaştıran bu kültürel tavrı daha da güçlendirir.

Farklı kullanım şekillerini barındıran bir mimari birim olan odanın tasarımı, zaman içerisinde bazı farlılıklar göstermiş ve misafirlerin kabul edildiği daha yüksek tavanlı, tepe pencereli baş odalar yanında, konakların ve soğuk bölgelerdeki evlerin özel yaşama kısımları olarak, ısınma kolaylığı sağlamaları sebebi ile basık tavanlı kış odaları da vücuda getirilmiştir.

Oda, sonsuz mekana çeşitli yönlerde açılabilen bir mekandır. Genellikle sokak istikametinde (dışa doğru) açılan bir pencere dizisine karşılık evin bahçesine doğru açılan pencerelerin düzeni odadaki sedirde oturan insanı, bir yönde dış dünyayı, toplumsal mekanı (sokağı-meydanı), sonsuzluğu, diğer yönde ise evin çiçekli cennet bahçesini birlikte idrak etmeye yönelten bilinçli bir mimari tercih olmuştur.

Bu tercih neticesinde, oda barındırdığı insana şehre ve şehrin insani ve abidevi ölçekteki ortamıyla görsel ilişki kurmak imkanı vererek, ona bir toplumsal ortamın içinde var olduğunu, sorumluluklarını ve yararlandığı nimetleri hatırlatır.

Baş odalar büyük evlerde, konaklarda daha önem kazanırlar ve her üç cepheleriyle dışa, sonsuz mekana açılırlar.

Türk insanını çevresini düzenlerken yönlendiren İslami ahiret inancı, cenneti ‘güzel meyvalı ağaçlarının altından ırmaklar akan’ bir özel yer olarak tanımlar. Böylesi bir ortamın dünyadaki elemanları ise, oda-bahçe-çiçekler-meyve ağaçları, akan su ve havuzdur.

Cennetin en önemli unsurlarından biri olarak suya atfedilen özel önem, ona evin içerisinde de yer verilmesini sağlamıştır. Odalar arasında yer alan sofalarda, hatta baş odada dahi bir havuza yer verilmesi yaygın bir uygulamadır.

Safranbolu evlerinde odanın ortasında yer alan büyükçe havuz, İslami kültürün sıcak iklimdeki ürünü olarak, Agra ve Delhi’nin saraylarında, evlerinde de önemli bir mimari unsur olarak yer almıştır.

Odalar ve odaların aralarındaki ortak yaşama alanlarından oluşan Türk evinin Anadolu’daki gelişim sürecinin ilk aşamasında bağımsız birer tektonik olan iki odanın önünde ve ortasındaki hayat adı verilen bölüm bulunur ve bu mekan bahçeye bakardı. (Resim-1)

Türk evi esas itibarıyla, tek katlı, fakat yükseltilerek topraktan kopartılmış zeminden bağımsız bir yapıdır. Yapının zeminden bağımsız olarak önceden belirlenmiş planimetrik özellikleriyle bütünleşmiş bir yapı teknolojisi de, aynen otağın strüktürel niteliklerinde olduğu gibi, Türk evinin biçimine yansır.

Ev, saf geometrik kare ve kareye çok yakın dikdörtgen biçimindeki odalardan oluşur. Evin bu asli unsurları genellikle meşe, kestane gibi vasıflı ahşap kullanılarak, narin kesitlerle ve modüler bir sistem üzerine kurularak vücuda getirilir.

Diğer taraftan, Türk şehirlerinin genellikle yamaçlarda kurulmasını sağlayan fiziki, ekonomik, kültürel sebebler ve ayrıca İslamın ilahi iradeye kayıtsız, şartsız uyulması kuralı, topografyaya uymayı da zaruri kılar. (Resim-2)

Allah’ın emirlerine, varlığın değiştirilemez şartlarına koşulsuz riayet, Türk şehirlerindeki yol şebekesinin topografyaya, yerel şartlara uyularak geliştirilmesini sağlarken, evin tasarım sürecini yönlendiren teknolojik, sosyolojik, kültürel şartlar sonuçta geometrik, dik açılı yapı biçimlerinin oluşumuna neden olur. şehrin sokaklarıyla evlerinin farklı yönlerde olmaları, her evi sokak zemininden bağımsız bir unsur hüviyetine kavuşturur. (Resim-3)

Odanın yönü ile sokak yönünün farklılaşmasından doğan biçim zenginliği tarih boyunca her Türk şehrine ve her Türk evine farklı bir kimlik kazandırmıştır. Böylesi bir yaklaşımının benzerinin medeniyet tarihi içerisinde mevcut olmadığını bilinmektedir.

Bu çözümlemenin biçim dünyasının heyecan verici eşsiz zenginliğini, diktatör, Bonapartist tekdüzeliğin hayranı olan ve toplumuzu, şehirlerimizi, evlerimizi bugünkü sefil, seviyesiz kültürsüzlüğe sürükleyen taklitçi sözde aydınlarımız hiç mi hiç kavrayamadılar, kavramak istemediler.

Planimetri yanında yapı teknolojisinin standartlar düzeni, evlerin taşıyıcı sisteminin ve diğer yapısal elemanlarının önceden imal edilerek stoklanmasını, bu standart elemanların ihtiyaç durumunda hızla birleştirilmesi suretiyle inşaatın kısa süre içerisinde tamamlanmasını mümkün kılıyordu.

Taşıyıcı iskeletin ahşap unsurlarının uzun madeni çivilerle ayrılmayı imkansızlaştıracak şekilde birbirlerine bağlanmaları, otağ strüktüründe iplerle sağlanan çözüme benzer bir yaklaşımdı. Bu yöntemle Osmanlı dünyasında yaygın deprem ortamına dayanıklı evlerin inşası mümkün olabilmişti.

Evin, pencerelerle bir taraftan sokak ve dış dünyaya, diğer taraftan hayat ve eyvanla bahçeye açılmasına imkan veren planı, ona Türk evi kimliğini kazandıran özel bir mimari yaklaşımdır.

Esas itibarıyla tek katlı inşa edilen ev, dış dünya ile bahçe arasında yer alan oda dizilerinden oluşur. Her oda eve ait bir ziynettir. Oda dizileri sayesinde ev bir tezyini bütünlük haline gelir. Oda dizileri aralarına evin bahçesine ve dış dünyaya açılan eyvanlar alarak her odanın, bütünlüğün bağımsız tektonikleri olmak özelliğini güçlendirirler. (Resim-4)

Bağımsız tektoniklerin ferdiyetlerini koruyarak dizilerin içinde yer almaları ve bütünü oluşturmaları, sanat ve mimarlık tarihçisi Heinrich Wölfflin’in Batı Avrupa Rönesans ve Barok sanatları için tanımladığı parça-bütün ilişki biçimleri ile karıştırılmaması gereken, İslam sanatının kendine has parça-bütün ilişkisinden doğan tezyiniliğin ürünüdür.

Diğer taraftan bu çözümleme, evin tezyini niteliğini sürdürürken üzerine ekler alarak biçim değiştirmesine ve büyümesine de imkan vermektedir.

Doğrusal bir çizgi üzerinde yer alan oda dizisi hayatın bahçe cephesine eklenen odalarla veya ‘U’, ‘L’ biçimindeki plan şemaları ile zenginleştirilerek ev mimarisine yeni imkanlar da sağlamıştır. (Resim-5,6)

Türk ev mimarisinin özel iki türü kasırlar ve köşklerdir. Bu yapılar esas itibarıyla, evdeki baş odanın büyük bir önem kazanması neticesinde oluşturulmuşlardır.

Baş odalar haçvari planları ve cumbaları vasıtasıyla çok daha etkileyici bir biçimde üç cephede dışa açılma imkanına sahiptirler. Kasırlar ve köşkler, Türk evinin biçimlenmesinde önemli bir etken olan, insanın hiçbir engelle karşılaşmadan dünya ve sonsuzluk ile her an ilişki içerisinde bulunabilmesi ve sonsuzluğun ortasındaki yüce bir varlık olarak kendisine yer edinebilmesi şeklinde özetlenebilecek temel inancının saf yansımalarını oluştururlar. (Resim-7)

Fransa Kralı XIV. Louis’e sadece tek bir yönde dış dünyaya bakmak ve algılamak imkanı veren Versay Sarayı’nın odaları ile, kullanıcısına her yöne bakmak imkanını sunan Türk kasır ve köşklerinin baş odalarının, insan-dünya ilişkisi sistematiğine ait derin farklılıkları açıktır. Bu çözümleme Osmanlı- Türk dünyasında en sade insanın evinde de gerçekleştirilen bir temel tercihtir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ