TÜRK ÇOK TANRICILIĞI: TENGRİCİLİK – 9

Kutlu Altay Kocaova

Yazarın şu ana kadar yazılmış 16 makalesi bulunuyor.

Kutlu_Altay_Kocaova-009

Dağ Kültü

Dağlar, her zaman insanoğlunun ilgisini çekmiştir. İnsan yaşamı ve yerleşimi açısından oldukça zor olan bu coğrafî yapı, çeşitli sebeplerle birçok insan için mesken olurken, insanın zihninde metafizik bir boyuta da ulaşmıştır. Dağlar, insanoğlunun zor zamanlarında sığınacağı yerlerdir. Bu anlamda, dağ, insanoğlunun koruyucusudur. Ayrıca dağlar, doğaya hâkim olma çabasındaki insanoğlunu, en çok uğraştıran ve zorlayan bir yapıdır. Öyle ki, birçok dağ, insanoğlunun zihninde, erişilmez, ulaşılmaz bir konuma sokmuştur.

Dağların kutsallaştırılması, onlara tapınılması, birçok kültürün bünyesinde barındırdığı bir inanç şeklidir. Tengrici Türklerin, Altay Dağları’nı, Tanrı Dağları’nı, Ural Dağları’nı ve daha birçok dağı tanrılaştırması; Antik Yunanlıların tanrıların meskeni olan Olympos’u tanrılaştırması ve diğer birçok toplumun kendi bölgelerindeki birçok dağa kutsallık ve tanrılık atfetmesi, bu inancın uzantılarıdır.

Tengrici Türkler, dağları birçok tanrısal ruhun meskeni olarak görmekle berâber animist yapılarından dolayı dağın kendi ruhu olduğuna ve bu ruhun da tanrısal olduğuna inanmışlardır. Her ruh, kendi bölgesinin, yâni o dağın sâhibidir. Bu ruhlara, kanlı ve kansız kurbanlar sunulur, adaklar adanır ve onlardan isteklerde bulunulur. Bu ruhlar, bağımsızdır. Yâni Ülgen ve Erlik Han ile bağlantıları yoktur.

Dağ ruhları, kadındır. Ancak yakın zamanda erkeklik atfedildiği de görülmektedir. Ancak bu durum, inanç boyutunda bir cinsiyet değişiminden başka bir şey değildir. Altay Türkleri, dağ ruhunun sarı saçlı ve iri memeli, çıplak bir kadın olduğuna inanmışlardır.[1] Burada sarı saçlı olarak tasvir edilen Tanrıça Umay ve Umay’ın Anadolu’daki uzantısı olan, Tahtacı Türkmenleri’nin Kaz Dağları’nın koruyucusu olduğuna inandıkları “Sarı Kız” ile olan benzerlik oldukça dikkat çekicidir. Bu noktada Kumandin Türkleri’nin de “Dağ İyesi Sarı Kız”[2] adını vermeleri, benzerliğin ötesinde, Türklerde dağ ruhunun genel olarak sarı saçlı olarak görüldüğünü gösteren, önemli bir göstergedir. Ayrıca Altay Dağları’nın ve aynı zamanda bütün Sibirya’nın en yüksek tepesi olan Beluha, Altay Türkçesi’nde “kadın başı”[3] anlamına gelmektedir. Bununla berâber zaman zaman dağ ruhlarının kurt olduğu inancı da görülmektedir.

Dağ ruhunun genel olarak iyi olduğuna inanılır. Bununla berâber Altay efsânelerine göre sık sık avcılara âşık olur ve kendisiyle evlenen avcılara, bol bol av verir. Ancak evlenmeyen avcıları ise deli eder. Deli etmesi ise dağ ruhunun, istediğini alamadığı zaman zarar verebilecek bir güçte olduğunun göstergesidir. Bununla berâber günümüzde Anadolu’nun birçok yerinde cinlerin karşı cinsten birini beğendiklerinde onunla evlenmek istedikleri, olmaz ise ona musallat olup, delirttikleri gibi inançlar oldukça yaygındır.

Bunların dışında dağların daha birçok tanrısal yönü bulunmaktadır. Moğollarda olağanüstü büyük bir dağ üstünde göğe ulaşan kadının bulunduğu ağaç tasvîri[4], önemli bir unsurdur. Burada dağ kültü ile ağaç ve gök kültünü bir arada görüyoruz. Bununla birlikte tasvîrin merkezinde yine bir kadın bulunmaktadır.

Altay çevresindeki kamlar, davullarını kutsal saydıkları bir dağdan alırlar[5]. Burada dağın ruhu, kam davulunun sâhibi değil, aracısıdır. Gök tanrısı Ülgen, boy ya da kabilenin kutsal saydığı bir dağ aracılığı ile kama, davulunu ulaştırırdı[6].

Altay Türkleri’nin Altay’ın ruhu için söyledikleri bir duâ şöyledir:

“Bu kurbanım, Mukaddes Altay’a ulaşsın! Yargı yerine biriksin! Güttüğümüz dâvayı halledecek mi? Bereket, refah verecek mi? (Kurbanımız) her engeli aşarak büyük Altay’a ulaşsın!”[7]

Ayrıca Sagay Türkleri’nde gelinler, yaşadıkları Sakçak dağları için “kayınbabamız” derlerdi.[8] Burada Sagay Türkleri’nde erkeklerin, bu dağların soyundan geldiği inancı görülmektedir. Aynı şekilde Saha (Yakut) Türkleri’nde de gelinler, kutsal olduğuna inandıkları dağlar için “kayın babamız” derler[9].

Bir Tunguz boyu olan Nanayların bir şamanı, Mihály Hoppál’a kadın iyelerin/ruhların, başka dünyada dağlarda uyuduğunu, ancak şamanın davulunu çalmaya başlaması ile berâber uyandığını ve şamanın emrini dinlediğini söylemiştir[10]. Burada yine kadınlık, ön plandadır.

Şor Türkleri arasında bulunan Rus Türkolog Alekseev, bu konuda şöyle demektedir:[11]

“Şorlar, dağ ruhlarının (tag-azi) ve su ruhlarının (shug-azi) varlığına inanır. Her klan, klan üyelerini koruyan kendi klan dağına ve kendi dağ ruhuna sahiptir. Bu dağlarda, her üç yılda kurbanlı seremoniler yapılırdı. Kadın veya erkek her Şor, dağın ya da nehrin kenarında iken saygısını göstermek için dağ ya da nehrin sahibi ruha bir saçı saçardı…”

Tatar Türkleri arasında da dağ ruhu, biri erkek, biri dişi olmak üzere iki ördek şeklindedir. Rizvan bir yiğidin kutsal dağ Yegämeş’in zirvesine çıkıp, buradaki mâvi bir gölde yaşayan dağ ruhu olan dişi ördeği avlaması ve bunun üzerine erkek ördeğin de intihâr ettiği bir efsânenin sonunda, dağ ruhlarının ölümü ile berâber dağ, çökmeye başlar.[12]

Otistik oğlunu iyileştirmek için Moğolistan’a giden, Moğol ve Dukha (bir Tuva boyu) kökenli kamlarla tedâvisini yaptıran Rupert Isaacson, ilk âyin öncesinde Moğolistan Şamanları Derneği başkanı Şukbat adlı bir kamla yaptığı konuşmada, kamın kendisine şöyle dediğini söylemiştir.[13]

“Ana yurduna dönerek geldiğin yerdeki dağların efendilerine bir dua etmeli, onlardan şifa dileyerek bu sütü onlara sunmalısın.”

Tuva Türkleri arasında araştırma yapan, Rabia Ebrar Akıncı, 27 Temmuz 2006 târihinde Tuva Türkleri’nden Möndör adlı bir kamla yaptığı görüşmede, kam, Rabia Ebrar Akıncı’nın asistanlığını yapan Naranbaatar’a şöyle dediğini aktarmaktadır:[14]

“Bu ovalar ihtişamlı dua edin, “Ey Xayraxan (Hayrahan. K.A.K.)! Bay Alday!” Bu döş bırakılan sunak yerine gelip otururuz. Eski[den] yaşlı dedemizin yaylası[ydı]. Ben ova’ya gittiğimde Altın Dünya’yı, Karlı Xayraxan’ı överek şarkı söylerim. “Altın Başlı, Gümüş Kuşaklı, Bakır Çizmeli” diye, iyi kötü kendi kendime söylerim. Kara inançlı (imanlı) kişi[yim] kara inanç (iman) denir buna. Ben fazla bilmem. Bilmem, hiç… Ondan sonra bu ovaya hastalık olduğunda çocuklarımı getirip dua ettirdiğimin ertesinde iyileşirdi. Çok önem veririm. Yılda üç kez gelirim. Ondan sonra, yazın ilk ayının yeni sekizinde daima geliriz. Aragı çıkmasa da ak mahsulümüzü alıp, … lar [anlaşılmadı, şahıs isimlerinden bahsediyor] da hepsi gelir, hepimiz arabayla gelip ibadet edip döneriz.”

Burada geçen Hayrahan, Altay bölgesi Türkleri arasında Kayra Kan ya da Hayrahan olarak bilinen ve en büyük tanrı olarak kabul edilen tanrı değil, Tuva bölgesinde bulunan ve oldukça yüksek olup, tanrı gibi görülen, bünyesinde çok sayıda ruhu barındıran Hayrahan Dağı’dır.

1. yüzyılda yaşamış olan İrânlı târihçi Gerdizî, Türgeş (Türkiş) ve Çiğil Türkleri’nin yakınlarında bulunan bir dağa taptıklarını ve bu dağı, tanrının makâmı olarak gördüklerini yazmaktadır.[15] [16] Ayrıca Dokuz Oğuz ülkesinde, yeryüzünün en yüksek dağı bulunduğunu ve Dokuz Oğuz Türkleri’nin bu dağa tapıp, duâ ettiklerini, adak adayıp, kurban kestiklerini anlatır.[17]

Abakanlı Hakas Türkleri’nden olan kamların duâlarından biri de, şöyledir:[18]

“Togız kattap oynatkan! Togız salaa sallalıg
Ang tutturgan kögil-pay Kıtat kanı oynatkan!
Çılay pazında Çılay taskıl, köger turgan kök taskıl
Agar turpan ak taskıl! tegir tözi toksaylaan,
Togız taskıl kayrakan! tegireng taan tekperlig!”

(Dokuz defâ oynatan! Dokuz parmak parmaklı
Av tutturan Kögil-Bay, Çin hanını oynatan
Çılay başında Çılay dağı, göğeren (mâvileşen) gök dağ
Ağaran ak dağ! Tanrı (gök) yanına dokunan
Dokuz dağ kayrakan [merhametli han]! Alacakarga gibi karlı dağ!) [çeviri: K.A.K.]

Macar Türkolog Mihály Hoppál tarafından derlenen, Tuva Türkleri’ne ait Yelena Monguş Şarkısı adlı eser, bir duâ niteliğindedir ve tamâmen dağ ruhlarına yöneliktir.[19]

“Merhametli olun!
Öte dünyadaki dağlarım,
Hayır işleyen dağlarım
Öte dünyanın ödülü
Yüceltin beni!
İnancımız için söylediğimiz
İnanç olsun
Süt gibi temiz olsun
Zahmetlerimizin sonucu olsun
Merhametli olun dağlarım!
İyi şans getirin!
Kötü bizden ırak olsun
Zahmetlerimizin sonucu olsun
Merhametli olan dağlarım!
İyi şans getirin!
(Zorlukların) üstesinden geliriz
Mutluluk getirin!
Geride kalan günlerim, aylarım
Dağlarım
Yüceltin beni!
Öte dünyanın ödülü
Merhametli olun!
Kaynak sulu dağlarım
Merhametli tanrılarım
Keder bizden ırak olsun!
Merhametli olun dağlarım!
Mutluluk verin!
Çiçekler açsın
Bastığım topraklarda!
Merhametli olun,
Dert, keder kalmasın
Mutluluk baki olsun!
Yüceltin
Ardıç ile tütsüleyin!
Zahmetlerimizin sonucu olsun!”

Ölüm kültünün Tengrici Türklerin dışında, diğer inançlardaki Türkler arasında da yaşaması gibi dağ kültü de, diğer inançlardaki Türkler arasında yaşamaktadır. Müslümân olan Uygur Türkleri’nde bunun birçok örneği vardır. Meselâ çocuk sahibi olmak için Kaşgarlı Mahmud’un mezarını ziyâret eden kadınlar, mezarın yakınındaki “Hazreti Mollam” dağına giderek dağın kovuklarına ellerini sokup “Ey Tanrım, senden bir çocuk istiyorum, yardım eyle!” diye dua etmektedir.[20]

Bir diğer Müslüman Türk toplumu olan Anadolu Türkleri’nde dağ kültünün uzantılarını görmek mümkündür. Özellikle Kaz Dağı civârında yaşayan Tahtacı Türkmenleri’nde dağ kültü, apaçık bir biçimde görülmektedir. Öyle ki, ünlü Sarı Kız efsânesinin kaynağı da, bu dağdır. Yukarıda Altay bölgesinde yaşayan Kumandin Türkleri’nin kendi dağ ruhlarına, “Sarı Kız” adını verdiğini söylemiştim. Bu da Anadolu Türkleri’nin en azından bir kısmı arasında hâlâ bu inancın devâm ettiğini göstermektedir. Ayrıca Müslümân Türkmenler arasında dağların ve göllerin pîri olarak Kavus ya da Kıyas adlı bir varlığa inanılır.[21]

Bununla berâber Türk destân ve efsânelerinde dağlara dâir anlatımların, dağ kültü içerisinde incelenmesi gerekir. Ergenekon Destânı’nda Türklerin, dağa sığınması; Uygur Göç Destânı’nda Kutlu Dağ adı verilen kayanın Çinlilere verilmesinden sonra kıtlık ve kuraklığın başlaması, ardından da her yerden “göç” sesi gelmesi ve göç edilmesi, dağ kültünün uzantılarıdır. Ayrıca Oğuz Kağan Destânı’nda Oğuz Kağan’ın oğullarından birinin adının Dağ Han olması da, yine dağ kültüne işâret etmektedir.

Çingiz Kaan ve Moğollar konusunda en önemli kaynak olarak kabûl edilen Moğolların Gizli Tarihçesi adlı eserde yazılanlara göre Çingiz Kaan’ın ataları olan bozkurt ve dişi geyik, Burhan Haldun Dağları’na gelmişler ve burada çocukları olmuştur.[22] Bataçihan adlı bu çocuğun soyundan da Çingiz Kaan, dünyaya gelmiştir. Ayrıca henüz Çingiz Kaan adını almadan önce, Temuçin olduğu dönemde, eşi Börte ve annesi Öelün’ün Merkitler tarafından kaçırılması üzerine Burhan Haldun Dağları için şu sözleri söylemiştir:[23]

“Alkım gibi dinleyen
Sakat Hoogçin’in
Uyanık gücüyle
Kakım gibi gören
Sadık Hoogçin’in
Gördüğü sâyesinde
(Tehlikeli düşmandan
Kaçmayı başarıp)
Bütün bedenimi
Saklayıp gizleyip
Belirsiz yolun
İzini sürerek
Geyik izinin
Peşinden giderek
Söğüt evde
Çaresizce saklanıp
Burhan Haldun’da
Canımı sığındırdım.
Uzaktan gelen düşman
Hakkımıza tecavüz ederken
Şahinden kaçan
Serçe gibi
Ren geyiğinin
İzini sürüp
Keskin kayalıkların
Açıklıklarını arayıp
Haldun Dağı’na
Saklanarak gelip
Ağaç kabuklarından ev kurup
Sıcak canımı
Korudum, ben.
Engin bilgili
Burhan Dağı
Bit kadar canımı
İtinayla kurtarıp
Böbrek kadar bedenimi
Tam sağlığıyla bıraktın.
Kinli düşmandan
Esirgeyip kurtarıp
Biz yetimlere
Destek olmuş
Ulu yüce
Burhan Haldun seni
Her sabah yücelteyim!
Her gün adak sunayım!
Her tohumda
Adak sunup
Her devirde
Hep tapınayım!”

diye kuşağını boynuna asıp, başlığını eline sıkıştırıp, eliyle göğüs kemiğine bastırarak, güneşe doğru yönelip, Burhan Haldun’a dokuz kere diz çökerek karşılık verip, saçı yaptı.”

Dağlara sunulan kurban da çok önemlidir. Bu kurbanların, bâzıları kansız iken, bâzıları da kanlıdır. Altay ve Hakas Türkleri, buna “tat tayii” veyâ “tayelga” derler ve bu âyini yöneten aksakala da “tayığçı” derlerdi. Buryatlar da, bu âyine “taylagan” demişlerdir.[24] Dağ sözcüğü, çeşitli Türk lehçe ve ağızlarında tağ, tav, tay şeklinde söylenir. Bununla birlikte buradaki ilginç bir nokta vardır. O da dayı sözcüğünün etimolojisi ile olan benzerliği ve ilişkisidir. Ayrıca Rus Türkolog Lvova, Altaylı kamların, kutsal dağlara dayı dediğini söylemektedir[25].

Birçok farklı Türk boyunun dağlara ilişkin inançlarına bakıldığında diyebiliriz ki, dağ, koruyucudur, kurtarıcıdır, besleyendir, şifâ verendir, anadır, sevgilidir, eştir, atadır, akrâbadır, vatandır, bâzen tanrısal bir ruh, bâzen ise tanrıdır. Ata ya da dayı olarak görüldüğü durumların dışında, dağlar, çoğunlukla dişi olarak görülmüştür.


Dipnotlar:
[1] Bayat, Fuzuli, “Türk Mitolojisinde Dağ Kültü”, Folklor/Edebiyat Üç Aylık Kültür Dergisi, c.12, s.46, ss.49, Ankara 2006/2
[2] Duymaz, Ali, Şahin, Halil İbrahim, “Kaz Dağlarında Dağ, Ağaç ve Ocak Kültü Üzerine İnanış ve Uygulamalar”, Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, c.11, s.19, ss.120, Balıkesir, Haziran 2008
[3] Yuguşeva, Nadya, “Altayda Türkler ve İnançları”, Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, s.11 ,ss.140, Ankara, Bahar 2001
[4] Hoppál, Mihály, Avrasya’da Şamanlar, s.261, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2012
[5] a.g.e., s.245
[6] a.g.e., s.242
[7] Tanyu, Hikmet, Dinler Tarihi Araştırmaları, s.31, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları No:120, Ankara, 1973
[8] Ögel, Bahaeddin, Türk Mitolojisi, 2. Cilt, s.133, MEB Yayınları, Ankara, 2001
[9] Sönmez, Seniha, Türklerde Dağ Kültü İnancı ve Şor Destanlarında Dağ, Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Balıkesir, 2008
[10] Hoppál, Mihály, Avrasya’da Şamanlar, s.176, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2012
[11] Hoppál, Mihály, “Sibirya Şamanizminde Doğa Tapınımı”, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, c.41, s.1, ss.213, Ankara, 2001
[12] Zaripova Çetin, Çulpan, “Tatar Türklerinde Mitolojik Varlıklarla İlgili Mitler ve İnanışlar (İyeler ve Yaratıklar)”, Bilig Dergisi, s.43, ss.7-8, Güz 2007
[13] Isaacson, Rupert, At Çocuk, Bir Babanın Oğlunu İyileştirme Mücadelesi, s.89, Bilge Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul, Eylül 2009
[14] Akıncı, Rabia Ebrar, Batı Moğolistan Tsengel Tuvaları’nda Şamanizm, Şaman Olma ve Kozmoloji İlişkisi, s.110, Yeditepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Antropoloji Anabilim Dalı, Doktora Tezi, İstanbul, 2009
[15] İnan, Abdülkadir, Tarihte ve Bugün Şamanizm, Materyaller ve Araştırmalar, 3. Baskı, s.28, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1986
[16] Çoruhlu, Yaşar, Türk Mitolojisinin Ana Hatları, s.35, Kabalcı Yayınları, 4. Baskı, İstanbul 2012
[17] a.g.e., s.36
[18] İnan, Abdülkadir, Tarihte ve Bugün Şamanizm, Materyaller ve Araştırmalar, 3. Baskı, s.124, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1986
[19] Hoppál, Mihály, Avrasya’da Şamanlar, s.130, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2012
[20] Öger, Adem, Gönel, Tuğba, “Uygur Türkleri Arasında Şamanlar ve Tedavi Yöntemleri”, Turkish Studies – International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, Volume 6/4, ss.244, Fall 2011
[21] Yıldız, Naciye, Türk Mitolojisinde Koruyucu Ruhlar, Çağdaş Türklük Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri 2003, c.2, s. 212, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü, Ocak 2007
[22] Kaya, Mehmet Levent, Moğolların Gizli Tarihçesi, s.13, Kabalcı Yayınları, İstanbul, Eylül 2011
[23] a.g.e., s.43-44-45
[24] Bayat, Fuzuli, “Türk Mitolojisinde Dağ Kültü”, Folklor/Edebiyat Üç Aylık Kültür Dergisi, c.12, s.46, ss.59, Ankara 2006/2
[25] a.g.e., ss.60
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ