TÜRK CİHAN HÂKİMİYETİ MEFKÛRESİ

TÜRK CİHAN HÂKİMİYETİ MEFKÛRESİ

Destan ve Efsanelere Göre

“Oğuz Kağan: Ey oğullarım!
Çok savaştım, çok yaşlandım.
Gök-Tanrı’ya borcumu ödedim.”
(Oğuz Destânı)

Milletlerin yaşayış, düşünüş ve inanışlarını araştırırken milli destan, menkıbe ve efsâneler bazan tarih vesikaları arasında birinci derecede ehemmiyet kazanır. Bunlar yalnız tarihin eksikliklerini doldurmakla kalmaz; içtimâî rûhun akislerini, düşünce ve inançlarını meydana koymak bakımından da çok mühim bir mevki işgal ederler. Bu sebeple Oğuz destânı ile başlamakta isabet vardır. Eski Türklerin veya Oğuzların tarihî fetihlerini destânî bir şekilde anlatan Oğuz-nâme’ye göre ilk cihân hâkimiyeti Oğuz Kağan tarafından kurulmuştur. Nitekim destân Oğuz Han’ın Çin, Hindistan, İran, Azarbaycan, Irak, Suriye, Mısır, Anadolu (Rûm), Rus ve hattâ Frenk ülkelerini fethettiğini anlatırken Kun (Hun), Göktürk ve Selçuk devirlerini şumûlüne almakta ve hattâ destânın muahhar parçaları Osmanlılara kadar uzanmaktadır. Türklerin ilk fâtih atası, bütün millî nizâm ve müesseselerin kurucusu sayılan Oğuz Kağan semâvî bir menşeden gelmiş ve hârikulâde vasıflara sâhip olarak doğmuştur. O, daha çocuk iken birtakım kahramanlıklar yapmış ve kendisi gibi gökten inen bir kız ile evlenmiştir.[1] Destânın İslâmi rivâyetine göre Oğuz Han daha doğuşunda, Müslüman olmadığı için, anasının südünü emmez. Büyüyünce de bu din ayrılığı onunla babası Kara-han arasında mücadeleye sebep olur. Oğuzhan babasına galip gelir; tahta çıkar ve kağanlığını ilân eder.[2] Dört tarafta bulunan bütün kavimlere elçiler göndererek “Ben artık bütün dünyanın Kağanıyım” der ve hepsini kendisine itaata ve tâbiiyete çağırır. Esasen Oğuz Han’ın çok akıllı ve keramet sâhibi olan müşaviri (veziri) Irkıl-hoca veya Uluğ-Türk Tanrının cihân hâkimiyetini kendisine verdiğini de tebşir eder: “Ey Kağanın, Gök-tanrı bütün dünyayı sana bağışlasın” der. Aşağıda görüleceği üzere Allah’ın birçok Oğuz Kağan ve sultanlarına dünya hâkimiyetini bağışladığını Korkut-ata ve İslâm evliyâsı da müjdelemiştir.

Oğuz Han ilâhî hâkimiyetini kabûl etmeyen milletler üzerine seferlere çıkıp dünyayı fetheder. Bu fetih hareketlerinde Türk destân ve an’anelerinde mühim bir mevki olan ve menşe efsânelerine giren Bozkurt (Böri) Oğuz Han’ın da rehberidir. Gökten inen bozkurt: “Ey Oğuz, sen Urum (Roma) üzerine gitmek istiyorsun; ben senin önünde yürüyeceğim” der. Oğuz kurdu takiple sefere çıkar; Urum ve Urus (Rus) hükümdarlarının yener; Çin, Hint, Suriye ve Mısır ülkelerini fetheder.[3]

Ben sizlere oldum kağan
Alalım yay ile kalkan
Nişân olsun bize “buyan”
Boz-kurt olsun bize “uran”.[4]

İslâmî Oğuz-nâmede kurt çıkarılmış ise de Selçuklularla birlikte Yakın-şarka ve Anadolu’ya gelen Oğuzlar destânla birlikte Boz-kurt hikâyelerini de getirmişlerdi. Nitekim XII. asır Süryanî tarihçisi Mihael’e göre: “Yeryüzü Türkleri taşımağa kâfi gelmiyordu. Garba doğru ilerlerken önlerinde köpeğe benzer bir hayvan (kurt) bulunuyor ve onlar da ona yetişemiyorlardı. Bozkurt hareket etmek istediği zaman “Göç” (Yâni, kalkınız!) diye bağırıyor; Türkler de durduğu yere kadar onu takip ediyor ve orada çadırlarını kuruyorlardı. Uzun zaman rehberlik eden kurt nihayet kaybolunca Türkler de artık geldikleri yerlerde oturup kaldılar”, yâni Yakın-şark ve Anadolu’da göçlere son verip yerleştiler ifâdesi ile Oğuzlarla birlikte destânlarının da nasıl geldiğini ve başka milletlerce de bilindiğini meydana koymuştur.[5] Urallardan Avrupa’ya göçen Hunların da önünde kendilerine rehberlik eden bir geyiğin bulunduğu rivâyet edilmiştir.[6] Semavî bir nurdan doğan Bugu-han ve evlâtları elindeki kut taşı Uygurların saadetini ve hâkimiyetini sağlıyordu. Bunun elden çıkması da onların Şarkî-Türkistan’a göçmesine sebep olmuştu.

Destân Türk milletini Oğuz Han’ın oğullarından türeyen Oğuz boyları ile Oğuz Han’ın kumandanları sayılan Karluk Kıpçak, Kanglı, Kalaç ve Uygurların nesli olarak bölümlere ayırırken Oğuzların hâkimiyeti altında millî birliği, bu uluslararası münasebetleri ve hukukî mevkileride bir nizâma bağlamıştır. Oğuz dünya hâkimiyetini kurduktan ve ihtiyarladıktan sonra devletini altı oğlu arasında taksim ederken, feodal esaslara rağmen, milli birliği devam ettirmek ister. Gerçekten Oğuz’un her oğlundan doğan dört torunu ile çoğalan yirmi dört boy Oğuz milletini teşkil eder. Oğuz Han’ın üç oğlu Gün, Ay ve Yıldız’dan on iki torunu (boy) sağ; Gök, Dağ ve Deniz’den on iki torunu da sol kolu teşkil eder. Oğuz Han hâkimiyeti temsil eden yayı birincilere, tâbiiyeti temsil eden oku da ikincilere vermiştir. Oğuz beyleri ve boylarının siyasî ve hukukî münasebetleri de yayla ok münasebetine göre olduğundan sağdaki Boz-oklar, soldaki Üç-oklara üstündür. Yâni Üç-oklar Boz-oklara tâbidir. Bu hukukî kaide Selçuklulara ve hattâ bir dereceye kadar Osmanlılara kadar devam eder.[7] Millî ve yabancı çeşitli kaynaklarda Türk kağan ve sultanlarının boy beylerine, tâbi Türk veya ecnebi hükümdarlarına ok göndermeleri kendilerinin yayı ve hâkimiyeti, onların da oku ve tâbiiyeti temsil etmeleri dolayısıyladır. Gönderilen ok aynı zamanda hükümdarın emrini ve huzuruna dâveti ifâde ettiğinden onu alanlar derhal hakan ve sultanların yanına koşar. Garbî Göktürklere bazan On-ok adı verilmesi de onların büyük kağanlara tâbi on boya ve idareye ayrılmaları ile alâkalıdır.[8] Muharebe ve mühim mes’elelerde hâkan ok gönderince bütün tâbi yabgu ve beylerin iştiraki ile yüksek bir meclis (Kurultay) kurulur ve müzakereler olurdu.

Çin kaynakları Göktürkleri Kunların torunu gösterir. Tatarları (Cücen veya Ava) hücûmuna uğrayan ve imha edilen asil bir Hun çocuğu Bozkurt tarafından kurtarılmış ve Göktürkler de onunla kurdun nesli olarak türemiştir.[9] Burada tarih ve destân birbirine karışmış; Göktürklerin bayraklarında kurt başı bulunmuştur. Esasen Türk efsâne ve an’anelerinde mühim bir mevkii olan kurt hikâyeleri Hunlara kadar çıkar.[10] Bu sebepledir, ki kurt Türklerce at gibi uğurlu ve hattâ mübarek sayılmış; Kâşgarlı Mahmud ve Dede-Korkut kitabının kaydettiği üzere bu telâkki İslâm devrine kadar gelmiştir.[11] Oğuzlar arasında kurttan başka her boyun kuşlardan ayrı ayrı mübareket (ıduk) sayılan birtakım ongunlar da vardır.[12]

Cihângir Oğuz han ile babası Kara-han arasında vukubulan mücadele, M.Ö. III. asır sonlarında, Kun imparatoru tarihî Mete (Modun) ile babası Tuman arasındaki savaşın destânî bir in’ikâsından başka bir şey değildir. Aslında Çin kaynaklarının ilk Türk fâtihi olarak gösterdiği Mete hakkındaki kayıtları bile daha Hunlar zamanında bu şahsiyetin destânî bir hüviyet kazandığını gösterir. Böylece Oğuz-nâme’nin Hunlar devrine kadar çıktığını belirtmiş oluyoruz.[13] Büyük Hun Tan-yu’su Mete’nin destânda Oğuz han olduğunu gösteren başka sağlam deliller de vardır. Gerçekten Hunlardan Osmanlılara kadar devam eden idarî, siyasî, sağ-sol teşkilât tarihî ve destânî bu iki hükümdara atfolunmakta ve bu suretle bu iki şahsiyet birleşmektedir. Mete’nin imparatorluğu yirmi dört kumandana taksimi yirmi dört Oğuz beyi ve boyuna tekabül eder. Her kumandanın maiyetinde 10.000 süvariden müteşekkil bir kuvvet (tümen) bulunması, orduda bundan sonra 1000, 100 ve 10 kişilik birlikler ihdâsı da Mete’ye isnat olunmuştur.[14] Onun, fetihleri, teşkilâtı ve vatanperverliği cidden milletin kalbinde destâni hüviyeti ile de yaşamasına imkân vermiştir. Destânın Oğuz boylarına tâyin ettiği hukukî mevki ve dereceler Türk cemiyetinde fi’len yaşamış; bu da tarihi kayıtlarla meydana çıkmıştır. Esasen Oğuz Han’a ait başka te’sis ve icatlar da vardır.

Oğuz Han altı oğlu ile birlikte dünyayı fethedip cihângir olduktan sonra ana-yurduna (yurt-i aslî) döndü. Bir “Uluğ kurultay” topladı. Binlerce hayvan keserek azim bir toy yaptı; altun bir otağ kurdu. Üç büyük oğlu Boz-oklar sağda, üç küçük oğlu Üç-oklar solda oturdu: “Ey oğullarım! Çok savaştım; artık çok yaşlandım. Düşmanları ağlattım; dostları sevindirdim. Gök-Tanrı’ya borcumu ödedim” dedi ve yurdunu oğulları arasında taksim etti. Ok-yay münasebetlerine göre Üç-okların Boz-oklara tabiiyetini bildirdi. Türeye ve birliğe bağlı kalmalarını vasiyet etti. Her birine ait hukukî mevki (orun) ve damgaları belirtti; onların ongunlarını gösterdi.[15] Destânın İslâmi rivâyeti Oğuz Han’dan sonra Sır-derya boylarında yaşayan Oğuzların ve onların yabgularının hayatlarını içine alır. Onlardan sonra da Selçuklulara ve muahhar parçaları ile de, Osmanlılara kadar uzanır. Dede-Korkut, Oğuz Han tarafından inşa olunan ve yabguların payıtahtı olan Yengi-kent şehrinde oturur. Oğuznâme’ye ve Dede-Korkut kitabına göre o çok yaşlı, ak sakallı, çok akıllı ve tecrübe görmüş, kerâmet sâhibi bir insandı. Hanların tâyinlerinde, devlet işlerinin müzâkerelerinde, kurultay ve toylarda başlıca söz sâhibidir. Çünkü an’aneye göre Dede-Korkut’un kerâmetleri, hikmet ve hikâyeleri çoktur; istikbal için ne demişse çıkmıştır. Eski devrin şamanları ve İslâm devrinin evliyası vasıflarını gösteren Dede-Korkut, Oğuz yabgularının başlayan hâkimiyeti gibi son cihângirliğin de, Oğuz boyları arasında birinci hukukî mevkii bulunan Kayı kabilesine ve Osmanlılara intikal edeceğini de kerâmeti ile keşfetmiş ve müjdelemiştir. Filhakika Dede-korkut kitabının başında: “Resûl (a.s.) zamanına yakın Korkut, ata dirler bir er koptu. Ol kişi Oğuz’un bilicisi idi; ne dirse olurdu; gaipten haber söylerdi. Hak taâlâ anın gönlüne ilhâm iderdi. Korkut-ata eyitti: Âhir zaman olup kıyâmet olunca (ya dek). Bu dedüği Osman neslidür. İşte sürilüp gideyordur” ifâdesi Korkut-ata’nın kerâmetleri arasında nakledilmiştir.[16]

Dede-Korkut’a atfolunan bu keşif ve tebşir ilk Osmanlı vakayi-nâmelerine ve bazı muahhar Oğuz-nâme parçalarına da intihal etmiştir. Filhakika II. Murad Devri’ne ait Türkçe Selçuk-nâme aynen bu metni ihtiva eder ve şöyle başlar: “Padişâhımız Sultan Murad Han, ki eşref-i Âl-i Osman’dur ve pâdişâhlığa enseb ve elyaktır. Oğuzların kalan hanları uruğundan ve Çingiz han uruğunu mecmûundan ulu asîl ve ulu sükükdür”. Nitekim tarihi ve destâni rivayetlerde Kayılar daima başta gelmiştir. Osman Gazi de Selçuklulara karşı Gök-alp neslinden gelmekle iftihar ediyor ve hâkimiyet hakkının kendisine ait olduğunu ileri sürüyordu. Bu sebeple de Osman Gazi’ye “Siz Kayıhan neslindensiniz. Kayıhan hod Oğuz beylerinin, Oğuz’dan sonra ağaları ve hanları idi. Gün-han vasiyeti ve Oğuz türesi mucibince Oğuz neslinden kimse olmayacak, hanlık ve pâdişâhlık Kayı soyu var iken özge soya değmez” düşünceleri bildiriliyordu.[17]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ