TÜRK DÜNYASININ GÜNCEL KONUSU: ORTAK TÜRKÇE

TÜRK DÜNYASININ GÜNCEL KONUSU: ORTAK TÜRKÇE

Bilindiği üzere, 1990’lı yılların başında eski Sovyetler Birliği dahilinde bulunan Türk Cumhuriyetlerinden bazıları arka arkaya bağımsızlıklarını ilân etmeye başladılar. Bağımsızlık, devletler için çok önemli bir kavramdır. Ne var ki bağımsızlık kavramı birbiri içine girmiş daha pek çok alt unsurdan oluşur. Gerçek bağımsızlık için bunlar yanında dil, din, örf ve âdetler, hayat tarzı ve benzerlerinin de bağımsızlık karakterini taşıması gerekir.

Bağımsızlığı oluşturan bu alt kavramlar içinde en önemlisi dildir. Çünkü; dil, insan topluluklarını bir maksat etrafında toplayıp aralarında duygu ve düşünce birliği oluşturarak onların “millet” sıfatını almasını sağlar. Eğer kendi dilinizle konuşamıyorsanız, kendinizce düşünemiyorsunuz demektir. Düşüncenize sınır konulmuşsa bağımsızlıktan söz etmeniz mümkün değildir. Milletlerin dil bağımsızlığını kazanmaları; siyasal, sosyal ve ekonomik hayattaki bağımsızlıklarını kazanmalarında büyük rol oynamaktadır.

Türk Cumhuriyetleri, her ne kadar bağımsızlığını ilân etmiş bulunsalar da henüz tam bir ekonomik bağımsızlıktan söz etmek mümkün değildir. Bu durumun pek çok sebebi bulunmakla beraber, en önemli sebep eski Sovyetler Birliğinin bu cumhuriyetleri ekonomik açıdan kendisine bağlamış olmasıdır. Hem ekonomik açıdan hem devlet düzeninin işleyişi hem de insanların günlük yaşantısı ve alışkanlıkları bakımından eski sistem öylesine güçlü olarak yaşamaktadır ki bu durumun değişebilmesi için daha uzun yıllara ihtiyaç vardır. Bilinmesi ve kabul edilmesi gereken en önemli gerçek budur.

Bütün cumhuriyetlere yapılabilecek en büyük yardım ve iyilik, bu cumhuriyetleri bizim duygu ve hayallerimiz penceresinden değil, onların gerçek durumları noktasından görmektir. Çünkü, eski sistem aşağı yukarı devam etmektedir. O sebeple, bu kardeşlerimize içinde yaşadıkları kendi gerçekleri doğrultusunda davranmak, en doğru hareket tarzı olacaktır.

Bugün Türk Cumhuriyetleri eskiyle yeni düzen arasında sıkışmış bir durumdadır. Çoğunluk değişmeyi istese de yeninin ne olacağı konusunda bir fikirleri yoktur. Daha doğrusu eski alışkanlıklar ağır basmaktadır.

Türk devletlerinin kendi dillerini devlet dili olarak kabul etmeleri, bağımsızlıkların kazanılması yolunda atılmış en önemli adımlardır. Bağımsızlık aşaması tamamlanmış kabul edildiğinde, bugün için, Türk dünyasının en önemli meselesi, ortak iletişim dilidir. Bunun gerçekleşmesi şarttır; ancak, zamanı, zemini ve şekli konusunda şimdiden bir şey söylemek zordur.

Türkçe Gerçeği

Türk dünyası söz konusu olduğunda, karşımıza hemen Türkçe gerçeği çıkmaktadır. Balkanlardan Çin’e kadar olan alanda yaşayan Türkler, farklı devletler içinde, farklı konuşma biçimlerini geliştirmiş olsalar bile, hepsi de Türkçe konuşurlar. Bu bakımdan “Balkanlardan Çin’e kadar’ ibaresi dilimiz için hâlen geçerlidir.

Bu kadar geniş bir coğrafyaya yayılmış ve çok sayıda kola ayrılmış olan Türk dilini, ne kadar insanın konuştuğu meselesine gelince, bu hususta tam bir sayı vermek zordur. Çünkü, adı geçen bölgelerde yaşayan Türklerin bir kısmı, bağımsız cumhuriyet, bir kısmı özerk cumhuriyet şeklinde yaşarken bazıları da diğer devletlerin ahalisi olarak hayatını sürdürmektedir.

Bundan dolayı kesin ve yeni rakamlar elde etmek bir hayli müşküldür. Ancak, tahminî olarak bugün dünya üzerinde yaşayan Türklerin toplam sayısının 200 milyonun üzerinde olduğunu rahatça söyleyebiliriz. Bu hâliyle dilimiz dünyanın en çok konuşulan dilleri sıralamasında rahatlıkla ilk beşe girmektedir. O hâlde bundan böyle “Türkçe” terimi ile bütün Türklerin kullandığı genel Türk dilini anlamamız gerekir. Biz, pratik olarak Türkiye’de konuşulan dil için Türkçe demekteyiz.

Mevcut Durum

Bugünkü manzaraya bakıldığında, gerek Türkiye, gerekse Türk Cumhuriyetleri açısından ortaya çıkan imkânlar dünyası, iyi bir şekilde kullanılamamıştır. Bu konuda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve kamuoyunun son derece iyi niyetli olduğu âşikârdır. Ne var ki daha önceden bu sahalarla ilgili yeterli belge, bilgi, eleman ve en önemlisi de proje bulunmadığı için verimli bir sonuç alınamamıştır. Bununla bağlantılı olarak Türk Cumhuriyetleriyle ilgili politikalar daha ziyade kişiler seviyesinde gerçekleşmiştir. Yani, bir çok başlılık ve dağınıklık yaşanmıştır. Bütün bu kişisel ikili ilişkileri takdirle karşılıyor, bunların daha verimli hâle getirebilmesi için, iki kuruma ihtiyaç olduğunu ifade etmek istiyoruz. Bunlardan birincisi bütün Türk dünyasını bünyesinde toplayacak bir Türk Dünyası Akademisi’dir. Bu sahayla ilgili her türlü bilimsel ve politik araştırmalar söz konusu akademinin çatısı altında yapılmalıdır. İkinci olarak mutlaka en kısa zamanda Başbakanlık’a bağlı Türk Dünyası Müsteşarlığı kurulmalıdır. Bu noktada özel vakıfların ve gönüllü kuruluşların faaliyetlerinin de son derece önemli olduğunu ve devletçe desteklenmesi gerektiğini de belirtelim.

Türk cumhuriyetleriyle olan ilişkilerimizde artık hayal seviyesinden gerçek noktalara, somut basamaklara geçmeliyiz. Bu tür ilişkilerde objektif ve gerçekçi olmamız hepimizin faydasına olacaktır.

Türk dünyasının bugün için en önemli konusu, karşılıklı olarak birbirlerini tanımaları ve kaynaşmalarıdır. Bunun yolunu Türk dünyasının mütefekkirlerinden ileri görüşlü ve aksiyon adamı Gaspıralı İsmail, neredeyse bir asır öncesinden göstermiş ve uygulamıştır. Şimdilerde bu değerli şahsiyeti çok daha iyi anlıyor ve arıyoruz. Artık yapılması gereken onun gösterdiği çizgide önce “dil” alanında ortaklığı yakalayıp birbirimizi anlayıp sevmektir. Sonra “fikir”de birleşeceğiz. Bunlara bağlı olarak “işte” birliğimiz kendiliğinden oluşacaktır.

Türkiye’de dil, fikir gibi konuları küçümseyen kimileri ısrarla bu konuları gündem dışı tutmakta; Türk dünyası konusunu soğutmakta veya bu konuyu yalnızca ticarî mantıkla değerlendirmektedir. Şurası bir gerçektir ki dilimizi, gönlümüzü, fikrimizi bir etmeden işimizi bir eylememiz de son derece zor olacaktır!

Ortak Türkçenin Oluşturulması

Dünyanın en eski ve en çok konuşulan dillerinden birisi olan Türkçe, ne yazık ki, bugüne kadar diğer diller arasında hak ettiği gerçek yeri alamamıştır. Hemen her dönemde bir başka yabancı dilin tesiri altında kalmış, kendi gerçek gücünü yeterince gösterememiştir. Bugün ise, yepyeni ve taptaze bir imkânlar dünyasıyla karşı karşıya kalınmıştır. Ancak, nadiren karşımıza çıkabilecek böylesi bir fırsatı çok iyi değerlendirmek mecburiyeti vardır.

Ortaya çıkan yeni şartlar, âdeta Dünya Türklüğünü ” dilde, fikirde, işte” ve daha pek çok sahada birlik olmaya zorlamaktadır. Bu birliğin temel şartı ise, birbirinizi her yönüyle anlayabilmektir. O sebeple bütün Türklerin aynı dille anlaşabilmeleri (elbette ki Türkçeyle) şarttır. Bu düşünceden hareketle “Ortak Türkçe”nin bir zaruret sonucunda bu düşünceyi gerçekleştirmeye zorlamaktadır. Aynı kökten çıkmalarına rağmen, yapay olarak birbirinden uzaklaştırılan Türk lehçelerinin her birine “dil” adı verilmiş ve mümkün olduğunca ayrı alfabelerde yazdırılmaya zorlanmıştır.

Tarihî Arka Plân

Türk dilinin birliği ve bütünlüğü yolundaki gelişmeler, tarihî arka plâna sahiptir. Türk dili doğal gelişim seyri içerisinde, 12. yüzyıla kadar tek bir kol hâlinde süregelmiştir. Bu yüzyıldan sonra birisi Türkistan diğeri Anadolu merkezli olmak üzere iki kola ayrılmıştır. Bu iki büyük kol neredeyse yirminci yüzyılın başlarına kadar devam etmiştir.

Bu doğal gelişme içerisinde Kâşgarlı Mahmut’un meşhur Divan’ı, Karamanoğlu Mehmet Bey’in fermanı dilde birlik yönünde önemli kilometre taşlarıdır. Ahmed Yesevî’nin ve Yunus Emre’nin şiirleri halk dilini edebî dile yaklaştırması bakımından önemlidir. Âşık Paşa’nın Türk dilinin aşağılanmasına karşı duyduğu tepki de unutulmamalıdır.

Türk dili ve edebiyatındaki etkisi göz önüne alındığında, Türkçenin Farsçadan aşağı kalmadığı gibi, kendine has pek çok güzelliği ve inceliği bulunduğunu örneklerle ortaya koyan Ali Şîr Nevâyî de Türkçemizin birliği ve zenginliğini konusundaki önemli kilometre taşlarından birisidir. Ali Şîr Nevâyî, ana dilini (Türkçeyi), yolu dikenler ve taşlarla dolu denizin dibindeki incilere benzetir.[1]

Ali Şîr Nevâyî’nin en önemli yönü, Türk diliyle ilgili düşünceleri ve Muhakemetü’l-lûgateyn adlı eseridir. Ali Şîr Nevâyî, Farsça gibi son derece güçlü bir edebiyat dilinin varlığına rağmen, Türkçe eserler yazmış ve bu dille üstün bir edebiyat oluşturulabileceğini de ispatlamıştır. Bununla da kalmayıp Türkçe ve Farsçanın karşılaştırıldığı bir eser yazmıştır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ