TÜRK BÜYÜKLERİ – 58 : ALPARSLAN TÜRKEŞ

TÜRK BÜYÜKLERİ – 58 : ALPARSLAN TÜRKEŞ

Son yüzyılın Türk tarihine damgasını vuran, Türk milletinin geçmişinde ve geleceğinde mühim roller oynayan Türk büyükleri arasında hiç şüphesiz Alparslan Türkeş’in de ap-ayrı bir yeri vardır.

Bu dava ve siyaset adamının hayatına baktığımızda, milleti ve devleti için elinden gelen her şeyi yaptığını görürüz. Eğer Türkiye Cumhuriyeti devleti parçalanmadan bugünlere kadar gelmiş ise onun ve yetiştirdiği Türk milliyetçileri sayesindedir. Dolayısıyla günümüz Türk milliyetçiliğinin şekillenmesinde ve fikri dünyasının oluşmasında, Alparslan Türkeş’in katkısını kimse inkâr edemez. Onun ülküsünden ve kavgasından etkilenmeyen hiçbir Türk yoktur.

Bugün Türkiye ve diğer çağdaş Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlık ülküsünün temelinde de Alparslan Türkeş’in emeğinin olduğunu söylemeden geçemeyiz. 20. asrın sonlarında, Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlık hareketlerinde ön plana çıkan milliyetçi faaliyetlerin hepsinin de Türkiye ve dolayısıyla Milliyetçi Hareket partisiyle alâkası vardır.

Türk tarihinin bu mümtaz şahsiyeti her ne kadar 1917 senesinde Kıbrıs’ta doğmuş ise de, ataları Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinden oraya göçmüştür. İlk ve ortaokulu burada bitiren Alparslan Türkeş’in ailesi 1933 senesinde tekrar ana vatana dönerler ve o da Kuleli Askeri Lisesine kaydolur. 1938’de Harbiye’yi bitiren Türkeş’in, Atatürk’ün vefatından sonra meydanı boş bulan komünistler karşısında mert bir duruş sergileyerek, adeta tek başına vuruşan Nihal Atsız’ı tanıması ve onunla mektuplaşmaya başlaması, hayatında bir dönüm noktasıdır. Zaten 1944 Türkçülük Davasında tutuklanmasına sebep de, Atsız Beğ’in evinde Türkeş’e ait mektupların bulunmasıdır. Ancak askeri Yargıtay tarafından suçsuz görülünce, diğer 3 Mayıs tutukluları gibi hapis yatmak zorunda kalmaz.

Rahmetli Türkeş, Atsız Beğ ile irtibatını 1970’lere kadar sürdürmüş, onun görüşlerinden azami ölçüde yararlanmıştır ki, Milliyetçi Hareket Partisinin ana felsefesi ve ilkeleri Atsız Beğ’in temel fikirleridir. Fakat Alparslan Türkeş’in çocuklarının da isim babası olan Atsız ile yollarının 1970’den sonra ayrıldığını görmekteyiz.

Alparslan Türkeş’in Türkiye’de adının ön plana çıktığı bir başka hadise 27 Mayıs 1960 tarihindeki askeri müdahale hareketidir. Milli Birlik Komitesi adına yaptığı konuşma ile bütün Türkiye onu tanıdı. Ancak bir süre sonra ihtilâlcilerin arasında çatlaklar oluşmuş ve buna binaen “Ondörtler” diye anılan grup içindeki Türkeş, 13 Kasım 1960’ta tasviye edilince, Türkiye’nin Hindistan Büyükelçiliğine sürgüne yollanmıştır.

Türkiye’ye 23 Mart 1963 senesinde dönen Alparslan Türkeş, bu sırada yine bir darbe teşebbüsünde bulunan Talat Aydemir ile alakası olduğu ileri sürülerek tutuklanmış ve dört ay Mamak Askeri Cezaevinde yatmıştır. Bu suçlamadan beraat edince, 1965 tarihinde Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisinde siyasete atıldı. Kısa bir süre sonra bu partinin genel başkanı oldu. Bununla beraber Türk siyasi hayatında mühim bir yeri bulunan Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi 1969’da adını değiştirerek, Milliyetçi Hareket Partisi ismini aldı.

Bilindiği üzere Türkiye 1960’ların sonlarında itibaren yabancı devletlerin müdahalesiyle bir sağ-sol çatışması eşiğine getirilmiş ve epey bir süre hiç yoktan vatan evlatları birbirlerine kurşun sıkmışlardır. Meğerse biz bunlarla uğraşırken, başkaları Türkiye’de Kürtçülük hareketlerinin alt yapısını hazırlıyor ve yeni dünyanın nasıl olacağını hesaplıyormuş. Ne yazık ki bu tuzağa sağcılar da, solcular da düştüğü gibi, bölücü Kürtler sol cenahın içerisinde yuvalanıp, bu günlere kadar geldikten sonra, gerçek yüzlerini gösterdiler. Her şeye rağmen Türk milliyetçileri bu tehlikeye dikkat çekmişlerse de, dışarıdan direktiflerle Türkiye’yi yöneten basiretsiz politikacılar buna aldırış etmediler. Ve Türkiye bugün onların vebalini çekmektedir.

O yılları bilenler hatırlayacaklardır ki, Türk polisi ikiye ayrılmış, ordu ise hiçbir şeye ses çıkarmaz bir tavır sergilemişti. Bunun üzerine bir grup Ülkücü ülkenin başka bir mecraya sürüklendiğini sanarak, kendilerinde haklı olarak devletlerini savunma ihtiyacını hissettiler. Halbuki Türk ordusunun da en büyük dostumuz dediğimiz o büyük devletle dirsek temasında olduğunu kimse anlayamamıştı. Her gün onlarca Türk evladının ölmesinden o devrin idarecileri gibi, Türk ordusuna komuta edenler de mesuldür. Zaten istenen de bu imiş; Türkiye’nin bir karmaşaya sürüklenmesi ve bunun ardından sözde dostumuz olan ülkenin emriyle, ordunun idareye müdahalesi planlanmış idi.

Neticede 12 Eylül 1980 tarihinde malûm olduğu üzere Türk Silahlı Kuvvetleri yönetime el koyduğunu açıkladı. Başta Alparslan Türkeş olmak üzere pek çok vatan evladı hapislere atıldı. Burada senelerce işkencelere maruz kaldılar, idamla yargılandılar ve bir kısmı da maalesef idam edildi. Türk milleti asla kendine karşı oynanan bu oyunu unutmamalı, hem tarih, hem de adalet önünde bunun müsebbiplerinden hesap sormalıdır.

Ömrünün baharında ülkesi ve devleti için çok güzel işler yapabilecek Türk gençleri hiç uğruna, bir büyük devletin bölgemizdeki menfaatlerini daha rahat elde edebilmesi ve ona yardımcı olan Türkiye’deki işbirlikçileri yüzünden öldüler. Gençliklerini hapishanelerde tükettiler, nerdeyse bir nesil yok oldu.

Bütün hayatını Türk milletine hizmete adayan rahmetli Alparslan Türkeş, dörtbuçuk yıl tutuklu kaldıktan sonra, 9 Nisan 1985 senesinde tahliye olduysa da, o dönemde diğer bazı siyasi parti önderleriyle beraber kendisine de yasak konduğundan, birkaç sene politika yapamadı. Nihayet 6 Eylül 1987’deki referandumun ardından siyasi yasaklar kalkınca, Milliyetçi Çalışma Partisinin başına geçerek, tekrar aktif siyaset hayatına girdi. Alparslan Türkeş 1991 tarihinde Yozgat milletvekili oldu. Bu arada 24 Ocak 1993 senesinde Milliyetçi Çalışma Partisi de isim değiştirerek, Milliyetçi Hareket Partisi adını aldı.

Milliyetçi Hareket Partisi ve onun başbuğu 24 Aralık 1995 genel seçimlerinde, % 10’luk ülke barajını aşamadığından parlamentoya giremediyse de, meclis dışında dahi çok etkili bir siyaset yürüterek ülke gündeminin belirlenmesinde ve geleceğinde çok önemli roller oynadı. Bilhassa 90’lı yıllarda alıp başını giden bölücü Kürt hareketlerinin Türkiye’yi karıştırmasına fırsat vermemiş, Ülkücülerin de yeniden bir oyuna düşmelerini engellemiştir.

Türkiye bu günlere eğer bölünmeden, tek parça gelmiş ve hala da bu azmi gösterebiliyorsa, bu rahmetli Türkeş ve onun Ülkücüleri sayesindedir.

Bu büyük dava insanı 4 Nisan 1997’de hayata gözlerini yumdu. Dünyanın ve Türkiye’nin her yerinden gelen yüzbinlerce Türk’ün omuzlarında son yolculuğuna uğurlandı. Türk tarihinde derin izler bırakan bu ülkü adamına Türk milleti sonsuza kadar minnettardır.

Prof. Dr. Saadettin Yağmur GÖMEÇ

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ