TÜRK EBRÛ SAN’ATI

TÜRK EBRÛ SAN’ATI

Türk mi’mârlık san’atı’nın gelişmesinde nasıl ana unsur câmi mi’mârîsi olmuş ve bu san’at kendisiyle beraber çini, mermer, cam, ahşap, kalem işi, sedefkârlık vs. gibi bir çok san’at dalına hayat vermiş ise, Kur’ân-ı Kerîm’le beraber önem kazanmış olan Arap yazısı’nı Türkler, başka bir ana unsur olarak kabul etmişler ve bu yazıyı son derece geliştirip, mükemmel örnekler vermişlerdir; hattâ bunu anlatmak için ma’rûf bir ifâdeyle “Kur’ân-ı Kerîm, Mekke’de nâzil oldu, Kâhire’de (Mısır) okundu, İstanbul’da yazıldı” denilecek kadar. Hüsn-i Hat adı altında geliştirilen ve “aklâm-ı sitte”de (altı çeşit yazı) denilen türleriyle yazılan âyet ve hadîsler; kağıttan mukavva’ya, büyük bez levhalardan mermerlere, ahşab’a, çini’ye, metal’e kadar her yere işlendi. Nakkaşlar bu yazıyı en güzel motiflerle çevreledi, müzehhibler altınladı ve süsledi. Böylece Hüsn-i Hat’tı tezyîn eden yardımcı san’at dalları doğdu. Bunların başında tezhîb, kalem işi, cild ve ebrû gelmekteydi.

Tarifi

Ebrû, kitre veya benzeri maddelerle yoğunluğu artırılmış su üzerine özel fırçalar yardımıyla boyaların serpilip, orada meydana gelen desenlerin kağıda alınmasıyla elde edilen bir san’at eseridir.

“Ebrû, uyumlu renkler dünyasının göze hoş gelen hârika eserlerini bizlere sunması yanında, fiziğin ve kimyanın kanunlarının uygulandığı bir san’at olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu tarifler dışında, ekzotik, metafizik tarifler de yapılmaktadır:

“Ebrû başlıbaşına bir âlemdir. Hüsn-i Hat’la bir arada “nûrun alâ nûr” misâli bambaşka bir lisandır. Tarihî ve derûnî anlam olarak erbâbınca sürdürülen büyük bir keyiftir. Ama daha yakından baktığınızda, nakışlarında biçim biçim ilâhî bağış armonileri göreceksiniz. Fakat işin hem san’atçı hem eser açısından güzel yanı, bizzat oluşum halinde esrârını açması ve oluşum anında yüzünü göstermesidir. San’at eserini, sadece bitmiş göründükleri zaman değil, fakat aynı zamanda Goethe’nin deyişiyle “oluş hallerinde de tanımak” lâzımdır. Ebrû, böyle tanınması gereken san’at eserlerinin en başında gelenlerden biri, belki de bizim san’atlarımız açısından birincisidir”.

Türk Ebrûsu’nun büyük ustası Edhem Efendi (1829-1904): “Ebrû sihir gibidir, bazan tutar, bazan tutmaz” demektedir.

Yrd. Doç. Dr. Ahmet Saim ARITAN

Selçuk Ünivesitesi İlahiyat Fakültesi / Türkiye

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ