“TÜRK DÜNYASI VATANDAŞLIĞI”NA DOĞRU

“TÜRK DÜNYASI VATANDAŞLIĞI”NA DOĞRU

Türk boy ve toplulukları bugün dünyanın farklı bölgelerinde ve devletlerinde farklı yönetim şekillerine tabi olarak yaşamaktadırlar.

Birbirlerinden çeşitli sebeplerle ayrılan Türk boy ve topluluklarının adına Ulu Türkistan denilen coğrafyadaki birlikteliği Türk Milletinin güçlü devlet(ler) kurmasına; adının ve sanının bugüne kadar gelip ulaşmasına vesile olmuştur. Ancak artan nüfus, çakışan çıkarlar, yaşanan çekişmeler, huzursuzluklar ve mücadeleler Türk boy ve toplulukları arasındaki birlikteliğin ve dayanışmanın bozulmasına, aralarındaki ilişkilerin zayıflamasına hatta bazı bölgelerde bitmesine sebep olmuştur.

Türk boy ve toplulukları arasındaki huzursuzluklar, egemenlik savaşları ve dağınıklık Türklere yakın coğrafyalarda yaşayan ve Türklerle tarihsel hesabı olan milletler için her zaman fırsat doğurmuştur.

Orta Asya’da ve Kafkasya’da Çin’in ve Rusya’nın süreklilik arz eden çok yönlü politikaları, Türk boy ve topluluklarının uzun süre birbirlerinden kopuk yaşamalarında; birbirlerine yabancılaşmalarında büyük rol oynamıştır. 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılıp yeni Türk Cumhuriyetleri’nin kurulması Türk boy ve toplulukları için tarihin en büyük fırsatı olmuştur. Ancak bu fırsatın yeterince değerlendirilebildiğini söylemek de mümkün değildir.

Aynı etnik yapıya ve kültürel kimliğe sahip milletlerin birlik ve bütünlükleri, gönül ve akıl birlikteliğiyle oluşturulmuş stratejiler sayesinde gerçekleştirilir ve korunur. Aklın ve gönlün bir araya getirmediği; yalnızca çıkar ilişkilerinin veya duygusal bağların bir arada tuttuğu toplulukların ve milletlerin birlikteliklerinin uzun sürmesi mümkün değildir. Aralarında “kan bağı”, “akrabalık” veya “dostluk” bulunan devletlerin, milletlerin ve toplulukların birbirleriyle ilişkileri “güçlü” ve “sağlam” olduğu kadar “hassas” ve “kırılgan” özellik taşır.[1] Bu ilişkilerde “duygu ile mantık”ın, “gönül ile akıl”ın ittifakı, ilişkilerin kalıcılığı ve sürekliliği bakımından çok önemlidir (Alyılmaz, 2011: 55).

Türk boy ve topluluklarının 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonraki dönemlerde farklı adlar ve oluşumlar altında bir araya gelme girişimleri, çoğunlukla duygusal temelli olduğu için başarılı ol(a)mamıştır. Ancak geride kalan 20 yılı aşkın sürede bazı kazanımların olduğu da inkâr edilemez.

Türk devletleri arasında gerçekleştirilmeyen pek çok ilişkinin ve oluşumun kitle iletişim araçları sayesinde toplumun alt tabakalarında gerçekleşmiş olması; ulaşımın nispeten kolaylaş(tırıl)ması ve maliyetinin düş(ürül)mesi, TÜRKSOY, Türk Keneşi / Türk Konseyi (Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi), TÜRKPA (Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi), Türk Üniversiteler Birliği… gibi ortak teşkilatların kurulması bu kazanımlar arasında sayılabilir.[2] Ancak Türk boy ve topluluklarının bugün gelinen noktada birbirlerini iyiden iyiye tanıdıkları, aralarında eski Sovyetler Birliği’nin yapısına veya Avrupa Birliği’nin bugünkü durumuna benzer bir ilişkinin oluştuğu; duygusal temelli ve içerikli söylemlerin yerini akılcı ve gerçekçi kararlara ve eylemlere bıraktığı hiçbir şekilde söylenemez.

Geride kalan uzun yılların oluşturduğu iletişim ve güven sorunun bir anda ortadan kalkması elbette beklenemez. Çünkü zaman ve şartlar Türk boy ve toplulukları arasında ciddi yaşayış ve inanış farklılıkları doğurmuştur. Aynı etnik ve kültürel kimliğe sahip olmalarına rağmen aralarında farklılıklar olanlar yalnızca Türk devlet ve toplulukları da değildir. Hızla değişen ve gelişen dünyada Türk devlet ve topluluklarının akılcı bir noktada tekrar buluşmaları ancak ve ancak geride kalan tarihsel süreçte ortaya çıkan inkâr edil(e)mez farklılıklara hoşgörü ile yaklaşıp bunun bilincinde aralarındaki aynılıkları ön plana çıkarmalarından geçmektedir. Şurası hiçbir zaman unutulmamalıdır ki: Ayrıntıda direnenler yollarını ayırırlar. Ayrıntıda direnmek ayrılık getirir (Gemalmaz, 2010: 431).

Aynılıklarını, birleşenlerini ön planda tutup birleşemeyenlerin de, ayrışanları yüzünden ayrılıklar yaşamaları kaçınılmazdır. Bugün dünyada yaşanan pek çok huzursuzluğun ve savaşın temelinde de insanoğlunun (bunun doğal uzantısı olarak milletlerin) bitmez tükenmez ihtiraslarının bilinçli bir şekilde yönlendirip ön plana çıkardığı “farklılıklar” yatmaktadır. Oysa tarih boyunca insanların farklılıklarını ön planda tuttuklarında birbirleriyle savaştıkları; birleşen veya benzeşen yönlerini ön planda tuttuklarında ise hem kendilerine hem de bütün insanlığa yararı dokunacak işler başardıkları bilinmektedir. Bu savın en açık kanıtını hiç kuşkusuz ki Avrupa Birliği oluşturur.

Bugün Avrupa Birliği içinde yer alan ülkelerin birçoğu yakın tarihe kadar birbirleriyle savaşmışlardır. Çünkü Avrupa Birliği ülkelerinin (birçoğunun dini aynı olsa da) onların da birleşen yanları kadar ayrışan yanları; aralarında çıkar çekişmeleri vardır. Ancak Avrupalılar geçmişten (aralarında yaşanan savaşlardan) ders çıkarmayı bilmiş; birleşen yanlarını ön planda tutmuş; Avrupalılık paydasında buluşarak “Avrupa Birliği”ni kurmuşlardır.

Türk Dünyası Çalıştayı - 012

Temeli 1950’li yılların başına (Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’na) dayanan; 7 Şubat 1992 tarihinde imzalanan ve 1 Kasım 1992 tarihinden itibaren yürürlüğe giren Maastricht Anlaşması’yla adı “Avrupa Birliği” konulan birlik bugün 28 bağımsız devletten oluşmakta ve içinde 500 milyon insan yaşamaktadır. Avrupa Birliği içinde yer alan devletler şunlardır: Almanya, Avusturya, Birleşik Krallık, Belçika, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Hırvatistan, Hollanda, İrlanda, İspanya, İsveç, İtalya, Kıbrıs, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Macaristan, Malta, Polonya, Portekiz, Romanya, Slovakya, Slovenya ve Yunanistan (http://europa.eu/). Avrupa Birliği her geçen gün güçlenmekte, sınırlarını genişle(t)mekte ve dünya kamuoyunda daha fazla söz sahibi olmaktadır. Bu arada Türkiye, İzlanda, Makedonya, Karadağ ve Sırbistan başta olmak üzere birçok ülkenin Avrupa Birliği’ne üye olmak için beklediklerini de belirtmek gerekir.

Avrupa Birliği ülkeleri arasında elbette ciddi farklılıklar bulunmaktadır. Avrupa Birliği içinde yer alan ülkelerin yöneticileri de zaten bunun bilincindedirler. Bunun için de Avrupa Birliği içindeki her ülkede “Avrupalılık” paydasında birleşmenin yolları aranmakta ve “Avrupalılık bilinci” oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Acaba Avrupa Birliği benzeri bir birliği Türk Dünyası için de gerçekleştirmek mümkün müdür? Türk boy ve topluluklarının birleşenleri bu birliği oluşturmak için yeterli midir? TÜRKSOY, Türk Konseyi[3], Türk Üniversiteler Birliği[4]… gibi teşkilatlârın kurucularını “Türk Dünyası Vatandaşlığı”[5] paydasında buluşturmak bir hayal olmanın ötesine geçebilir mi? Bu sorulara aklı başında herkesin “evet” diyeceğinden kuşku duyulmamalıdır. Çünkü bu birlik (adı farklı olsa da) tarihte zaten vardı. Aralarındaki her türlü çekişmeye rağmen Türk boy ve topluluklarının iyide ve kötüde bir araya geldikleri dönemler yaşanmıştı. Üstelik Avrupa Birliği’nin oluşumuna zemin hazırlayan birleşenlerle Türk boy ve topluluklarını “Türk Dünyası Vatandaşlığı” paydasında buluşturacak birleşenler karşılaştırıldığında Türk boy ve topluluklarının birleşenlerinin daha fazla olduğu görülür. Aynı etnik ve kültürel kimliğe sahip olanların kardeşlik, dostluk, hoşgörü, dayanışma, iş birliği ve barış paydasında buluşup birlik oluşturmaları diğerlerine göre daha kolaydır.

İçinde yaşanılan bölgenin ve çağdaş dünyanın gerçeklerinin bilincinde; ortak kültürel değerlerden, tarihsel süreçte edinilen deneyimlerden, kazanımlardan ve birikimlerden hareketle kendi geleceklerine şekil vermek Türk devlet ve topluluklarının da hakkıdır.

Temelinde evrensel değerlere bağlı, insan haklarına saygılı, hoşgörülü, başkalarını ötekileştirmeyen, birlikte yaşamanın bilincinde, eğitimli, mutlu, huzurlu bireylerin bulunduğu toplumların, milletlerin ve devletlerin oluşturacakları birlikler hem kendilerine, hem yakın çevrelerine / bölgelerine hem de dünya barışına ve huzuruna katkı sağlayacaktır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. ali Kılınç dedi ki:

    Keşke öyle bir şey olsa ne kadar muhteşem olurdu

BİR YORUM YAZ