TÜRK DÜNYASININ DÜNYA GÖRÜŞÜ ÜZERİNE BAZI MÜLAHAZALAR

TÜRK DÜNYASININ DÜNYA GÖRÜŞÜ ÜZERİNE BAZI MÜLAHAZALAR

Son yıllarda Rusya’nın siyâsî ve manevî hayatında “Rus dünyası” olarak isimlendirilen kavramın geniş bir şekilde  yayılmakta olduğu dikkât çekmektedir. Kanaatimizce bu gelişme, devlet tarafından Rus milletinin, Rus dili ve kültürünün rolünü ve önemini takviye ederek, devleti güçlendirme ve idare sisteminde üniter yapısını daha da sağlamlaştırılma çabalarını  göstermektedir. Bu haliyle “Rus dünyası” kavramı, günümüzde bir ideoloji haline gelmektedir. Bu görüşe uygun olarak ideologların çoğu, Rusya’daki Rusların yanında, bu ülkedeki Rus olmıyan bütün yerli milletlerinin, Ukrayna ve Beyaz Rusya devletlerinin, Kuzey Kazakistanda yaşayan Rusların, Bağımsız Devletler Birliğindeki yaşıyan ve Rus dilini ana dili olarak kabul etmiş ve Rus kültürünü kendilerine yakın gören insanlarının da “Rus dünyası”na ait olduklarını ileri sürmektedirler.

Ancak burada unutulan bir şey var ki, o da  Avrasya enginlerindeki Türk Dünyası varlığı olup, bunun en somut halinin Kazakistan’ın  Avrasya Gümrük ve Ekonomi Birliğine olan üyeliğidir. Türk dünyası, “Rus Dünyası”ndan çok daha  kadimdir ve onun içindeki iktisadi ve kültürel ilişkiler, Türk Dünyasını sürekli olarak (s.20) sağlamlaştırmakta ve pekiştirmektedir. Tabii olarak, Rusyadaki Türk halkları, kendi dilleri ve kültürleri açısından “Rus Dünyası”na değil, kesinlikle  Türk Dünyasına aittir.

Son yirmi yıl içinde bir kısmı Türkiye’de, bir kısmı da Azerbaycan’da olmak üzere müteaddit defalar Türk Devletleri ve Toplulukları Dostluk ve İşbirliği Kurultayları gerçekleştirildi. Türk halklarının kültürlerinin  gelişmesinde bir takım kültürel teşkilatlar oldukça faâl rol üstlenirken, Türk Devletleri Parlamenterler Birliği, toplantılarını Bakü’de yaparak, bu gelişmelere katkıda bulunmaya devam ediyor. Sözkonusu birliğin kendine özgü resmi amlemi de bulunmaktadır. Bunun yanında, yine toplumsal bazda, 1991 yılından beri, Bütün dünya Türk Halkları Asamblesi (BTHA) adlı milletlerarası kurum çalışmalarından olmak üzere  Birlik,  6. Kurultayını  2014 yılı Mayıs’ında Kazakistan’ın Çimkent şehrinde gerçekleştirmiştir. Geçen yıllarda Asamblenin üç iş programı kabul edilmiştir. Bunun dışında bilindiği gibi Türk dünyasında çoktan beri “Türkovizyon” adlı pop müzik ve şarkı yarışmaları yapılmakla, son yarışma (Kasım 2014) ile,  yine  2014 Eylülünde Türk Gençleri Şöleni, Kazan’da gerçekleştirilmiş ve   Kazan şehri Türk Dünyası Kültür Başkenti seçilmiştir.

Türk dünyası ilişkilerini pekiştiren bu tür faaliyetler dikkâte alındığında,  acaba geleceğe yönelik bir ideoloji oluşmak mümkün müdür?  Elbette böylesi bir ideolojinin teşekkülü için Türklerin “dünya görüşü” dediği daha geniş ve daha derin ortak bir temel ideolojiye ihtiyaçları vardır.  Aşağıda serdedeceğimiz satırlarda, söz konusu ideolojik oluşumla ilgili olarak, ortak temellerimizin, Türk halklarının “dünya görüşü” üzerine bazı mülâhazalar olacaktır.

Dünya görüşü tabii olarak oldukça geniş bir kavramdır. Bu takdirde o, son derece genelleşmiş şekilde ifade edilen nesnel dünyaya ilişkin görüş biçimi, onun [nesnel dünyanın] üzerinde insanın yeri, insanın çevredeki gerçeklik, topluma karşı olan sorumluluğu, inançları, ülküleri ve değerler manzumesini içermektedir. Sosyal yanıyla bu “ dünya görüşü”  bir ideoloji için de temel olabilir. Dünya görüşü gelişimi, sadece kişiliğin değil, aynı zamanda belirli bir sosyal grubun, halkın olgunluğunun da göstergesidir.

Türk halkları arasındaki ilişkiyi pekiştirip, aralarındaki dayanışmayı sağlayabilecek olan umûmî Türk dünya görüşünün sadece dini olması mümkün değildir, hele belirli bir dinin değerlerine istinat etmesi mümkün değildir. Çünkü,  Türk halkları sadece bir tek dine değil;  islâm, hristiyanlık, budizm, musevilik ve paganizm gibi değişik dinlere mensup oldukları gibi, laikliği kabul etmiş  halklar da vardır. Bu haliyle Türk ülkelerin hiçbirinde resmi devlet dini yoktur. Hepsinde vicdan hürriyeti ilân edilmiştir.

Bu açıdan bakıldığında, Türk halklarını birleştiren dünya görüşü, dünya dinleri ortaya çıkmadan çok önce biçimlenmiş, kökleri ile doğa, insan ve dünya üzerindeki telakkilerine kadar uzanan görüş ve değerlerden oluşur. Elbette bu, Ön Türk telakkileri tanrısız değildiler, ancak Türkler, onlarla ilgili bilgileri bilinen peygamberlerden (İbrahim, İsa, Muhammed) almayıp, tanrı kavramını doğayı sezgi ile ve bütünsel olarak yorumlayarak öğrenmişlerdi. Dolayısıyle, benzeri dünya görüşü esasında dine değil, tabiat felsefesine daha yakındırlar. Fiilen doğa felsefesi ilk tarihsel felsefe biçimiydi.

Bu itibarla Türk halklarının dünya görüşü,  bir yanıyla kadim çağların köklerine, diğer yanıyla çağdaş bilim ve felsefe temeline dayanan, laik ve millî mizaca dayanmaktadır.

Türk Halklarının ve  Kadim Kültürün Geçmişi

Türk halkları dünya görüşünün hareket noktası, dünyanın en eski milletlerinden  olduğu kabûl edilmelidir. Bunu, Türk kelime hazinesinin Sümer (Asya), Etrüsk (Avrupa), Kızılderili (Amerika) ve Hint-Avrupa dillerindeki Türkçe kelimelerin varlığı ispat etmektedir. Hâtta bu durum pek çok prototürkçede kelimeler yanında, bazı gramer kuralları bile farklı dillere geçmiştir (insanlar, (s.21) Asya’dan Amerika’ya M.Ö. 30 000 ve M.Ö. 14 000 arasındaki dönem içinde geçmişlerdir).

Dünya ve Maddenin Oluşumu: Türk Kozmogonisi

Türk kültürünün gerek dilbilim, gerekse mitolojik malzemeleri, dünya oluşumunun manzarasını şöylece anlatabilir: İlkel madde, hava ve su kaosuydu (karışımıydı). Sonra bu kaostan su (yer) ve gök (hava, güneş) ayrılarak, dünya oluşmuştur. Bu dünya, ilk önce onu yumurta şeklinde tasvir eden Türk mitolojisine uygundur. Muhtemelen, yumurtanın sarısı güneş ve göğü, akı ise okyanus sularını ifade ediyordu. İlk maddeye – gök (hava) ve su kaosuna- Türkler “yer-su” ya da “tengiz/tengir” (deniz) ya da “bütün” , Sümerler ise “absu”demişlerdir.

Yâni atalarımız dünyanın homojen bir maddeden, yani sudan (H2O) oluşan bir evrensel birimden meydana geldiğini düşünmüşlerdir. Su, kendiliğinden ortaya çıkmış, bu oluşuma ne demiurgos ne de tanrı karışmıştır. “Kaosun”’ su ve havadan oluşmuş olması, bizi yanıltmamalıdır, zira Türk halkları havayı aynı suyun, su buharı şeklinde bir görüntüsü olarak tahayyül etmişlerdir. Bunu Tatarca’da  “sulamak” (nefes almak) fiili ile ifade edilmekle, “kuk/kük” (gök) kelimesi ise “sug” (su) kelimesine dayanmaktadır. Türk dillerinde “s“/ “h“ geçişi, daha sonra “h”/”k” geçişleri mümkündür. Böylelikle su, hava ve suya ayrılmıştır. Nitekim, dünyanın homojen bir maddeden (sudan) teşekkül ettiğine dair eski Türk telakkisi, son astrofizik buluşlarla da örtüşmektedir. 

Günümüz bilim adamlarının tezlerine göre; evren, ilk önce tek bir atomdan ibaret olup, sonra “Büyük Patlama” dediğimiz bir patlamayla gazlar, sonra da yıldızlar ve galaksiler oluşmuştur. Evrenin ilk maddesi, önceleri bir tek hidrojenden (H) ibaret, homojendi, ancak daha sonra helyum ve başka kimyasal elementler ortaya çıkmıştır. Tam da bu noktada, atalarımızın dünya ve maddenin oluşumuna dair telakkileri oldukça  mantıklıydı.

Konuyla ilgili olarak ilk antik Yunan filozoflarından Thales de, bütün  nesnelerin ilk elementin su olduğunu düşünmüştü. Bilindiği gibi Thales, Mısır’a gidip, orada Sümer ilim aleminden pek çok şey öğrenmişti. Sümerler ise, ya prototürkler olan iki halkın kaynaşmasından oluşmuş bir halktır veya Sümerler, prototürklerin büyük medeni tesir etmesi neticesinde oluşmuş bır halktır. Bunu kaynaşma sonucunu aşağıdaki dil ve felsefe malzemelerinde görebiliriz. Türk dillerine ait olan ‘”sug/suv’” (su) kelimesinin anlamdaşları “(b) at”  (Türk dillerine ait “batmak” kelimesi ile karşılaştırın), “par” (buhar), “buz” kelimeleriydi. Hangisinin daha eski olduğu bilinmemekle beraber meselâ, Tatar masallarında büyük su alanlarına “at” (“bat” tan olma) denir. Muhtemelen, böylece “atıl” (Volga) ve “Atlantik” kelimeleri ortaya çıkmış olmalıdır. Aynı kaynaktan “bar” (birşeyin varlığıdır), “ma”  (bir eylem veya bir eylemin sonucunu ifade eden ek) sözcükleri de. Meselâ, “gelmek” – “gelme”, yani “gelme” kavramı. “Yazmak”- “yazma”.

Türkçede “ma” sözcüğüne tanrı tarafından verilen ve “bir anlam” manâsını ifade eden Sümer felsefi ve dini “me” kelimesiyle ilgilidir. Meselâ, “hükümdar iktidarı” mesi, yâni, “hükümdar iktidarı” anlamını ifade eden kelime. Yine aynı şekilde, “tac” mesi, “tapınak” mesi v. b. vardır. Bu ME’lerden Sümerce’de toplam yüzsekiz tane bulunmaktadır.[1]Türk dillerine ait olan bu “ma” Rus dilinin “pismo” (mektup), “rezba” (oyma) ve benzeri kelimelerine geçmiştir.

Eski Mısır’da “ilâhi hakikat” veya “uzaysal dünya düzeni”ni ifade eden “Ma(at)” (“at”) sadece dişil gramer göstergesidir) kelimesi, “firavun iktidarı” teolojik doktrinin temel telakkisidir. Firavun, ülkesini kaos gücünden savunan bir muhafız konumdadır.[2]

(s.22) Türk dillerine ait olan “ma” sözcüğünün pek çok anlamı vardı: “(b)at” -su, ”neme” – bir şey, nesne, “yazmadı” (olumsuzluk eki), “yazdı mı” – (soru eki).

Suyun varlık temeli olduğunu gösteren “ma/va” sözcüğünün görevlerini biz Hint-Avrupa dillerinde de görmekteyiz. Meselâ, Almanca’da – Wasser (su) – etwas (bir şey) – was? (ne?). Aynı olayı Sâmi dillerde görmek mümkündür. Meselâ, Arapça’da: ma (su) – ma (bir şey) – ma (hayır) – ma? (nasıl…? hangi?).

Türk Diyalektiği

Yukarıda bahsettiğimiz gibi, Türk halklarının gök, hava, güneş, tanrı telâkkileri, “su” telakkisi ile sıkı sıkıya birbirine bağlıdır. “Bal”, ”bay” güneş isimleri de bundan kaynaklanmaktadır. Bunu (güneş) “balktı” –  (güneş) “parladı”, (güneş) “bayıdı” – (güneş) “battı”  fiilleri de gösteriri. Anlaşılacağı üzere,  “ba (ma)” kökü, aynı zamanda güneşin varlığı ve yokluğunu ifade eder.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ