TÜRK EDEBİYATINDA MANZUM NASİHAT-NÂMELER

TÜRK EDEBİYATINDA MANZUM NASİHAT-NÂMELER

Türklerin İslâm dinini kabul etmeleriyle girdikleri yeni medeniyet dairesinde ortaya koydukları uzun soluklu edebiyat hareketi olan Divan Edebiyatı’nda başlangıçtan itibaren önemli bir yer tutan nasihat-nâme (pend-nâme, ögüt-nâme) türü Cumhuriyet dönemine kadar çeşitli örneklerle varlığını sürdüre gelmiştir. Çoğu medrese eğitimi almış bulunan şairler, esas itibariyle bir öğüt (nasihat) dini olan İslâmiyet’in emir ve yasaklarını telkin etmek; insanları iyiye, güzele ve doğruya yönlendirmek; her bakımdan iyi ahlâklı bireyler yetiştirmek; öldükten sonra da okunduğunda hayırla anılmalarını sağlayacak türde bir eser bırakmayı ilke edinmişlerdir. Aslında Kur’an-ı Kerîm ve Hadîsler de bu yönde önemli ölçüde yol göstermekteydi:

Kur’an, ”Rabbimin sözlerini size bildiriyor, öğüt veriyorum.”,[1] “Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm”,[2] “Andolsun ki ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ettim ve size öğüt verdim”,[3] gibi ayetlerle öğüt kavramı üzerine vurgu yaparken, Hz.Peygamber, “Din nasihattir”,[4] “her Müslümana hayırhah olmak üzere Peygamber’e biat ettim”[5] tarzındaki hadîsleriyle nasihatin önemi üzerinde durmaktadır. Gerek Kur’an ve Hadîslerin teşviki gerekse benzer konularda Arap ve özellikle İran edebiyatında bu konuda yazılan eserler Türk şair ve bilginleri için bir örnek oluşturmuş ve ilk yüzyıllardan başlayarak nasihat-nâme türünde eserler kaleme alınmıştır. Aslında birçok mesnevide şairler fırsat düşürerek öğüt vermekten kendilerini alamamışlardır.[6]

Nasihat-nâmeler ahlâk konusunda yazılan eserlerdir. İslâm dininde ahlâkın felsefî yanından çok pratiği üzerinde durulmuş, yapılması veya yapılmaması gerekenler doğrudan açıklanmıştır. Bu yapılırken doğrudan Kur’an ve Hadis esas alınmış, ayrıca mahallî gelenek ve davranışlardan yararlı olanlar da kabul görmüştür. Nasihat-nâmelerde, iyi, güzel ve yararlı olan hususlar doğrudan teşvik ve tavsiye edilerek, birer beyitle öğütler somutlaştırılmıştır. Beğenilmeyen davranış ve huylar, toplum için zararlı sayılan hususlar da yine birer öğüt cümlesi veya beyti biçiminde ifade edilmiştir. Öğütler verilirken âyetlere, hadîslere, büyüklerin sözlerine veya atasözlerine dayandırılmış; hacimli eserlerde ise çeşitli hikâyeler anlatılıp kıssadan hisse çıkarılmıştır.[7]

Bu türde yazılan eserlerden, değişen zaman şartlarına göre ortaya çıkan anlayış farklılıkları da takip edilebilir. Her zaman için geçerli olan doğruluk, dürüstlük, iyilik severlik, cömertlik gibi ahlâk kuralları istisna edilirse günlük ihtiyaçlarla ilgili, asırlara göre, ortaya çıkan değişiklikler de nasihat- nâmelere yansımıştır. Bu bakımdan toplumsal gelişme ve değişmelerin seyrini izlemek nasihat-nâme türündeki eserlerde mümkündür diyebiliriz.

Nasihat-nâmelerde günlük hayatla ilgili hemen her hususta öğütlere rastlanabilir. İnsan için iyi ve yararlı olan ne varsa, eserin yazıldığı çağa uygun olarak, bu tür eserlerde yer alır. Özetlemek gerekirse öğüt vermek amacına yönelik yazılan eserlerde dinî hayat, tasavvuf? hayat ile sosyal ve siyasal hayatla ilgili öğütlerle çoğu kez görgü kurallarına geniş yer verildiği görülür.[8] Bu sebeple nasihat-nâmeler, dinî nasihat-nâmeler, tasavvufî nasihat-nâmeler, sosyal hayatla ilgili nasihat-nâmeler ve çeşitli ilim dallarıyla ilgili nasihat-nâmeler olmak üzere dört başlık altında incelenebilir. Ancak bu tasnifin görece olduğunu, çoğu kez aynı eserde bu dört konunun ortak işlendiği de görülür. Hele dinî ve tasavvufî nasihat-nâmeleri birbirinden ayırmak daha da güçtür.

Nasihat-nâmelerin bir tür olarak edebiyatımızda ortaya çıkmasında İran şairi Feridüddin Attâr’ın Pend-nâme adlı ünlü eserinin büyük payı vardır.

Birçok Türk şairi bu eseri manzum veya mensur tercüme veya şerh etmiştir.[9] Abdî adlı bir şair bu eseri 865’te (1447) genişleterek Terceme-i Pend-i Attâr adıyla Türkçe’ye çevirmiştir.[10] Emir Unsuru’l-Maâlî Keykâvus bin İskender’in oğlu Gilân Şah için yazdığı Kâbus-nâme,[11] Sa’dî’nin Bostan ve Gülistan adlı eserleri de Divan Edebiyatı’nda nasihat-nâmelere örneklik ve kaynaklık etmiştir.

Türk edebiyatında nasihat-nâmeler hem nesirle, hem nazım ve hem de nazım nesir karışık olarak üç tarzda kaleme alınmıştır. Biz bu yazımızda sadece manzum nasihat-nâmeler üzerinde duracak ve sadee nasihat-nâme, Pend-nâme, öğüt-nâme gibi adlar ile doğrudan öğüt vermek için yazılan eserleri tanıtmaya çalışacağız.

Eski Türk edebiyatında kullanılan hemen bütün nazım şekilleriyle nasihat-nâme yazıldığı görülmektedir. Bu eserler ya müstakil olarak mesnevi biçiminde, ya da kaside, gazel, terci-i bend biçiminde divanların içinde yer almıştır. Aşağıda bugüne kadar tespit edip inceleyebildiğimiz manzum nasihat-nâmeleri- yapılacak araştırmalarla bu listenin genişleyebileceğini gözardı etmeden-tanıtmaya çalışacağız:

  1. Kutadgu Bilig, Eski Türk edebiyatında nasihat-nâme türündeki ilk eser olarak kabul edilmektedir. İlk bakışta bir siyaset-nâme gibi görülürse de eser esas itibariyle toplum içindeki fertlerle bunların toplum içindeki görevlerini engin bir hayat tecrübesi ile belirlemeye geniş yer verdiğinden bir nasihat-nâmedir. Yusuf Has Hacib (1017-1077) bu eserini Şeh-nâme vezniyle, 1069/1070 yılında tamamlamıştır.[12]
  2. Risâletü’n-nushiyye: Anadolu sahasında şimdiki bilgilerimize ilk nasihat-nâme örneği Yunus Emre (öl.1321) tarafından “fâ i lâ tün/fâ i lâ tün/fâ i lün” kalıbıyla yazılan Risâletü’n-nushiyye adlı dinî- tasavvufî mesnevidir. On üç beyitlik bir girişten sonra mensur, aklın tarifi, imanın dereceleri, cennet ve cehennem konusunda “Fi ta‘rif’l-‘Akl” başlıklı bir bölüm yer alır. Bu mesnevinin çeşitli baskıları yapılmıştır.[13]
  3. Çarh-nâme: Anadolu’da yazılan ikinci eser Ahmed Fakih’in Çarh-nâme adlı tamamı 100 beyit olduğu halde elde 83 beyitlik kısmı bulunan “Me fâ î lün/me fâ î lün/fa û lün” kalıbıyla yazılmış; dünyanın faniliğinden dünya zevklerine kapılmanın yanlışlığından, kabir azabından, ahiretten söz ederek öğütler veren kaside biçimindeki eserdir. İlk kez Fuat Köprülü tarafından tanıtılan bu eserin şairinin ihtilaflı olmakla birlikte Turhan Gencei ve Osman F. Sertkaya, eserin dil özelliklerine bakarak XIV. yüzyılın ikinci yarısı ile XV. yüzyılın başında yaşadığını ifade etmektedir.[14]
  4. Ferheng-nâme-i Sa‘dî: Hoca Mes’ud, İran şairi Sa’dî’nin (öl.691/1292) ünlü eseri Bostan’ı aynı vezinle manzum olarak Ferheng-nâme-i Sa‘dî adıyla 755/1354 yılında tercüme etmiştir. Hoca Mes’ud, bazı beyitleri serbest tercüme etmiş olmakla birlikte eserin seçtiği bölümlerine sadık kalmıştır. Eser, “fa û lün/fa û lün/fa û lün/fa ul” kalıbı ile 1073 beyit olup aslı 4184 beyit olan Bostan’ın Türkçe’de bilinen ilk çevirisidir. Edebî değerinden çok dil bakımından önemli olan eser Veled Çelebi ve Kilisli Muallim Rıfat tarafından eski harflerle yayımlanmıştır.[15] Eser, sultanların adil olmalarını, insanların birbirlerine iyilik yapmalarını tavsiye ederek dinî-ahlakî çeşitli öğütler vermektedir.[16]
  5. Nasihat-nâme: Tahminen 14. yüzyılda yazılan bir diğer eser Süleyman adlı bir şairin Nasihat- nâme’sidir. Başı eksik olan mesnevinin elde bulunan kısmı 203 beyit olup “Fâ i lâ tün/Fâ i lâ tün/fâ i lün” ve “me fâ i lün/me fâ i lün/fa û lün” kalıplarıyla kaleme alınmıştır. Cuma günü, Cuma gecesi, receb ve ramazan aylarının faziletlerini anlatır; dünyanın faniliğinden, ahirete hazırlanma gereğinden bahseder.[17]
  6. Pend-i Ricâl: Emir Sultan müridi Aydınlı Müridînin “Me fâ î lün/me fâ î lün/fa û lün” ve “fâ i lâ tün/fâ i lâ tün/fâ i lün” gibi iki vezinle yazdığı bu öğüt kitabının telif tarihi belli değildir. Aydınlı olduğunu eserinde dile getiren şair, Aydınlıların hasletlerini de dile getirir ve Emir Sultan’a bağlılığını ifade eder. Eser, tevhid, n’at, dört halifeye övgü ve münâcâttan sonra 20 meclis halinde öğüt bölümlerine ayrılmıştır. Her mecliste âyet ve hadisler lafzen verilip açıklanmış, konuya uygun hikâyelerle üslûp canlı tutulmuştur. Öğütler dünyanın geçiciliği, mal, mülk ve servetin faniliği gibi dinî konularla ilgilidir.[18]
  7. Beşâret-nâme: Hurufî şair Refi’î’nin 811/1408-1409 yılında yazdığı bu eser, 1451 beyitlik bir mesnevi olup Fâ i lâ tün/fâ i lâ tün/fâ i lün” vezniyle yazılmıştır. Eser büyük ölçüde Câvidân-nâme, Arş-nâme ve Mahabbet-nâme’den derlenmiş bir tercüme görünümündedir. Harflerin esrarını açıkladıktan sonra ölüme hazırlık, nefis, şeytan, ahiret gibi konularda nasihatler verilmiştir. Eser üzerinde Mehmet Yiğit bir doktora çalışması yapmıştır.[19]
  8. Vasiyyet-i Nuşirevân-ı Âdil Be Pusereş: XV. yüzyıl şairlerinden Ahmed-i Dâ’î’nin, “Me fâ î lün/me fâ î lün/fa û lün” vezniyle yazdığı bu 115 beyitlik mesnevi, baş ve son kısımları dışında Farsçadan tercüme edilmiş olup baştan sona cinaslarla örülmüştür. Eser, Nûşirevân’ın oğlu Hürmüz’e öğütlerini içermekte olup çocuk muhatap alınarak yazılan ilk nasihat-nâme olarak kabul edilmektedir.[20]
  9. Mürşidü’l-Ubbâd:[21] XV. yüzyıl şairlerinden Arif’in, “Fâ i lâ tün/fâ i lâ tün/fâ i lün” vezniyle kaleme aldığı dinî-tasavvufî bir mesnevî olup öğütler “nasîhat” başlığı altında verilmiştir. Şeyh ve mürid ilişkileri, vahdet-i vücûdla ilgili bilgi ve öğütler verilen eserde “tenasüh” inancının yanlışlığını da vurgulamaktadır. Mürşidü’l-Ubbâd’da âyet ve hadisler önce lafız olarak verilmiş, mealleri manzum olarak çevrilmiştir.
  10. Dil-Güşâ: Fatih devri şairlerinden Saruhanlı Gülşenî’nin 864/1460 yılında yazdığı Dil-güşâ[22] adlı mesnevi Râz-nâme, Pend-nâme veya Esrâr-nâme gibi adlarla da anılmış, eser mahlas benzerliğinden dolayı Şeyh İbrahim Gülşenî’ye ait zannedilmiştir. Gülşenî’nin, “Fâ i lâ tün/fâ i lâ tün/fâ i lün” vezniyle yazdığı bu eser, giriş, tevhid, münâcât, na’t medh-i Çehâr yar, medh-i ashâb, devrin padişahına isim verilmeden medhiye ve sebeb-i teliften sonra 33 hikâye, altı mev’ize makalesi; dört pend ve nasihat parçası ile hatime ve na’t bölümlerinden ibarettir.
  11. Pend-nâme:[23] Bu eser bir terci-i bend olup “Fâ i lâ tün/fâ i lâ tün/fâ i lün” vezniyle Dede Ömer Rûşenî (öl.892/1486-1487) tarafından yazılmış iyi insan olma yolunda öğütler verilen sosyal ve dinî içerikli 55 beyitlik bir manzumedir.
  12. Pend-nâme:[24] Rûşenî’nin halifesi ve Halvetîliğin Gülşenî kolunu kuran Şeyh İbrahim Gülşenî’nin, “Me fâ î lün/me fâ î lün/fa û lün” vezniyle yazdığı 196 beyitli mesnevide dünyanın faniliği, ölüm, ahiret, aşk, ibadet ve sünnete uymanın erdemleri anlatılır.
  13. İbret-nâme:[25] XV. yüzyıl Seyyitgazi Dergâhı dervişlerinden olan Germiyanlı Yetimî’nin, “Me fâ î lün/me fâ î lün/fa û lün” vezniyle yazdığı bu 99 beyitli kaside biçimindeki manzumede ölüm konusu işlenmiş; iyi amel işleme konusunda öğütler verilmiştir. Manzume, Yetimî’nin Allah’tan cemâlini görmeyi nasip etmesi duasıyla bitmiştir.
  14. Nasihat-nâme:[26] Fuat Köprülü’nun[27] XV. yüzyıl şairi olduğunu söyledi. Şeyh Eşref tarafından, “Fâ i lâ tün/fâ i lâ tün/fâ i lün” vezniyle yazılan bu dinî-tasavvufî mesnevide dinî emirlerin yerine getirilmesi, çocuk terbiyesi gibi konular üzerinde durulmuş, öğütler âyet ve hadislerle pekiştirilmiştir.
  15. Nasihat-ı Günahkâr:[28] Türk Tarih Kurum Kütüphanesi’nde bulunan bir yazmanın kaydında II. Bayezid ümerasından Yakup Bey adına 915’te (1509) Nasihat-ı Günahkâr adlı eserini yazdığı belirtilmiştir. Şair hakkında başka bilgiye ulaşamadık. Ancak şairin bu eseri, Milli Kütüphane’de Divan-ı Günahkâr[29] ve Sefer-nâme-i Günahkâr[30] adlarıyla kayıtlı iki nüshası daha vardır. Eser çeşitli nazım biçimleri ve farklı vezinlerle yazılmış olup dinî öğütler içermektedir.
  16. Nasihat-nâme: Safevî hükümdarı Şah İsmail Hatayî’nin, “Me fâ î lün/me fâ î lün/fa û lün” vezniyle yazdığı dinî-tasavvufî bir mesnevidir. Şah İsmail, dervişçe bir nasihat-nâme yazarak dünyada bir iz bırakmak istediğini asıl arzusunun ise cemalullahı görmek olduğunu söyler.[31]
  17. Deh Murg:[32] Yavuz Sultan Selim devri şairlerinden Şemsî’nin “Fâ i lâ tün/fâ i lâ tün/fâ i lün” vezniyle, 919’de (1513) kaleme aldığı bu mesnevinin Türkiye, Fransa, Yugoslavya, Mısır ve Tunus kütüphanelerinde birçok yazması bulunmaktadır. Eser, kuşlar arasında geçen bir münazara olup Yavuz Sultan Selim’e sunulmuş ve beğenilmiştir.

Eserde Yavuz Sultan Selim devrindeki sosyal hayat sahneleri çarpıcı bir üslûpla anlatılmış, zaman zaman mizahî ve eleştirel bir tarz seçilmiş; öksüzlere şefkat gösterilmesi, rüşvetten sakınılması, ibadetlerin yapılması gibi hususlarda öğütlere yer verilmiştir. Mesnevi’nin nasihat vermek amacıyla yazıldığı şairi tarafından belirtilmiştir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ