TÜRK EDEBİYATINDA MEVLİDLER

TÜRK EDEBİYATINDA MEVLİDLER

İslâmiyet’i kabul eden Müslümanlar, İnsanların Efendisi için birşeyler yapabilmiş olmak, ona duâ etmek, onun ismini devamlı anmak ve yaşatmak, dolayısıyla da şefaatına nâil olmak gayesi ile kabiliyetleri nisbetinde onu tanıtmak için çeşitli eserler kaleme almışlardır. İnsanlığın kurtuluşu, onu tanımak ve tanıtmakla mümkündür. Bu düşünceden hareket eden Müslümanlar, bu yolda birçok eser telif etmişlerdir. Siyerler, İslâm tarihleri, kısas-ı enbiyâlar ve mevlidler bu neviden eserlerdir.

Yer veya zaman ismi olarak doğum yeri ve doğum zamanı anlamında kullanılan mevlid kelimesi, giderek ıstılâhî bir mâna kazanmış ve bilhassa Peygamber Efendimiz’in doğduğu zaman veya yeri ifade eder olmuştur. Halk arasında yaygın bir şekilde “Mevlut” şeklinde kullanılan kelime bu şekliyle Arapça’da “yeni doğmuş çocuk”, “çocuk” manasına geldiğinden böyle kullanım çok yanlış olup bu kelimenin telaffuzunun mevlîd şeklinde olması gerekmektedir. Peygamber’imizin dünyaya gelişi bir ferahlık, kurtuluş ve müjde olduğundan, doğumu da bir bayram telakkî edilmiş ve kelime, zamanla bu mânada da kullanılmaya başlanmıştır. Edebiyatta ise bu kelime bir terim olarak, Peygamber Efendimiz’in, kısaca hayatını, mûcizelerini, vefâtını, bilhassa da doğumunu anlatan, bu arada da onu medheden ve ekseriyetle manzum olan eserler için kullanılmaktadır.

Peygamberimiz’i medheden, vasıflarını anlatan eserler, kendileri daha henüz hayatta iken kaleme alınmaya başlamıştı. Nitekim İslâmî Arap Edebiyatı’nın ilk mahsülleri olarak kabul edilen bu eserlerin şairleri, Hassan b. Sâbit (vf. 54/674), Ka‘b b. Züheyr (vf. 24/645) ve Abdullah b. Revâha’dır. (vf. 8/629) Bu cümleden sayılan manzum veya mensur siyerler, şemâil-i şerifler, magazîler ve kasîde-i bürdeler aynı zamanda mevlidlere de kaynaklık etme vasfı taşımaktadır.

İslâm âleminde mevlid metinleri X. asırda görülmeye başlar. Hatta meşhur hadis âlimi İmam Tirmizî’nin (vf. 279/892) IX. asırda kaleme aldığı Şemâ’ilü’ş-şerîf de muhtevası düşünüldüğünde bir mevlid sayılabilir. Muhammed b. İshak (vf. 150/767) siyer müellifi olmasına rağmen, aslında ilk mensur mevlid müellifleri arasında yer alır. İbâresinde mevlid kelimesi bulunan ilk eser ise İbnü’l- Cevzî’nin (vf. 597/1201) Mevlidü’n-Nebî adlı telifidir. İbnü’l-Arabî (vf. 638/1240)’nin Mevlidü’l-cismânî ve’r-rûhânî, Sebte’li Ebü’l-Kasım es-Sebtî’nin (vf. 600/1203) ed-Dürrü’l-munazzam fî mevlidi’n- Nebiyyi’l-mu’azzam, İbn Dıhye’nin (vf. 633/1235) Kitâbü’t-Tenvîr fî mevlidi’s-sirâci’l-münîr, Zemlakânî’nin (vf. 728/1327) Mevlidü’n-Nebî adlı eserleri bu konuda ilk yazılan metinlerdir.[1]

Süleyman Çelebi ile aynı asırlarda yaşayan ve 798 (1395) yılında Bursa’ya gelerek onunla görüşmüş olması kuvvetle muhtemel olan İbnü’l-Cezerî’nin (vf. 833/1429) el-Mevlidü’l-kebîr (veya Urfü’t-ta’rîf bi’l-mevlidi’ş-şerîf) adlı eseri de Vesîletü’n-necât’a benzemesi bakımından önemli bir mevliddir.

Muhammed b. Eyyûb’un (vf. 705/1305) ed-Dürretü’l-fâhire adlı eserin şerhini yaptığı er- Ravzatü’n-nâzıre de Peygamberimizin doğumundan ve hayatından bahseden manzum bir eserdir. İsminde mevlid kelimesi geçmemekle beraber bu eser de bir mevlid sayılabilir. Bu eserin en önemli tarafı şekil bakımından Süleyman Çelebi’nin mevlidine de benzerlik göstermesidir.[2]

Bunlar dışında el-Heytemî’nin (vf. 807/1404), el-Bâûniyye (vf. 922/1516)’nin Ahmed b. Muhammed el-Kastallânî’nin,[3] (vf. 923/1517) el-Berzencî’nin (vf. 1184/1770) ve Muhammed b. Cafer el-Kettânî’nin[4] (vf. 1345/1927) Mevlidü’n-Nebî adlı eserleri de Arap Edebiyatı’nda meşhur mevlidlerdendir.

Son dönemlerde nazmedilen Arapça mevlidlerden biri de Muhammed el-‘Azeb’in aynı zamanda yayımlanmış olan kasîde şeklindeki 148 beyitlik eseridir.[5]

Arapça olan bu mevlidler gibi daha sonraları Farsça, Arnavutça, Kürtçe, Cava dilinde, Boşnakça, Rumca, Çerkesce, Ordu dilinde, Savahilî dilinde, Alhamyado (Arap harfleri ile yazılmış İspanya ve havâlisi dili) ve Tatarca mevlidler de vardır.[6]

Türk-İslâm Edebiyatı’nda ayrı bir yeri ve önemi olan mevlidler, sayı itibarı ile hemen hemen hiçbir eserde görülmeyecek bir miktara ulaşmaktadır. Edebiyatımızda mevlidler, ekseriyetle manzum ve mesnevî tarzında kaleme alınmışlardır. Bu mevzu Süleyman Çelebi’nin (vf. 825/1422) haklı olarak bu sahada şöhret olmasından ve nazmettiği mevlidin herkes tarafından beğenilip okunmasından dolayı, birçok şair tarafından işlenmiştir.

İlk Türkçe mevlid metni hakkında kaynaklarda kesin bir malûmâta raslanılmamaktadır. Süleyman Çelebi Mevlidi’nin (812/1409’da nazmedilmiştir) ilk mevlid olması konusunda kaynaklar aynı görüşte bulunmakla birlikte Süleyman Çelebi’den önce mevlid benzeri eserlerin mevcut olduğu hususunda bazı görüşler de ileri sürülmektedir. Nitekim bu münferit metinlerden biri Ahmed Fakih’e (vf. 648/1250 civarı) aittir. Hatta Vesîletü’n-necât’ın hâtime kısmında, Ahmed Fakih’in Çarhnâme’sine benzer ifadeler bulunması da tesadüfî değildir. Süleyman Çelebi’den kısa bir süre önce Erzurumlu Mustafa Darîr (VIII/XIV. asır) tarafından yazılan manzum-mensur karışımı bir eser de Siyer-i Nebî tercümesidir (yazılışı: 790/1388). Bu tercüme İbn İshak’tan yapılmasına rağmen alelâde bir tercüme değildir. Şiirler ve mensur kısımdaki ilâveler ile Darîr’in tercümesi bir telif mâhiyetindedir. Manzum kısımlar nazar-ı itibâre alınırsa bir mevlid metnine benzetilebilir. Bunun yanı sıra Vesîletü’n-necât’ta da bazı yerler, ibâreler halinde Darîr’in eserine benzerlikler gösterir. Bu sebepten Darîr’in siyerindeki bu manzum kısımların edebiyatımızdaki ilk mevlid olabileceği de ileri sürülebilir.

Edebiyatımızda mevlid ve onunla ilgili eserlerin sayısı 200 civarındadır. Mevlid nüshaları üzerinde yapılan çalışmalar göstermiştir ki, bunlardan bir kısmı Süleyman Çelebi’nin eserine aynen benzemekte, bir kısmı bazı motifler yönünden ayrılık göstermekte, geride kalanların tamamı ise farklı bir mahiyet arzetmektedir.[7]

Kullanılan vezin hemen hemen çoğunda aruzun fâilâtün/fâilâtün/fâilün kalıbıdır. Mevlidlerde çoğunlukla Peygamberimizin doğumu (veladet) üzerinde durulmakta, daha sonra mi’rac hadisesi ele alınmakta, mucizeleri anlatılmakta ve daha sonra da vefatından bahsedilmektedir. Bu eserlerin hemen hepsi Ehl-i Sünnet inancı istikametinde telif edilmiş, yer yer ayet ve hadislerden ibtibaslarla, telmihlerle beslenmiş ve bidat denebilecek fikirlere çoğunda yer verilmemiştir. Vesîletü’n-necat’ın ve diğer bazı mevlidlerin sonunda yer alan Hikâye-i Deve, Hikâye-i Geyik, Hikâye-i Güvercin vb. manzum hikâyeler eserlere bilahare ilave edilmişlerdir. Bunların asıl mevlid metinleriyle bir alakası bulunmamaktadır. Mevlidler genellikle tevhid, münacaat, na‘t (bazılarında ashab-ı kirama, çehâr-yâr-ı güzîne medhiyede bulunulmaktadır) ile başlamakta, nûr-ı Muhammedî’den bahsedilerek Peygamberimizin doğumuna geçilmekte, mi’rac ve diğer çeşitli mucizelerden sonra vefat-ı nebî konusuna yer verilmekte ve bilahare de dua (Peygamberimize, yazara ve okuyana) ile sona erdirilmektedir.[8]

Şimdiye kadar yapılan araştırmalar sonunda 70’den fazla şaire ait mevlid nüshası tesbit edilmiştir. Bu şairler ve eserlerinden bazıları şunlardır: Abdî (X./XVI. asır; İÜ Ktp., TY. Nr. 7361), Abdülkadir Necib (Bursa İl Halk Ktp., Orhangazi, nr. 622), Ahmed (nazmedilişi: 872/1468; Selimağa Ktp., nr. 1642; Süleymaniye Ktp., Şehid Ali Paşa, nr. 1956; İÜ Ktp., TY, nr. 2314; Bursa Genel Ktp., nr. 502), Behiştî (X./XVI. asır; İÜ Ktp., TY, nr. 7398), Emîrî (Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 3827), Hamdullah Hamdî-Akşemseddinzâde-(vf. 909/1503; Ahmediyye, nazmedilişi: 900/1495; DTCF Ktp., Mustafa Con, nr. 514; TDK Ktp., nr. A/289; British Museum, Or. nr. 1163),[9] Hocaoğlu (nazmedilişi: 883/1478; İÜ Edebiyat Fak. Türkoloji Seminer Ktp., nr. 4018), Murâdî (XI./XVII. asır; Bursa Müzesi Ktp., nr. 37/306), Nahîfî (vf. 1151/1738; Süleymaniye Ktp., Âşir Efendi, nr. 323),[10] Selâmî Mustafa (XN./XVNI. asır; Nakşî Şeyhi, Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 444), Sinanoğlu (nazmedilişi: 884/1479; Süleymaniye Ktp., Kasîdecizâde, nr. 418; DTCF Ktp., nr. 9), Süleyman Çelebi (Vesîletü’n- necât, nazmedilişi: 812/1409),[11] Şemsî (vf. 1006/1597, nazmedilişi: 988/1580, İÜ Ktp., TY, nr. 7395; 7396),[12] Visâlî (Ali Çelebi, X./XVI. asır; TDK Ktp., nr. 17/99),[13] Yahyâ (vf. 901/1496, Bayezid Umumî Ktp., nr. 5308), Zâtî (X./XVI. asır).[14]

Zikredilen şairlere ait mevlidler içinde Süleyman Çelebi’nin mevlidi bir sehl-i mümtenî olarak istisnâî bir değer kazanmıştır. Eser 763 beyittir. Mevlidlerde okunan kısım çoğunlukla velâdet, mirac, vefat bahirleridir. Hamdullah Hamdî’nin Ahmediyye’si, bilhassa edebî kıymeti bakımından dikkate değer bulunmaktadır.

Hamdî, eserinde Türkçe yazmaya bilhassa gayret ettiğini belirtir. Araştırmacılara göre Hamdî o yılların Türkçesi ile hayli başarı kazanmışsa da çoğunlukla lirizmden uzak kalmıştır. Süleyman Çelebi’ninkinden sonra en fazla tanınan ve bilinen mevlid, Şemsî’nin (Şemseddin Sivâsî) eseridir. Kendisinin/Halvetiyye tarikatının Şemsiyye kolunu kurmuş olması da bunda rol oynamıştır. Eserinde bu sebeple tasavvuf? taraf ağır basmaktadır. Eser 1217 beyittir.

İslâmiyet’in yayıldığı çeşitli memleketlerde Peygamberimiz’in doğum gününde yani Mevlid Kandili gecesinde mevlid okuma ve okutturma, âdeta dinî bir ibâdet telakki edilmeye başlanmıştır.

Peygamberimizin doğum günü olan rebîülevvel ayının 12. gecesi daha önce bazı dönemlerde olduğu gibi.[15] Osmanlılar’da da bir devlet merasimi ile tes’îd edilirdi. Bu merasimler III. Murad devrinde (1588’den) başlayarak devam etmiştir. Sultanın da katıldığı bu karşılama merasimleri genellikle Sultan Ahmed Camii’nde yapılmaktaydı. Devlet teşrifat kaidelerine göre yapılan bu karşılama’Mevlid Alayı’ adını almıştır.

Mevlid okuma bugün de memleketimizde çokça yayılmış ve zamanla sadece Peygamberimiz’in doğum günü için değil, doğum, vefat, sünnet, düğün, Kur’ân hatim merasimi, asker uğurlama vb. çeşitli sebep ve vesilelerle okunur hale gelmiştir. Böylece mevlidler Türk-Dinî Mûsıkimiz’de de önemli bir yer işgal etmiştir.[16] Bu şekilde günlük hayatımızda kendine önemli bir yer temin ederek çokça okunan ve yaygın bir şekilde bilinen mevlid sayısı, maalesef ancak iki veya üçü geçmemektedir. Bu yüzden kütüphanelerimizde mevcut bulunan fakat henüz gün ışığına çıkmamış mevlid nüshaları, hala araştırmacıların himmetini beklemektedir.

Prof. Dr. Hasan AKSOY

Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi / Türkiye

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 11 Sayfa: 758-761


Kaynaklar:
♦ Aksoy, Hasan, “Mevlid”, Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, VI, s. 315-319, İstanbul 1986.
♦ Aksoy, Hasan, Şemseddin Sivâsî, Hayatı, Eserleri, Mevlidi (Tenkitli Neşir), MÜ. İlâhiyat Fakültesi Doktora Tezi, İstanbul 1983.
♦ Ateş, Ahmed, Süleyman Çelebi Vesîletü’n-necat-Mevlid, Türk Dil Kurumu, Ankara 1954.
♦ Aymutlu, Ahmed, Süleyman Çelebi ve Mevlid-i Şerîf, İstanbul 1958.
♦ Banarlı, Nihat Sami, “Büyük Nazîreler Mevlid ve Mevlid’de Millî Çizgiler”, Yüksek İslâm Enstitüsü Dergisi’nden ayrı baskı, İstanbul 1962, sy. 1.
♦ Çelebi, Süleyman, Mevlid (Hazırlayan Neclâ Pekolcay), Dergah Yayınları, İstanbul 1980. Mansuroğlu, Mecdut, Ahmed Fakih-Çarhnâme, İstanbul 1956.
♦ Mazıoğlu, Hasibe, “Türk Edebiyatında Mevlid Yazan Şairler”, Türkoloji Dergisi, VI. Sy. 1, Ankara 1974.
♦ Okiç, M. Tayyib, “Çeşitli Dillerde Mevlidler ve Süleyman Çelebi Mevlidi’nin Tercemeleri”, Atatürk Üniversitesi İslâmî İlimler Fakültesi Dergisi, sy. 1, Erzurum Aralık 1975, s. 17-78.
♦ Pekolcay, Neclâ-H. Fuchs, “Mevlid”, İslâm Ansiklopedisi (MEB), VIII, s. 171-176.
♦ Pekolcay, Neclâ, Türkçe Mevlid Metinleri, İÜ. Edebiyat Fak. Doktora tezi, 1950.
♦ Sağman, Ali Rıza, Mevlid Nasıl Okunur ve Mevlidhanlar, İstanbul 1951.
♦ Timurtaş, Faruk Kadri, Süleyman Çelebi-Mevlid (Vesiletü’n-necat), 1001 Temel Eser, İstanbul 1970.
♦ Veled Çelebi (Veled İzbudak), “Süleyman Çelebi ve Mehazları”, Hayat Mecmuası, sy. 45, İstanbul 1927.
Dipnotlar :
[1] Bk. Nihad Sami Banarlı, “Büyük Nazîreler Mevlid ve Mevlid’de Millî Çizgiler”, Yüksek İslâm Enstitüsü Dergisi’nden ayrı bs. İstanbul 1962, s. 11, 12.
[2] Bk. Ahmed Ateş, Süleyman Çelebi Vesîletü’n-necât-Mevlid, Ankara 1954, s. 11-13.
[3] Kastallânî’nin mevlidi Muhammed b. Ömer en-Nevevî tarafından ihtisar edilerek yayımlanmıştır (Kahire 1299).
[4] Kettânî’nin mevlidi Fas ve Rabat’ta birçok kere basılmış olup müellifin el-Yümn ve’l-is‘âd bi-mevlidi hayri’l-ibâd adında yayımlanmış başka bir eseri daha vardır (Rabat 1926).
[5] Hâzâ Mevlidü’n-nebî, Şam, tarihsiz. Mevlidin baş tarafında kısaca Allah Teâlâ’nın güç, kudreti ve azameti ile yaradılış hakkında bilgi verilmektedir. Mevlidlerde değişik şekilleri bulunan tekrar beyitleri bu eserde “ ” olup on kere kullanılmıştır. Peygamberimizin doğumundan sonra üstünlüklerinin anlatıldığı eser salâtü selâm ile sona ermektedir. Sondaki kayıttan anlaşıldığına göre eser 1328 Cemaziyelâhırinin ilk günlerinde (Haziran 1910 ortaları) tamamlanmıştır.
[6] Bk. M. Tayyib Okiç, “Çeşitli Dillerde Mevlidler ve Süleyman Çelebi Mevlidi’nin Tercemeleri”, Atatürk Üniversitesi İslâmî İlimler Fakültesi Dergisi, I, Erzurum, Aralık 1975, s. 25, 27.
[7] Bk. Süleyman Çelebi Mevlid (Hazırlayan Neclâ Pekolcay), İstanbul 1980, s. 38.
[8] Mevlidlerde genellikle hemen her faslın sonunda peygamberimize salat getirilen tekrar beyitleri yer almaktadır. Süleyman Çelebi’nin Vesîletü’n-necat’ında bu beyitleri:.
Haşredek ger dinilürse bu kelâm.
Niçe haşrola bu olmaya tamâm.
Ger dileriz bulasız oddan necât.
Aşk ile derd ile aydun es-Salât’dır.
Şemseddin Sivasî’nin mevlidinde ise bu tekrar beyitleri.
Olmak istersen habîbe âşinâ.
Vir salâtı bul anunla rîşinâ’dır.
[9] Eser üzerine Nurten Ersoy, Hamdullah Hamdî Mevlidi adlı mezuniyet tezi hazırlamıştır (AÜ, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Mezuniyet Tezi, nr. 52).
[10] Abdülkadir Arpacı eser üzerinde Süleyman Nahifi Mevlidi adlı mezuniyet tezi hazırlamıştır (İÜ Ed. Fak., Türk Dili Bölümü, İstanbul 1971, Türkiyat Enstitüsü T. 1208).
[11] Eserin nüshaları için bk. Necla Pekolcay, “Süleyman Çelebi Mevlidi’nin Nüshaları; Türk Dili, III., Ankara Mart 1954, sy. 30, s. 319-322.
[12][12] Yazma nüshaları için bk. Hasan Aksoy, Şemseddin Sivâsî, Hayatı, Eserleri ve Mevlidi, MÜ? İlâhiyat Fakültesi Doktara tezi, İstanbul 1983.
[13] Eser üzerine Nebahat Papuççu Visâlî-Mevlid-i Şerîf adlı mezuniyet tezi hazırlamıştır (AÜ, Dil ve Tarih Coğrafya Fak., Mezuniyet Tezi, nr. 325).
[14] Mevlidler ilgili olarak ayrıca bk. Hasibe Mazıoğlu, “Türk Edebiyatı’nda Mevlid Yazan Şairler”, Türkoloji Dergisi, VI., sy. 1, Ankara 1974, s. 31-62.
[15] Bk. Nihad Sami Banarlı, “Büyük Nazîreler Mevlid ve Mevlid’de Millî Çizgiler”, Yüksek İslâm Enstitüsü Dergisi’nden ayrı baskı, İstanbul 1962, s. 11-12.
[16] Bk. Ali Rıza Sağman, Mevlid Nasıl Okunur ve Mevlidhanlar, İstanbul 1951.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ