TÜRK DİLİNDE EKLER VE KÖKLER

TÜRK DİLİNDE EKLER VE KÖKLER

Eski Türkçü ve dilcilerden Besim Atalay Bey “Türk Dilinde Ekler ve Kökler Üzerinde Bir Deneme” adında 380 sayfalık mühim bir eser neşretti. Dîvânü Lûgat it-Türk müterciminin bu eseri yeni bir dil kurultayının toplanacağı şu haftalarda herhalde Türk dilinin gücüne ve gelişme kabiliyetine inananların elinde kuvvetli bir silâh olacaktır. Çünkü bir dil, kelimeleri ve tasrifleri çoğaldıkça enginleşir. Kelime yapmak için bir tek yol da ekleri ve kökleri kullanarak yeni şekiller icat etmektir. Eski dil kurultayları ilmî hareket etmemişlerdi. Şimdi ise elde basılmış birçok eserler bulunduğu için her halde pek ilmî ve ciddi münakaşalar olacak ve bundan, umarız ki, Türk dili için hayırlı sonuçlar doğacaktır.

Besim Atalay Bey, kitabın başlangıcında Türk dilinin, âdeta felsefî diyebileceğimiz bazı meselelerini kısa ve açık sözlerle anlatıyor. Türkçe’de “önek” olup olmadığını soruşturan bilgin, bir takım dilcilerin Türkçe’de önek olduğunu iddia ederek örnekler verdiklerini söylüyor ve sonunda “bu davayı kabul taraflısı değilim. Fakat büsbütün bir yana atmak a istemiyorum. Bu bir ihtiyatsızlık olabilir. Her hangi bir mesele için etraflıca araştırılmadan hüküm vermek doğru değildir” diyor.

Besim Atalay Bey’in bu hususta hakkı vardır. Meselâ bugünkü Türkçe’de tekit sıfatları yapılırken ekler öne geliyor; “kıp-kızıl, yem-yeşil, sır-sıklam, kas-katı” gibi. Gerçi bu tekit sıfatı şekli, Türkçe’nin sonraki bir çağına aittir. Gök Türkçe’de yoktur. Fakat acaba bu, yabancı dilerin tesiriyle mi doğmuştur? Yoksa doğrudan doğruya Türkçe’nin yapısına ait bir mesele midir? Türkçe’nin Gök Türkler’den daha önceki çağına ait metinler elde yoktur. Belki Çin kütüphanelerinin incelenmesi neticesinde böyle böyle metinler ele geçecek ve ihtimal bunlardan, eski Türkçe’de örnek olduğu meydana çıkacaktır. Siyenpilerin bir kolu olup Şimalî Çin’de devlet kurmuş olan Tabgaç” (Çince’si-“Topa”)lar medenî bir unsur olduğu için belki kendi dillerinin kamuslarını meydana getirmişlerdir ve ihtimal bunlar bir gün meydana çıkacaktır.

Türkçe’de yüzlerce ek olduğunu Besim Atalay Bey bu kitabıyla bize gösteriyor. Hele fiilden çıkan ekler bakımından Türkçe’nin ne kadar zengin olduğunu övünç ve sevinçle görüyoruz.

Acaba bu bine yakın ekin bugün hepsini kullanarak yeni kelimeler yapmak mümkün müdür? Bugün unutulmuş, ölü hale gelmiş eklerin bir faydası olur mu? Bunları çıkarınca da geriye kalan ekler bakımından Türkçe zengin bir dil midir?

Zaten bugünkü dil münakaşalarının da ruhu buradadır. Bir kısım ölü eklerin ve kelimelerin dirilmeyeceğini söyleyerek başka dillerden kelime almak taraflısı oluyorlar. Bir kısım ise eski sözlerin diriltilerek Türkçe’nin saf Türkçe haline gelmesini, yabancı hiç bir unsura muhtaç olmamasını istiyorlar. Ben ikinci fikre taraftarım ve ölü İbrani dili bile dirildikten sonra, kahraman bir ırkın dili olarak yaşayan Türkçe’deki ölü kelimelerin biz istersek, dirilebileceğine inancım var. Yalnız şunu da derhal söyleyeyim ki yeni kelimeler yapılırken bunların Türk dili kaidelerine uygun olmasını isterim. Uydurma “üçgen” bana uydurma olmayan “müselles”ten daha yakın geliyor. Fakat “yardirektör”ü veya “işyar”ı, dünya yerinden yıkılsa, Türkçe diye kabul etmem. Besim Atalay Bey esasen en ifrata gittiği yerlerde bile ilme aykırı bir iddiada bulunmamıştır. O “reis” yerine “başkan” kelimesine ileri sürerken bu kelimeyi bazı bilginimsiler gibi uydurmuyor, bunu Dîvânü Lügat it-Türk’ten alıyor. Hattâ Dîvân ü Lügat it-Türk’ün bir kelime endeksini yapmış olan C. Brockelmann “budun başganı” terkibini “halkın führeri” diye tercüme etmektedir. (Mittel Türkischer Wortschatz nach Mabmud al Kaşgris Divan Lügat at-Türk, s. 32). Şimdi Türkçülük adına çıkıp da Türkiye’nin devlet reislerini reisicumhur veya şef gibi Türkçe olmayan isimler yerine kısaca ve Türkçe “başkan” desek diye bir teklifte bulunsak bu makul mudur, değil midir? İlmî midir, bilgisizce bir iddia mıdır? İşte meydan, isteyen buyursun, münakaşa edelim…

İmanlı Türkçü Besim Atalay, kitabında mukadder sorulara cevap vererek Türkçe’de bir ekin bazen birkaç ayrı mâna ifade etmesinin bir mahzur olmadığını; Arapça, Farsça, Yunanca, İngilizce ve Fransızca’da da bunun böyle olduğunu gösteriyor.

Değerli bilgin bu kitabı yazmak için 85 kaynağa başvurmuştur. Kitabın sonunda gösterilen bu kaynakların bir kısmı tek nüsha, bir kısmı da yabancı dillerden tercümesi Dil Kurumunda bulunan eserlerdir. Muhakkak ki Dil Kurumunun en verimli azası Besim Atalay’dır. Dîvânü Lügat it-Türk tercümesinden, “Türkçe’de Men-Man Lâhikası”ndan ve bahsettiğimiz bu eserden sonra iki mühim eseri daha çıkacaktır ki biri Et-Tuhfet-üz-Zekiyye tercümesi, biri de Kuran, tercümesidir, Türkçü ilim erbabına, düşen vazife bu eserleri iyi niyetle ve ilmî olarak tenkit etmek, böylelikle Türk diline hizmet etmektir.

(7 Hazinin 1942), Çınaraltı, 1942, Sayı: 38

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al