TÜRK DÜNYASININ KANAYAN YARASI: KARABAĞ

TÜRK DÜNYASININ KANAYAN YARASI: KARABAĞ

Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinde dünya gündeminde yerini almaya başlayan Karabağ meselesi, SSCB sonrasında Azerbaycan ile Ermenistan arasında bir savaşa neden oldu. 1994 yılında yapılan bir ateşkes anlaşması ile savaş durdurulmuş olsa da, sorunun çözümü konusunda henüz kesin adımlar atılmış değildir. Son dönemlerde, özellikle uluslararası güçlerin barış anlaşması konusundaki girişimleri yoğunluk kazansa da, gerçek bir çözümün kısa vadede gelemeyeceği çok açıktır. Bu nedenlere yazının ilerleyen kısımlarında çeşitli vesilelerle değineceğiz. Ama, önce Karabağ bölgesinin coğrafyasına ve tarihsel geçmişine kısaca bir göz atalım.

Karabağ BölgesininTarihi ve Coğrafyası

Karabağ, Azerbaycan’da Kür ve Aras ırmakları ile şu anda Ermenistan sınırları içinde bulunan Gökçe gölü arasındaki dağlık bölge ile bu bölgeye bağlı ovalardan oluşan bir yerdir. Aynı zamanda, XVII. yy.’ın ortalarında bu topraklar üzerinde kurulan bir Azerbaycan Türk Hanlığının da adıdır.

Karabağ, Azerbaycan’ın diğer bölgeleriyle beraber, Ermenistan ve İran’ı da kontrol edebilecek bir noktada bulunması nedeniyle bölge açısından jeopolitik öneme sahiptir.

Karabağ ile Dağlık Karabağ bölgesini birbirine karıştırmamak gerekiyor. Dağlık Karabağ, Karabağ’ın (yüzölçümü 18.000 km2) sadece 4392 km2’lik kısmını teşkil ediyor. Karabağ, Ağdam, Terter, Yevlah, Füzuli, Beylegan, Kubatlı, Cebrail, Mingeçevir, Ağcabedi, Hocavend, Şuşa, Hankendi, Laçın, Kelbecer, Hanlar, Gorus, Akdere, Berde, Zengezur, Hadrut rayonlarından[1] oluşmaktadır. Ama, Dağlık Karabağ Hankendi merkez olmak üzere Şuşa, Akdere, Hadrut, Hocavend, Askeran ilçelerinden oluşmaktadır.

Şimdi Karabağ’ın genel tarihine de bir gözatalım. Karabağ, dünyadaki en eski insanların yaşadığı yerlerden biridir. Buradaki “Azıh” mağarasında bulunan eski insan-“Azıhontrop”un yaşının yaklaşık olarak 1.2 milyon sene eskiye kadar götürülebileceği bilim adamlarınca da kanıtlanmıştır.[2] Fakat, her halükarda en az 300-500 bin yılllık olduğu kabul edilmektedir. Yine bölgede bulunan “Tağlar” mağarasında da bundan 80-100 bin yıl evvelki devre ait zengin kalıntılar bulunmaktadır.[3]

Ara devirlerde Karabağ’daki yaşama ilişkin kanıtlar yine bulunmaktadır. M.Ö. 4. bin yıldan itibaren ise bu topraklarda yaşayanların kimliğine ilişkin bilgiler elde edebilmekteyiz. Bunlar “Hürriler” diye isimlendirilen Türk kavminden olanlardı. Bu Türk kavmi M.Ö. 4. binyılda Kafkasya’ya gelerek Karabağ’a yerleşmişlerdir.[4] M.Ö. 2. binyıla ilişkin olarak da Hürrilerin buradaki yaşamlarına ilişkin kanıtlara rastlanmaktadır. M.Ö. 1. binyılın başlarında bölgede Urartular ortaya çıkmaya başlarlar.[5] Daha sonra buralara, yine Türk boylarından olan Sakalar yerleşmişlerdir. Ermenilere gelince, kendilerini iddia ettikleri gibi ister Yasef’e dayandırsınlar, isterse de buralara Frigyalılarla birlikte geldiklerini öne sürsünler, her halükarda buralarda M.Ö. 6. ve 7. yy.’dan sonra bulunmuş oluyorlar.[6] M.Ö. 250’lerde Karabağ’da, Oğuzların Üçoklar boyundan olan Arsaklar, M.S. 1. yy.’da Kafkasya Türk Albanları, 2. yy.’da Romalılar, 3. yy.’da Sasaniler, 6. yy.’da Hun Türkleri ve 7. yy.’da Hazar Türkleri hükmetmişlerdir. 7.yy.’dan itibaren Karabağ Müslümanların yönetimi altına geçti. 642’de Arap İslam orduları, 646 yılında ise Müslüman Oğuzlar burada hükmetmeye başladılar. 8. yy.’da bölgede Müslüman idareye karşı isyanlar başladı ve 9. yy.’da Babek’in liderliğinde doruğuna ulaştı. 837 yılında isyan bastırıldı ve 838 yılında Babek Samire şehrine götürülerek burada vahşicesine idam edildi. 892-930 yılları arasında Saç Oğulları isimli Müslüman Türk Beyliği bölgenin hakimi oldu.[7] XI. yy.’dan başlayarak bölge Selçukluların akımına uğradı. 1064 yılında Gürcistan seferinden dönen Alp Arslan ve 1076’ta onun oğlu ve halefi Melik Şah burayı baştan başa iskan etti. 1256’dan itibaren Karabağ İlhanlıların (Türk devleti) yönetimi altına geçti. 1396’dan sonraysa, Kıpçak seferinden dönen Timur’un orduları buraları işgal etti. XV. yy. boyunca buralar daha çok Akkoyunluların yönetiminde bulundu. XIV. yy.’ın sonlarında Osmanlılar tarafından alınıncaya kadar, bu bölge Safevilerin yönetiminde bulundu.[8] Bundan sonra XVIII. yy.’ın başlarında Penah Ali Beyin önderliğinde bölgede Karabağ Hanlığı kuruldu. XVIII. yy.’ın sonlarında artan dış saldırılar sonucunda kısa bir süre için (sadece 1797 yılında bir süre) Karabağ, merkezi Güney Azerbaycan (şu anki İran) topralarında bulunan Gacar Türklerinin yönetimi altına geçtiyse de, genelde bağımsızlığını koruyabildi.[9] 1826 yılında, Karabağ Çarlık Rusyası’nca işgal edildi. Rusya ile Gacar yönetimi arasındaki savaşlar sonucunda, 1828’de imzalanan Türkmençay Antlaşması ile Karabağ Rusya’ya bağlandı. 1828-1829 yıllarında Osmanlılarla Rusya arasında Kafkaslarda yaşanan savaş da Karabağ’ın bağımsızlığını yeniden kazanmasına yardım etmedi. Bu savaşların ve imzalanan antlaşmaların Karabağ açısından bir diğer önemi, bu süreçte Gacar yönetimi altındaki topraklardan 1825-1826 yıllarında 18.000, 1828’de 50.000 (Türkmençay Antlaşması’nın 15. maddesi Gacar yönetimi altındaki Ermenilerin bir yıl içinde Aras nehrinin kuzeyine, yani Rus yönetimi altındaki topraklara geçmesini öngörüyordu), 1829 Osmanlı-Rus Edirne antlaşması ile de 84.000 civarında Ermeninin Karabağ topraklarına getirilmesi sonucu ortaya çıkmıştır.[10] Bu süreç içinde Kafkasya’ya, Anadolu’dan ve şu anki İran topraklarından en az 1 milyon Ermeni göç etmişti veya ettirilmişti.[11] Bu göçler sonucunda I. Nikolay, Revan ve Nahçıvan hanlıklarının topraklarını içeren Ermeni bölgesi de kurdu.[12]

Zaten, Rusya bölgede bir Ermeni devletinin kurulmasının planlarını uzun yıllardan beri yapmaktaydı. 1967 yılında Ermenistan’ın başkenti Erivan’da basılan “XVIII. yy.’da Ermeni-Rus ilişkileri” isimli kitapta (s. 204-205’te) şöyle denmektedir: Daha 19 Mayıs 1783’te Knez G. A. Potyomkin, II. Yekatrina’ya “fırsat bulunca Karabağ’ı hemen Ermenilerin kontrolüne vermek ve böylece Asya’da bir Hıristiyan devleti ortaya çıkarmak için gerekenleri yapacağız”, diye yazmıştı Bu nedenle bu kadar büyük göçlerin gerçekleşmesinde Rusya’nın çıkarları bulunduğunu da unutmamak gerekiyor. Bunun yanında buradaki Müslümanlardan da (Türklerden de) önemli bir miktar Gacar yönetimi altındaki topraklara göç ettirilmişti. Bunca göçe rağmen, 1832 yılındaki Çarlık Rusyası resmi sayımlarında Karabağ nüfusunun %64.8’i Türk (Azerbaycanlı), %34.8-i Ermeni olarak kayda geçmiştir.[13] 1887 yılında Fransa’da yayınlanan “Nouveau Dictionnaire de Geographie Universelle” (“Yeni Evrensel Coğrafya Sözlüğü”) isimli kitabın “Karabağ” maddesinde, 250.000 olarak gösterilen toplam nüfusun en az yarısının Azerbaycan Türklerinden, geri kalanının Ermenilerden ve bazı İranlı ve Ruslardan oluştuğu kaydediliyor.[14]

Hatta Ermenistan kaynakları bile 19. yy. başlarında Karabağ’da Ermeni nüfusun azınlıkta kaldığını ifade ediyorlardı. 1972 yılında Erivan’da yayınlanan “Batı Ermenistan’ın Rusya’ya birleştirilmesi” isimli bir kitapta (s. 562), bu yıllar için Karabağ’da 12 bin ailenin bulunduğu ve bunların sadece 2500’ünün Ermeni ailesi olduğu belirtiliyor. Ermenilerin buraya sonradan geldiğinin kendilerince bir başka ifadesi de, 1978 yılında Karabağ’ın Akdere (eski Mardakert) rayonunda, “Bölgeye Gelişlerinin 150. Yılı” anıtını dikmeleri olmuştur.[15] Gerçi, 1980’lerde olayların yeniden tırmanmasıyla bu anıt yıkılmıştır. Fakat, onunla ilgili video görüntüler ve fotoğraflar durmaktadır.

19. yüzyıl sonlarında ve 20. yüzyıl başlarında çeşitli isyanlar baş gösterdiyse de, 1918 yılına kadar Karabağ, Çarlık Rusyası’nda Azerbaycan’ın bir bölgesi olarak (Gence Guberniyası) yer almaya devam etti.

Karabağ Meselesinin Doğuşu

19. yy.’ın sonları, 20. yy.’ın başlarında Kafkasya’da yaşayan Ermeniler, hızlı bir biçimde örgütlenmeye başladılar. Bu yapılanmaların en önemlisi 1890 yılında kurulan “Taşnaksutyun Komitesi” idi. Komite, daha çok Doğu Anadolu’daki Osmanlı topraklarını kapsayan bir Ermeni devleti kurmayı amaçlıyordu. Bu devirde Ermeniler, Çarlık Rusyası yönetimi altındaki topraklara ilişkin iddialarını pek dile getirmiyorlardı. Bunun nedeni, tarihsel süreçte hep işbirliği yaptıkları Ruslarla, ilişkiyi bozmama isteği idi.

Genelde iyi olan ilişkiler, 1719 yılında Çar I. Petro’nun, Rus Ortodoks Kilisesi mensuplarına tanınan hakları ülkesinde yaşayan tüm Ermenilere de vermesi ile daha da pekişmişti.[16] Fakat, bir yandan Çarlık Rusyası’nın halkları kaynaştırma isteklerinin Ermeni milliyetçiliği ile çatışması, diğer yandan da Rus Ortodoks kilisesinin Ermeni Gregoryan kilisesini kendisine birleştirme çabaları bu yakın ilişkiyi bir süre için zayıflattı. Fakat etnik çatışmaların başlaması, ilişkileri eski seyrine sokmakta geç kalmadı. Kafkasya’daki milli uyanış hareketleri de bu etnik çatışmalara paralel olarak gelişti. Özellikle 1905 yılı tarihe iki toplum arasındaki kanlı çatışmalar yılı olarak geçti. Olaylar bir Müslüman’ın (Azerbaycan Türkü’nün) Taşnaklar tarafından öldürülmesiyle tırmandı.[17] Azerbaycan’ın çeşitli yerlerinde, özellikle de Karabağ’da, Gökçe’de her iki taraftan karşılıklı olarak çok sayıda insan öldürldü. Her iki toplumun bazı aydın kesimleri, aslında aralarında düşmanlık bulunmadığını, olayların Ruslar tarafından kışkırtıldığını dile getirdiler. SSCB kurulduktan sonra bu olaylara değinilirken, her zaman bu olayların Çarlık yönetimince düzenlendiği ifade ediliyordu. Neden olarak da, işçi hareketlerini engellemek, toplumları Çarlığa karşı mücadeleden caydırmak için birbirlerine karşı mücadeleye yöneltmek olarak gösteriliyordu.

1906 yılında da devam eden olaylar, bu yılın Temmuz ayından itibaren yerini genel bir sessizliğe bıraktı. Tarihsel açıdan ve Çarlık Rusyası açısından önemli olayların yaşandığı 1906-1918 yılları aralığında iki toplum arasındaki çatışmalar durdu. Hatta bazı konularda beraber hareket ettikleri de görüldü. Fakat, 1917-1918 yıllarında gelişen olaylar, iki toplumu yeniden karşı-karşıya getirmeye başladı. 1917 Bolşevik ihtilalinden sonra Rus Duması bırakılmış, Dumanın Kafkaslardan olan üyeleri Transkafkasya Federasyonu oluşturmuşlardı. Bu tarihlerde Rusya’da iktidarı ele alan bolşevikler “Milletlerin Haklar Bildirisi” ile her milletin kendi geleceğini tayin etmesi ilkesini kabul ettiklerini açıklamışlar ve bunu sonucunda bölgede bir güç boşluğu oluşmuştu. Aynı zamanda, Ermenilerin Osmanlı’ya yönelik toprak taleplerinin ve Doğu Anadolu’da yaptıklarının (bu konuda Çarlık Rusyası’nın Van ve Erzurum’daki baş konsolosu olmuş olan Mayevski’nin hatıralarına bakılabilir) cevabı mahiyetinde, Osmanlı ordularının Doğu’ya doğru harekat yapması bekleniyordu. Böylesine bir beklenti, Ermenileri hızlı bir biçimde silahlanmaya sevketti.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ